MODA
GÜZELLİK
AİLE
SAĞLIK

Sezonun Stil Önerileri

Güneş yüzünü göstermeye başlamışken kafaların giyim konusunda karışmış olması normal. Bir çıtır fikir edinelim isterseniz, ne yapalım nasıl giyinelim ve nelere dikkat edelim?

Çantada artık olmazsa olmazlar içerisinde güneş gözlüğü ve güneş koruyuculu nemlendiriciler yer alıyor. Muhakkak yanınızda tutun çünkü trafikte insana gözünü açtırmayan bir güneş meydana çıktı, kaza yapmak istemezsiniz. Ayrıca güneş gözlüğü aksesuarlar arasında imaja en çok fark katan cool bir parça. Bir yandan da bu kadarcık güneş leke yapar mı demeyin, hassas ciltliler için leke sezonu açılmıştır.

Omzunuza ya da boynunuza bir şal atmak için de en uygun sezon. Aksi takdirde hava 20 derece gözükürken, esen bir rüzgarla fena halde grip olmanız mümkün. Bir heves aldığınız çeşitli renk ve desenlerdeki tüm şallarınızı değerlendirin derim!

Kıyafetlerinizde ise artık daha ince kumaşları tercih edebilirsiniz. Yün içeren tüm kazaklarınız hurçlara kalkmaya hazır diye düşünüyorum. İçi kürklü veya kalın montlarınızı, sene sonuna tekrar çıkarmak üzere portmantonuzdan kaldırabilirsiniz.

Trençkotların gelişini müjdeleyen bu havaları iyi değerlendirelim çünkü trençkot yılın çok kısa bir süresi giyilebilir; hava 20-23 derecelerde seyrederken fırsatı kaçırmayın aksi takdirde 18 derecede veya 28 derecede trençkot giyerseniz deli olduğunuz düşünülür.

Özellikle en sevdiğim tarz olan uzun kalın hırkalar da artık montların yerini alabilir. Hatta beline bir de kalın kemer takarsanız içine kot da giyseniz etek de giyseniz hırkanız çok hoş duracaktır.

Bot ve çizmelerin Nisan sonuna kadar kullanılması taraftarıyım çünkü hem vücudu terletmiyor hem de havaya hava katıyor. Özellikle uzun veya kısa elbiselerle çorapsız giyilen uzun çizmelerin tam vakti.

Anlayacağınız önümüzdeki bir buçuk ayı iyi değerlendirelim, bu kısa sürede ne yazın ne kışın giyemediğiniz tüm zulanızdan hevesinizi alın. Sonrası malum Mayıs...

Bol güneşli ve serin olan bu havaların tadını çıkarın, atın şalları omzunuza, takın gözlüklerinizi bir de post atmayı ihmal etmeyin #baharhavası :)

Yazının devamı...

Kadın Olmak

Kadın nedir?

Kadın yeri geldiğinde tencereden gelen güzel kokunun sahibi, yeri geldiğinde hayat kurtaran doktor yeri geldiğinde maratonda yerleri yırtarak koşan bir atlet. Kadın isterse her şeyi yapacak esneklikte ve şaşırtıcı bir varlık.

Kadın olmasa, aidiyet duygusu kaybolur, kadın olmasa ilk bağlılığı ana göğsünde bulan her canlı öksüz kalır… Annelik içgüdüsünün verdiği koruma hissi herkesin ihtiyacı olan şey değil mi? İnsanlar bir şeylerden sürekli korunmak istiyor; belki yalnızlık belki hastalık belki de parasızlık… Herkes mutluluk gayesiyle, korkularına karşı hayat koşturmacasında.

Peki kadınlar mutlu olursa, çocuklar mutlu büyümez mi?
Mutlu büyüyen çocuklar savaşı sever mi?
Mutlu büyüyen çocuklar şiddet uygular mı?
Kadınlar mutlu olursa, eşleri mutlu olmaz mı?
Mutlu kadınlar, mutlu eşler doğurmaz mı?
Mutlu eşler, iş hayatında daha verimli ve insaflı olmaz mı?

Evet ben açık ve seçik bir şekilde Dünyanın kaderini kadınların mutluluğuna bağlıyorum. Bir ülkede kadın ne kadar değer görüyorsa, herkes o kadar değer görüyor demektir. Sokak köpekleri de konuya dahildir, onlar bile mutlu dünyada aç kalmaz-kalamaz çünkü sevgi gören bireyler, sevgi göstermeye her zaman daha motive ve heveslidirler.

