Mehmet Yalçın

Yerli viskiye, kanyağa elveda

Tekel’in özelleşmesiyle kurulan Mey İçki, cumhuriyet içkilerini tasfiye ediyor. Kanyağın, Ankara viskisinin ve Tekel birasının üretimine son verildi. Bir zamanların efsaneleri tarihe karışacak ve anılarda yaşayacak...

Geçtiğimiz aylarda eski Tekel içki fabrikalarının önleri, işçi eylemleriyle kaynıyordu. Yozgat Bira Fabrikası’nın, Çanakkale Kanyak Fabrikası’nın, Elazığ Şarap Fabrikası’nın ve Paşabahçe Rakı Fabrikası’nın önleri protestocu işçilerden, köylülerden geçilmiyordu. Sağolsun medyamız işçi-emekçi hareketine pek yer vermediğinden, bu eylemler kamuoyunca fazla duyulmadı.
Fabrikaların tümü de eski Tekel, yeni Mey’e aitti ama her fabrikada dert başkaydı. Elazığlılar “Niye üzüm almıyorsunuz? Öküzgözü elde mi kalacak?” diyor. Paşabahçeliler ise “Semte hayat veren fabrikamız kapatılamaz” diye tepki gösteriyordu. Yozgat’la Çanakkale’de de hem fabrikaların kapatılıp işçilerin çıkarılması hem de arpa ve üzümün köylünün elinde kalması tepki çekiyordu.
Bu kadarla da kalsa iyiydi. Şarap ve rakıda atılıma geçen Mey, biradan, kanyaktan ve viskiden çekiliyordu. Tekel kanyağı, Tekel birası ve Ankara viskisi üretimlerine son verilerek tarihe gömülüyordu. 


Konyaktı, “kanyak” oldu
Bu içkilerin her biri, birer tarih hazinesiydi. Konyak mesela. 1930’larda “İnhisarlar İdaresi” adını taşıyan Tekel tarafından ilk kez üretilmiş, adına konyak denerek İhap Hulusi’nin çizdiği, Uludağ’ın karlı tepelerini gösteren etikette satılmıştı.
Fransızlar “Konyak, Cognac kasabamıza ait tescilli bir içkidir” diye tüm dünyada hukuk savaşı başlatınca da, rivayete göre Atatürk tarafından adı “Madem içi ısıtıyor, kanı yakıyor, adı da kanyak olsun” denerek değiştirilmişti.
Çanakkale’nin Karasakız üzümlerinden damıtılan bu yerli brendi, konyak gibi seçkin bir dijestif olamasa da cumhuriyet tarihi boyunca yassı kahverengi şişeleriyle hancıların, yolcuların, şoförlerin, dağcıların yoldaşı olmuştu. Eski Babıali günlerinde gece nöbetlerine kalan pek çok gazetecinin çekmecesinde bir cep kanyağı olur, uzun geceler çaya katılan kanyaklarla kısalırdı.
Kanyağın üretimine son verilmesiyle, bu sevimli içki de anıların tozlu raflarına kalktı. Piyasa da ucuz yabancı brendilere kaldı...
Viskinin öyküsü ise daha sonraları, 1950’lerde başlamıştı. İthal viskiye döviz gitmesin diye Tekel’e “Yerli viski yapın” talimatı verilmişti. Prof. Turgut Yazıcıoğlu, Ziraat Fakültesi’ndeki görevinin yanında Ankara Bira Fabrikası’nda kamp kurmuş, bira kazanlarının yanında “O da arpadan, bu da arpadan” denerek bu alçakgönüllü viski imal edilmişti.
Tabii ki İskoç viskisi ayarında değildi ama çok da fena değildi. Hakiki viskiye erişemeyenleri avutmaya yetiyordu. Ankara kedisi etiketli viski, 80’lerin modasına uyarak bir ara “malt viski” de oldu. Ama orijinal İskoç, İrlanda ve Kentucky viskilerinin kapladığı serbest bir pazarda onun da fazla şansı kalmamıştı.


Atatürk’ün birası
Tekel birasına gelince, onu da Atatürk’e borçluyduk. Birayı çok seven Atatürk, Ankara’da kurduğu Orman Çiftliği’nde bir de bira fabrikası kurdurmuştu. Burada yapılan aynı adlı bira, günü gelince Tekel’e devredildi ve İstanbul’daki Bomonti birasıyla beraber Tekel birasının nüvesi oldu.
Bu iki fabrikada üretilen Tekel biraları, üstün kaliteleriyle haklı bir şöhret yaptı. Bir ara siyahları da yapıldıysa da kısa ömürlü oldu. Rekabete açık piyasada, Tekel birası da geriledi ve Yozgat’ta açılan yeni fabrikasına sıkışıp kaldı. Mey son bir çabayla hayat öpücüğü vermeye çalıştığı bu biranın suni teneffüse cevap vermediğini görünce ondan da vazgeçti...
Cumhuriyet içkileri, artık anılarda yaşayacak. Ama bu içkilere son verildiği günlerde, İsveç devlet tekelinin Absolut votkasını 8 milyar dolara sattığını gören insan, “Bu sonuç bir kader değildi. Özelleştirme ve sonuçları başka türlü de olabilirdi” diye düşünmekten de kendini alamıyor doğrusu.