28 Temmuz Pazartesi 2008
Üniversite mezuniyetinden beri görmemiştim Selen’i... Yıllar sonra ilk kez sanal ortamda değdik birbirimize.
Genel bir “Nasılsın, ne yapıyorsun?” girişinin ardından annesini yeni kaybettiğini söyledi, hem de şu satırlarla:
“Anneyi kaybetmek bir başka zor. Bugün hastaneye ölüm kâğıdını imzalamaya gittim, nüfus kâğıdını görünce alıp içime sokmak istedim. Başladım ağlamaya. Annem kanserdi 4.5 yıldır. Savaşı kaybettik.
Pazar günü annemlerin evine gittim, hırsız girmiş. Annemden hatıra kalan takıların hepsi gitti. Sinirimden, üzüntümden bütün gün ağladım. Ben onların bir tanesine bile dokunamazken şerefsizin biri hatıralarımı çaldı.”
Suçun etiği olur mu?
Kan beynime çıktı, tüylerim diken diken oldu, sinirlerim bozuldu.
Olayı büyük bir şaşkınlıkla çevremdekilerle paylaştığımda ise herkesin bilgi kesesinden benzer öyküler çıktı...
“Bizim komşunun da babası ölmüştü, o dönemde evini soydular”.
“Eşimin ameliyatı için 2 gün hastaneydik. Soyulduk.”
“Balayına gittik, eve döndüğümüzde pek bir şey kalmamıştı.” Böyle o kadar çok hikâye duydum ki.
Emniyet bu tür istatistikler tutmazmış ama bu soygunları yapanların da bir tür çete olduğu kanaatine vardık.
Ya hastaneleri, ya cenaze çıkan evleri ya da düğün salonlarını göz altında tutuyorlar. Belki de “içeride muhbirleri var”. Gazetelerdeki ölüm ilanları bile kaynakları olabilir.
Sonuçta insanların zayıf anlarını yakalayıp vuruyorlar!
Son kullanma tarihi geçmiş ilaçları paketleyip satan ‘ilaç çetesi’... Lösemili bebeklerin tedavisinde kullanılan mamalara bile yeni tarih basıp piyasaya sürdüler. 47 cani!
Yaşlı ve yalnız insanları “işkence ederek, günlerce aç susuz bırakarak” öldüren tapu çetesi!
Emekli maaşını çekenleri dolandıranlar...
Oysa bir zamanlar suçun da bir adabı vardı.
Eskiden koluna altın bilezikleri dizip çıkan kadınlara “Seni soyarlar” derlerdi. Şimdi fark etmiyor, pantolonunun her yeri yama da olsa biri cebine el atıyor; 10 YTL için cinayet işlenebiliyor.
Hırsızlara, katillere de güvenilmiyor artık! İyice “asalak” bir toplum haline geliyoruz.
Kimsenin zenginden alıp fakire vermesi gerekmiyor. Ama “Git kara para aklayanı, bahşiş diye bir asgari ücreti vereni soy” diyesim geliyor.
Suçun, kötü eylemin etiği olur mu? Bence bal gibi de olur; kötünün iyisini yapmak da bir yoldur.
Björk, Türkiye konserinde bağımsızlık isteyecek mi?
Malum, İzlandalı şarkıcı Björk “kendisi küçük, etkisi büyük” sanatçılardan. Çin’in Şanghay kentinde verdiği konserde ‘Declare Independence’ (Bağımsızlığını İlan Et) adlı şarkısının sonunda “Tibet! Tibet” diye bağırdı. Çin halkını kızdırdı.
Sanatçı şarkısının sözlerinde “Kendi para birimini, kendi pulunu yarat; dilini koru. Kendi bayrağını yükseğe, daha yükseğe kaldır. Bağımsızlığını ilan et. Onların kontrolünü reddet” diyordu.
Björk, Çin yönetimi altındaki Tibet’in bağımsızlığını istedi; konseri düzenleyenler soruşturmadan geçirildi.
İnternet siteleri sinirli yorumlarla dolup taştı.
Organizatör ve plak yapımcıları bile “müziğe politika karıştırmanın zararlı olduğunu öne sürerek” Björk’ü kınadı.
Sanatçı, Japonya konserinde şarkıyı Kosova’ya adamış, klibinde de Danimarka yönetimindeki Faroe Adaları ve Grönland bayraklarını göstermişti.
Şimdi bu olaylara neden olan “tatlı/aykırı/ yaratıcı/küçük bomba” Björk Türkiye’ye geliyor.
3 Ağustos’ta İstanbul Kuruçeşme Arena’da sahneye çıkacak.
Björk, “Türkiye’nin politik durumu hakkında pek bir şey bilmiyorum” diyor ama insan ister istemez olaylı şarkının ardından “Kürdistan’a özgürlük” gibi bir slogan duymaktan da korkuyor.
Lütfen çimlere basınız!
Her şey bir “kızarmış şekerli çörek (doughnut)” markası olan Krispy Kreme’in araştırmasıyla başladı. Bin kişiye “Şu anda günlük iş stresinizi ne alır?” diye sorulduğunda çoğunluğun yanıtı “Doğa ile temas etmek” olunca “taşınabilir” bir fikir üretildi: İçinde çim biten parmak arası terlikler.
Çim terlikler (grass flip flop) dünyada bir ilk. Üstelik çim yapay değil gerçek ve suladığınız takdirde de 4 ay yaşayabiliyor. Terlikler şimdilik sadece Londra’da. Firma İngiltere çapında üretime başlayacak. Bakalım gelecek yaz İstanbul sokaklarında “bas yeşil yeşil” diyebilecek miyiz?