Peki mutlu kadın nasıl olur?
Ufak şeylerle mutlu olmayı bilir kadın. Belki de en büyük hata; “Onun için küçük bir şey yapsam ne değişir ki? O böyle şeyleri önemsemez ki, onun yerine para biriktireyim de doğum gününe bir hediye alırım” demek sanırım.

Sevmeyi, mutlu etmeyi ertelemeyin… Eminim hayatınızdaki kadının çok sevdiği bir dondurmacı vardır ya da tiyatroya gitmeyi seviyordur. Ona küçük sürprizler yapın belki büyükler değil ama küçük küçük jestleriniz uzun vadede daha kıymetli olacaktır… Kadın anlayışlıdır yeter ki siz ona güzel dille bir bir anlatın her şeyi. Vazgeçtim hiçbir jest de yapmayın elini sıkı sıkı tutun, o gene Dünyadaki en şanslı kadını ben miyim acaba diye düşünecektir.

Herkes doğum günü kutlar, herkes sevgililer gününde bir yemek yiyebilir… Mesele hiçbiri değil, her sıradan günde bir kere olsun belki sıkı sıkı sarılmak o kadını dipdiri, en güçlü savaşçıya çevirebilir. Kadın olmak çok ince, çok hassas bir çizgi. Sadakat ve sevgi ile sulandığında kökleri dünyanın merkezine kadar uzanır, dallanıp budaklanıp hayatınızda çiçekler açtırır…

Kadın olmak, ev işleri gibi gözükür, gönül işleri mi diye sordurur ama hep sonuç aynıdır; Kadın sığınılacak liman, baş okşayan el, kucak açan anadır. Kadın olmak güç ister, ona bu gücü ise sağlam karakterli bir toplum sunabilir.

Mutlu Kadın, mutlu Dünyadır
Dünya Kadınlar Günümüz kutlu olsun!

Yazının devamı...

Lavanta Deyip Geçmeyin

Herkes lavantayı güzel kokusu ve lila rengi ile bilir. Aynı zamanda, yüzyıllardır cilt bakımında çok amaçlı olarak kullanılmaktadır.

Lavanta kelimesi, etimolojik olarak yüzyıllar öncesine dayanmaktadır. Banyo suyuna gevşetmesi ve ortama güzel koku yayması için koyulurmuş; kelimesi yıkamak anlamına gelmekte dolayısıyla denmiş, dilimizde ise lavanta olarak adlandırılmıştır.

Güzellik sektöründe geniş bir pazara sahip. Krem, şampuan, serum, tonik, sabun, parfüm ve yüz temizleyiciler her kadın için vazgeçilmez ürünler.

Peki, nedir bu lavanta içerikli olanların ekstra artısı?

Hoş kokusunun yanısıra sinir sistemini gevşetmesiyle biliniyor dolayısıyla herkes birazcık lavantaya hayır demez diye düşünüyorum. Uyku problemi yaşayanlara, yastığına bir iki damla lavanta yağı damlatması da aromaterapistler tarafından tavsiye ediliyor.

Lavanta yağı olmayanlar, bir parça kurumuş lavantayı yastığının altına veya baş ucuna koyabilirler. Dolaplara kıyafetlerimiz güzel koksun diye koyduğumuz küçük lavanta keseleri vardır, işte onları yastık altı yapabilirsiniz mesela!

Hatta bebeğiniz varsa, beşiğinin bir kenarına bu çok amaçlı keseden yerleştirebilirsiniz. Uykuyla birebir ilişkisi kanıtlanmış olan lavanta bakalım size de iyi gelecek mi.

Üstelik antiseptik, antibakteriyal ve anti allerjen etkisi var. Rejenerasyon yani halk dilinde; yeniden yapılandırma sağlıyor. Dolayısıyla vücutta meydana gelen yanıklara dahi iyileştirici etkisi var.

Hatrı sayılır kozmetik markaları, tonik-krem vb. ürünlerin yapımında lavantadan yardım alıyor. Değdiği yeri tamir etme vaadi veren bu bitki, ilaç sanayisinde ise akne ve egzama ilaçları yapımında kullanılıyor.

