05.09.2008 01:25 | Son Güncelleme:
SOL ÇIKIŞINI ARIYOR - 5 / Devrim Sevimay / Fotoğraf: OZAN GÜZELCE

AB ile bir an önce barışmak gerekiyor

‘İstemezük’çülerden başlayıp Erbakan ve Erdoğan’a varan tutucu çizgideki tablo 2002’de birdenbire AB’ci kesiliyor. Sol da AKP’nin karşısında görünmek adına AB’ye muhalefetle meşguldü. AB alanını AKP’ye bırakmak olacak şey mi? AB’ye uyum süreci zaten demokrat, hatta sosyal demokrat bir partinin isteyebileceği reformları içermiyor mu? Hele ‘sosyal Avrupa’ modeli tam bizim hedefimiz değil mi? O yüzden Türkiye solunun bir an önce AB ile barışması gerekiyor.

AB ile bir an önce barışmak gerekiyor

SOSYAL DEMOKRASİ VAKFI (SODEV) BAŞKANI AYDIN CINGI:

SODEV Başkanı Aydın Cıngı’nın soyadı dünkü anonsta yanlışlıkla “Çingi” diye çıkmış. “Cıngı” Orta Anadolu’da “kıvılcım” demek. Aydın Cıngı’nın da sol için kıvılcım yaratacak, onu önümüzdeki yaklaşık 2-3 yıl içinde ateşe dönüştürmeyi hedefleyen iki önerisi var. Biri AB’yle barışmak, diğeri de “deli gibi” çalışıp sosyal projeler üretmek. Cıngı’nın “nüans” konusundaki gerçekçi uyarısını da ayrıca dikkatinize sunarız:
 Sol, AB’yi AKP’ye niçin kaptırdı, sizin gözleminiz ne?
AB’den uzmanlar zaman zaman İstanbul’a gelip gidiyor. Onlarla çok sık buluşup konuşuyoruz. Sonuçta bunların bazıları da senli benli olduğumuz sosyal demokrat parlamenterler. Ama bakıyorum çoğu hâlâ AKP’yi destekliyor. Sebebi nedir diye ben de incelemeye çalıştım. 
Ne buldunuz?
Zihinlerindeki kurguda bir an bir “tık” oluşmuş.
Nasıl bir tık?
Bunlar Tanzimat’tan bu yana bizim hep o aydınlanmacı, cumhuriyetçi, Kemalist, reformist akımın temsilcilerini muhatap saymış, “istemezük”çülerden başlayıp da Erbakan yoluyla Erdoğan’a varan Batı karşıtı, tutucu çizgiyi de hep karşılarında görmüşler. Fakat 2002’de birdenbire tablo değişiyor. Bir bakıyorlar ki, dinci sandıkları AKP’liler etraflarında koşuşturuyor. Hatta çok fazla heves göstererek Chirac’a “Durun kardeşim, sakin olun” bile dedirttiler. Aslında özünde demokrat olmayan bir kadro, o 2002-2004 arası, konjonktür zoruyla ve daha başka hesaplarla birden reformcu kesildi.

Ezber bozma süreci
AKP bu kadar reformcu kesilirken sol muhalefet ne yapmakla meşguldü?
Bizde muhalefet yapmak iktidar ne yapıyorsa tersini yapmak olduğu için AKP’nin karşısında görünmek adına AB’ye muhalefetle meşguldü. Gerçi AB’nin istediği reform paketlerinin açılmasına oy verdiler ama bir taraftan da belli rezervler gözetmeye başladılar. Çünkü zaten CHP kendini ulusal egemenliğin koruyucusu sayıyor.
O yüzden de entegrasyon anlayışını kavrayamıyor ve AB ile ilişkinin belirli süreçlerini “ulusal onur”, “ödün vermeme” vb. konusu yapıyor. İçine kapanmacı tavırlar alıyor.
Avrupa da bundan etkilendi mi?
Hem de çok. Çünkü baktılar, Allah Allah yüzyıldır yüzü Batı’ya dönük olan ve kendilerinden belledikleri akımın temsilcileri kendilerine karşı bir duruş sergiliyor. O zaman dediler ki, “Madem böyle biz de ezber bozalım.”
Burası çok önemli, çünkü ezber bozma süreci son derece büyüleyici bir süreçtir. Onlar da bu büyüye kapılıp “Bu kadar yıllık adamlar bizim bildiğimiz gibi değilmiş, meğer doğru olanlar öbürleriymiş” demeye başladılar. Bunu da kendilerine o kadar çok vesileyle ve o kadar sık tekrarladılar ki, artık kafalarında her türlü nüans eridi ve bu fikir yerleşti.
Tık orada geldi yani?
Geldi ve biz şimdi o kurguyu düzeltemiyoruz. Şimdi sanıyorlar ki bugünkü kavga otoriter laiklerle Müslüman demokratlar arasındadır. Bunun böyle olmadığını ben yazıyorum, çiziyorum, konuşuyorum...

