SKORER
PEMBENAR
CADDE
YAZARLAR

YOUTUBER ÇOCUKLAR, MİLYON DOLARLAR...

.

Milliyet Haber

SocialBlade, çocuk YouTuber’ların olası gelirlerini hesaplamış.
5.1 milyon abonesi olan Oyuncak Ayı TV’nin aylık tahmini kazancı minimum 57, maksimum 921 bin dolar.
519 bin abonesi olan Fatih Selim, Tube kanalından elde edilen gelir minimum 22 bin, maksimum 354 bin dolar, 3 milyondan fazla takipçisi olan Prenses Elif hesabının aylık geliriyse minimum 21 bin, maksimum 350 bin dolar. Oyuncak Oynuyorum kanalı içinse hesaplanan gelir minimum 49 bin, maksimum 795 bin dolar.

Yılda milyon dolarlara ulaşan bu rakamlar çok iştah açıcı değil mi? Bu madalyonun bir yüzü ve altın diğer yüz ise inanılmaz derece düşündürücü. Türkiye’de çoğu kişinin haberi dahi olmadı ama ABD Hükümeti, YouTube’a, geçtiğimiz ay oldukça ağır bir ceza kesti. Cezanın gerekçesi, yetişkinlerin izlemesi gereken videoların, 13 yaşından küçük çocuklara kontrolsüz şekilde sunulması.
Dünyadaki birçok pedagog, çocukların YouTube üzerinde maruz kaldıkları içeriğin, beyin gelişimlerini olumsuz etkilediğini anlatmaya çalışıyor bir süredir. Kısıtlı mod falan işin hikaye tarafı, zira özellikle çocuklara ait kanallarda maruz kalınan reklamlar bile büyük dert. Örneğin Türkiye’de çok izlenen küçük bir YouTuber bayram öncesi, reklamları televizyonda kontrol altına alınan şekerleme ve benzeri ürünlerin reklamını yapıyordu hesabında... Pedagoglar, ünlü ya da ünsüz aileleri tarafından YouTuber haline getirilen çocuklarda maskeleme ve beğenilme duygusunun öne çıktığını, miniklerin istedikleri kadar beğeni almadıklarında büyük hayal kırıklıkları yaşadıklarını da anlatıyorlar. Sonuçta da doğal büyüme ve özgün kişiliğini oluşturma gibi gelişim süreçleri zaman içerisinde kayboluyor. Yıllar önce, yaptığım bir televizyon programında, 23 Nisan için o dönemin çocuk yıldızlarını ekrana çıkarmıştım. Bazı babaların, baba olmaktan çok, altın yumurtlayan tavuktan daha fazla faydalanmaya çalışan birer organizatör haline geldiğini görmüş, çok üzülmüştüm. Çocukları korumak, vergi denetiminden tutun da, televizyonda reklamı yasak ürünler adına RTÜK denetimi dahil bir sürü yolu devreye sokmamız gerekiyor artık. Daha acısı, Türkiye’ye dair tüm bu bilgilere bir Alman medya kuruluşunun kaynak olması bile tehlikenin hiç farkında olmadığımızı gösteriyor bize...

YARIN BU HANIMLAR KONUŞULACAK
İstanbul dev bir finale, UEFA Süper Kupa finaline ev sahipliği yapacak bu gece... Maç, Liverpool ve Chelsea arasında oynanacak ama gözler karşılaşmayı yönetecek kadın hakem üçlüsünde olacak. Maçın hakemi Fransız Stephanie Frappart, futbol tarihine geçecek ve UEFA’nın erkekler için düzenlediği bir turnuvanın finalinde, düdük çalan ilk kadın hakem olacak.
Almanya’da, Bundesliga maçlarında da düdük çalan kadın bir hakem var. Bayern Münih’in bir maçında izlemiştim, çamur diye tabir edilen futbolcuların, kadın hakem görünce, centilmene döndüklerini fark etmiş ve şaşırmıştım. Türkiye’de de, ikide bir kendilerini yere atıp, hakemi aldatmaya çalışan topçulara karşı kadın hakemler bir çare olabilir. Erkekliklerine laf gelmesin diye bu topçular, futbolcu olmaya karar verebilirler bir anda...

