11.02.2019 21:08 | Son Güncelleme:
AA

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik'ten Cemal Kaşıkçı cinayetiyle ilgili flaş açıklama

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, parti genel merkezinde AK Parti Merkez Yürütme Kurulu (MYK)  toplantısına ilişkin açıklamalarda bulundu.

Çelik, Cemal Kaşıkçı cinayeti ilişkin, "Halen talep ettiğimiz iş birliğiyle yeterli bir şekilde karşı karşıya değiliz." ifadelerini kullandı.

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, "İlk gelen bilgiler,  helikopterin acil iniş yaparken düştüğü şeklinde. Gereken soruşturmalar hem  Başsavcılık tarafından hem Savunma Bakanlığı tarafından başlatıldı. Çok yönlü  olarak araştırılıyor." dedi. 

Çelik, parti genel merkezinde AK Parti Merkez Yürütme Kurulu (MYK)  toplantısına ilişkin açıklamalarda bulundu.

Kartal'da bina çökmesi sonucu hayatını kaybeden vatandaşlara Allah'tan  rahmet dileyen Çelik, "Umarız bundan sonra alınan tedbirlere dikkat edilir. Bu  tedbirler doğrultusunda gerekenler büyük bir hassasiyetle kentsel dönüşüm  konusunda diğer konularda vatandaşlarımızın yüksek hassasiyetiyle bunlar  gerçekleşir ve bir daha benzer durumlarla karşı karşıya kalmayız." diye konuştu.

Çekmeköy'de bir askeri helikopterin acil iniş yaptığı sırada düştüğünü  ve 4 şehit olduğunu belirten Çelik, şehitlere Allah'tan rahmet diledi.

Çelik, "Çok üzücü bir kaza, ilk gelen bilgiler, helikopterin acil iniş  yaparken düştüğü şeklinde. Gereken soruşturmalar hem Başsavcılık tarafından hem  Savunma Bakanlığı tarafından başlatıldı. Çok yönlü olarak araştırılıyor. Gerçek,  neden olduğu, nasıl bir zaruretin ortaya çıktığı bu soruşturmaların sonunda hep  beraber öğrenmiş olacağız." ifadelerini kullandı.

Belediye meclis üyelerinin tespit çalışmalarına, genel merkezden  görevlendirilen arkadaşlarının illere giderek katıldıklarını dile getiren Çelik,  bu şekilde yaklaşık 30 komisyonun çalıştığını bildirdi.

AK Parti'nin her kesimden oy alan bir parti olması sebebiyle il, ilçe  ve beldelerde toplumun her kesiminin temsil edilmesine büyük bir önem  verdiklerini belirten Çelik, bu çerçevede özellikle belediye meclis listelerinde  kadın ve genç adayların olmasına, ilgili bölgenin demografik yapısının tam  yansıtılmasına önem verdiklerine işaret etti.

Çelik, MYK ve MKYK üyelerinden oluşan komisyon başkanlarının tüm seçim  bölgelerinde bu hassasiyetleri gerçekleştirmeye çalıştıklarını ifade etti.

Bölgelere giden partililerin AK Parti ve Cumhur İttifakı'nın  performansıyla ilgili değerlendirmelerinin de MYK'da gündeme geldiğini ifade eden  Çelik, "Sandığa yaklaştığımız günlerde daha güçlü bir şekilde, daha güçlü  sonuçların ortaya çıkması için yapılacak çalışmalar hakkında arkadaşlarımız,  birim başkanlarımız görüşlerini belirtiyorlar." dedi.

Kaşıkçı cinayeti

Çelik, önem verdikleri gelişmelerden birinin Cemal Kaşıkçı cinayetine  ilişkin Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiserliğinin yürüttüğü  bir soruşturma çerçevesinde BM Yargısız ve Keyfi İnfazlar Özel Raportörü Agnes Callamard'ın Türkiye'yi ziyareti ve bu çerçevede bir rapor yayınlanması olduğunu  söyledi.

Türkiye'nin şeffaf bir şekilde süreci yürüttüğünü ve Suudi Arabistan  yetkililerine iş birliği çağrılarının hala yanıt bulmadığını söyleyen Çelik, BM  heyetinin Suudi Arabistan Konsolosluğuna alınmaması gibi bir tablo ile karşı  karşıya kalındığını hatırlattı.