AKP’li demokrasi savaşçıları
Anlamıyorlar mı?
Anlamıyorlar; birazcık sarsıyoruz ama çok yavaş. Onları en kolay yine Erdoğan sarsar. O ve tabanı, bu potansiyele sahip. Gerçi tam da sarsmaya başlamışlardı ama kapatılma davasıyla birlikte hemen mağdur-demokrat konumuna yeniden getirildiler.
Ama parti kapatılmadığına göre bu algı sorunu hâlâ bitmedi mi?
Hayır, bitmedi. Kapatılmama kararıyla AKP yalnızca bir istismar olanağından yoksun kalmış oldu ama AB’de etkili kesimler hâlâ muhalefetin, sandıkta bileğini bükemediği AKP’yi demokrasi dışı yollardan kıstırmaya çalıştığını düşünüyor.
CHP, yargı, ordu, ne kadar cumhuriyet kurumu varsa hepsini bir kefeye koyup sandık demokrasisini engellediğine inanıyor. Onların karşısında da, malum, “AKP’li demokrasi savaşçıları” var. İşler bazen bu ölçüde tanınmaz hale geliyor.
Acaba AB’nin bu “tık” gelmiş hali CHP’nin de kendisini geri çekmesine haklılık payı verir mi?
Vermez tabii ki; AB alanını AKP’ye bırakmak olacak şey mi? Ama tamamen bıraktılar. Bu kabul edilebilir bir şey değil, AB perspektifi Türkiye’nin siyasal ve toplumsal yönelişlerinde bir numaralı faktör. AB’ye uyum süreci zaten demokrat, hatta sosyal demokrat bir partinin şu aşamada gerçekleştirmek isteyebileceği reformların önemli bir kesimini içermiyor mu? Hele AB solunun önerdiği “sosyal Avrupa” modeli tam da bizim hedefimiz değil mi?
Şimdi böyle bir alanı olduğu gibi başka bir yere terk ediyorsunuz. O yüzden bence Türkiye solunun bir an önce AB ile barışması gerekiyor.

