MODA
GÜZELLİK
AİLE
SAĞLIK

Hollanda Okulları Gezisi 2

Hollanda'da farklı eğitim sistemlerini gözlemlediğim gezi notlarımı paylaşmaya devam ediyorum. Demokratik okul, Waldorf okulu, Uluslararası Montessori Derneği merkezi ile ilgili notları bir önceki yazımda bulabilirsiniz. Bu kez Jena Plan okulu, Pikler yaklaşımı, Dalton okulundan bahsedeceğim.

Jena Plan Okulu

Metod, Jena'da yaşayan Alman Peter Peterson tarafından oluşturulmuş. Öğrenci meclisi olan, çocukların istek ve taleplerini rahatlıkla iletip tartışabildikleri bir sistem. Gönüllü temsilci öğrencilerden oluşan meclis düzenli toplanıyor, "Oyun parkındaki kum masasına daha çok kum istiyoruz" diye, "Geziye gitmek istiyoruz" diye taleplerini okul müdürüyle görüşüyorlar. Gerekirse konuyla alakalı olarak polis, belediye başkanı gibi kişiler de meclise davet edilebiliyor. Çocuğun istek ve ihtiyaçlarını merkeze alan, çocuklarla işbirliği içinde çalışan bir sistem.

Sınıflar karışık yaş gruplarından oluşuyor. 4-6 yaş, 6-9 yaş, 9-12 yaşlar birlikte öğreniyorlar. Böylece sosyal becerilerini geliştiriyorlar, işbirliği, grup çalışması yapıyorlar. Öğretmen otorite değil, rehber görevinde. Çocuğu dünyayla uyumlu, ahlaklı ve istediğinde "Hayır" diyebilecek şekilde destekliyorlar.

Okulda çocuklarla devamlı etkileşim var. "Yıldızları görebilir miyiz?" gibi konular üzerine münazaralar, "Sınıfından memnun musun?", "Ne öğrenmek istersin?", "Neye ihtiyacın var?", "İnsanlara sorun var mı?" sohbetleri, meclis toplantıları,... bol bol konuşuluyor.

Okulda cam kapılarla birbirine açılan sınıflar, geniş cam duvarlar oldukça ferah ve aydınlık hissettiriyor. Kutlamalar da okulda önemli bir yere sahip. Bayramlarda, kendi belirledikleri kitap festivali gibi etkinliklerde okul, aile ve çocuk işbirliğiyle kutlamalar yapıp eğleniyorlar. Böylece ebeveyn, çocuk ve öğretmenlerin birlikte eğlendiği ortamlar da yaratılmış oluyor.

Pikler Yaklaşımı

Emmi Pikler 1902-1984 yıllarında yaşamış bir çocuk doktoru. Çocuklarla bir üniversite hastanesinde başlayan çalışmaları, İkinci Dünya Savaşı mağduru çocuklarla, sonra da savaştan çıkan kimsesiz çocukların bakım yurdunda devam etmiş.

Yaklaşımın uygulandığı hastanenin diğer hastanelere göre daha az ameliyat yapılan, daha az ilaç kullanılan bir hastane olması, çocukların sevgiyle, şefkatle kolayca iyileşmesi, metodun oldukça dikkat çekmesini sağlamış. Bu başarısının ardından zaman içinde metod, hastalığı beklemeden, daha yolun başında, doğumdan itibaren uygulanmaya başlamış.

Çocuğun kendi ritminde gelişimine saygı duyan, o hazır olmadan hiçbir şeyi dayatmayan, sevgi, şefkat dolu bir metod Pikler yaklaşımı. O kadar ki, bebek hazır olmadan yüz üstü döndürülmüyor. Ya da kendi oturmaya başlamadan destekle oturtulmaya, kendi yürümeye başlamadan yürütülmeye çalışılmıyor. Onun yerine rahat hareket edebileceği, uygun oyuncaklarla hazırlanmış ortamda gelişimine fırsat veriliyor.

Çocuğun bakımı ona saygılı, duyarlı, farkındalığı yüksek, sakin, göz teması kuran, çocukla devamlı iletişim kuran aynı kişi tarafından gerçekleştiriliyor. Çocuğun takip edebilmesi için yavaş hareket ediliyor.

Nereye baktığına dikkat edilerek her bir bakışı soru kabul edilip sakince cevaplanıyor. "Evet, tavan beyaz renkte." "O bezi yıkamıştık. Hala ıslak, daha kurumadı." "Seni takip edebilmek için böyle eğildim." "Bana elini verir misin?" "Teşekkürler." gibi konuşmalarla hem sürece katılımı hem de farkındalığı arttırılıyor. İçsel ilgileri ve gelişimi çok değerli olduğu için alkış, aferin gibi bunu engelleyecek uyaranlar verilmiyor.

Tek bir amacı olmayan, istediği gibi kullanabileceği açık uçlu oyuncaklar kullanılıyor. Bu sayede pasif oyuncaklarla oynarken çocuk "aktif" oluyor. Işığı, sesi, düğmesi,... olan oyuncaklar tek bir amaca yönelik olan aktif oyuncaklar. Ama bu kez çocuk "pasif" kalıyor. O yüzden tek bir amaca yönelik olmayan, doğal malzemelerden yapılmış ve çok amaçlı kullanılabilecek pasif oyuncaklar tercih ediliyor.

Bu metodun uygulayıcı eğitimi zaman içinde yayılmış olarak üç yıldan uzun sürüyor. Sebebi, farkındalığını arttırmak ve kişinin kendi iç huzurunu yakalayabilmesi. Çünkü ancak çocuğu anlayabilen, sakin, dingin bir ruh halindeyseniz çocuğa da böyle yaklaşabilirsiniz. Diğer türlü hemen gerginliğinizden etkilenecektir. Kendini affetme, kabul etme, duyu farkındalığı gibi çalışmalarla uygulayıcı önce kendi iç huzuruna erişiyor.

Dalton Okulu

Dalton ismi metodun uygulanmaya başladığı Amerika'nın bir kasabasından geliyor. Beş ana prensibi var bu metodun.

Bağımsızlık: Kendinin ve gelişiminin farkında, kendi hızında öğrenme için bağımsız çalışabilme becerisi.