Çelik, "Bu, soruşturmanın üstünün örtülmesi, olayın üstünün  örtülmesindeki şüpheleri ciddi bir şekilde artırmıştır. Bu raporda elde ettikleri  deliler ışığında bunun Kaşıkçı cinayetinin Suudi Arabistan'ın bazı devlet  yetkilileri tarafından acımasızca ve önceden tasarlanmış bir cinayet olarak  planlandığı sonucuna varmışlar. BM yetkililerinin vardığı sonuç bu. Cinayet ve  acımasız vahşetin birtakım delillerle ortaya konulduğunu ifade ediyorlar."  değerlendirmesinde bulundu.

BM soruşturmasının halen devam ettiğini, çeşitli öneriler içeren  raporun haziran ayında BM İnsan Hakları Konseyine sunulacağını belirten Çelik,  "Olayın üstünün örtülmesine de müsaade etmeyeceğimizi net bir şekilde söyledik.  Halen talep ettiğimiz iş birliğiyle yeterli bir şekilde karşı karşıya değiliz."  dedi.

Suç İstanbul'da işlendiği için Suudi Arabistan tarafından tutuklanan  kişilerin yargılamasının İstanbul'da yapılması gerektiğini söylediklerini ancak  olumlu karşılık bulamadıklarını hatırlatan Çelik, Türk yargısıyla ciddi bir iş  birliği yapılması taleplerinin de karşılanmadığını ifade etti.

Çelik, şunları kaydetti:

"Buraya gelen Suud savcısı iş birliği yapmaktan çok daha ziyade  elimizde neler olduğunu öğrenme gibi bir amacın içerisine girmiştir. Dolayısıyla  biz açık çağrıyı bir kere daha yapıyoruz, bu olayın sorumlularının, emir  verenlerin ortaya çıkması çerçevesinde güçlü bir soruşturma yürütülmelidir ve bu  soruşturma uluslararası bir soruşturma olmalıdır. Bu bakımdan Birleşmiş Milletler  tarafından yürütülen soruşturmayı önemsiyoruz ve bulgularının takipçisi  olacağımızı bir kere daha ifade ediyoruz. Kuşkusuz Türkiye Cumhuriyeti böylesine  vahşi, insani açıdan kabul edilemez bir eylemin takipçisi olmaya devam  edecektir."

Macron'un açıklamaları

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un, 24 Nisan'ı sözde Ermeni  Soykırımı Anma Günü ilan etmesine ilişkin de değerlendirmede bulunan Çelik, "Bu,  tarihi ve hukuki dayanaktan yoksun yaklaşım, esasında Fransa yargı makamları  tarafından da uluslararası yargı makamları tarafından da reddedilmiş bir  yaklaşımdır." dedi.

Macron'un aldığı kararın Fransız Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan  Hakları Mahkemesinin kararlarıyla da çeliştiğine dikkati çeken Çelik, şöyle devam  etti:

"Biz Sayın Macron'a bu yaptığının yanlış olduğunu ve eğer gerçekten  tarihle yüzleşmek gibi bir ısrar içindeyse bunu Fransa'nın Cezayir'de yaptığı  eylemlerle, Benin, Burkina Faso, Gabon, Gine, Kamerun, Moritanya, Nijer, Senegal,  Tunus ve Çad'da insanlığa karşı Fransız otoriteleri tarafından işlenmiş suçlarla  yüzleşmesi gerektiğini ifade ediyoruz.

Buralarda Fransız otoritelerinin emriyle Fransız yetkililer tarafından  işlenmiş suçlar ortadayken, tutup da tarihle yüzleşmek şeklinde bir tavrın  arkasına sığınıp hukuki ve tarihi dayanaktan yoksun konularda siyasi tutum alması  tabi içeride politik sıkışma yaşan Macron'un kendisine birtakım lobilerin  desteğini bulmak şeklindeki bir yaklaşımının neticesidir."

