MODA
GÜZELLİK
AİLE
SAĞLIK

İlk Dişimiz Çıktı

Anne olmak; fedakarlık... Anne olmak; sabır. Anne olmak; emek. Anne olmak; cesaret, özveri,hoşgörü, merhamet... Bu liste daha uzar gider...

Arabada nöbet tutan anne babalar burada mı? Evde uyumayıp, pusette ya da arabada uyuyan bebek sahibi ebeveynler... Hani o yeter ki, 10 dakika fazla uyusun diye arabadan inmeyip bekleyenler, ya da sokak sokak pusetle bebeğini gezdirenler. Emeklerimiz ödenmez valla. Şuan bile arabada nöbetteyim desem... Bizim ki bu kadarla sınırlı değil. Akşam uyutamadığımız kızımızı, babası sokak sokak pusetle gezdiriyor ki hanımefendi uyusun diye. Bazen 5 dakikada uykuya dalan miniğimiz, bazen de babasını dakikalar boyunca gezdirtip, gülerek eve geliyor. Ama o gülüşü görünce kızmak mümkün mü hiç? Sil baştan uyku çalışmaları yeniden başlıyor. Tabi bebeklerine belli aylarda uyku eğitimi verip, alıştırmış ebeveynleri de tebrik etmek lazım. Yatağına konulduktan sonra kendi başına uykuya dalan minikler çok özeniyorum sizlere çok. Maalesef biz bunu hiç yaşayamadık. Suçlu da yine aile olarak biziz. Kızımızı ağlatmak istemediğimizden sokak sokak gezmeye razı olduk ne yapalım.

Dedim ya; büyük özveri anne baba olmak. Geçen 10 ayda o kadar çok şey öğrendim ki... Mesela her annenin ve bebeğin yaşadığı zorlu bir diş çıkarma dönemi var ki, aman! Uykusuz geceleriniz daha da uzadıysa, bebeğiniz huzursuzsa, iştahı yoksa, aşırı salya akıtıyorsa, ateşi varsa bebeğiniz diş çıkarıyor olabilir. Tabi ki bu belirtiler her bebekte farklılıklar gösterir. Biz ilk dişlerimizi çıkarttık. Ama sıkıntılar devam ediyor maalesef. 20 süt dişi çıkana kadar yaşayacağız bunları. Kaçış yok. Bu süreçte çevremizden akıl verenler de olmadı değil tabi. Bebeğin diş etine yeşil soğan sürmekten tutun da, soğuk bezle masaj yapmaya kadar birçok değişik fikir geldi. Malum “o alkollü içeceği sürmeyi” saymıyorum bile. Bunların hiçbirini uygulamadık ama doktorumuzun önerdiği bir ilacı çok huzursuz olduğu gecelerde sürdük. Çünkü onu da sürekli kullanma taraftarı değildim. Yine de pes ettiğiniz ve “niye bu kadar diretiyorum” dediğiniz zamanlar oluyor. Diş buğdayı var bir de. Beren diş çıkarmadan önce yapmayı çok istemiştim. Ama zaman o kadar çabuk geçiyor ki, bazen hiçbirşeye yetişemiyorsunuz. “Ne çabuk akşam oldu” derken bir de böyle bir organizasyonla başa çıkamadım. Yine de bizim kız önüne konulan nesnelerden hangisini seçerdi çok merak ediyorum. O yüzden ilk fırsatta en azından bu aşamasını uygulamayı düşünüyorum. E bu yorgunluğa bir tatili hak ettik. Bakalım bebeğimiz ile ilk tatil nasıl geçecek? Zira bebekle tatilin kolay olduğunu söyleyen kimse olmadı bugüne kadar. Yaşayıp, göreceğiz...

Yazının devamı...

''Ben Bu Hayatta En Çok Anne Olmayı Sevdim''

“Ben bu hayatta en çok anne olmayı sevdim”... Geçen 7 ayımın değil yalnızca, 34 yılımın özeti bu cümle... Siz nasıl tarif edersiniz bilmiyorum ama annelik bir kadına verilmiş en yüce görev bence...

Hamilelikle başlayıp, doğuma kadar uzanan ve hayat boyu omuzlarınızda, kalbinizde, aklınızda taşıyacağınız en kutsal meslek... Fedakarlık, sabır, endişe, bazen de korku... Hayatla ilgili artan korkularınız, ona en ufak bir zarar gelmemesi için verdiğiniz mücadeleler.

Anne olmak öyle değiştirdi ki beni, kızım bana öyle çok şey öğretti ki kısa zamanda. Daha sabırlı ve daha cesur oldum. Güçlüydüm, daha da güçlendim. Ne kadar yorgun da olsam, onun bir gülüşüyle yeniden canlandım. Üzgünsem ona asla belli etmemeye çalıştım. Bebek bile olsa “aman hisseder, etkilenir” endişesiyle... Anne olmak da bunlar değil mi zaten?

