Yaşam / Yazar Yazısı
Çetin Altan Şeytanın gör dediğic.altan@bnet.net.tr

Yumurta kapıya dayanmadan, iki ayak bir pabuca girmeden...

03 Eylül 2009

Yıllarca sokak arasında kalmış eski mezarlardan biriyken, neden sonra üstü kapalı bir mekân içinde, yeşil sandukalı bir türbeye dönüştürülmüş olan “Sofu Baba” türbesi önündeki kaldırımın kıyıcığında; başı simsiyah bir başörtüsüyle, vücudu da topuklarına kadar upuzun siyah bir yeldirmeyle örtülü bir kadıncağız, boylu boyunca uzanmış yatıyor.
* * *
Kaldırımın kıyıcığında upuzun yatan siyahlar içindeki kadın; bayılıp kalmış mı orada, yoksa uyuyor mu; uzaktan anlaşılmıyor.
Hızlı adımlarla gelip geçenlerden, hiç aldıran yok kaldırımda yatan kadına.
Ve kadının göğsüne yakın bir yerde, kâsemsi bir tas duruyor.
* * *
Derken efendim; kavun karpuz yüklü tek atlı bir araba inmeye başladı, “Sofu Baba” türbesinin önünden.
* * *
Adeta bir fotoğraf karesi gibi belirtilmeye çalıştığımız görüntü; ne Afganistan’a ait, ne Pakistan’a, ne Irak’a, ne Suriye’ye, ne Fas’a, ne Cezayir’e...
* * *
Göğsüne yakın bir yerde, kâsemsi bir tasla kaldırımın kıyısında upuzun yatan kadınla, önünden geçen kavun karpuz yüklü tek atlı araba; İstanbul’un Avrupa yakasında, Kabataş’tan Kazancı Yokuşu’na doğru çıkan “Eski Meclis-i Mebusan Yokuşu” üstünde.
* * *
Kaldırım kıyısında upuzun yatan kadın; bir “duygu sömürüsü”nün aktrisi olsa da, olmasa da; kendi ömür akıntısının içinden, böylesi bir sandalla geçmeye çalışmakta.
* * *
Bendenizin dikkatini çeken, 1840’lı yıllarda “Vahşi Batı” denilen Teksas’taki Amerikan kasabalarıyla ilgili kovboy filmlerinde, hiç dilenci görünmemesi...
Western filmlerinde hem hiç dilenci görüntüsü yok, hem de gelişmeye çalışan Amerikan kasabalarındaki kovboylar da çok hareketli, küçümen bankacıkların soygunlarıyla kasabalara ulaşmaya başlayan ilk tren soygunları da...
Bir hareket, bir hareket...
* * *
“Yer” küresi üstünde yaşayan 7 milyar insanın acaba yüzde kaçı dinamik, yüzde kaçı üşengeç?
Dinamik olanlar neden dinamik, üşengeç olanlar neden üşengeç?
* * *
Ortaçağ etiketli oligarşik bir “devlet yapılanması”nda, Hazine’den geçinmeli mesleksiz ama itibarlı “mevki sahibi” bürokrat efelerin; çıplak hayattan geçimini sağlamaya çalışan sıradan vatandaşlar, kendilerine başvurmak zorunda kaldıklarında, ne dedikleri; az karikatüre konu olmamıştır:
- Bugün git, yarın gel...
* * *
Binlerce yıldan bu yana, “zaman” hayatın en değerli faktörü olarak saptanmış; “tekerlek, araba, buharlı gemi, otomobil, uçak, cep telefonu”, “ulaşım ve iletişimde” zaman kazanmak için icat edilmiş...
* * *
Bir cinayet, yahut arazi davasının 30 yıla yakın sürdüğü de olduğunda...
Sıradan insancıklar, sorunlarının çözüm umudunu “mevki sahipleri”nden kestiklerinde; kime bağlasınlar?
* * *
Mucizelerine inanılan evliya bolluğu, bir rastlantı değildir İstanbul’da...
* * *
Canlılar yerine, ölülerden medet ummak durumunda kalan insancıklar.
Belki de “üşengeçliğin” değişik bir cilvesi...
* * *
Siyasette de, 80-90 yıl beklendikten sonra, yeni bir “açılımlar” dönemi başladı...
Kürt açılımın çarşafları, demagog naralarının ayaklarına dolaştığı sırada, bir de Ermeni açılımı başladı.
* * *
Tabii bu açılımlar, “Sofu Baba” türbesinin önündeki kaldırım kıyıcığına, boylu boyunca uzanıp yatmış olan dilenci kadıncağızın da dışında; Cihangir’den Kabataş’a doğru inen, kavun karpuz yüklü tek atlı arabayla genç arabacısının da...
* * *
Beslenmelerinde, -çok pahalı olduğu için- hayvansal protein eksikliği yüzünden; zaten enerjileri düşük olan insancıklara, kendini “kurtarıcı bir kahraman” olarak köpüklendirmek; acaba daha mı kolaylaştırıyor onları yönetmeyi?
* * *
“Resmi tarihler”in, baştan aşağı kurtarıcı fatih ve kahraman propagandalarıyla yüklü olmasının da bir nedeni bulunmalı.
* * *
Kimler ödüyor ki, o “resmi tarihleri” yazanların telif haklarını?
* * *
Kapalı kapılar arkasında görüşülen, ciddi bir devlet sorunu olmalı “resmi tarihler”in de nasıl yazılması gerektiği...
* * *
Bir de İncirlik’te askeri bir ABD üssü var...
Oralara kimler geliyor özel uçaklarla, oralardan kimler gidiyor; kimsenin bildiği mildiği yok...
* * *
Dr. Ercan Alpagut’un anlattığı bir fıkra geliyor hatırıma.
Beliyle karnı ağrıyıp duran bir kadınla kocası, bir doktora gitmişler.
* * *
Doktor kadını, muayenehanesindeki özel şezlonga yatırarak, orasını burasını eliyle bastıra bastıra bir güzel muayene etmiş.
* * *
Sonra da, teşhis olarak şöyle demiş:
- Ciddi bir hastalığınız yok; arada sırada aşağıdan bir şey zorluyor karaciğerlerinizi, rahatsızlıklarınız ondan.
* * *
Kadının kocası, doktorun gözlerine bakarak:
- Doktor, demiş; farkına varmadan belki bana da iltifat ediyorsunuz, teşekkür ederim ama; inanın biraz abartıyorsunuz.
* * *
İstanbul’un Avrupa yakasındaki bir fotoğraf karesi; evliya bolluğu ile, ölülerden medet ummak zorunda kalmış insan çokluğu; üşengeçlikler, kovboylar, bürokratlar falan derken...
* * *
Kürt ve Ermeni açılımıyla birlikte; İncirlik’teki askeri Amerikan üssüyle, Dr. Ercan Alpagut’un fıkrası da nerden aklıma geldi, bilmem ki...
* * *
Bilinçaltımızdaki, daha doğrusu yan bilincimizdeki unutulmuş gölgelerin, bazen neleri çağrıştırmaya sebep olduğunu maalesef bir türlü netleştiremiyoruz.
* * *
Hatta öyle ki, bazen şakacı bir çağrışım; ciddi görüntülü kişilerin bile “alınma tellerine” sapan taşı fırlatmış gibi oluyor.

 

Siz de reklam vermek ister misiniz?
Yazarlarda ara
  • ara
Foto Galeri
En yeni fotoğraf galerileri ...