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın bu konuda karşılıklı  olarak arşivlerin açılması, bilim insanlarının gereken çalışmaları yapmasını ve  çalışmaların sonucuna herkesin saygı göstermesi gerektiğini daha önce söylediğini  anımsatan Çelik, "Bu çalışmalar bile bizatihi o zamanlar Ermenistan Anayasa  Mahkemesinin aldığı kararlarla engellenmiştir." dedi.

Türkiye'nin konuya ilişkin açık yürekli bir tavır ortaya koyduğuna  işaret eden Çelik, "Bundan kaçınan, ortaya çıkan gerçeklerden uzak durmaya  çalışan tarafın Ermenistan olduğu çeşitli kereler görülmüştür. Burada bir çıkar  lobisi var. Yani bizim soykırım ekonomisi dediğimiz diasporada birtakım çevreler  var." diye konuştu.

"Türkiye-Fransa ilişkilerine maliyeti olacak"

Türkiye ile Ermenistan arasındaki herhangi bir diyaloğun ve  normalleşmenin önüne geçmek için bu çevrelerin büyük çaba sarfettiğini belirten  Çelik, "Fransa gibi ülkeler de işte buradan kendilerine bir politik çıkar  sağlamaya çalışıyorlar. Dolayısıyla bu konuyu tabii ki sadece kınamakla  yetinmiyoruz, bunun Türkiye-Fransa ilişkilerine bir maliyeti olacaktır. Genelde  Fransızlar böyle bir şey yaptıkları zaman 'sadece kınarlar ve kınadıkları gibi  kalır' diyorlar." ifadelerini kullandı.

Macron'un yaptığının Türkiye ile Ermenistan arasındaki herhangi bir  normalleşme sürecini sabote etmek olduğunu gördüklerini ifade eden Çelik, şunları  kaydetti:

"Bunu diasporanın bu süreçler üzerinde kurduğu hakimiyeti devam  ettirmeye dönük bir pas verme olduğunu görüyoruz. İkincisi de içeride iç  politikada bu sarı yelekliler ve benzeri konularda biraz kan kaybetmiş bir  politikacının maalesef kendisine bir çıkış yolu bulmak için dirayetli bir  politika üretmek yerine tarihi ve hukuki dayanaktan yoksun böylesi bir iftiranın  arkasına sığınmak gibi bir tablo içerisine girdiğini görüyoruz.

Bir kere daha söylemek isteriz, tarihle yüzleşmek Fransa için  gereklidir ama bu kendisini ilgilendiren kısım Osmanlı tarihi veya Türk tarihi  değildir. Bu konuda öz güvene sahibiz biz, kendisinin yüzleşmesi gereken şey  özellikle de hukuki olarak gereken şey Benin'den Burkina Faso'ya, Kamerun'dan  Cezayir'e kadar Fransız otoritelerinin karıştığı cinayetler ve benzeri insan  haklarını ihlal eden eylemlerdir. Kendisine tarihle yüzleşme konusunda bunu  tavsiye diyoruz, bunu öneriyoruz."

Türkiye'yi Venezuela krizi konusunda yanlış bir çerçeveye oturtmaya  çalışan açıklamalarla karşı karşıya kaldıklarını aktaran AK Parti Sözcüsü Çelik,  "Herhangi bir yerin iç politikasında taraf değiliz. Biz, Venezuela halkının  yanındayız. Venezuela anayasasına, seçilmiş iradeye saygı gösteriyoruz. Burada  sanki mesele politik aktörler arasında bir taraf tutma şeklinde birtakım yabancı medya tarafından aktarılmaya çalışılıyor." diye konuştu.