Ben de lavantayı yaklaşık iki ay önce hayatıma entegre edebildim. Gittiğim 5 saatlik aromaterapi workshopu sonucunda, akıllı bir yatırım olduğunu düşündüğüm lavanta yağı ve lavanta özlü tonik edindim.

Eğitim süresince de altı çizilen başka bir detay ise sentetik yağlardan uzak durulması gerektiği. Kolay ulaşılabilir kozmetik marketlerde çok uygun fiyatlı pek çok yağ mevcut. Fakat sizin dikkat etmeniz gereken ambalaj detayı; "uçucu yağ" tabiriyle beraber şişesi koyu renkte ve az mililitrede olmalı.

Lavanta yağı ile evinize, iş yerinize hoş koku yaymak isterseniz, bir de buhurdanlığınız olmalı. Tealight yakıp buhurdanlığınıza koyun, üzerine de azıcık su ve 3-4 damla lavanta yağı... Gerçekten fevkalade bir kokusu var ve eminim misafirleriniz gelmeden önce yaparsanız, herkes oda kokunuzun markası nedir diye soracaktır...

Lavanta toniğimle yaşadığım deneyime gelecek olursam, cildimdeki kızarıklıkları sakinleştirdiğini ve daha dinlenmiş bir ifade verdiğini gördüm. Sizin de renk eşitsizlikleriniz varsa denemenizi tavsiye ederim.

Yağ ve tonik memnuniyetimden sonra, doğal ürünleriyle bilinen yabancı bir markadan lavantalı sıvı sabun aldım. Gözlemlediğim kadarıyla banyoda ellerini yıkayıp salona doğru yürüyen misafirlerimin yarısı ellerini kokluyor ve "Sabunun ne güzelmiş" diyorlar.

Benim lavantayı kullanım alanlarım şu anlık bu kadar. Ama bundan sonra da, bendeki yeri öbür bitki özlerine nazaran öncelikli!

Yetiştirme koşullarının, ev şartlarıma uyması durumunda, evime bitkiyi toprağıyla bile alabilirim (buhurdanlığa gerek kalmaz!).

Lavanta gibi şifalı ve hoş kokulu bitkileri hayatımıza ne kadar entegre edebilirsek, bazı ufak problemler karşısında (uykusuzluk, yanık, sinek ısırığı) o kadar pratik ve doğal çözümler bulmuş oluruz. Belki siz bambaşka bir alanda kullanırsınız çayını demlersiniz.

Yeterince kimyasal ve sentetik ürüne maruz kalıyoruz dolayısıyla nerden ne kadar kar edersek, bizim için o kadar iyi diye düşünüyorum.

Lavantadan veya doğanın diğer tüm armağanlarından, sizin de bir fayda edinmenizi diliyorum...

Yazının devamı...

Beş Duyulu Hediye

Sevgililer günü geldi çattı !

Kadınlara hediye almak çok daha kolay bunu kabul edelim. Kadınlara hitap eden renk, kesim ve model çeşitliliği, erkeklerin seçeneklerini solda sıfır bırakıyor.

Sevgilinize klasik bir gömlek veya kol düğmesi almaktan sıkıldınız mı?

Farklı ve yaratıcı bir hediye mi düşünüyorsunuz?

Bir fikrim var ve dilerim işinize yarar... Hediyenin üzerine yazılacak not bile hazır!

Beş duyu nedir? Görmek, işitmek, dokunmak, tatmak ve koklamak. Dolayısıyla beş küçük hediye hazırlayacağız.

Bu hediyelerimizi hazırlarken öncelikle not alın bu duyularımızı. Yanlarına da seçeneklerinizi sıralayın. Ben de size bu opsiyonlarda yardımcı olmaya çalışacağım. O zaman başlayalım!

1. Görmek: Sevgilinizin hobilerine hitap edecek herşey olabilir. Örneğin; en sevdiği filmin dvd'si, en sevdiği yazarın kitabı, iki kişilik tiyatro bileti veya sinema bileti harika olacaktır.

Buradaki asıl amaç, yeter ki görme duyumuza hitap etsin, izlecek, görülecek bir şey olsun.

2. İşitmek: İlişkinizde yeri olan favori şarkılarınızı bir usb'ye atabilirsiniz, bu usb'yi arabasına veya bilgisayarına takabilir. Takip ettiği sanatçının cd'si veya konser bileti de iyi fikir olabilir. Buradaki hedefimiz de dinleyeceği bir hediye olmasıdır.