Beraber çalışma: Klasik eğitim sisteminin aksine çocukların bibirlerinde öğrenmeleri de önemseniyor. Bunun için özel alanlar da hazırlanmış.

Planlayarak çalışma: Kendi çalışmasını planlayarak çocuk iç disiplinini oluşturuyor. Anaokulunda bile çocuklar resimlerle haftanın günleri ve zamanların olduğu çizelgede renkli işaretleyicilerle ne zaman hangi işi yapacaklarını seçiyorlar ve gün içinde ne yapılacağı resimlerle tahtada gösteriliyor. Böylece çocukların ne yapacaklarını bilerek güvende hissetmeleri hedefleniyor.

Çocuk okulda öz disiplin ve planlamayı önce öğretmen desteğiyle öğreniyor. Son sınıflara geldikçe bazı öğrenciler artık tamamen boş çizelgeyi alıp kendi ilgi ve ihtiyaçları doğrultusunda planlar hale gelebiliyor.

Özgürlük ve sorumluluk: Bu ikisi özellikle birbirine bağlı, çünkü seçim sorumluluk getirir. Bunun farkında olarak gereken sorumluluğu almak önemli. Örneğin grup çalışması yapmayı tercih edebilirler, ama diğer arkadaşlarına da saygı duyarak, sessiz bir biçimde.

Beşinci ana prensip ise etkililik (effectiveness).

Anaokulunda bile marangozluk, tamir gibi işlerin de yer aldığı atölyeleri var. Ayrıca okulda laboratuar, ortak çalışma alanları da yer alıyor. Çocukların kendi yaptıkları sandal ve diğer eşyalar da görülmeye değer.

Not: Elbette buradaki birkaç not benim okullardaki kişisel gözlemlerim ve dinlediğim sunumlardan oluşuyor. İlgi duyanlar için bir fikir, bir pencere açmak amacım. Dileğim potansiyelini gerçekleştirebilmiş, huzurlu, mutlu çocuklarımız olsun. Daha güzel bir dünya mümkün.

Sevgilerimle,

Ayşegül Karahan Ertuğrul

Eğitimci, Ebeveyn Danışmanı, Thetahealer®

www.aysegulkarahan.com

Instagram /

Facebook /@aysegulkarahanBilincliAileler

Yazının devamı...

Hollanda Okulları Gezisi 1

Beni takip edenler Montessori metodunu hem kendi çocuğumda doğumdan itibaren uyguladığımı, hem de danışmanlıklarımda anlattığımı bilirler. Çünkü benim için çocuk eğitiminde en önemli noktalardan biri çocuğun muhteşem yaradılışını olduğu gibi ortaya çıkarmak. Montessori metodu da işte tam bunun üzerine kurulu. Bununla birlikte bir şeye körü körüne bağlanmamak da benim için çok önemli. Hem güncellenmek, geniş çerçeveden bakabilmek, hem de başka yaklaşımları yerinde gözlemlemek için Alternatif Okullar'ın Hollanda'ya düzenlediği geziye katılmaya karar verdim.

Yaklaşık bir hafta boyunca Demokratik okul, Waldorf okulu, Uluslararası Montessori Derneği merkezi, Jena Plan okulu, Pikler yaklaşımı, Dalton okulu gezilerimiz oldu. Bu yazıda ilk üçünden bahsedeceğim. Haydi başlayalım:

Demokratik Okul
Demokratik Okul'da özgürlüğü içselleştirmiş, huzurlu, rahat çocuklar gördüm. Burada bir parantez açayım "özgürlük" demek, dürtüsel olarak o an canının istediğini yapıp geçmek değil. Seçim yapmak ve seçimlerinin sorumuluğunu almak demek.

Okulda öğretmeninden en küçük öğrencisine kadar herkesin eşit söz hakkı var ve tüm kararlar ilgili meclisler toplanarak alınıyor. Toplantılarda tüm görüşler tartışılıp ortak kararlar alınıyor ve bu kararlara herkes uyuyor. Elbette değiştirme hakkı var. Konuşulması istenen konular hafta boyunca sekretarya gibi bir birime veriliyor, ve o haftanın meclisinde görüşülüyor. Genel meclis olduğu gibi, okuldaki pony at, tavuklar gibi hayvanların beslenmesi ve bakımıyla ilgili, toprağın ekilip biçilmesiyle ilgili, bahçedeki trambolinle ilgili, müzik odası, mutfak, marangozluk atölyesi, vb. gibi özelleşmiş konular ile ilgili meclisler de var.

Okulda çocuğa ve davranışlarına büyük bir saygı var. O kadar ki, boş oturuyor gibi görünse de müdahale edilmiyor. Bize "boş" görünebilir, ama belki de çocuk o anda bir şey düşünüyor. Yaşından bağımsız olarak çocuklar istediği alandaki derslere, atölyelere katılabiliyor, hangi yönde derinleşeceğini seçebiliyor. Böylece hiçbir şeye mecbur kalmıyor.

Waldorf Okulu
Bu okulun ilginç ve keyifli bir mimarisi vardı. Yüksek tavanlar, büyük pencereler gerçekten ferahlık hissi veriyordu. Okulda ilk yedi yıl (süt dişleri dökülene kadar) çocuğun doyasıya oynaması önemseniyor. Sanat ve bilginin iç içe geçtiği bir öğrenme süreci var. Bir ilkokul dersi örneğin, derse önce bir kuş heykeli yaparak, sonra o kuşun özelliklerini konuşarak, belki onunla ilgili bir şarkı söyleyerek, o kelimenin nasıl yazılıp okunduğunu çalışarak geçiyor.

Belli bir düzeni takip etmek çocuğun kendini güvende hissetmesi için önemli. Örneğin anaokulunda her çarşamba sabahı ekmek yapılıyor. Bunun gibi birlikte heykel yapma, masal anlatma, dinleme, eurythmie (söylenen şarkı ve sesler ve ona uygun bedensel hareketler) gibi etkinlikler belli bir düzenle yapılıyor.