Türkiye'nin, Venezuela halkının ve devletinin geleceğini düşündüğü  için bu tavrı ortaya koyduğunun altını çizen Çelik, "Bir ülkeye geçici devlet  başkanı sıfatıyla birisini atamak, başlı başına bir hakarettir. Üstelik de atanan  bu kişi, kendi ülkesinde yabancı askeri müdahaleye göz kırpan bir yaklaşım  sergiliyorsa, buna destek verenlerin Venezuela'da iç çatışmayı ve önü  alınamayacak bir takım kaosları tetiklemek gibi bir tavrın ortaya çıkmasına yol  açtıkları aşikardır. Dolayısıyla bu Venezuela'ya yapılan bir iyilik değildir.  Askeri müdahaleden bahsetmek, zaten yeterince sorun olan bölgede yeni bir kaos  çıkarmak demektir. Nitekim görüyorsunuz işte... Bir yerde darbeyle iş başına  gelen birisini kırmızı halı sererek karşılıyorlar. Onunla iş birliği yapmak için  ellerinden geleni yapıyorlar. Öbür tarafta halkını kimyasal silahlarla katleden  bir başkasıyla diyalog kurmak için sabırsız olduğunu söyleyenler var. Ama gelip  Venezuela'da geçici devlet başkanı atamaktan ya da askeri müdahaleden  bahsediyorlar. " değerlendirmesinde bulundu.

Bunun ne hukuki bir dayanağı ne de uluslararası bir meşruiyeti  olduğunu dile getiren Çelik, "Kendileriyle, kendilerinin bir takım yanlış  politikalarıyla uyumlu olmayan liderlere (diktatör) diyorlar. Ama kendileriyle,  kendilerinin yanlış ve gayri meşru politikalarıyla uyumlu olan diktatörlere de  'lider' demek şeklinde bir yaklaşımları var. Bunu kendi çıkarları açısından doğru  bulabilirler. Ama bu değerler, hukuk, meşruiyet açısından asla kabul edilecek bir  yaklaşım değildir." ifadelerini kullandı. Bu durumun bütün değerlere bir saldırı  olarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Çelik, bu konuda, sonraki süreçte  daha sağduyulu bir davranışın ortaya çıkacağını ummak istediklerini söyledi.

"Gelinen nokta, kaygı verici"

Çelik, Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler Anlaşması'ndan ABD ve Rusya'nın  çekildiğini açıklamasına ilişkin de bu gelişmeyi kaygı verici bulduklarını  belirtti.

Birtakım NATO müttefiklerinin, ABD'nin bu konudaki tavrını doğru  bulduğunu ancak Rusya ile 6 ay içinde müzakere yapılması gerektiğini ifade  ettiklerini hatırlatan Çelik, "Soğuk Savaş'tan beri nükleer silahların  denetiminin temelini oluşturan bir anlaşmaydı. Böylece Avrupa'ya bu füzelerin  girmesi engellenmiş oluyordu. Şimdi bu anlaşmanın iptaliyle birlikte Soğuk  Savaş'tan beri elde edilen bir kazanımdan geriye düşülmüş oluyor. Bu gelinen  noktanın kaygı verici olduğunu düşünüyoruz. Rusya'nın da çekilmesiyle birlikte bu  karşılıklı restleşmelerin daha krizi artıran bir tabloyu ortaya çıkardığını  değerlendiriyoruz." yorumunu yaptı.

Çelik, ortaya çıkan yumuşamanın berhava edilmesine yol açacak bir  yaklaşımın doğru olmadığını, daha çok diyalog, müzakere ile kaygı verici durumun  ortadan kalkması gerektiğini söyledi.

Atlantik ittifakı içindeki çatlakların dünyanın pek çok bölgesinde,  pek çok sıkıntıya yol açtığına işaret eden Çelik, Türkiye'nin ortaya koyduğu,  müttefiklik ilişkisinin doğasına dönük eleştirilerin ne kadar haklı olduğunu  ifade etti.

Çelik, "İstediğiniz yerde müttefiklik ilişkisini öne çıkarıp,  istemediğiniz yerde bunu geri planda bıraktığınızda çifte standart ortaya  çıktığında, işte bu bütün değerlerin nasıl erozyon içerisine girdiği  görülmektedir." dedi.

"İbretlik olduğunu düşünüyoruz"

Çelik, CHP'deki üst düzey istifalara yönelik, "CHP'nin içişleri bizi  ilgilendirmez. Ama CHP'nin en çok propogandasını yaptığı konulardan bir tanesinin  CHP içindeki aktörler tarafından CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'na  yöneltilmesinin doğrusu ibretlik olduğunu düşünüyoruz." değerlendirmesinde  bulundu.