AB’dekilere anlatmamız lazım
Nasıl barışılabilir sizce?
AKP’nin aslında bal gibi dine dönük talepleri Avrupa’ya “özgürleştirici, demokratik” talepler gibi takdim ediliyor. Sağ olsun liberal dostlarımızın da katkılarıyla... O zaman biz sosyal demokratların da bunun böyle olmadığını anlatmamız gerekiyor.
Konuşmak, yazmak lazım. AB’dekilere “Ortak dünya görüşümüze, geleceğin toplumuna ilişkin tasavvurumuza, tablonun bütününe bakın kardeşim” demek lazım. “Konjonktüre bağlı kısa süreli sapmalara kulak asmayın “ demek lazım. “Size, ‘Biz Batı’dan bilim almadık; ahlaksızlık aldık’ diyen zihniyet bizden daha mı yakındır?” diye sormak lazım. Ve en önemlisi dünya ve Avrupa soluyla uluslararası platformlarda, solun evrensel değerleri ekseninde buluşmak lazım.
O zaman o tık çözülebilir yani?
Çözülebilir tabii, biz buna uğraşıyoruz. Ben hakikaten sabah akşam bunlarla uğraşıyorum. Mesela daha geçen gün bir AB’li ziyaretçi topluluğuna AKP yolsuzluklarından söz ettim. Bilmiyorlar ki, şaşıp kaldılar.
Peki AB içinde Türkiye’deki sosyal demokratları, yeni oluşumları destekleyen yok mu?
Olmaz mı! Biz sol olarak AB’de sandığımız kadar desteksiz değiliz. Aslında AB solu da Türkiye soluna üzgün bakıyor; insan hakları ve demokrasi bahsinde niye gerilerde kaldınız, niye AKP’ye iktidar alternatifi üretemediniz diye... Ben bizlere “Hadi artık yapın bir şeyler” diyen çok AB’li solcu tanıyorum.
Nasıl bir şey yapmak lazım sizce?
AB hedefinin kapsadığı değerler şu anda muhalefet partisi ile çağdaş bir sosyal demokrat parti arasındaki ayrım çizgisi. Milliyetçilik, izolasyonizm, azınlıklara yaklaşım farkı falan hep burada. O halde bu ayrımdan yola çıkarak bir kitle partisi oluşturabilir.
Zaten bir iktidar alternatifi oluşturmak istiyorsanız mutlaka merkez sağın karşısına bir kitle partisiyle çıkmanız şart, başka türlü iktidar olamazsınız. Ama o da çok zor.

CHP’nin yapısında sorun var
Niye çok zor?
Çünkü CHP bu konumuyla burada durdukça ve bu “AKP mi CHP mi”, “Laiklik mi dincilik mi” kutuplaşması sürdükçe -çünkü çok müthiş bir kutuplaşma var- bu demin anlattığım AB’ye bakıştaki gibi nüansları falan hep eritiyor.
Nüansların erimesi çok tehlikeli bir şeydir. Nüansların olmadığı bir siyasi ortamda hiçbir yeni hareket, yeni bir parti başarılı olamaz. Ne olur? Daha bir süre daha CHP spektrumun solunu işgal etmeye devam eder.
İşte o zaman Fuat Keyman ekibi de diyor ki, CHP kalsın, partiyi dönüştürelim?
Bence böyle bir olasılık yok değil ama bu kısa vadede olabilecek gibi de görünmüyor. Çünkü CHP’de iş bir tek yönetimin değişmesiyle bitmiyor, yapıda da artık bir sorun var.
Ne yapılacak o zaman?
AKP’nin bir kere yavaş yavaş bu halkın desteğini yitirmesi lazım. Bu da olacaktır zaten. Gerçi ben AKP’ye bir dönem daha biçiyorum. Yerel seçimlerden bir müddet sonra muhtemelen erken genel seçim yapacak ve korkarım onu da alacaktır diye düşünüyorum. Ama o arada da mutlaka erozyona uğrayacak. İşte bizim bugünden o erozyona uğrayacakları döneme kadar zamanı deli gibi çalışarak ve çok iyi bir strateji yaparak geçirmemiz lazım. 

İğneyle kuyu kazacağız
Nasıl bir strateji mesela?
İşte burada AB çok önemli. Solcuların bir an önce AB’cilerle barışması gerek dememin sebebi de bu. Bir an önce o açılan aranın kapatılması ve çağdaş, kitlesel bir partinin AB sürecini AKP’den daha iyi götüreceğinin AB’deki dostlarımıza anlatılması gerekiyor.
Bu kadar önemli olan ikinci strateji de sosyal projeler. Öyle Salı grup toplantılarında Hacivat’la Karagöz konuşuyor gibi olmaz bu işler. İğneyle kuyu kazacağız. Bütün solun kitlesel biçimde ve belirli projeler bağlamında halka “Bunlar böyle yapmıyor bakın” diye yanlışları yavaş yavaş anlatması gerekiyor.
Mesela fındık üreticilerine gidip “AKP’nin kendine yakın bir gruba verdirdiği çok yüksek miktardaki kredinin size tahsis edilmesi durumunda fındığınızın taban fiyatı şuradan şuraya yükselirdi” demesi gerekiyor. Mesela “kadınlara iş edindirme projeleri” hazırlamak gerekiyor.
İşte bu tip somut projeler, söylemler etrafında insanlar birleşecek, birbirleriyle iletişime geçecek ve yavaş yavaş aynı dalga uzunluğuna erişecekler.
Sol figürler sizce bir gün kendi içlerinde aynı dalga uzunluğuna erişebilecekler mi?
Bizim zaten önce onu aşmamız şart. Özellikle şu “sol liberal” denilen kesimle aramızdaki kutuplaşma hiç hoş bir şey değil. Biz bu insanlarla zaten baştan beri beraberdik. Kimilerini artık tamamen geçelim, ama bu insanların arasında önemli solcular da var. Onlarla yeniden oturup anlaşmak, konuşmak lazım.