Bununla birlikte sınıflarda Hristiyanlık'la ilgili olduğunu düşündüğüm mistik öğeler yer alıyordu. Birkaç saatlik gözlem ve yapılan sunum bu öğelerin ne şekilde eğitime yerleştiğini anlamam konusunda benim için yeterli olmadı. Bu eğitim metoduyla ilgili gerekirse daha derin araştırma yapmak üzere notlarımı aldım.

Uluslararası Montessori Derneği (AMI) Merkezi
Uluslararası Montessori Derneği'nde Montessori pedagojisi ve çekirdek kavramları ile ilgili bir eğitim aldık. Montessori eğitimi ortamın, öğrenenin ihtiyaçlarına ve özelliklerine göre adapte edildiği gelişim temelli bir eğitim yaklaşımı. Çekirdek kavramlar ise:

1. Bilimsel Pedagoji: Var olan varsayımlar ya da teoriler üzerine değil, bir bilim insanı gibi çocukları gözlemeyerek önyargısız olarak çocuk üzerine kurgulanmış bir eğitim metodu.

2. Hazırlanmış Çevre: Mobilya ve eşyaların büyüklüğünden materyal, etkinlik seçimine kadar tüm ortamın öğrencinin özellikleri ve ihtiyaçlarıyla eşleşecek şekilde hazırlanması.

3. Rehberlik Eden Yetişkin: Metodla ilgili eğitimi olan yetişkin, çocuğa müdahale etmeden, adeta bir laboratuarda çalışan bilim insanı gibi dikkatle çocuğu gözlemler, gelişimiyle ilgili notlar alır ve sadece gerektiğinde ona rehberlik eder.

4. Doğal İlgi: Çocuğun kendiliğinden, doğal olarak ilgi duyup yönelmesi. O an öğrenci için temas anı. İlgisine yönelen çocuk müthiş aktiviteler yapar hale geliyor.

5. Aktivitenin Sunumu: Rehber yetişkin için temas anı. Çocuğa her şey değil, sadece yeterli bilgi sunulur. Sunulan etkinlikler sayesinde çocuk başka konulara da ilgi geliştirmeye başlar. Etkinliğin, dokunma, duyma, görme gibi duyularına hitap etmesi önemli. Böylece ilgisine daha iyi karşılık bulabilir. Sunumdan sonra da ilgisini kendi devam ettiriyor.

6. Dolaylı Hazırlık: Elini ve kolunu kontrol ettiği fırçayla masa temizleme, ince hareket kaslarını çalıştırdığı dikiş dikme, parmaklarıyla kenarları üzerinden geçerek kare, üçgen gibi şekilleri tanıma, kulplu silindirlerle el, parmak kontrolü,... Bunları yaparken bilmeden kendini kalem tutmaya hazırlıyor. Ama eline kalem alarak değil, dolaylı olarak kaslarını geliştirerek.

7. Karışık Yaş Grubu: Çocukların doğal öz düzenlemesi. Örneğin iki buçuk yaştan altı yaşa kadar aynı sınıfta, aynı yetişkinle. Bu onlara birbirlerinden öğrenme, birbirine öğretme, saygı duyma, paylaşma gibi pek çok becerilerinin gelişmesine yardımcı olacak. Bir sınıfta yaş gruplarına eşit olarak ayarlanmış en az 25 çocuk olmalı. Öğrenci sayısı düştükçe rehber daha çok katılmak durumunda kalıyor çünkü. Halbuki istenen şey mümkün olduğunca az rehberlikle öz düzenleme ve kendi kendini inşa edebilme.

8. Özgür Seçim: Kendini inşa etmenin, potansiyelini ortaya çıkarmanın aracı. Ama seçimin de kendi kuralları var. Örneğin birinin çalıştığı materyal alınmaz. Onu istiyorsa beklemeli. Bu da 3-6 yaşlarında bir çocuk için büyük bir disiplin.

Çocuğun potansiyelini ortaya çıkarmaya odaklanması, bunun için, özellikle hazırlanmış materyaller de dahil gerekli ortamın hazırlanması çok değerli. Böylece çocuk, kendi hızında ve ilgilerine göre bilinçli yetişkin rehberliğinde gelişiyor. Ne zaman ne yapacağınızı bilmenin rahatlığı bu metodu evde de uygulamak açısından pratiklik getiriyor. Yetişkine düşen de kendini iyileştirerek çocukluğunun olumsuz izlerinden ve çocuğa gereksiz müdahale etme, onun yerine yapma, zarar göreceği korkusu gibi çocuğu olumsuz etkileyen davranışlarından arınmak. Sonrasında çocuk zaten işini biliyor, yeter ki yolunu açalım. Geniş çerçeveden baktığımda da bu metodu seçtiğim için bir kez daha mutluluk duydum.

Devam edecek...

Ayşegül Karahan Ertuğrul

Eğitimci, Ebeveyn Danışmanı, Thetahealer®

www.aysegulkarahan.com

Instagram /

Facebook /@aysegulkarahanBilincliAileler

Yazının devamı...

"Uslu" Denilen Çocuğa Dikkat

Bizim toplumda her denileni yapan çocuk çok sevilir. Otur deyince otursun, karıştırma deyince olduğu yerde kalsın, sus deyince soru sormasın, gel deyince gelsin, git deyince gitsin, öyle oyun oynamak falan da istemesin, mümkünse sesi çıkmasın... Ya da, anne baba istediği kadar, onlar istediği zaman, istediği şekilde konuşsun... Peki bu hale getirilen varlık, artık bir çocuk mu?

Bu tavır dağası koşmak, oynamak, merak etmek, denemek, yanılmak, neşe katmak, keşfetmek olan çocuğun özünü oluşturan hazinelerini elinden almak olur. Onlardan daha güçlü anne babalarına ya da öğretmene, bakıcıya, otoriteye boyun eğdirmek, onlar ne isterse onu yaptırmak çocuğun iradesini ezmek olur. Uslu uslu (!) sessizce otururken, artık kendini savunamayan, ifade edemeyen, kendini keşfedemememiş, çoğunlukla ne istediğinin farkında bile olmayan, bolca bastırılmış duygusu olan birine dönüşür. Ve bu duygular bulunup dönüştürülmediği sürece asla yok olmazlar. Hüzün, mutsuzluk, aşırı kaygı, korkular, kendine güvensizlik, mükemmeliyetçilik, hata yapmaktan kaçınma, hayır diyememe, sınır koyamama, beğenilmeme kaygısı, kendini beğenmeme, reddedilme kaygısı, vb. pek çok farklı şekilde dışa yansıması olabilir.

