29.09.2017 - 02:30 | Son Güncelleme: 29.09.2017-2:30 A-A+
ozay.sendir@milliyet.com.tr
TÜM YAZILARI

ALTIN PORTAKAL KAVGASI



Altın Portakal Film Festivali’nde ulusal ve uluslararası Yarışma kategorilerinin birleştirilmesine dair kavga, alttan alta sürüyor. Yapılan değişik sonucunda Türk filmleri artık kendi aralarında yarışmayacak. Sektörün bir kısmı bu karara tepkili ama sinemacıların bugüne kadar yeterince ciddiye almadıkları festivali, şimdi bu kadar önemseyen cümleler kurmalarını doğrusu samimi bulmuyorum. Arkadaş, çektiği filmi uluslararası her festivale yollayıp da Antalya’ya yollamaktan imtina edenler yok mu?

Altın Portakal’da sinema üzerine düzenlenen etkinlik, workshop ya da televizyon programlarına katılmak yerine, Antalya’da olmayı bedava tatil fırsatı haline getirenler yok mu? Yıllardır yazılır, şu kıyafet işi... ‘Yurt dışı festivallere smokinle giden adamlar, kendi ülkelerindeki festivale neden kot üstü ceketle gelmekten vazgeçmedi?’ diye sormak bile yeterli?

Hadi bunlar herkesin yaptığı hatalar değil, hadi bunlar bir grup azınlığın
işi ki, gerçekten öyle.

Peki Cannes Film Festivali’nde Fransız sineması için ayrı bölüm var mı? Ya da Berlin Film Festivali’nde durum ne?

Sinema dünyasının bu soruya samimiyetle cevap araması ve üzerinde düşünmesi gerekir öncelikle...

Bu yazıdan dolayı “Belediyenin adamı vesaire” demeye kalkanlar çıkacaktır.

Onlar değil ama sizin için bir not ekleyeyim:

Bugüne kadar hep kendi cebimden gittim festivale, kimsenin davetlisi olarak değil.
Yani o gazetecilerden değilim.

Biz yandık, çocukları yakmayalım

Anne ve babamızdan en fazla duyduğumuz sözdü “Bizden sana han-hamam kalmayacak üniversiteye girip iyi bir bölüm kazan ki hayatın kurtulsun...” Bu laf ne zaman çıktı bilmiyorum ama görüyorum ki hâlâ yürürlükte... Bir sürü anne ve baba, anne ve babasının, dedelerinden duyup, kendisine ilettiği bu tavsiyeyi şimdi evlatlarına iletiyor. Biliyorum çok karışık oldu bu cümle ama nesillerden beri aynı tavsiyenin yürürlükte olduğunu anlatmanın da başka yolu yok.

Çocuklarımıza “Üniversiteye gir, hayatını kurtar” diyoruz ama üniversite mezunları arasında işsizlik oranı yüzde 25... Üniversiteye girme hedefini başarmış çocukların çoğu, geçtim iki dili bir yabancı dili bile konuşamıyor. Yabancı dilden geçtim, çocuklar ne gazete ne de Kitap okuma alışkanlığı kazanmış, ne de doğru düzgün bir dilekçe yazmayı biliyorlar. Onlara hedef olarak üniversiteyi değil, artık doğru bilgiye en çok ulaşabilen, başka bir dil de olsa dahi bu bilgiyi kullanabilen ve bildiklerini sunabilen insanlar olmayı tavsiye etmemiz lazım. Bunlar olmayınca, üniversite mezunu olmanın da pek bir önemi kalmıyor... 

En sık görülen intihar biçimi

History Channel’da bu aralar ABD’yi yaratan otomobil markalarının hikayelerini anlatan belgesel serisini seyrediyorum. Sadece
otomobiller değil, insanların
kendilerini nasıl yoktan var ettikleri ve en önemlisi nasıl intihar ettiklerine dair de son derece çarpıcı bilgiler var bu belgeselin içinde...

Mesela Dodge markasını yaratan iki kardeş, önce Henry Ford’un ortaklık teklifini kabul ediyor ve birlikte çalışmaya başlıyorlar. Sonra T Serisi’nin gösterdiği büyük başarı geliyor. Henry Ford, süper egosuyla medya ve kamuoyu önünde tüm başarıyı üstlenince Dodge kardeşler bu işe bozuluyor ve bir süre sonra kendi markalarını yaratıyorlar. Bir başka  örnek General Motors örneği... Akıllı bir CEO, o dönem piyasaya çıkan 11 önemli markayı tek bir şirket çatısı altında topluyor. Tam işler harika gidiyor derken, T Serisi’ni ciddiye almama ve egosundan kaynaklanan ‘Ben ne yaparsam başarılı olurum duygusuyla’ hareket ediyor ve sonuçta koltuğunu kaybediyor. Egosu nedeniyle köşesine çekilmek yerine, Avrupa’dan ünlü bir yarışcı olan chevrolet’i ABD’ye getiriyor ve başka anlaşmazlıkların kapılarını aralıyor.

Otomobil markaları örnekleriyle daha fazla şey yazmak mümkün ama asıl önemli olan almamız gereken ders... Kontrol edilemeyen ego, bir süre sonra büyük kayıpları da beraberinde getiriyor. Terfi ettikçe, ses tonu, davranışları değişen, eskiden birlikte olduğu insanlara üstten bakan kişilere sinirlenmek yerine, onlar için üzülün. Zira belli ki o insanlar oturdukları yere değer katan değil, koltuktan değer bulan insanlar ve aslında sahip oldukları egoları onları yavaş yavaş yok edecek olan zehir aynı zamanda...

Festivalin düzenleyicisi AKSAV’ın patronajında yapılan ve içine her türlü rezaletin karıştığı İsmail Cem TV Ödülleri’nden Cem Ailesi’nin adını çekmesinin sebeplerinden biriyim ben.

İlk yarışmada en fazla ödülü alan şirketin Reklam işlerini yapan kişilerin, aynı zamanda organizasyon komitesinde de olduklarına dair bilgileri de ilk yazan kişiyim.

İmdat! TwITter genişliyor

Sosyal medya mecralarından en belalısı hiç şüphesiz Twitter alemi... Sağlanan 140 vuruşluk söz söyleme alanında, ünsüzler, ünlülere, siyasi rakipler birbirlerine, magazin güzelleri diğer güzellere demediğini bırakmadı. Bir sürü canlı kavga seyrettik ve hayatımızda duymadığımız küfürleri duyduk. Eskiden herkes kendi mahallesinde yaşadığı için kimse karşı mahallenin nefretini bu kadar hissetmez, bu kadar kolay nefret kusmazdı.

Her neyse, bizi birbirimize sokmaya yeten 140 vuruşluk alanı, iki katına çıkaracakmış Twitter yönetimi. Eğer 280 vuruş hakkı herkese verilirse, “Vay başımıza gelen” diyebiliriz. Bunca nefret cümlesi ve küfrün ikiye katlandığını düşündükçe çıldıracak gibi oluyor insan...

Yol manzarası

Dün İstanbul-Ankara yolunda çektim bu fotoğrafı. “Sonbahar melankoli mevsimi” derler ama aslında doğanın tüm renklerini sergiler... Çok işlek bir otoyoldan 500 metre içeride bu manzarayı bulduğumuz güzel ülkenin kıymetini acaba ne 
zaman bileceğiz?
 

Bilgi Yarışması"Şifo Mehmet" olarak bilinen eski BJK futbolcusunun tam adı nedir?
Aradığınız
Evi Hemen
Bulun!
araDetaylı Ara
©Copyright 2015 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.