DünyaRSS
31.03.2014 - 02:30

AKP seçmeninin direnci

AKP seçmeni kazanımlarını korumanın karşılığında yolsuzluk ve rüşvet iddialarına konu olan duruma rıza vermiş görünmektedir. CHP beklenen başarıyı gösteremedi.

Sitene Ekle
kgursel@milliyet.com.tr  |  Kadri Gürsel kgursel@milliyet.com.tr Tüm Yazıları »

Bu yazıyı dün akşam 22.00 sularında yazarken İstanbul ve Ankara’daki seçimin akıbeti hakkında kesin sonuçlar henüz gelmemişti ama şu tablo netleşmişti: Erdoğan ve partisi AKP, siyasi anlam ve önemi bakımından bir genel seçim olarak idrak edilen “30 Mart Yerel Seçimleri”nden ülke genelindeki oy oranında az sayılabilecek bir kayıpla çıkmış bulunuyor.
Büyük çaplı yolsuzluk ve rüşvet iddiaları, Gülen Cemaati’yle çatışma ve ekonomik durgunluk gibi olumsuzlukların yıpratıcı etkileri altında girilen bir seçimden yüzde 40’ın üzerinde bir oy alarak çıkmak, Erdoğan açısından bir başarı olarak görülmelidir.
Olumsuz faktörlerin bileşkesi karşısında AKP seçmeninin gösterdiği direncin nedenleri hakkında düşünmek gerekir.
Muhafazakar seçmen, yolsuzluk ve rüşvet iddialarının karşısına AKP dönemindeki kazanımlarını koydu; AKP’nin iktidarını kaybetmesi halinde bu kazanımlarını koruyabileceği hususunda ikna olmadı.
Bu kazanımların iki ayağı var.
Bunlardan biri Sünni muhafazakar kimlikle ilgili...
İmam-hatip liselerinin ihya edilmesiyle başörtüsünün üniversiteler ve kamuda serbest bırakılması bu kesim için önemli kazanımlardır. Sünni muhafazakar değerlerin norm olarak topluma dayatılması ve bu dayatmanın yasaklar ve hayat tarzlarına müdahalelerle desteklenmesi de bu kesimin elbette gönlünü okşamış, onlara belirgin bir güç duygusunun hazzını tattırmıştır.
Bu hazzın her şeye rağmen daha uzun sürmesini istemiş olmak ve oyları bu istek doğrultusunda kullanmak, Erdoğan AKP’sinin seçmen tabanına sunduğu İslami muhafazakar kimlik sayesinde mümkün olmuştur.
İkinci kazanım ise yüksek büyüme yıllarında sağlanan kaynak artışı sayesinde dar gelirli muhafazakar kesimlerin hayatında meydana gelmiş, sosyal hizmetlerle de desteklen göreceli refah artışıdır.
AKP kendi seçmenini “Biz gidersek bu kazanımlarınızı kaybedersiniz” diye korkuttu.
AKP’nin seçim reklamı filminde bu korkunun milli ve manevi değerleri savunma içgüdüsüyle nasıl ilişkilendirilmek istendiğini gördük. AKP ve Erdoğan, ezan, bayrak ve İstiklal Marşı ile özdeşleştirilerek, bir seçim yenilgisinin bu değerlerin yenilgisi olacağı algısı yaratılmaya çalışıldı.
Neticede AKP seçmeninin az kayıpla verdiği kenetlenme refleksi, yerleşmiş bir sınıfsal tutumun genel karakteristiğini yansıtıyor. AKP seçmeni kazanımlarını korumanın karşılığında yolsuzluk ve rüşvet iddialarına konu olan duruma rıza vermiş görünmektedir.
Muhafazakar bir sağ alternatifin olmaması da Erdoğan’ın işini kolaylaştırıyor. MHP, AKP’den az miktardaki tepki oyunu alabilmiştir ama bu parti AKP’nin alternatifi değildir.
Buna mukabil ana muhalefet CHP, iktidarın yolsuzluk iddiaları ile sarsıldığı bir ortamda kendisinden beklenen başarıyı gösteremeyerek yüzde 30 bandına yükselememiş görünüyordu.
Bu, CHP ve liderliği açısından son derece düşündürücüdür.
Oyların sandıktaki dağılımı ne olursa olsun, şu gerçekler bu seçimin sonuçlarıyla değişmeyecektir:
Erdoğan ve AKP hakkındaki vahim yolsuzluk ve rüşvet iddiaları sandıkta aklanmış sayılmayacaktır. Yolsuzluk ve diğer usulsüzlüklerle uğranan meşruiyet kaybı seçim sandığında geri kazanılmış değildir. Bunun yeri bağımsız ve tarafsız mahkemelerdir.
Bu seçim toplumun derin biçimde tam ortadan bölündüğünü göstermiştir.
Erdoğan ve AKP’si sandıkta hangi oyu alırsa alsın bu şartlardaki bir Türkiye’yi yönetemeyecektir.  
En vahimi, Erdoğan’ın bu seçim sonuçlarını daha koyu bir baskı rejimi arzusunun onaylanması şeklinde okuması olacaktır. Bu durumda Türkiye’nin daha büyük bir çatışma ve istikrarsızlığa sürüklenmesi mukadderdir.

Yazarlarda Ara
Bul
©Copyright 2014 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.