Sürekli Eleştiren Ebeveynin Sesi, Zamanla İç Sese Dönüşür

Bu yaşadıkları olumsuz duygular, çocukken boyun eğdikleri, onlara bakım vermenin yanında hükmeden bir figürün tavrıdır aslında. "İçimden bir ses hep beni engelliyor, yapamazsın diyor." gibi ifadeler kullanabilirler. Geçmişte onlarda baskı kuran kişinin sesini içselleştirdiklerinin farkında olmadan... Harekete geçse bile yaptığından emin olamama hali sarar. "Ya hata yaparsam" kaygısı, "yaptığım iş beğenilmeyecek" kaygısı, "yeterince iyi değilim" kaygısı,...

Aslında o uslu çocuklara olan şudur: Çocukluk dönemlerinde özgürce merak edip, bol bol soru sorup, oyun oynayıp, deneyip, hata yapıp, yeniden deneyip,... hayatı öğrenmeleri gerekirken engellenmişlerdir. Gelişimlerine, eğrisiyle doğrusuyla kendi sınırlarını görmelerine izin verilmemiştir. Onun yerine, onlar için önceden çizilen yolda yürümeleri sağlanmıştır. Fikirleri kabul görmemiş, artık paylaşmaktan vazgeçmişlerdir. Oyun oynamak isteyince reddedilmiş, artık evde oturmaya razı görünmüşlerdir. Onlardan yapması beklenenleri yaptığında beğenilmemiş, kabul görmek için hep daha iyisini yapmaya çalışmışlardır. Bunu o kadar çok yapmışlardır ki, artık alışkanlık haline gelmiş, kendilerinden vazgeçip, bu yeni giysiyi giymişlerdir. Onlar bile kendi huylarının böyle olduğunu düşünürler. Oysa her hataları, eksikleri eleştirildiği için artık hata yapmanın doğal olduğunu fark edemez olmuşlardır.

O yüzden her söylediğinize boyun eğen, kendini savunamayan, fikrini söyleyemeyen, ne istenirse onu yapan çocuklara dikkat edin. Bir çocuğun merak etmemesi mümkün değildir. Doğaları gereği hayatı merak ederek, deneyerek, sorarak öğrenirler. Çocuklarınız böyle değillerse anne baba tutumunu değiştirmeli, kendini iyileştirmelidir.

İşe önce kendinizde olan, yukarıdakilere benzer duyguları fark ederek başlayın. Bunları dönüştürmek ve bugününüzü iyileştirmek mümkün. Bunun için destek de alabilirsiniz. Siz içinizdeki ağırlıkları bırakıp rahatladıkça hayata bakışınız da, anneliğiniz de, babalığınız da iyileşir. Unutmayın hiç birimiz geçmişin yüküyle ya da gelecekten kaygı duyarak yaşayalım diye bu dünyada değiliz. Hepimizin ayrı ayrı muhteşem yaşam amaçlarımız var. Biz bunun için buradayız. Şimdi bunu fark etme zamanı.

Not: Yukarıdaki örnekler olasılıklardır. Durumlar ve etkileri kişiye özeldir ve bu çerçevede değerlendirilmelidir. Bu yazı bir farkındalık oluşturmak için yazılmıştır. Yazılanlar genellenemez.

Sevgilerimle,

Ayşegül Karahan Ertuğrul

Ebeveyn Danışmanı, Thetahealer®

www.aysegulkarahan.com

Instagram /

Facebook /@aysegulkarahanBilincliAileler

Yazının devamı...

Çocukta İnat Davranışı Nasıl Yönetilir?

Yirmili aylardan başlayarak bir süre hayatınızda yer alabilecek çocuklardaki inat davranışına haydi yakından bakalım. İkinci yıla doğru dil gelişimi ilerledi ve yürümeyle beraber çocuğunuz artık daha özgür hareket ediyor. Şimdi hayatında daha çok söz sahibi olma ve kendi yapabildiklerini görme zamanı. :) Bu dönemde "Hayır, ben yapacağım."lar başlıyor.

Gelişimsel olarak bu davranışları görmek gayet doğal. Püf noktası şu ki, çocuğun gelişimi ne kadar bilinçli ve iyi desteklenirse inat davranışıyla da o kadar az karşılaşılır. Çocuğun gelişim çabası engellendiğinde ise bastırılmışlık ve kızgınlık gibi duyguları artar. Dolayısıyla inat, tutturma gibi davranışları da çoğalır.

Peki gelişimini nasıl destekleyelim?

Örneğin bir şeyi kendi yapmak istediğinde "O sana ağır, dur, taşıyamazsın / yapamazsın" gibi sözlerle hemen elinden almaya çalışmayın. Siz de yanında olun ve müdahale etmeden çocuğunuzun o ana konsantre olmasını izleyin. "Harika, muhteşem, aferin,..." gibi sözler de dikkatini böler. Bir şey söylemeden sadece hazırda bekleyin o kadar. Konsantre olduğunda siz orada yokmuşsunuz gibi sessizleşin. Böylece enerjisini yapıcı kullanmanın huzurunu, dikkatini verip bir şey başarmanın iç motivasyonunu yaşar. Doyuma ulaşır.

Ebeveyn olarak çocuğunuzla ilişkinizin olumlu ve güvenli olmasını sağlayın. İhtiyaç duyduğunda size ulaşabiliyor mu, sizden istediği şefkati ve desteği alabiliyor mu, dikkat edin.

Bunlar sağlandıktan sonra iki yaş civarındaki miniğiniz bir gün bambaşka davranmaya başladıysa:

"Mandalina istiyorum." veriyorsunuz.

"Ben elma istiyordum." Elma veriyorsunuz,

"Hayır ben mandalina istiyorum!" .... Bir şekilde çözdünüz, bu kez:

"Kabuklarını sen soy!", soydunuz,

"Hayır ben soyacaktım!" vb. çeşitli versiyonları. Buraya kadar makul olan istekleri yapabilirsiniz. Bu noktadan sonra

"Soymayacaktın kabuklarını" diye ağlamaya başlayabilir örneğin. Ya da

"Ben kabuklu istiyordum, kabuklarını geri tak!"