İLİŞKİ SINAVI YOLCULUK...
Murat Boz ile Aslı Enver, tatil için Bora Bora adasına gitmeye karar vermişler.
Adı çok romantik olsa bile İstanbul’dan tatile gitmesi en zor yerlerden birisi Fransız Polinezyası’ndaki Bora Bora. En kısa yolculuk 34 saat sürüyor, üç ayrı aktarmada en az dokuz saat bekliyorsunuz.
Önce yaklaşık 2,5 saat İstanbul-Roma uçacaksınız. Sonra 12 saat 50 dakika Roma-Los Angeles uçuşu var.
Bu daha yolun sadece yarısı üstelik.
Los Angeles’tan, 8,5 saat uçup Fransız Polinezyası’nın başkenti, konum olarak Tahiti’de bulunan Papeete’ye uçacaksınız.
Oradan da 50 dakikalık bir uçuşla Bora Bora adasına varacaksınız. En kısa ve 34 saat, üç ayrı bağlantıda dokuz saat kadar bekliyorsunuz. İstanbul’dan direkt Los Angeles uçuşları da var ama nedense ne yerli ne de yabancı ünlü bilet satış siteleri, bir kombinasyon vermedi Bora Bora uçuşu için...
İstanbul’dan Malezya, Malezya’dan Auckland Avustralya üzerinden bir kombinasyon çıkıyor ama toplam yolculuk 43 saat 5 dakika sürüyor.
Her neyse, minimum 34, tercihe göre 43 saate kadar çıkabilen, içinde üç aktarma ve çokca bekleme olan bir yolculuk aslında biraz da ilişki sınavı olur insanlar için. Bu zor yolculukta birbirine katlanabilen, hayatta her konuda birbirine katlanabilir.

Lütfen görmeyeyim seni
Ne güzel bir Sezen Aksu şarkısıdır değil mi, “Lütfen görmeyeyim seni, bir yerlerde karşıma çıkma...” Şarkı güzel ama bu çağda anlamını yitirmiş bir parça olmuş bu. Bayramdan önceki hafta Ege’de ve Ege yolunda bir sürü yer gezdim.
Bırakın ayrılmış olanları artık yan yana olanların bile birbirlerini görmedikleri bir dünyamız var bizim. Havuzdan veya denizden çıkan, vücudunu kurulamadan hemen elini kurulayıp, cep telefonuna saldırıyor.
Alaçatı’da mum ışıkları olan masalarda oturan çiftlere baktım, konuşan, göz göze gelen yok, herkes elinde telefonu, ne kadar beğenildiğine bakıyor ya da başkalarının hayatlarını röntgenliyor. Hayatı, telefon ekranı üzerinden yaşamaya devam ettikçe, ‘Lütfen görmeyeyim seni’ demenize gerek yok. Aynı mekanda, aynı masada bile birbirimizi görmüyoruz artık...

Rap akımını doğru okumak lazım
Bir süredir yükselen rap ile pop müzik arasında ciddi bir tartışma yaşanıyor. İnsanların tercihleri belirleyici rol oynasa bile meselenin sosyolojik boyutuna da bakmak gerek. ABD’de, doğan bir müzik türü ‘RAP’, açılımı da ‘Rythmic American Poetry’ yani ritmik Amerikan şiiri... Kendisini dışlanmış hisseden, ırkçılığa maruz kalan ve siyahi getto gençliğinin isyanının bir ifadesi olarak doğdu bu müzik... Avrupa’da özellikle de Almanya’da gurbetçi Türk gençlerle birlikte yükselişe geçti. Yani ABD’de kendini dışlanmış hisseden gençlerin müziği, Almanya’da kendini dışlanmış hisseden gençlerin müziği olarak sıçrama yaptı.
Bugün sadece Türkiye’de değil, Yunanistan ya da Finlandiya’da da yükseliyor rap müzik türü. Avrupa’da aşırı sağ ve milliyetçilik artıkça, içinden geçenleri rap müzikle ifade edenlerin sayısı artacak ve sürpriz değil bu... Rap’in Türkiye’deki yükselişini de müzik tercihi üzerinden konuşursak hata yaparız, bu işin altında sosyolojik gerekçeler var.

Yazarın Diğer Yazıları

  1. Bedenini bırak kariyerine bak
  2. 'Adam kaybetti'
  3. Hadis Kıbrıs'ta nasıl Hadise oldu?
  4. 'Kaşar'ı bırak çocuğa bak
  5. Biz sınıf mevcutlarını konuşurken...
  6. Acımadı ki, acımadı ki!
  7. Konuşulmayan tabu, mitokondri
  8. BÜYÜKLERE MASALLAR
  9. İrem Derici fıkrası
  10. DİZİ SEYRETTİĞİNİZ İÇİN KADIN DÖVER MİSİNİZ?

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.