SKORER
PEMBENAR
CADDE
YAZARLAR

AL SANA PROBLEM

.

Milliyet Haber

Dünyanın en değerli markaları açıklandı, rakamları bizim paramızla hesaplamak demek çok sayıda sıfır kullanmayı gerektiriyor.
En meşhur arama motoronun değeri 309 milyar dolar ve ilk sıradaki markayla da arasında 7 milyar dolar civarı bir değer farkı var. Marka yaratma meselesinin ne kadar önemli olduğuna dair bir örnek bu.
Diğer örnek geçtiğimiz hafta biten Fransa Açık Tenis Turnuvası...
Tenisçiler hariç, hakemler dahil, kortta bulunan herkesin üzerinde Fransızlar’ın meşhur timsahlı markası vardı.
Korttaki tüm zaman göstergeleri de dünyanın en ünlü saat markasına aitti.
Durmadan marka, marka diye yazdığımın farkındayım ama bu iş son derece önemli. Antalya’da podyuma çıkan İsrailli model Bar Refaeli, “Türkiye’den tanıdığım tek ünlü Nusret” dedi.
“Markayla ne alakası var?” diyeceksiniz, çok alakası var...
Kapıkule’den öteye geçtiğimizde, Türkiye denilince akla gelen kaç isim, kaç marka var, bir düşünelim mi?
Galatasaray, tüm dünyada bilinir hale gelmeye başlamıştı ama o parıltısını kaybetti.
Tarkan, doğru bir yolda ilerliyordu, biz etmediğimizi bırakmadık, içine kapandı ve kaldı.
Fazıl Say, elbette global bir isim ama alanı popüler bir alan değil.
Şu an elimizde global tek marka olarak THY ve Nusret var...
Nusret’i hiç tanımam, mekanına gitmişliğim yok, bazı hallerini sevmediğim için gideceğim de yok ama fark etmez.
Global bir marka ve isim yaratmayı başardı adam, dünyanın iyi ajanslarıyla çalıştı ve bir yere geldi. Refaeli’nin cümlesi hoşumuza gitmemiş olabilir ama kabahat söyleyende değil, söyletende yani bizde...

Gözümde biriken yaşlar
Yıllar boyunca kalp nakli beklemiş bir adam düşünün...
Bir gece yarısı, yaşamak için kaldığınız hastanede doktorlar haber veriyor, “Sana uygun bir kalp bulduk” diye.
Ameliyat kıyafetlerini giyip, hazırlanıyorsunuz.
Serviste kalp nakli bekleyen arkadaşlarınız, sevincinizi paylaşıyor ve “Bir gün sıra bize de gelecek” diyorlar. Aileniz geliyor apar topar hastaneye.
Nakil için nöbetçi personel dışında tam dokuz kişilik bir ekip hastaneye koşuyor.
Kalbin alınacağı donör bir trafik kazası geçirmiş, beyin ölümü gerçekleşmiş, Göztepe’de bir hastanede yatıyor.
Bir ekip yola çıkıyor kalbi almak için, hastanede kalanlar, hastaya ve aileye bilgi veriyor, “Kalbi ancak açtığımızda kullanıp kullanamayacağımıza karar verebiliriz” diye.
Bir hastanın beyin ölümünün gerçekleştiğinin yasal tespiti için yapılan işlemler var, onu bekliyor Göztepe’ye giden ekip.
Aynı anda diğer organları alacak başka hastanelerden ekipler de geliyor.
Hastanın göğüs kafesi açılıyor, operasyon başlıyor ama “Kalp krizi nedeniyle mi kaza geçirdi?” sorusu nedeniyle kontrolleri yapıyor ekip.
Bilgi doğru sanki, donörün makineyi bağlı kalbinde ritm bozuklukları başlıyor.
Elektro şok cihazı dahil her yöntemi kullanıyorlar ama bağışlanan kalbin nakli imkansız çıkıyor.
Alıncak diğer organları korumak için gerekenleri yapıyor kalp cerrahları ve ayrılıyorlar Göztepe’den.
Aynı anda yıllarca kalp bekleyen, nakile hazır Murat’a veriliyor kötü haber, metin olmaya çalışıyor, “Bir gün olacak” diyor.
Gözümde biriken yaşlar, az önce, doktorlar kalbi kurtarmaya çalışırken kapıldığım heyecan, karma karışık duygularla kapattım televizyonu.
‘Hastane İstanbul’, TRT Belgesel’de ekrana gelen bir yapım.
Hem organ bağışını artırmak hem de sağlık çalışanlarına şiddetin önüne geçmek için herkes seyretmeli bu inanılmaz seriyi...

E tamam bu da moral olsun bize...
Garip bir dünyada yaşıyoruz... ABD’de, Angeliana Jolie, Türkiye’de Hülya Avşar, eşi tarafından aldatıldığında bir sürü insan, “Çok güzeller de aldatılıyormuş” diye teselli bulmuştu. Şimdi sosyal medyada bir photoshoplu fotoğraf avı başladı, son kurban da Aleyna Tilki oldu.
Vay efendim Bodrum’da bikinili fotoğrafları, diğer bir karedeki oynamayı ortaya çıkardı diye konuşup duruyoruz. Tamam arkadaş, “Onun gibi genç ve başarılı bir müzisyen bile fotoğraflarıyla oynuyorsa, biz de oynarız, ne var!” deyip bunu da kendimize moral kaynağı yapsak olmaz mı?
İlla insan içine çıkamaz hale mi getireceğiz bu genç insanı?

Bindiğin dalı kesmek
Dört yetişkin ve bir bebek, geçtiğimiz sene Antalya’da bir otelde tatil yaptılar, 4 bin 200 TL para ödediler. Bu sene hemen hemen aynı tarihler arasında tatil yapmak için memnun kaldıkları tesisten fiyat istediler, rakam 7 bin 129 TL geldi. “Rezervasyon başvuru tarihleriniz farklıdır” dedim, belgeleri yolladılar, sadece dört gün fark var.
Böyle olmaz, olmamalı, yüzde 70 civarı bir fark, turizme zarar verir bir süre sonra...

Vikingler ve İstanbul
BBC’de Vikingler’i araştıran bir belgesel var. Uydu teknolojisinden yardım alarak, Vikingler’in büyük yolculuklarını araştırıyorlar.
Belgesel serisinin ana gündemini oluşturan konu Vikingler’in, Amerika kıtasına, bilinen keşfinden beş asır önce buldukları iddiası. Ancak belgeselde ve tanıtımlarda en çok İstanbul gösteriliyor.
Bilmiyordum, öğrendim. Vikingler, İstanbul’a ulaşmış ve uzun zaman bu topraklardan Ege ve Akdeniz hattına geçmişler.
Yaşadığımız şehir bir acayip şehir, bir büyük değer...





Yazarın Diğer Yazıları

  1. VATANSEVERLİK TESTİ...
  2. BU FOTOĞRAFA İYİ BAK TÜRKİYE!
  3. YİNE DENİZ AKKAYA, YİNE HAKSIZLIK...
  4. İKİ 15 TEMMUZ’UN ORTAK NOKTALARI...
  5. ZORBALARDAN MAĞDUR ÇIKARMAK
  6. SADECE BOŞANDILAR, SAVAŞ İLAN ETMEDİLER
  7. GÜVERCİNLER UÇUYOR NAZLICAN...
  8. DOĞURMAK ANNE OLMAYA YETMEZ...
  9. ‘BOŞANDI YA, BANA KALACAK’
  10. BOZKURT VE BELEDİYE TESİSLERİ...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.