Fazla mı romantiksiniz?

O zaman kendi ses kaydınızı alıp gene usb veya cd'ye kaydedebilirsiniz. Bu kayıtta onunla yaşanan unutamadığınız bir anıyı veya ona olan aşkınızı anlatabilirsiniz.

3. Dokunmak: Bu duyumuzdaki avantajımız mevsimin kış olması. Dokunma hissiyatını veren en güzel şeyler pofuduk bir battaniye, kaliteli bir eldiven veya yumuşacık bir atkı verebilir. Bu noktayı sizin yaratıcılığınıza bırakıyorum.

4. Tatmak: Bu nokta sanırım en kolayı. Sadece bir markete gidin ve onun en sevdiği çikolata, cips ne varsa doldurun derim.

5. Koklamak: Koku anlamında en güzel hediye parfüm olacaktır fakat fiyatlar malum... O kadar da abartmaya gerek yok zaten beş hediye alıyorum derseniz, güzel bir oda kokusu harika olacaktır. Geriye kalan kokulu mum, iyi ve organik bir sabun ve kolonya da bunlara alternatif olabilir.

Evet 5 hediyeye de karar verildiyse ister tek bir kutu içerisine, isterseniz de beş ayrı kutu içerisine hediyelerinizi yerleştirin ve üzerlerine hangi duyu için ise notunu alın.

Sevgi dolu bir ömür geçirmenizi dilerim.

Yazının devamı...

Planlı Güzellik

Evet, planlı. Tıpkı bir restoran rezervasyonu ya da doktor randevusunun saati nasıl belli ise, güzellik ve bakım adımlarını atarken de planlı olmalıyız.

Pek çok kadın gibi siz de cilt bakımınızı düzensiz yaptırıyorsanız, kaş bakımınızı orman olana kadar erteliyor, saçlarınızın uçları ileri derecede yıpranana kadar kestiremiyorsanız... Sizi buraya alalım ve elimizdeki güzelliklerin, bakımsızlık sebebiyle kaybolmasına müsade etmeyelim.

Sihirli sözcüğü söylüyorum "ajanda!". Pek çok alışveriş sitesinde, farklı sayfa tasarımlarıyla farklı renk ve temalarla düzenlenmiş bu ajandalar mevcut. Üstelik aralara motive edici cümleler de serpiştirilmiş. Benim ajandam beni her gün (Senin tek limitin sensin) cümlesiyle karşılıyor. Bu gibi enerji yükseltici sözler size de iyi geliyorsa ve bu tasarımda bir ajanda bulmakla uğraşamam diyorsanız, kendiniz de müsait bir vaktinizde oturup rastgele 15-20 sayfaya beğendiğiniz motivasyon cümlelerini yazabilirsiniz.

Ajandamızı aldık, süsledik püsledik peki şimdi bunun güzellik ve bakımla ne ilgisi var?

Planlı, programlı ve istikrarlı olunursa, kendi maksimum kusursuzluğunuz uzun vadede korunur. Öncelikle kendiniz için bir liste yapmalısınız. Bu listeye, düzenli yapmanız gereken tüm bakımlarınız hatta hayalini kurup gerçek hayatta ertelediğiniz yoga sınıfı veya yüzme dersi de eklenebilir. Daha sonra ortaya çıkan bu yapılacaklar listesini ajandanızdaki müsait günlere dağıtın ama mümkünse 1 ay içerisinde hepsini gerçekleştirecek şekilde olsun. Tabi ki yaptırmayı düşündüğünüz bir diş implantı veya estetik operasyonu bir ay içerisinde halledilemeyebilir ama en azından doktorunuzdan ön görüşme için randevunuzu almış olmanız gerekir.

Kuaför bakımları daha sık tekrar istediği için randevularınız bir ayda iki kere ajandanızda yer alabilir. Örneğin; el-ayak bakımınız bir ayda iki gün tekrarlanabilir fakat saç kesimi için iki ayda bir kez kestirmeniz de yeterli olacaktır (eğer çok yıpranan saçlarınız yoksa).

Daha uzun aralıklarla ajandada yer alacak bakımlara örnek verecek olursak; mezoterapi, prp, diş taşı temizliği, kalıcı kaş renklendirme veya heves edip ertelediğiniz hamamda kese ile ölü deriden arınma planları aralara serpiştirilecek olanlardır.