Çözümsüz bir noktaya gidiyorsa, sakin, sevecen, kabul eden bir tonda:

"Yemek istersen bunları yiyebilirsin. *Ağlamak istersen ağlayabilirsin de. (*Bu sözü sadece ağlıyorsa söyleyin. Ağlamıyorsa söyleyip aklına getirmeyin). Ben o arada bir kahve içeceğim./ Kitap okuyacağım./ Mutfakta yemek yapacağım.... Ağlaman bitince gelebilirsin." deyin.

Konuşmanızda yükses ses, bağırma, suçlama, hakaret olmasın. Olumlu, kabul eden, sevecen tonda olmalı.

Bu şekilde sakin, sevecen ve kararlı davranırsanız bir süre ağlar, sonra yanınıza gelir sokulur yine. Yanınıza gelince göz hizasına eğilin, gözlerine bakın, sevgiyle sarılın. Size bir şey söylüyor mu, yoksa sadece sarılmak mı istiyor, sessizce biraz gözlemleyin. Ondan aldığınız işaretlere göre yeni bir şey sunabilirsiniz. "Beraber boyama yapalım mı?" gibi.

Mandalina konusuna (ilk inatlaşılan konu neyse o) geri dönmeyin. "Gördün mü ağlamak bi işe yaramadı! Ağlama! Böyle yaparsan kucağıma almam!" gibi tehditvari, cezalandırıcı sözler söylemeyin. Unutmayın bu davranışlar idare edilişine göre artar, devam eder, ya da kısa zamanda biter.

İşte çözüldü. :)

Bu süreçte ebeveynin sakinliği ve kararlılığı, çocuğun ise kendini güvende hissetmesi çok önemli. Ruhsal ihtiyaçları doyurulmamış, gelişimi iyi desteklenmemiş, engellenmiş bir çocuk bunların gerginliğini elbet davranışlarına yansıtır.

Çocukla sağlıklı bir iletişim için gerekenler:

-Sakin, hoşgörülü, bilinçli bir yetişkin. Hemen sinirlenip bağırmamak, ne yapacağını bilmek, karşımızdakinin bir "çocuk" olduğunu hep hatırlamak. Yani önce kendi iç huzurunuzu sağlamak, sonra da önceden bilgilenerek çocuğunuzun gelişiminin farkında olmak sizi rahat ettirir.

-Keyifle gelişen bir çocuk. Çocuğun duygularının, gelişiminin bastırılmamış olması gerekir. Olumsuzluklar yaşanmış ve zamanında çözülmemişse bunlar da duygusal problemler olarak o ana yansır ve inat gibi davranışları arttırabilir. Bunun yanında uykusuzluk, aşırı yorgunluk gibi durumlar da ufak gerginliklere neden olabilir. Böyle durumları ayırt etmek önemli.

İnat davranışı iki yaş civarında bir güç gösterisi olarak çıkmışsa yukarıdaki gibi basitçe çözülebilir ve geçer. Fakat çocuğun o zamana kadarki olumsuz duygusal birikimlerinin ya da çevresiyle/ebeveyniyle geliştirdiği olumsuz iletişim şeklinin bir parçası haline gelmişse üzerinde çalışılmalı. Çünkü burada başka etkiler var. Sorunun kaynağı bulunup durum çözüldüğünde yine keyifli zamanlar geçirmeye devam edersiniz.

Sevgilerimle,

Ayşegül Karahan Ertuğrul

www.aysegulkarahan.com

Facebook /@aysegulkarahanBilincliAileler
Instagram /

Yazının devamı...

Hava Soğudu, Çocuklara Mont Giydirme Sorunsalı

Eveeeet, işte size ebeveynlik yeteneklerinizi sergileyebileceğiniz, çocuğa saygı duyuyor musunuz, sınır çizebiliyor musunuz, yapıcı diyalog kurabiliyor musunuz bunun gibi pek çok beceriyi saniyeler içinde bir arada kullanabileceğiniz bir durum. "Mont giymek istemiyorum!"

Giymek istemiyorlar çünkü o giysinin içinde rahat edemiyorlar. O kalın montlar kollarını kullanmalarına engel oluyor. Çok uzun olanları karın bölgesinden kolay bükülmediği için çocuklar rahat eğilemiyorlar. Sırtında çantası varsa askıları omuzlarından kayıp düşüyor. Dirseklerini rahat bükemedikleri için rahat uzanamıyor, tutunamıyorlar. Parkta oynamaya çalışan montlu çocuklara dikkat edin, merdiven tutacaklarını bile zorlukla tutabiliyorlar. Ama yetişkinler bu giysiyi çok seviyor. Kendinden yola çıkıp çocuğun kolayca üşüyebileceği ve hasta olabileceği düşünülüyor olabilir. Hatırlamakta yarar var çocuklar bizden çok daha hareketliler. Böylece vücut sıcaklıkları daha rahat korunuyor. Bu tür giysiler sıcaklayıp bunalmalarına da sebep olabiliyor.

Çocukları giydirmeye çalışırken yaşanan olumsuz diyaloglar şöyle:

Çocuk: Ben bunu giymeyeceğim.

Ebeveyn: Olmaz hasta olursun, öksürürsün, burnun akar, doktora gideriz, ilaç verir, iğne yapar, .......(olumsuz olasılıkları sıralama ve korkutma)

Ç: Hayır istemiyorum.

E: Giyeceksin. Daha yeni iyileştin. Donarsın, üşürsün, titrersin, okula gidemezsin, ....

Ç: Bana ne giymeyeceğim!

E: Sen bilirsin. O zaman bugün sana hiçbir şey almam./ Öğretmenine/babana söylerim./ O zaman gitmiyoruz....... (Ceza, tehdit, zorlama)

Bunlar işe yarar mı? Hayır. O an giydirmeyi başarsanız da istememesine rağmen korkutma, ceza gibi yollar kullanıldığı için çocuğun iradesi reddedilmiş olur. Üzülebilir, kızabilir,... Yanında bilinçaltına kodlanan korku, hastalık beklentisi, boyun eğme, yok sayılma ve başka olası senaryolar da cabası...

