30 Ekim Cuma 2009

29 Ekim sabahında ekranlarda bir tür pazar günü rehaveti var. Uzun, çocukluk kahvaltılarının TRT’deki kovboy filmine denk gelmesi gibi bir atmosfer neredeyse. Genç spiker hanım sevinçle sesleniyor bu ekranlardan birinden.
Ankara’da açılan, günün anlam ve önemine denk gelen bir sergiden söz ediyor:
“Atatürk fotoğrafları sergisinde gülümseyen Atatürk’ü görmelisiniz. Ayrıca daha önce hiç görmediğimiz fotoğraflar da var sergide!”
Bu ‘hiç görülmemiş fotoğraflar’ meselesindeki abartılı merak ve heyecan hep tuhaf gelir bana.
Bu ülkede okumuş, yetişmiş, büyümüş hangi insanın gördüğünden daha fazla Atatürk fotoğrafı görmeye ihtiyacı olur?
Ve nedendir bu ihtiyaç? Atatürk’ü daha başka nasıl bir fotoğrafta görmelidir ki kişi daha başka bir Atatürk algılasın? Ayrıca niye bu ihtiyaç bu kadar yakıcıdır?
Niye Atatürk’ten bambaşka Atatürk’ler çıkarma, Atatürk imgesini zamane ihtiyaçlarına göre modifiye etme ihtiyacı duyuyor insanlar?
Okuma-yazma özürlü bir toplum olduğumuz için mi ancak ‘resimli’ algı üzerinden kurulabiliyor cümleler?
Gibi gibi bir sürü soru sorabilecekken bunları sormuyor ve ‘Atatük’ün hiç görülmemiş fotoğrafları’ sözünün aklıma düşürdüğü ‘hiç bakılmayan fotoğraflardan’ söz etmek istiyorum. 

Yürüyen fotoğraflar
Bir süredir memleketin en yakıcı sorununun mağdurları, ellerine fotoğraflar alıp anlatıyorlar dertlerini. Şehit anneleri oğullarının fotoğraflarını taşıyorlar sokaklarda.
Bu toprağa gömülmüş yüzler, sokaklara dökülüyorlar acı acı çerçevelenmiş olarak. Sonsuz haklılar ve soruyorlar:
“Bizim çocuklarımız niye öldü?”
Öte yanda Diyarbakır’da da fotoğraflar dolduruyor sokakları. İnsanlar kaybedilen, öldürülen çocuklarının, kocalarının, kardeşlerinin fotoğraflarını, yine aynı acıyla çerçevelenmiş olarak alıp göğüslerine tutup sokağa çıkıyorlar. Onlar da soruyorlar:
“Neredeler? Neden öldürüldüler?”
14 yaşında gövdesi parçalanarak bu toprağa gömülen Ceylan Önkol’un da fotoğrafları taşınıyor sokaklarda. Binlerce insan sesli ya da sessiz o fotoğrafın arkasına geçip soruyor:
“Neden?”

Ötekinin göğsü
Bu çok kızdıracaktır kimilerini. Ama bu fotoğraflar işte, esasında onlardır “Hiç görülmemiş fotoğraflar.”
Bu ülkede kimsenin bakmak istemediği fotoğraflar bunlardır. Herkesin kendi göğsündeki fotoğrafı görüp ‘ötekinin’ göğsündeki fotoğrafı görmemesidir esas görülmek istenmeyen fotoğraf.
Ceylan’ın bir şaşkınlık halinde çekilmiş o vesikalığıdır hiç görülmemiş fotoğraf, görmek için peşine düşmemiz gereken.
Mehmet ile Baran’ın yan yana durması gereken fotoğraflarıdır...
Yeni fotoğrafları, fotoğrafların yarattığı bu karmaşık ve acı dolu ‘büyük resmi’ görmek istemek lazım en az Atatürk’ün hiç görülmemiş fotoğraflarının merak edildiği kadar. 

‘Çağdaş yaşamın teminatı’
Bu ülkede kendini ‘çağdaş yaşamın’ teminatı olarak görenlerin heyecanla, inatla ve umutla yeniden gözden geçirmesi gerekenler bu fotoğraflardır. Dön baba dön Atatürk albümü karıştırmak değildir yapmaları gereken şey.
Türkiye yaşıyor, değişiyor, ölüyor, düşüyor, kalkıyor. Bin türlü şey oluyor.
Bu hızın yarattığı şaşkınlık ve tedirginlikten kaçıp eski fotoğraf albümlerine sığınmak sözsüzleştiriyor insanları, dilsizleştiriyor.
Bu yüzden en çok onların, yani Türkiye’yi gericiliğe teslim etmemeye kararlı olanların bu gerici ruh halinden çıkıp hakikaten hiç görülmemiş bu fotoğraflara bakmaları gerekiyor:
Ceylan’ın fotoğrafına, ölmüş çocukların fotoğraflarına...
Bu fotoğraftaki acıları nasıl ortaklaştırabileceğimize bakmaları, gözlerini ve kalplerini bu soruyla yormaları gerekiyor.

YAZARLARDA ARAMA

  • ara