Bu örnekler gibi siz de kendi programınızı düzenleyin ve randevularınızı çoktan almış olun. Kabul edelim ki, alınmış olan randevuya gitme ihtimali, her zaman alınmayana göre daha yüksektir!

Ertelemek yerine, gerçekleştirmeyi amaç edinelim. Özellikle de her bakımlı kadının vazgeçilmezi olan spor, ihmallerimiz arasında yer almamalı.

Spor, insanı hem ruhen hem bedenen besleyen en önemli unsur. Belki de çoktan bir spor salonuna üyesiniz fakat uzun zamandır kapısının önünden bile geçmediniz. Birebir alınan dersler işte bu noktada çok verimli olmakta çünkü sizi bireysel olarak "push" eden, neden derse gelmediğinizi soran biri oluyor. Bir stüdyodan 10'lu veya 20'li paket pilates dersi satın alabilir, müsait saatlerinize denk getirerek derslerinize başlayabilirsiniz. Bir fitness merkezine üyeyseniz; antrenörlerden, ihtiyacınız olan programı yazmasını talep edin. Kısacası, sporda istikrarlı değilim diyorsanız birebir hocalarla irtibat halinde olmak çok faydalı olacaktır. Ödediğiniz personal trainer veya paket program ücretinin yanmasını göze almadığınızı varsayıyorum...

E bizim ajandaya ne oldu? Onu bırakmadık o hala elimizde. Örneğin, kimisi haftanın minimum 3 gününe yapacağı sporun notunu alır kimisi ise her güne yarım saatlik yürüyüş yazar... Belki de iş yerinden dönerken iki durak önce inilecek ve eve kadar yürünecek ama asansörle aralar limoni artık merdiven kullanılacak... Bunlar kulağa çok ütopik geliyor diyenlere sesleniyorum; "your only limit is you" yani senin tek limitin sensin.

Ajandamıza sadık kalalım ve planlı hayatın verdiği minimum ihmalli bakımlılığın tadını çıkaralım derim ben. Gözden kaçan, unutulan hiçbir detaya yer verilmemeli çünkü ancak o noktada potansiyelinizi en üst seviyede dışarı yansıtabilirsiniz.

Şunları da duyar gibiyim;

O zaman bir simülatif terazi koyalım önümüze; sol tarafına "planlı" bakımlı sen, sağ tarafına da hafta sonu saatler süren arkadaş-akraba ziyaretleri veya binlerce kişinin doldurduğu avm'lerde gezmeyi koyalım. Şimdi hangisi daha ağır geliyor ise onu hayatımızda ön plana alalım.

Ajandalarınız alınmayı, yaptığınız güzellik planları gerçekleştirilmeyi bekliyor. Peki siz neyi bekliyorsunuz? Çok işimiz var...

Yazının devamı...

Gardırop Detoksu

Sadece vücudumuzun mu detoksa ihtiyacı var? Evet yanıtını duyar gibiyim ama hayır..

Dünya çapında eski kıyafetleri atmak adına pek çok kampanya yürütülüyor hatta bilinen bazı markalar, eski kıyafetlerinizi götürdüğünüz takdirde küçük bir indirim bile yapıyorlar! Ayrıca pek çok belediye de belirli noktalara atık kıyafet kutusu koyarak müthiş bir uygulamaya imza attılar. Siz de kendi adresinize en yakın kutuyu keşfedebilir, ihtiyaç sahiplerine yardım edebilirsiniz.

Sabahları işe, okula giderken dolap karşısında 2 dakikadan fazlasını geçirmek istemiyorsanız bu yazı ilginizi çekebilir. Öncelikle, asla giymeyeceğiniz ama atmaya da kıyamadığınız kıyafetlerinizle vedalaşmanız, dolabınızın da detoks yapması, artıklarından arınması gerekiyor. Satılacaklar, terziye verilecekler, dönüşüm kutusuna atılacaklar, kardeşe hediye edilecekler gibi ayrı ayrı kutular sizin için çok kullanışlı olacaktır.

Üstelik bu işten para bile kazanmak mümkün! Akıllı telefonlar üzerinden indireceğiniz pek çok aplikasyon sayesinde kullanmadığınız eşyalarınızı satabilir, dolabınızda yenilerine yer açabilirsiniz.

