SKORER
PEMBENAR
CADDE
YAZARLAR

NİŞANTAŞI’NIN KRU’SU…

.

Milliyet Haber

Böylesine iddialı, oyunun tüm aktörlerinin bulunduğu Nişantaşı gibi bir bölgede Ufuk Ügümü, iddiasız, taze, leziz, örf ve adetlere bağlı tek kelimeyle, ananevi Ege ve İstanbul yemeklerini bize sunuyor. Hani annenizin mutfağına girip, “Ben şundan da bundan da istiyorum” diyebiliyorsunuz ya, adeta o şekilde insan kendini şımartabiliyor.

Tarihi süreç

Aslında ailenin kökleri, Erzurum’dan geliyor. Dede aşçı, baba Galip de babasından el almış, Fatih’te, Akdeniz Caddesi’nde yer almışlar, konsept ise hep aynı olmuş, yani esnaf lokantası... 2000’lerdeyse Nişantaşı’na gelerek,
o günden bugüne Hünkar ismini devam ettirmişler. Ufuk’un söylediğine göre, dedesine sorulduğunda, “Ben hünkar beğendiyi çok iyi yaparım onun için adını böyle koydum” dermiş.
Şimdi konuya yani Ufuk’a dönelim, 10 yaşında kaportacıda çalışmaya başlayan, kasapta, balık halinde, yaz tatillerinde hep çalışan, eti senin kemiği benim mantığıyla işe verilen ve üniversite birinci sınıfta öğrenci değişim sistemiyle Madrid’e giderek,
Le Cordon Bleu’yu birinci olarak bitiren bir genç, kruvasan ve Lokanta Kru’nun yaratıcısı...
Madrid’de yaşadığı dönemlerde, büyükelçiliğimizin resmi resepsiyonlarında mutfağın baş aşçısı, hayatı dopdolu, İtalya’da ünlü restoran Da Vittorio’da bir yıl staj yapıp (Milano Bergamo) arkasından kendisini tanıdığımda hayran olduğum Elena Arzak ile çalışma fırsatı yakalaması, Fransız yemek kültürünü öğrenmesi ve şimdi başta kruvasan olmak üzere, birçok bistro yemeğinde de bunları uyguluyor olması, takdire şayan.

Kru serüveni

Bu yıl Nişantaşı’ndaki Kru rüzgarı, özellikle gezen mahalleli arasında esti. Ben de merak edip gittim, önce öğle sonra da akşam yemeğinde müdavimleri oldum ve dostlarımla hep burada buluşmaya başladım.
Kru aslında, Osmanlı ile Ege mutfağının karışımı diyebilirim. Kullanılan tek yağ zeytinyağı, tüm otlar günlük olarak otçu
Levent tarafından getiriliyor.
Yumurta, Trakya’da zaman zaman Ufuk’un bizzat denetlediği bir tavuk çiftliğinden geliyor. Yemeklerde salça kesinlikle
kullanılmıyor. Gerekirse taze
domates konuyor.
Menü çok enteresan, o gün halden, otçudan, balık halinden taze ne alınırsa o geliyor ve pişiyor, bulunduğu sürece popüler yemek beğendili ahtapot eksik edilmiyor. Akşam yemekleri de müdavimleri için seçilmiş Türk içkilerini de deneyebiliyorsunuz.

Bir çınar göçtü...

Bir dönem Türkiye’nin en lüks ve en güzel otelleri, Emekli Sandığı’na aitti, Ateş Amiklioğlu da Emekli Sandığı Genel Müdürü’ydü. Başta Hilton, Büyük Efes ve Maçka Otelleri olmak üzere, tümünde özellikle Türk ve Anadolu Mutfağı’nın sunulması konusundaki çabaları, ananevi yemek kültürümüzün bugünlere gelmesinde büyük bir rol oynamıştır. Ağabeyim, saygıdeğer bakanım Ateş Amiklioğlu’na Allah’tan rahmet, ailesine sabırlar diliyorum.

Yazarın Diğer Yazıları

  1. SADE LEZZETLER…
  2. Paris'te sonbahar
  3. NİŞANTAŞI’NIN KRU’SU…
  4. Bir meze festivali
  5. Tütsü by düve
  6. Gastronominin zirvesi: Sirha
  7. BİR EKMEK HİKAYESİ…
  8. Kahvem olmadan asla...
  9. Büyük dönüşüm & 1890
  10. Cağaloğlu Hamamı’ndaki değişim…

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.