Ne yapabiliriz?

-Uzun diyaloglara pazarlıklara hiç gerek yok. Çocuğunuza giydirebileceğiniz kalın yelekler var. Evet yine çocuğumuzu sıcak tutalım, ama sıcakladıkça çıkarabilecek şekilde kat kat giysilerle ve hareket özgürlüğü sağlayarak. Özellikle koruyacağınız bölge boyun, baş, omurga ve etrafındaki organların bulunduğu gövde. İyi bir yelek de bu işi görür. Örneğin atlet, üzerine bir T-shirt, üzerine yumuşak bir polar/yün ceket ve en üste bir yelekle. Böylece kollarını rahat kullanabilir, rahat eğilip hareket edebilirler.

-Giysiler arasında iki seçenek sunabilirsiniz. Bu sayede onun da kendi kararını verip seçmesini desteklemiş olursunuz. Tabi ki bu seçenekler yazdan kalma elbiseler değil, kırmızı ceket mi, mavi bluz mu gibi havaya da uygun giysilerden seçilmeli. Böylece kendi seçtiği için giymeye de gönüllü olacaktır.

-Evdeyken dışarıdaki soğuk havayı anlatmaya çalışmayın. Çünkü özellikle ilk altı yıl, sadece o anı ve deneyimlediklerini biliyorlar. Üşümek doğal bir refleks, bunu hisseden çocuk zaten ısınmak ister. Birkaç dakika dışarıdaki havayı deneyimlemesine izin verin. Üşüyünce hemen giyinecektir. Yukarıdaki gibi sıkıntılı pazarlıklara hiç gerek kalmadan yanınıza alacağınız birkaç küçük parçayla üşüdükçe giydirebilir, sıcakladıkça çıkarabilirsiniz. Böylece hem siz hem de çocuğunuz mutlu olursunuz.

-Bir de ebeveynde olan çocuğunun hasta olma korkusu, çocuğunu kontrol çabası, mükemmeliyetçilik gibi konular üzerine çalışılabilir. Ebeveynin zihninde alttan alta çalışan bu tür olumsuz programlar bir şekilde çocuk üzerinden de böyle durumları yansıtıyor olabilir. Çünkü çocuklar ebeveyne aynalık yapar. Yani sizde olanı size yansıtır. Bu tür programları olmayan birinin çocuğu gayet rahatken, sizin çocuğunuz sürekli hasta oluyor olabilir örneğin. Böylece zihninizdeki program da devamlı kendini doğrular. Bu kısır döngüler temizlenince rahatlama sağlanabilir.

Bu konu çok basit görünüyor ama her gün birçok kez çocuk ebeveyn diyaloğu yaşanan alanlardan. Ve sonuçta alttan alta "Bana saygı duyuluyor, kendi kararlarımı veriyorum." diye düşünen bir çocukla, "Beni dinlemiyorlar, onların istediğini yapmam için zorluyorlar, boyun eğmeliyim" diyen bir çocuk kadar fark olabilir. O yüzden yaklaşıma dikkat. Ve yaşasın özgürce hareket eden çocuklar!

Sevgilerimle,

Ayşegül Karahan Ertuğrul
Ebeveyn Danışmanı

www.aysegulkarahan.com

Facebook /@aysegulkarahanBilincliAileler
Instagram /

Yazının devamı...

Çocuğum Markette Israr Ediyor

Market alışverişleri ihtiyaçlarımızı almak için artık hayatın bir parçası. Çocukla markete gitmekse hem müthiş bir öğrenme fırsatı hem de bir durum yönetimi. Peki yanımızda çocuğumuzla markette alışverişi nasıl idare edeceğiz? İşte birkaç öneri:

Engellemek Yerine Desteklemek
- Çocuğunuz sizi gözlemleyip kopyalayarak öğreniyor. Marketler hem değişik hem de eğlenceli ortamlar onlar için. İzin verin sizden öğrensin. Sizin gibi o da raflardan bir şeyler almak isteyecektir. "Ona dokunma, bunu bırak" demektense ona uygun bir şeyi raftan kendi almasına yardımcı olabilirsiniz. Örneğin meyvaları o da seçerek poşete koyabilir. Satın almayacağınız şeyleri de bakıp incelemek istiyorsa "İstersen bakabilirsin, sonra yerine koyarız." diyerek izin verebilirsiniz. Gerekirse "Buna ihtiyacımız yok, o yüzden almayacağız." diye ekleyebilirsiniz.

- İşte Montessori yöntemindeki en önemli üç bileşeni sağlamış oldunuz: "hazırlanmış çevre", "bilinçli ebeveyn/yetişkin" ve "özgürce keşfeden çocuk". Bir şeyi merak ettiğinde önce yukarıdaki gibi durumu anlatın, çerçeveyi çizin, sonra da keşfine izin verin. Böylece ilgisini doyuracaktır. Artık "İlle de isterim" diye tutturmayacaktır, çünkü ne olduğunu biliyor. Ve çocuğunuzla bir mücadele değil işbirliği içindesiniz.

- Tabi ki o keşfederken yanında olun. Örneğin cam şişelere bakmak istiyorsa dikkatlice bakmasını sağlayabilirsiniz. Zira bir el hareketi tüm reyonu aşağı indirebilir. İşi bitince yerine koyar, ardından siz gerektiği şekilde düzenlersiniz. Zaten Montessori yönteminden faydalanıyorsanız çocuğunuz cam gibi dikkat edilmesi gereken malzemeleri nasıl kullanacağını çoktan öğrenmiş olacaktır. Beraber keşfin tadını çıkarın.

-İhtiyacınıza göre aldığınız bir şeyi kendi taşımasına, kasadaki görevliye uzatmasına izin verin.

- Yapabileceği şeyleri, hele de talep ettiğinde izin verin kendi yapsın. Örneğin alışveriş arabasını kendi sürmek. "Bu araba sana çok büyük yapamazsın" demeyin. "Yapabilirsin" deyin. Amaç engellemek değil desteklemek. Yanında durun, izin verin çabalasın. Boyundan büyük arabayı sürebilmek için pek çok çözüm üretebilir. İşte sana çözüm üretme, yaşayarak öğrenme. Yapabildiği kadar yapsın, hevesini alınca zaten bırakacaktır. Ama emin olun o kısacık deneyimden çok şey kazanacaktır.