CHP'de parti yöneticileri tarafından aday belirleme süreçlerine dönük  olarak "demokratik teamüllerden yoksun bir parti yöneticiliği" sergilendiğinin  ifade edildiğini aktaran Çelik, şöyle devam etti:

"(Kapalı kapılar ardında, hangi değerlere ve ilkelere yaslandığı belli  olmayan aday belirleme süreçleri ortaya çıkıyor) deniyor. İlginçtir, bizatihi CHP  içinde siyaset yapanların ya da CHP'ye yakın olarak değerlendirmede bulunanların  ortak noktası şu; Kılıçdaroğlu'nun CHP'de bir tek adam kurduğu şeklinde. Sayın  Kılıçdaroğlu, tek adam yönetimi tabirini siyasette kullanmayı çok seviyor. Fakat  bugün geldiği noktada bizatihi kendisinin yol arkadaşları tarafından, çok yakın  zamana kadar kendisinin genel başkanlığını öven siyasi şahsiyetler tarafından  bugün kendisinin CHP'de bir tek adam yönetimi kurmakla eleştirilmesi ibretlik bir  durumdur. Yoksa kim nereden istifa etmiş, nereye gitmiş, hangi makama gelmiş, bu  bizi çok ilgilendiren bir durum değil. Bir parti olarak ortaya çıkan bu tabloda,  CHP Genel Başkanı'nın gerek Türkiye'nin iç siyasetine dönük eleştirilerinde  gerekse bir takım yabancılar tarafından kara propoganda olarak kullanılan bu tek  adam yönetimi eleştirisini Türk siyasetine tercüme etme konusundaki iştahı göz  önüne alındığında, bugün karşı karşıya kaldığı bu tablonun kendisine parti  yönetiminde tek adamlığın kendi partisinin yöneticileri tarafından ifade edilmesi  altı çizilmesi gereken bir mesele olduğunu ifade etmek isteriz."

"Bu konudaki düzenleme de en kısa zamanda yapılacaktır"

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın İş Bankası hisselerinin devriyle  ilgili konuyu partisinin grup toplantısında gündeme getirdiğini anımsatan Çelik,  CHP'nin eleştirilerine dikkati çekti.

CHP'de bu hisselerin olmaması gerektiğinin altını çizen Çelik, "Bu hem  Atatürk'ün vasiyetinin itibarını korumak açısından hem de bu mirasa sahip çıkmak,  siyasetin itibarını korumak açısından da gerekli bir durum." dedi.

Geçmişte devlet ile CHP arasında bir özdeşliğin söz konusu olduğunu  belirten Çelik, "Vasiyet tarihi olan 5 Eylül 1938 tarihinde Türk Dil ve Tarih  Kurumu'nun gelirlerini garanti altına almak için o özdeşlik içerisinde bu  hisseler, bu şekilde miras bırakılmış. Fakat buradaki esas mantığın esasında Türk  Dil Kurumunun ve Türk Tarih Kurumunun gelirlerini garanti altına almak olduğu,  Atatürk'ün Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu konusundaki, onların yaşaması  konusundaki hassasiyetinin bir neticesi olarak bu mirasın bu şekilde düzenlendiği  açıktır. Dolayısıyla burada devlet söz konusu iken Türkiye Cumhuriyeti söz konusu  iken bugünkü tablo içerisinde herhangi bir partinin bu ödevi üstlenmesi  düşünülemez, bu doğru bir şey de değil. Esasında en başta Atatürk'e saygı gereği  CHP'nin bu tutumdan uzak durması gerekirdi. Ve esas olan burada devlet garantisi  altında, devletin garantisi altında Türk Tarih Kurumu'na Türk Dil Kurumu'na  sağlanan bu gelirlerin garanti altına alınmasıdır." ifadelerini kullandı.

Çelik konuşmasında, "Peki CHP'de bu hisseler varken CHP Atatürk'ün  vasiyetine tam olarak uymuş mudur? Bu mirası doğru bir şekilde değerlendirmiş  midir? Yani mirasın amacı, vasiyetin amacı olan Türk Dil Kurumuna ve Türk Tarih  Kurumuna vermesi gereken gelirleri tam olarak aktarmış mıdır?" diye sordu.