 


Haluk Şahin, dizi boyunca konuştuğumuz isimler arasında ümidini en çok koruyanlardan biriydi. Hele de isim babası olduğu “Ötekiler”in 2009’da mutlaka bir çıkış yapacağına inanıyor Şahin... 
Fotoğraf: BÜNYAMİN AYGÜN

RADİKAL YAZARI VE BİLGİ ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ PROF. DR. HALUK ŞAHİN:

‘10 Aralık’çılar katalizör olabilir
AKP bu seçimde de ağır bir zafer kazanırsa, böyle bir yenilgi halinde Deniz Baykal-Önder Sav ekibi CHP’nin başında kalmaya devam edemez. Belki orada bir değişim başlar, şimdi bekleyiş halindekilerin enerjisi CHP’ye yönelir
Öyle olmazsa demokratik solda büyük bir hareketlilik yaşanır, yeni partiler kurulur, yeni isimler ortaya çıkar. Soldaki partilerin işbirliği yapması şart. Birileri, örneğin 10 Aralıkçılar bunun katalizörlüğünü yapabilir

Bir süredir Ergenekon ve AKP üzerinden özellikle sosyalistlerle liberaller arasında devam eden tartışmanın daha ziyade liberaller, ulusalcılar ve İslamcıların çevresinde yoğunlaştığı şubat günlerinde Haluk Şahin’in Say yayınlarından bir kitabı çıktı: “Liberaller, Ulusalcılar, İslamcılar ve Ötekiler.”
Biz de haliyle “Ötekiler”in isim babasına sorduk:
Kitap, “Ötekiler”le buluştuktan sonra ilk izlenimleriniz ne oldu; mesela gözlerinizle de gördünüz mü “Ötekiler” kimmiş?
Gördüm, kitabı okuyan ya da gazetelerden bu kavramı öğrenen pek çok kişi gelip bana “Ben de ötekilerdenim!” dedi. “Ne güzel oldu, içim rahatladı, mahalle baskısı yüzünden bazı konularda sesimi çıkaramıyorum, meğer yalnız değilmişim” diyenler çıktı. Bunlar daha çok sosyal demokrat kesimden insanlardandı ama onlarla da sınırlı değildi.
Türkiye’de aslında “Ya bizdensin ya düşmansın” amansızlığından şikâyetçi pek çok insan var. İşte o insanlara AB yanlısı olmakla Türkiye’yi sevmek ya da Atatürk’ü savunmakla demokrat olmak arasında bir çelişki olmadığını hatırlatmak iyi geldi; en çok bunu gözlemledim.

‘Ötekiler’ çok ve bekliyor
Ne istiyor sizce “Ötekiler”?
Öteki olduğunu tespit eden herkes şu soruyor: “Peki öyleyse ne yapalım?” Tıkanmışlığı değiştirecek bir adres istiyorlar. Belki önce bir kulüp, bir forum... Zamanla bir parti... Bana bile “Hadi bakalım!” diyenler oldu, ama tabii ki o kişi ben değildim.
Peki ama sizce bu “değiştirme” isteği ne kadar güçlü?
Yani “Ötekilerin eti ne budu ne?” diye soruyorsan Devrim, bu insanların sayıları hiç az değil. Büyük çoğunluğu solda olmakla birlikte liberal sağda da benzer arayışlara rastlanıyor. Ama örgütsüzlük nedeniyle birikemiyor, bir ırmak olup akamıyorlar. O yüzden şimdi onlarda müthiş bir bekleyiş var.
Neyi bekliyorlar?
Yerel seçimlerde ne olacağını, CHP’de neler olacağını bekliyorlar. Solda yeni bir ismin çıkıp parlamasını bekliyorlar... Fikirler ve programlar ne kadar iyi olursa olsun Türkiye’de karizmatik lidersiz siyaset yapmak çok zor. Böyle bir lider bekliyorlar. O yüzden önümüzdeki yerel seçimler, solun bundan sonra ne yapacağına dair kritik bir önem taşıyor.

