Bu yılın Yunus Nadi Öykü Ödülü iki yazar arasında paylaştırıldı: Yekta Kopan ve Ayşegül Çelik... Çelik, adı konulmamış dosyasıyla layık görülmüştü bu ödüle. Yapı Kredi Yayınları, yazarın bu ödüllü öyküler toplamını “Kağıt Gemiler” başlığıyla yayımladı. Ayşegül Çelik, şiirleri ve öykülerinin yanı sıra pek çok dergi ve gazetede yayımlanan makale ve röportajlarıyla da tanıdığımız bir isim. Ayrıca TRT tarafından ödüllendirilen radyo oyunları yazmışlığı; “Şehper, Denizdeki Kuş” adlı öykü kitabıyla 2008 Notre Dame de Sion Edebiyat Ödülü’nde mansiyon kazanmışlığı da var.
Ona, Yunus Nadi Öykü Ödülü’nü getiren “Kağıt Gemiler” ise, üçüncü öykü kitabı. Kitapta birbiriyle ilişkiler kuran, yer yer iç içe geçen 10 öykü yer alıyor. Büyülü masallar olarak tanımlayabileceğimiz öykülerin tümünde de Ayşegül Çelik’in şiirsel anlatımı ve duru dili ön plana çıkıyor.

Kadim anlatılar
Güneydoğu’nun mayınlar ve tellerle ayrılmış sınır köylerinde geçtiğini tahmin ettiğimiz bu öykülerin tümünde de bir zamansızlık duygusu var. Fakir köylerden çöllerdeki bedevilere dek uzanan bu öykülerin ortak noktası ise büyülü masalları andırması... Bu öyküler istemedikleri evliliklere kader diye mecburen boyun bükmek zorunda kalan gencecik, küçücük kızların hiç beklenmedik bir geleceğe doğru çıktıkları yolculukları, gelin gittikleri yerlerde yaşadıkları her türlü sıkıntıyı beklenmedik bir yaratıcılıkla kah dokudukları kilimlere kah hayallerinde yarattıkları düşlere dönüştürmelerini anlatıyor.
Bazen de mucizevi bir öykü yazma kabiliyetine sahip bir yaşlı kadını ya da kocasını almaya gelen Azrail’e bedenini koca bir ağaca dönüştürüp kafa tutmayı başaran bir evli kadını aktarıyor. Yaradılış efsaneleri, kadim öyküler, büyülü tavus kuşları birbirlerini kovalıyor bu kitapta. Çoğu hüzünlü olan bu kahramanları ve onların öykülerini, yoğun bir merhamet duygusu olmadan okumak da; ‘içlerindeki ağrıları’ yüzdürdükleri kağıt gemilerle dindirmeye çalışmalarındaki naifliğe yüreğiniz burkulmadan tanıklık etmek de çok zor. 

Duygulara tercüman
Öykülerinde aşk, ölüm, kader, zaman, yaratıcılık, hayal gücü, doğa varlıkları gibi kavramları işleyen Ayşegül Çelik, bazen de kalemini öyle noktalara değdiriyor ki anlatmak istedikleri tam da içinde bulunduğumuz zamanlara ‘cuk’ oturuveriyor, adeta duygularımıza tercüman oluyor.
Tıpkı “Toprağın Öyküsü” adlı hikayesindeki şu satırlarda olduğu gibi:
“Gerçeğin yürekte taşınan bir ağrı olduğunu öğrendim. Çölün içindeki ormanları, dur gitme diyecek ağızları aramanın anlamı yok. Hayat dediğimiz, tepeden tırnağa bir ağrıdan ibaret. Korkunç şeyler yaşıyoruz, bizi ezen, un ufak eden şeyler. Fakat nasıl oluyor da, bütün bunlar fazladan bir damla merhamet yaratmıyor dünyada? Nasıl oluyor da, biri çıkıp cehennemin kapısından dönmüyor? Neden herkes kendinden öncekinin suçunu üstlenip kaldığı yerden devam ediyor can akmaya? Dağ, taş, bütün dünya değdiği yeri yakıp kül eden hikayelerimizle dolu. Toprağa sızıyor bunlar, bu koskoca dünya yarattığımız acıyla kavruluyor.”
Yazar, bu topraklara sinmiş hikayeleri içimize işleyen bir incelik ve büyük bir ustalıkla anlattığı “Kağıt Gemiler”de, “Ne yapalım biz bu kırık kalbimizle?” diye sorarken; denizlerden çöllere, çöllerden ormanlara, beyaz kelebeklerin kaynaştığı kayalıklardan, uyuyan siyah dağların yükseldiği yerlerden yine denize çıkıyor.