Bunun böyle olmadığını dile getiren Çelik, şunları kaydetti:

"Tam tersine mirası çiğnemiştir, vasiyete karşı gelmiştir, Türk Dil ve  Tarih kurumlarına bu geliri aktarmama tutumu CHP'nin ilk olarak 1966 yılında  ortaya çıkmıştır. Bizatihi 1966 yılında bu ödemeyi yapmayarak Atatürk'ün mirasına  direnmiştir CHP. Arkasından mahkemeye gidilmiştir ve mahkeme netice olarak CHP'ye  (miras hükümlerine uy, vasiyete uy ve ödemeni Türk Tarih Kurumuna ve Türk Dil  Kurumuna yap) demiştir. Arkasından 1973'te  sonra 1977'de sonra 1978'de ve 1993  yıllarında aynı şekilde ödemeleri geciktirmişlerdir. Bu meblağları ödememek için  şöyle bir gerekçe sunuyor CHP; (Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu Atatürk'ün  kurduğu kurumlar olmaktan çıkmıştır) diyor. Birileri de çıkıp (CHP, Atatürk'ün  kurduğu parti olmaktan çıkmıştır) diyebilir bu mantık yürütmeye dayanarak...

CHP ile Türk Tarih ve Dil Kurumları arasındaki tüm davalar CHP  aleyhine sonuçlanmıştır. Bu kurumlar mahkemeye gitmiştir, (Atatürk'ün vasiyeti  gereği miras çerçevesinde bize bırakılan gelirler CHP tarafından ödenmiyor, CHP,  Atatürk'ün vasiyet hükümlerini yerine getirmiyor) diyerek bu tarihlerdeki ödeme  gecikmeleri karşısında bu kurumlar mahkemeye gittikten sonra mahkeme Türk Dil  Kurumunu ve Türk Tarih Kurumunu haklı bulmuştur. CHP'yi bu konuda mahkum  etmiştir. Dolayısıyla vatandaşlarımızın şunu bilmesi gerekiyor; CHP'ye ait olan  bir hak CHP'den alınmıyor. İkincisi o dönemin şartlarında verilmiş bu ödeneği  CHP'nin Atatürk'ün vasiyetine direnerek, ona karşı gelerek Türk Tarih Kurumu ve  Türk Dil Kurumuna aktarmadı. Bütün bunlar, CHP'ye mahkemelerin emriyle zorla  yaptırılmıştır."

Burada esas amacın Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumunun gelirsiz  kalmaması olduğunu vurgulayan Çelik, "Atatürk, milletimizin ortak değeridir. Bu  vasiyetin hükümlerinin, Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumuna bu gelirlerin  aktarılması şeklindeki hükmünün devlet tarafından, Türkiye Cumhuriyeti, Türkiye  Cumhuriyeti Hazinesi tarafından temsil edilmesi gerektiği açıktır. Bu konudaki  düzenleme de en kısa zamanda yapılacaktır." ifadelerini kullandı.

Çelik, CHP'nin vasiyet hükümlerini yerine getirmediğinin altını çizdi.

ABD Başkanı Donald Trump'ın Suriye'de güvenli bölge önerisinin gündeme  getirilmesinden itibaren tartışmaların sürdüğünü belirten Çelik, şunları söyledi:

"Sayın Cumhurbaşkanı bahsettiler bundan. Sayın Trump ile yürütülen  diplomatik verimli görüşmeler maalesef alt düzeyde aynı sonucu yeterli ve  istenilen düzeyde doğurmuyor. Burada Sayın Trump ile yürütülen verimli  görüşmelerin alt düzeye yansıdığını söylemek mümkün değil. Cumhurbaşkanımız,  Mümbiç'teki teröristler en kısa zamanda buradan çıkarılmazsa Türkiye'nin daha  fazla beklemeyeceğini ifade etmiştir. Bu ifadenin altını bir kere daha çiziyoruz.  Türkiye'nin güvenlik kaygıları geciktirilecek, zamana yayılacak ya da herhangi  bir pazarlık konusu yapılacak kaygılar değildir."

Çelik, Türk Silahlı Kuvvetlerinin Türkiye'nin güvenliği için her türlü  harekatı icra edecek kapasiteye sahip olduğunu vurgulayarak, "Burada doğru olan  bu bölgelerin teröristler için bir güvenli bölge olmaktan çıkarılması, buranın  NATO müttefiki olan Türkiye ve NATO müttefikleri için güvenli bir bölge haline  getirilmesidir." ifadesini kullandı.

