• Sık kullanılanlara ekle
  • Açılış sayfam yap
  • Sitene ekle
  • RSS
  • Kampanya Sözleşmesi
  • Künye
  • milliyetemlak.com
  • Ara
  • Getir
  • İMKB -0,11
  • EURO2,9560-0,03
  • USD2,1420-0,05
  • ALTIN88,43000,56
Günseli Önal gonal@milliyet.com.tr

Türkiye’nin Shakira’ları ve kutsal kalçalar

21:49 | 03 Nisan 2008

Geçenlerde gazetelerde okuduk. Endonezya’da muhafazakâr imamlar, ülkenin Shakira’sı olarak gösterilen Inul Daratista’ya “Dansların ahlaka aykırı” diye fetva verince, şarkıcının sahneye çıkması yasaklandı. Daratista, “İslam’a karşı hareket ettiğimi söylüyorlar. Ben Müslümanım. Hacca da gittim. Sadece insanları eğlendirmeyi istiyorum ama onların istediği gibi değişmeyeceğim” demiş. Şarkıcının ülke çapında 20 karaoke barı var. İmamlar “ahlaksız” bulsa da, bir konserde 90 bin seyirci toplayan şarkıcının dansına büyük ilgi olduğu anlaşılıyor.
Bu haberi okuyunca “Ahlaka uygun dans var mı” diye düşündüm. Dansı erotik bulan George Bernard Shaw’nun “Neden ayakta” dediğini anımsayınca, “beden-ritm-erotizm” üçlüsünden “erotizmi” devre dışı bırakan bir dans gelmedi aklıma. Daha çok, bedenin yaşadığı hazlara ve güzelliğe ilişkin ne varsa “ahlaksız” bulunduğundan, “dans” ile “ahlak”ı yan yana getiremiyorum.

Kadın olamayan kadınlar...
Meltem Arıkan’ın “Destek Yayınları”ndan çıkan ve “Kadınlar ve erkekler olarak bugün bu dünyada bedenlerimiz olduğu için yaşayabiliyoruz” cümlesiyle başladığı “Beden Biliyor” adlı kitabını okudum. Kadın olamayan kadınlar ve erkek olamayan erkeklerin nefretlerinin yarattığı dünyada, her şeyin belirleyicisi olan “güç, “iktidar” ve “nefret”e karşılık, kutsal olan tek şeyin “beden” olduğu vurgulanıyor kitapta.
Arıkan, kadınlar bedenlerine sahip çıkıp cinselliklerini talep etmeye başlar ve cinselliği sorgularsa, erkeklerin cinsellikleri ve güçlerinin de sorgulanmaya başlanacağını belirtiyor. Ve, “Bu sorgulama korkutucudur çünkü bunun sonucunda dayatılan şartlanmalarda ciddi çatlaklar meydana gelecektir. Bunu kim ister?” diye soruyor.
Endonezya’daki muhafazakâr imamların bunu istemediği ortada. Batı’nın “ahlaksızlığı”nı almamızdan rahatsız olanlar, bu korkularını bütün zihinlere kopyalamaya çalışsalar da, Türkiye’nin Shakira’ları hâlâ sahnelerde, ekranlarda kalça kıvırıp dans etmeye devam ediyor.
Bazıları bedenlerinin ihtiyaçlarını, isteklerini, hazlarını reddedip, örtülerinin altında kabuklarına çekilseler de, bu ülkede kadınlar kapı gıcırtısıyla bile kalkıp oynamaktan, kalça kıvırıp göbek atmaktan hoşlanıyor... Shakira’nın adı olsa da, müziğin ritmiyle arası iyi olan kadınlarımız “Türk lokumu” diye adlandırılıyor...  

Müziğin baştan çıkardığı kadınlar

Keyifle okuduğum “Beden Biliyor”da, gerçek cinselliğin kişinin kendisini doğaya, doğallığına ve iç güdülerine bıraktığı oranda yaşanabileceğini belirten Meltem Arıkan, kendi bedenine dokunamayan kişinin başka bir bedene dokunamayacağını, kendine zevk veremeyenin karşı tarafa da zevk veremeyeceğini, cinselliğin bir keşif olduğunu söylüyor.
Kişinin bedeni ile iletişim kurmasının en kolay yolunun dans etmek olduğunu vurgulayan Arıkan, bunun için ihtiyacımız olan tek şeyin kendimize ayıracağımız biraz zaman ve hoşumuza gidecek müzik olduğunu düşünüyor. Ritim, dans, cinsellik ve beden arasındaki ilişkiye, Arıkan’dan birkaç alıntı yaparak bakalım:

Dans ederken kişi kendiyle sevişir
“Yaşam ritimdir. Evrenin de doğanın da bedenin de kendine özgü ritmleri vardır. Beden, kendini kendi ritmine bıraktığında, arzulama ile tatmin olmanın bir bütün olduğu duygusuna ulaşır. Doyar ama doyduğu oranda açlaşır. Beden, açlığın bastırılmış tokluğundan, doymuşluğun erinçli açlığına ulaşır. Tıpkı orgazm anında yaşadığı gibi...”
“Dans ederken aslında kişi kendisi ile sevişir. Zihin aktif olursa kendini bırakamaz ve müzik seni baştan çıkaramaz. Baştan çıkmayı kabul edersen hücre hapsinden kurtulur ve hazza ulaşırsın.”
Hoşunuza giden bir müzik duyup da, ritmi bedeninizi ayarttığında, seçiminizin ne olduğuna dikkat edin. Bedenin yaşayacağı hazzı “ayıp” veya “günah” diye reddedip, hücre hapsine gönüllü olmayı mı seçiyorsunuz? Yoksa, müzikle baştan çıkıp bedenin ritmine kendinizi bırakmayı mı? Zihnin “ayıp”, “günah” sayması nedeniyle bastırılan duyguların oluşturduğu kabuğun eriyip kaybolduğu haz anını yaşamak, kozasından çıkma zamanı gelmiş bir tırtılın kelebeğe dönüşmesine benzemiyor mu sizce de? 

 

YAZARLARDA ARA

©Copyright 2018 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.