2009 sosyal demokratların
Size en yakın gelen senaryo hangisi; sizce 2009’da ne olacak?
Eğer AKP bu seçimde de ağır bir zafer kazanırsa en azından CHP’ye oy veren kesimlerindeki moral bozukluğu doruğa çıkacaktır. Böyle bir yenilgi halinde Deniz Baykal-Önder Sav ekibi CHP’nin başında kalmaya devam edemez. Belki orada bir değişim başlar, şimdi bekleyiş halindekilerin enerjisi CHP’ye yönelir.
Öyle olmazsa, ki daha büyük bir olasılık bu, demokratik solda büyük bir hareketlilik yaşanır, yeni partiler kurulur, yeni isimler ortaya çıkar. Yani 2007 ve 2008 yılları iyisi ve kötüsüyle AKP’nin yılları oldu ama 2009 sosyal demokratların yılı olur. Zaten artık tarihsel bir zorunluluk bu.
AKP’yi yerel seçimlerde durdurmanın bir formülü yok mu?
Soldaki partilerin işbirliği yapması şart. Birileri, örneğin 10 Aralıkçılar (10 Aralık Hareketi) bu işbirliğinin katalizörlüğünü yapabilirler. Çünkü tazelenebilmesi için solun mutlaka bir seçim zaferine ihtiyacı var. AKP’nin bir kaç puan bile geriletilmesi en büyük meydan okuma olur. İslamcı siyasetin yükselişi yerel yönetimlerden başlamıştı, geriletilmesi de oradan başlayabilir. Üstelik AKP’nin de kaybedebilirliğinin kanıtlanması “demokratik yarış”ı güçlendirir. 

Siyaset yurda yayılmalı
Böyle bir başarı için solda işbirliği yeter mi?
Aday saptaması da çok önemli. Eskişehir’de Yılmaz Büyükerşen efsanesi nasıl oluştu? En zor koşullara rağmen, bu bir kişi bir kentin kaderini nasıl değiştirdi? Kusurları ne olursa olsun, Mustafa Sarıgül’ün, CHP’nin yüzde 30 oy alamadığı Şişli’de yüzde 65 oy almasının sırrı nedir? Bunların incelenmesi lazım.
Ya yerel seçimlerden sonra?
Ondan sonrası için önerim sürekli siyasi eylemdir. Siyaseti Ankara’dan ve gazete köşelerinden çıkartıp bütün yurt düzlemine yaymak lazım. Üzümü bağlarda kalmış üreticiye ne öneriyorsun? İşsiz öğretmen adayına ne öneriyorsun? Sinop’taki çevreciye ne öneriyorsun? Hatta başörtüsü yasağı nedeniyle üniversiteye gidemeyen öğrenciye ne öneriyorsun?
Sol eğer bu demokrasi ve değişim bayraklarını geri alırsa AKP’den oylarını da geri alır ve Türk demokrasisinin buluğ çağı sona erer.

 

YAKLAŞIK 5.5 KATI
2007’de seçmen sayısı 42 milyon 751 bin 284. Geçerli oy sayısı 34 milyon 822 bin 907. AKP 16 milyon 327 bin 291, CHP+DSP 7 milyon 317 bin 808 oy aldı. CHP’nin toplam üye sayısı yaklaşık 650 bin, AKP’nin ise 3 milyon 600 bin.

 

YARIN: PROF. DR. BASKIN ORAN, TESAV BAŞKANI EROL TUNCER

Bu habere ifade bırak
  • 0Mutluyum
  • 0Şaşkınım
  • 0Kararsızım
  • 0Kızgınım
  • 0Üzgünüm
Toplam Oy0