- Poşet/çanta taşımak istiyorsa verin taşısın. Belki bir market poşetini sürükleyerek taşır, ama taşıyabilir. Poşetin derdine düşüp çocuğu üzmeyin. Çocuk hepsinden değerli ;)

Çocuk hayatı keşfederek öğrenecek, onun karşılaştığı şeyleri keşfetmek istemesi gayet normal. Buradaki en önemli nokta ebeveyn ya da bakım veren yetişkinin çözümlerini cebinde hazır bulundurması. Zira gerçekten bilinçli yetişkin bir çocuğun en büyük şansı olabilir.

Sevgilerimle,

Ayşegül Karahan Ertuğrul
Eğitimci, Ebeveyn Danışmanı

www.aysegulkarahan.com

Facebook /@aysegulkarahanBilincliAileler
Instagram /

Yazının devamı...

Çocuğuma Nasıl Tuvalet Alışkanlığı Kazandırırım?

Yaz geldi, havalar ısındı. Bu dönemden faydalanıp "Çocuğuma nasıl tuvalet alışkanlığı kazandıracağım" diyorsanız, işte önerilerim.

Hazır Bulunuşluk
En önemli şart, ebeveynin de çocuğun da psikolojik olarak hazır olması. Bu sürecin sevecen ve doğal biçimde geçmesi çok önemli, olumsuz tuvalet eğitimi çocuğunuzda tüm yaşamı etkileyen psikolojik sıkıntılara sebep olabilir, lütfen dikkat...

Çocuğunuzun fizyolojik olarak tuvalete hazır olması çişini/kakasını kontrol edebilir hale gelmesi ve bunun farkında olmasıyla başlar. Yapacağınız şey zaten gelişerek hazır hale gelen çocuğunuzu desteklemek olmalı.

Ebeveynin Hazır Olması
* Ebeveyn olarak kaygı, korku stresiniz varsa önce kendinize çalışıp rahatlayın. Bu sürecin nasıl geçeceği tamamen sizin tutumunuza bağlı. Doğal ve sakin bir geçiş olmalı.
* Bu süreç, içinde yerden, giysilerden çiş, kaka temizliği, halı, vs. silme gibi işleri de içerir. Bunları hoş göreceğinize ve çocuğunuza herhangi bir kızgınlık, baskı, tepki göstermeden yaklaşacağınıza eminseniz başlayın. Vereceğiniz tepki sakince ve güler yüzle "Olabilir. Haydi temizleyelim." olmalı.
* Birkaç gün ev ve yakınlarında zaman geçirmek iyi olabilir. Planlamanızı ona göre yapın.
* Banyonuzu çocuk dostu hale getirin. Çocuğunuzun ihtiyacı olan peçete, havlu gibi eşyaları kolay ulaşabileceği yüksekliklerde ayarlayın. Gerekirse basamaklar yerleştirin. Kendi yapabilme duygusunu desteklemeniz motivasyon kaynağı olacaktır.
* Çocuğunuzun göz hareketlerinden ve dikkatli bez takibiyle hangi zamanlarda çişini/kakasını yaptığının farkında olun.

Çocuğun Hazır Olması
* Çocuğunuz bir yaşından sonra tuvalete ilgi duymaya başlar. Sifonla oynamak, tuvalet kağıdı koparmak, ellerini yıkamak, suyla oynamak isteyebilir, bu işaretleri iyi değerlendirin. İzin verin oynasın.
* Bezinin uzun süre kuru kaldığını fark ettiğinizde uykularında altına bez bağlamadan yatak örtüsünün altına serebileceğiniz su geçirmez alez, alt açma bezi gibi desteklerden faydalanarak bezsizliğe alışmasını sağlayın. Uykuya yaklaştıkça sıvı alımını sınırlayarak da bunu daha rahat kontrol edebilirsiniz.
* Mümkün olduğunca uyanık olduğu zamanlarda da sokakta, evde bez takmadan sadece külot, ya da alıştırma külodu tercih edin. Altına yaptığında pantolonunu tuta tuta yanınıza gelecektir :) İşte o süre farkında olmasını sağlayan ve onu rahatsız eden bir süreç. Yakınlarınızda yine bir lazımlık bulunsun. İsterse oraya da yapabilir.
* Uygun bir lazımlık alıp banyoya koyun. Farkettiğinde, "Bu sana göre bir tuvalet. Çişin ya da kakan gelirse istersen sen de buraya yapabilirsin." diyebilirsiniz. Sizin her tuvalete gittiğinizi gördüğünde, kendi lazımlığını da fark edecektir. Zaten size özendiği için de bir süre sonra kendi denemek isteyecektir.
* "Bedenimiz ihtiyacımız olmayan şeyleri çiş ve kaka olarak dışarıya atar. Çişimizi/kakamızı bedenimizden bırakınca rahatlarız." diyerek açıklayın.
* Kendinden büyükleri, ağabeyleri, ablaları, anne babaları model alırlar. Örneğin arkadaşınızın 4 yaşındaki çocuğu çişi geldiğini söyleyip tuvalete gittiğinde o da arkasından koşup gider. Bu sürecin ne kadar kolay ve rahat olduğunu fark ettirebilirsiniz. Bir abla/ ağabey gibi o da kendi yapmak isterse izin verin, ne kadar yapabilirse. Oturup kalkması bile yeterli. Bunu bir kitap da sağlayabilir.

Hazır Olduğunda
* Sabit durup gözlerinize bakarak altına yapıyorsa artık hazır olmuş, kaslarını kontrol edebiliyor demektir. Bu kazanım 18 ay civarlarından başlayabilir. İki yaş civarında ise büyük oranda kazanılmıştır.
* Hazır olduğunu anladığınızda sevecen bir ifadeyle gözlerine bakarak, çişini ya da kakasını yapmadan önce söylerse tuvalete bırakıp rahatlayabileceğini anlatın.
* Artık bezi tamamen bırakın.
* Kıvranmaya başladığını anladığınızda evdeki sevdiği oyuncaklardan birini konuşturun. "Ne, kıvırcık, yoksa çişin mi geldi?" "Evet çok çişim geldi, Ege, bana gösterir misin çişimizi nasıl tuvalete yapıyorduk, nasıl oturuyorduk,...?" diye çocuğunuzun öğretme hevesiyle tuvalete gidip çişini bırakmasına yardımcı olabilirsiniz. Sevine sevine yapacaktır.