"İsrail'i daha hassas olmaya davet ediyoruz"

İsrail tarafından El Halil'deki barış gücünün görevine son verildiğini  hatırlatan Çelik, bu kararın El Halil'deki tansiyonu artıracağına dikkati çekti.

Çelik, bu kararın, hukuksuzluklarını örtbas etmek isteyen İsrail'in  yeni bir adımı olduğunu ifade ederek, şunları kaydetti:

"Resmen Batı Şeria'da ve Kudüs'te sömürge politikası izleyen İsrail  hükümeti, yeni saldırganlıklar planladığını bu açıklamasıyla da ortaya koymuştur.  İsrail'in bu tek taraflı adımını kınamıştık, kınamaya devam ediyoruz. Bütün  uluslararası toplumu El Halil başta olmak üzere, buralardaki İsrail faaliyetleri  konusunda daha hassas olmaya bir kere daha davet ediyoruz."

"Kayıp kişilerin ailelerine haber verilemiyor"

Çin'in "Doğu Türkistan" politikalarına da değinen Çelik, Çin  tarafından ekim 2017'de "tüm dinlerin ve inançların Çinlileştirilmesi" şeklinde  bir siyaset yürürlüğe konulduğunu söyledi. Çelik, bu siyasetin asimilasyona açık  pek çok yönünün bulunduğunun çeşitli vesilelerle ifade edildiğini dile getirerek,  Doğu Türkistan'ın önemli kanaat önderleri, sanatçı ve birçok aydınının kayıp  olduğunu vurguladı.

Kayıp kişilerin ailelerine haber verilemediğine dikkati çeken Çelik,  şöyle devam etti:

"Tabii tüm bunlar aydınlığa kavuşturulması gereken konulardır. Bu  konuda şeffaf bir yaklaşım sergilenirse bu herkes açısından tansiyon düşüren,  hadisenin ne olduğunun net anlaşılmasına olanak veren bir imkan yaratacaktır.  Çin'in toprak bütünlüğüne ve güvenliğine saygı duyan bir ülkeyiz. Çin'in toprak  bütünlüğünü ve güvenliğini önemsiyoruz. Bu meseleye bu şekilde yaklaşırken, tabii  ki Uygur Türklerine dönük keyfi tutuklamalar, bir milyondan fazla Uygur Türkünün  toplama kamplarında ve hapishanelerde alıkonulması gibi eylemler hiçbir şekilde  meşru bulunmayacağını söylüyoruz."

"Spekülasyonlardan uzak durmalıyız"

İstanbul Çekmeköy ve Sancaktepe'deki helikopter kazalarında aynı tip  helikopterlerin olaya karıştığının hatırlatılıp, bu tip helikopterlerin  kullanımının askıya alınıp alınmamasıyla ilgili soru üzerine Çelik, bu tip  helikopterlerin uçmasının askıya alınmasının gündemde olmadığını bildirdi.

Çelik, Çekmeköy'deki helikopter kazasına ilişkin ilgili birimlerce  soruşturma açıldığını hatırlatarak, şöyle konuştu:

"Daha önce benzer kazalar olduğunda son derece kapsamlı raporlar  yayınladılar. Şu aşamada acımız da büyük. Spekülasyondan uzak durmalıyız. Tabii  ki de sorulan sorular var. Eminim bu sorulan sorular da kaydediliyordur. Bunlara  da cevap alınacaktır fakat şu anda hadise çok sıcak, soruşturma neticesini  bekleyelim. Bize ulaşan bilgiler çerçevesinde size açıklamaya yapmış oluruz."

