27 Eylül Pazar 2009
Hayatımda izlediğim en muhteşem konserdi. Konserden ziyade ayin gibiydi. İngiliz alternatif rock grubu Coldplay’i oğlum sayesinde tanımış, dinlemiş, sevmiştim; ama onları sahnede izleyince, günümüzün en büyük müzik gruplarından biri olarak şapka çıkardım.
7 milyon albüm
Aslında grubun henüz 10 yıllık bir mazisi var.
University College London’da biraraya gelmişler.
1998’den itibaren İngiltere’de küçük kulüplerde çalmışlar.
Sonra bir albüm anlaşmasıyla kaderleri değişmiş.
Son 10 yıldır yaptıkları her albümle rock listelerini salladılar.
4. stüdyo albümleri “Viva la Vida...” merakla bekleniyordu.
Adını ressam Frida’nın son tablosundan alan albümün kapağında Eugene Delacroix’in Fransız devrimini resmeden tablosu yeralıyor.
Geçen yıl haziranda çıkan “Viva la Vida”, 7 milyona yaklaşan satış rakamıyla 2008’in dünyada en çok satan albümü oldu.
Coldplay de, 7 dalda aday olduğu 2009 Grammy ödüllerinden 3’ünü kazandı; “En iyi rock albümü”, “Yılın en iyi şarkısı” ve “En iyi pop grup performansı” ödüllerini aldı.
14 ay turne
Ve ardından turne başladı.
Japonya ve Avustralya’nın ardından mayısta Kuzey Amerika’ya geçtiler. Ağustosta Avrupa’daydılar. İsveç, Almanya, İsviçre, İspanya, Fransa, İrlanda’dan sonra son konseri, anavatanları İngiltere’de, grubun doğduğu Londra’da verdiler.
İşte 19 Eylül konseri, tam 14 ay süren bu müzik maratonunun son durağıydı.
90 bin seyirci
Ve o son durakta, Coldplay’i izlemeye Wembley Stadyumu’na 90 bin seyirci gelmişti.
Bu inanılmaz rakama rağmen coşkulu seyircinin stadyuma girişi de çıkışı da son derece rahat ve denetimli oldu.
Wembley konser için süslenmişti. Çimler örtülmüş, kalenin bulunduğu yere büyük sahne kurulmuş, sahnenin iki yanına dev ekran konmuştu. Sahnedeki dev balonlar ise, konser boyunca hiç aksamayan rejinin kaydettiği görüntüleri yansıtan birer ayna işlevi gördü.
Coldplay’den önce Girls Aloud, White Lies ve rap’in ünlü ismi Jay-Z sahne aldı.
Jay-Z söylerken seyirci, artık 180 bin kollu, tek bir dansçı gibi hareket etmeye başlamıştı.
Öyle ki Coldplay sahneye çıktığında, karşısında çoktan ateşlenmiş bir kitle buldu.
Ve onu, kelimenin tam anlamıyla uçurdu.Yağmurla gelen
Konseri “Life in Technicolor” ile açtıklarında, sabahtan beri biriken bulutlardan sağanak boşaldı.
Sanki yağmur değildi; şovun bir parçasıydı.
Wembley’in zemini bir anda şemsiyeler ve beyaz yağmurluklardan bir örtüyle kaplandı.
Grubun solisti Chris Martin bu şenliğin dışında kalmamak için seyircinin arasına dek uzanan sahnede dansa başladı.
Ve “Viva la Vida” çaldığında kalabalık, muhteşem bir koroya dönüştü.
Michael Jackson’a saygı
Coldplay konserini izlenir kılan sadece grubun geleneksel rock deneyimini yeni materyallerle beslemesi ve onları Martin’in usta işi sözleriyle bezemesi değil...
Adeta her şarkı için bir görsel tasarım yapıldığını söylemek yanlış olmaz. “Lovers in Japan”de kelebekten konfetiler saçıldı gökyüzüne...
“Yellow”da dev sarı balonlar şişirilip stada salındı ve kalabalığın ellerine bırakıldı.
“Cemeteries of London”da havai fişekler atıldı.
“Lost”ta Jay-Z ile düet yaptılar.
Konser boyunca, üzerindeki paramiliter ceketiyle ve inanılmaz bir enerjiyle gitar, piyano, ağız armonikası çalan, dans eden, şarkı söyleyen Chris Martin, sona doğru grup arkadaşlarıyla sahneden inip korumalar eşliğinde açılan özel bir yoldan stadın ortalarına doğru yürüdü. Meraklı bakışlar arasında başlama vuruşuna yakın noktadaki bir platformun üzerine çıktı.
Orada onları üç gitar bekliyordu.
Birden spotlar yandı ve Coldplay, Michael Jackson anısına “Billie Jean”i söylemeye başladı.
Stat, hep bir ağızdan eşlik etti.
Belki de konserin en görkemli sahnesi tam o an geldi:
Martin seyircilerden cep telefonlarının ışıklarını yakmalarını istedi.
Adeta Wembley’e bir samanyolu indi.
Ve o samanyolu, Martin’in işaretiyle ışıklardan bir Meksika dalgası yaratarak tribünleri gezdi.
Gerçekten görülmeye değerdi.
Işıklar eşliğinde...
Grup, hit şarkısı “Fix You” ile veda etti.
Dedi ki:
“Yerine koyamayacağın bir şeyi yitirdiysen/
Ve gözyaşların sel gibi akıyorsa yüzünden/
Işıklar sana yolu gösterecek...”
Seyirci ışıklar eşliğinde Wembley’den ayrılırken hâlâ bu sözleri mırıldanıyordu.