Peki detoks işlemi nasıl olacak? Nereden başlayacağım, dolabım çok karışık mı diyorsunuz?

Eleme işlemini kategorilere ayırarak belli bir süreye yayarak yapabilirsiniz. Örnek bir reçeteyi aşağıda sizlerle paylaştım.

İlk gün: Üst giyim.

Beş yıldır giyilmediği halde birgün giyeceğim diye tutulan kazaklar, hırkalar sizi terketmeye hazırlar. Bir de detoksa koyulan en büyük taş “evde giyerim” düşüncesidir. Atmamak için uğraşırken bir bakarsınız ki, evde giyilecek binlerce hırka ve tişörtünüz oluvermiştir. Kabul edelim ki herkes evinde rahat etmek ister ve favori pijamasını, eşofmanını giyme sırasında hep öncelikli tutar. Kısacası kendimizi kandırmaktan kaçınarak detoksumuza devam edelim.

İkinci gün: Alt giyim.

Kendimizi en çok kandırıp dolapta en çok yer tutturduğumuz kısım malesef alt giyim. Belki de en son liseye giderken giydiğimiz pantalonlar, etekler gardropların en kıymetli yerlerini işgal ediyorlar. İçimizden her onları görüşümüzde “zayıflayacağım ve bu pantalonumu giyeceğim!” diyoruz. Tabi ki zayıflamak ve onları yeniden kullanmak harika bir fikir! Ama uykudan yeni uyanmışken bugün ne giyeyim diye bakarken, insanın eline sıfır beden, içine asla giremeyeceği kotun denk gelmesi biraz can sıkıcı ve zaman kaybettiriyor. Dolayısıyla bu kısımda insiyatif uygulanabilir. Bir gün zayıflayıp tekrar giyeceğinize inandığınız kıyafetlerinizi ayrıca bir kutuya veya hurç içerisine koyun ve mümkünse depoya ya da bazanın altına kaldırın.

Üçüncü gün: Ceketler ve montlar.

Kışın soğuk havalarda sizi ısıtmasına izin vermediğiniz veya aynı renkte daha güzel olduğunu düşünerek aldığınız montların eskilerini çıkarabiliriz. Ceketlerde de benzer kural geçerli. Örneğin dolabınızda onlarca siyah ceketinizin varken iki tanesiyle aranız iyiyse, kalanları belediyelerin koyduğu atık kıyafet kutusuna atmak harika bir fikir.

Dördüncü gün: Aksesuarlar.

Yıllardır yüzüne bakmadığınız küpeniz, derisi aşınmış kemeriniz, modası geçmiş şapkanız ve belki de koptuğu için kenara ayırdığınız kolyeniz. Bir torba veya kutu hazırlayıp tüm bunları oraya ayırın.

Beşinci gün: Ayakkabılar.

Çoğu kadının zaafı hatta kiminin hastalığı dediğimiz rengarenk ayakkabılar! Babetinden çizmesine, spor ayakkabısından kar botuna hatta terliğine kadar uzanan geniş bir dünya.. burada serin kanlı olalım ve derin bir nefes alıp üzerinde yürümesi zor olan, ayağınızın arkasını yara yapan, yeri yenileriyle zaten doldurulmuş olan tüm eskilerimizle vedalaşalım... Üzerine de güzel bir Türk kahvesi içelim bugunlük bu kadar.

Altıncı gün: Çantalar.

Günlük kullanımda en çok tercih ettiklerinize karşılık sadece rengini beğenip bir kere taktığınız ve size gelecek vaat etmeyen çantalarınızı internet üzerinden satıp kazandığınız para ile kendinize ihtiyacınız olan renkte yeni bir el portföyü alabilirsiniz mesela.

Yedinci gün: Mayo ve pareolar.

Deniz, kum, güneş... kim sevmez ki cıvıl cıvıl yaz günlerini. Plajda size kendinizi rahat ve şık hissettirmeyen, klor ile rengi ağarmış veya deseni artık size hitap etmeyen tüm bikini ve pareolar da gidecekler arasına eklenebilir.


Evet 1 haftalık örnek detoks reçetemiz bu şekilde. Siz de kendi sıralamanızı kendiniz yapabilirsiniz. Belki de 7 güne yaymadan 1 günde sabah başlayıp akşama bitirenler de olabilir.

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.