"Türkiye kimseden talimat almaz"

Çelik, ABD Başkanı Trump'ın, Rahip Brunson hakkındaki mahkeme kararına  ilişkin sözlerinin hatırlatılması üzerine ise şu ifadeleri kullandı:

"Trump'ın ifadesinin doğru olmadığını net bir şekilde söylemek  isterim. Türkiye Cumhuriyeti kimseden talimat almaz. Türkiye'den yükselen ses her  zaman şu oldu; 'Türk yargısına saygı duyun, bu şekilde bir üslubu kabul  etmiyoruz.' diye. Zaten onlar bunu söyledikten sonra hemen serbest bırakılmış  olsaydı, kendileri de zaten o hiçbir şekilde kabul etmediğimiz, meşru  bulmadığımız yaptırım kararlarına başvurmak ya da Türkiye Cumhuriyeti'ne asla  yapılamayacak birtakım tehdit dili kullanmak gibi yollara sapmazlardı."

Cumhur İttifakı'nın genişletilmesine ilişkin AK Parti ile MHP'den  açıklamaların yapıldığının hatırlatılması üzerine Çelik, bu çalışmaların statik  bir karaktere değil dinamik bir karaktere sahip olduğunu ifade belirtti.

Çelik, bu çerçevede de süreç içerisinde çalışmalar başlatıldıktan  sonra belli illerin ve belli ilçelerin yine gözlemleneceğine, buradaki tabloya  göre bir takım illerde, ilçelerde gözden geçirmeler olabileceğine dikkati çeken  Çelik, şunları kaydetti:

"Belli ilçelerde Cumhur İttifakı'nın başarılı olması için iyi bir adım  atmak, yenilemeye gitmek, düzenleme ortaya koymak gerekiyorsa bu çalışmalar devam  ediyor. Ya da iki partinin de aynı anda aday gösterdiği yerde eğer Cumhur  İttifakı dışında bir yere gitme şeklinde bir kümelenme varsa yaptırılan  anketlerde, bu durumda ittifak içerisindeki iki adaydan birinin çekilmesi ve  dolayısıyla ittifakın kazanması şeklindeki bu tip stratejiler her zaman  gündemdedir. Dediğimiz gibi bunlar iki parti arasında yapılacak görüşmelerle  ortaya çıkan süreçlerdir. Bütün bu yol haritası boyunca ilçeler, iller tamamen  gözlenmektedir. Cumhur İttifakı'nın başarısı çerçevesinde yeni stratejiler  geliştirilmekte, güncellenmektedir."

Miting programı Erdoğan'ın onayına sunulacak

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın miting programının sorulması  üzerine Çelik, "Cumhurbaşkanımız zaten sahada. Kendisi çok geniş kapsamlı bir  miting programı ortaya koyar. Arkadaşlarımız tarafından bunun planlaması yapıldı,  kendilerinin onaylarına sunulacak. İstanbul'da, Ankara'da ilçelere de gittiği  oluyor. Bu geniş kapsamlı, detaylı bir programdır. Cumhurbaşkanımızın takvimine  göre bir taslak hazırlandı ama takvime göre o hayata geçirilecektir." bilgisini  verdi.

MHP'nin kuruluşunun 50. yıl dönümü kapsamında Adana'da düzenlenen   programa katıldığını anımsatan Çelik, "Sayın Devlet Bahçeli'nin şahsında bütün  MHP camiasını 50. yıl dönümü vesilesiyle tebrik ediyoruz." dedi.

Cumhurbaşkanlığı himayesinde, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı uhdesinde,  İstanbul Teknik Üniversitesi Kutup Araştırmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi  teknik koordinatörlüğünde gerçekleştirilen Antarktika Bilim Seferi'ne katılan  ekibin kıtaya ulaşmayı başardığını vurgulayan  Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Orada gurur duyduğumuz diğer bir netice de serbest dalışta Dünya  Rekortmeni Milli Sporcumuz Şahika Ercümen, beyaz kıtada ilk dalışını yaparak  tarihe geçti. Sayın Ercümen'in dalış sporunda pek çok ilke imza attığını  biliyoruz, orada Türk bayrağını dalgalandırarak, Antarktika'da tüpsüz dalan ilk  Türk kadın sporcu oldu. Bu vesileyle hem bilim ekibini hem de milli sporcumuzu  bir kez daha tebrik ediyoruz."

  
 

 

Bu habere ifade bırak
  • 1Mutluyum
  • 0Şaşkınım
  • 0Kararsızım
  • 4Kızgınım
  • 2Üzgünüm
Toplam Oy7