Bunları Yapmayın
* Sürekli "Çişin var mı, tuvalete gidelim mi" diye sormayın. Bunu eğlenceli hale getirin. Kendini güvende hissetmesi çok önemli.
* Kimseyle kıyaslamayın, "Arda öğrenmiş tuvalete yapıyormuş, sen hala beze yapıyorsun, bez pis", vs. demeyin. Sadece hazır olma sürecini yukarıda bahsettiklerimle kolaylaştırın.
* Tayt gibi rahatsız edebilecek dar giysiler yerine bol pantolon gibi rahat edeceği giysileri tercih edin.
* Tuvalete oturtup yapana kadar ağlata ağlata dakikalarca tuvalette bekletmeyin.
Altına yapınca "Sen pis çocuk mu oldun? Altına yapanı kimse sevmez. Bi daha altına yaparsan sana şunu vermem." gibi olumsuz, korku, kaygı uyandıracak sözler söylemeyin.
* Dönüp kakasını incelemeyin. İğrenip korkabilir.
* "Ellerin mikrop oldu, hiçbir yere sürme, hemen ellerini yıka" gibi kızgın ve telaşlı tavırlarda olmayın. Mikrop, virüs, bakteri gibi somut olarak algılayayamayacağı, üstelik de onu korkutabilecek şeylerden bahsetmeyin. Köpükler zaten çocukların çok sevdiği şeylerdir. "Haydi şimdi de ellerimizi köpüklerle temizleyelim" deyin.
* "Ellerini yıkamazsan hasta olursun, pis olursun" gibi kaygı uyandıracak sözlerden kaçının.
* Alkış, ödül vermek gibi abartılı tepkiler vermeyin.

Sevgilerimle :)

Ayşegül Karahan Ertuğrul
Eğitimci, Ebeveyn Danışmanı

www.aysegulkarahan.com
Facebook /@aysegulkarahanBilincliAileler
Instagram /

Yazının devamı...

Çocuklarımızın Mahremiyetini Koruyarak Bayramı Tadıyla Yaşamak

Bayram tatili başlamak üzere. Bayram dolayısıyla bolca aile ve akraba ziyaretleri yapılan bu dönemde çocuklarımızın özel alanlarını korumaya ayrıca dikkat etmeliyiz. Çocuklarımız öyle şirinler ki, yaptığımız ziyaretlerde tanımadıkları yabancıların oyuncağı olmaları an meselesi. Çocuğa birden sarılmak isteyenler mi dersin, izin almadan öpmeye çalışanlar mı, "Elimi öp, sana şeker vereyim", "Yanağından öptürürsen sana çikolata veririm" gibi istediğini yaptırmak için şartlar öne sürenler mi...

Yaptığımız ziyaretler aile bağları, akrabalık ilişkileri, sosyalleşme vb. açısından çok değerli. Ama bu duruma bir de çocuklarımız açısından bakalım. Artık şehir hayatında çekirdek ailelerimizle kendi halimizde yaşıyoruz. Sabah okul, iş, ya da gündelik işler, akşam kendi halimizde geçirdiğimiz birkaç saat ve gecenin ardından yeniden yeni gün, muhtemelen aynı tempo. Görüştüğümüz insanlar da genellikle günlük temponun içinde okul arkadaşları, iş arkadaşları, şanslıysanız komşular oluyor. Akrabalarsa en yakınlar dışında sadece anne baba olarak bizim tanıdığımız, çocuklarımızınsa genellikle yılda bir- iki kez gördükleri kişiler oluyorlar.

Hal böyle olunca öp kızım amcanın elini, hadi öp büyük teyzenin torununu gibi yönlendirmelerle çocukları öne sürmeyin. Özel alanlarını ihlal etmeyin. Biz o kişileri tanıyor olsak da çocuklarımız ilk kez görüyor olabilirler. Onlara bireysel alan tanıyın. Bir alışma sürecine ihtiyaçları var. Bu süreç tüm misafirlik süresini de kaplayabilir. Çocuğunuzun sizin yanınızda misafirliğinizi, paylaşımlarınızı gözlemlemesi de gayet iyi bir kazanım, istemiyorsa illa birileriyle öpüşmesi gerekmiyor.

Çocukların mahremiyetlerini korumak için izin almadan kimsenin onlara dokunamayacağını anlatıyoruz. "Hayır" diyebilmeyi öğretiyoruz. Bir yandan bunu yapmaya çalışırken diğer yandan şeker vs. öne sürerek öpmeye çalışmak çocuklarımızın iradesine, özel alanlarına zarar verir.

- Yaşı kaç olursa olsun, çocuğunuza bayramı, bayramda neler yapıldığını, yaşına uygun olarak anlatabilirsiniz.

-Gitmeden önce aile, akraba ziyaretleri yapacağınızdan bahsedebilirsiniz.

-Ziyaretler sırasında "Haydi sen de öp" gibi sözlerle çocuğunuzu zorlamayın. Alışma süresi vardır, zaman tanıyın. Kendi girişiyorsa ne ala, değilse ittire ittire birden kaynaştırmaya çalışmayın. Sizi gözlemlemesi de gayet iyi bir adım olabilir.

-Şeker /para /oyuncak vs. öne sürerek çocuğunuzu öpmeye çalışmalarına izin vermeyin. "Hayır, bu şekilde yönlendirmiyoruz, vermek istiyorsanız verin, ya da sans="" source="" style="margin: 0px 0px 10px; padding: 0px; font-size: 15px; rgb(51, 51, 51); 20px; font-family: "> Ayşegül Karahan Ertuğrul
Eğitimci, Ebeveyn Danışmanı

www.aysegulkarahan.com
Facebook /@aysegulkarahanBilincliAileler
Instagram /

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.