Peki anneler günü yalnızca çocuk sahibi olanların mı sizce? Elbette değil. Kadınlar gerçekten çok yüce bir varlık. Ve ben buradan tüm kadınların anneler gününü kutluyorum. Ama bir de erkekler var ki, onlara da ayrı bir parantez açmak lazım. Çocuklarına aynı zamanda annelik yapmak durumunda kalan babalar kastettiğim. Nasıl ki, babasız büyüyen ve çocuklarına baba olan anneler gibi, anne olan babalar. Bugün sizin de gününüz. Ve annesiz büyüyen ve belki de küçük yaşta taşıdıkları zorluklarla erkenden büyümek zorunda kalan çocuklar. Bugün sizin de gününüz. Henüz anne olmamış veya olamamış tüm kadınlar. Sizin gününüz bugün. Ben buradan hepinizin anneler gününü kutluyorum. Çünkü siz herşeyin en güzelini hakedensiniz. Siz olmasaydınız, olmazdı... Siz olmazsanız, geleceğe umutla bakmak için bir nedenimiz olmaz.

Yazının devamı...

İçinizden Geldiği Gibi; Doya Doya!

Anne olunca anlarsın derdi annem hep... Şimdi çok iyi anlıyorum. Birini karşılık beklemeden, koşulsuz sevmek, kendinden önce onu düşünmek, geleceği için endişelenmek, onun mutluluğu ile dünyanın en mutlu insanı olmak...

Bunlar sadece ufacık bir kısmı hissedilenlerin... Sizi bilmem ama ben anne olduktan sonra epey bir duygusal oldum. Zaten var olan duygusallığa bu da eklenince vay halime...

Gelelim doğumdan itibaren başlayan zorlu ama bir o kadar da mutlu sürece. Yenidoğan bir bebeğiniz varsa ilk etapta konuşulması gereken; anne sütü ve emzirme kuşkusuz. Anne sütünün önemi herkes tarafından biliniyor... Uzmanlar özellikle ilk 6 ay sadece anne sütüne vurgu yapıyor. Emzirmek dünyanın en güzel duygusu. Peki bunun için ne yapmak gerek? Anne sütünü arttırmanın yolları ne?

Öncelikle sütünüz hemen gelmediyse sakın panik yapmayın. Normal doğumda genellikle sütünüz hemen geliyor. Gerçekten mucizevi birşey. Ama gelmediyse sakın vazgeçmeyin. Artık herşeyin çözümü var. Süt arttırıcı çaylar mı dersiniz, vitaminler mi hepsi mevcut. Ben bunları kullanmak istemiyorum derseniz, yiyeceğiniz doğru besinler ve içeceğiniz bol su ile de sütünüz artacaktır.

Peki süt arttırıcı besinler ne?
Araştırdığım ve doktorumdan aldığım tavsiyeler doğrultusunda bulgur, marul, dere otu, protein, tahin süt arttırıcı gıdalar arasında. Hamur işleri, karbonhidratlar ise, size fayda sağlamayacağı gibi kilo vermenizi de zorlaştıracaktır. Doktorum günde 3 litre su içmek gerektiğini söylemişti. Yanımda şişeyle gezmeme rağmen hala 3 litreye ulaşamadım ne yazık ki.

Süt için bir diğer önemli olan şey de uyku. Eğer bir yardımcınız yoksa bu ne yazık ki çok da mümkün olmuyor. Zira 4 aydır aralıksız 4 saat uyuduğumu hatırlamıyorum. İmkanı olanlar bunu iyi değerlendirsin. Bir de göğsü hassas olanlar için koruyucu kapaklar var. Çok işe yaradıklarını söylemem gerek. Artık herşeyin kolayı çıkmış gerçekten.

Bu süreçte herkesin tavsiyeleri oluyor bir de. “Kucağa alıştırma, yatağında uyusun, sütün için bunları yap”... Bence siz içinizden nasıl geliyorsa öyle yapın. Bu sizin hayatınız, sizin bebeğiniz. Kucağınızda mı uyutuyorsunuz, yanınıza mı yatırıyorsunuz varsın öyle olsun. Bir daha geri gelecek mi ki o günler? Sevgi herşeyin ilacı. Anne sütünün bile. Hiç katılmıyorum kucağa alıştırma, yerine koy söylemlerine. Bebeğin anneye, annenin bebeğe ihtiyacı var bu süreçte. Birlikte geçirdiğiniz her saniye sütünüz için yararlı. Şahsen bu tavsiyelere uymayan biri olarak, iyi ki yapmışım diyorum. Sevin, öpün, kucağınıza alın... İçinizden geldiği gibi, doya doya!

Yazının devamı...

Uykusuz Her Gece...

"Uykusuz her gece. Yorgun ölesiye..." Hamileliğin özellikle 8. ayından sonraki dönemini en iyi bu şarkı sözleriyle özetleyebiliriz bence. "Dur sen uykusuz geceler asıl bebek geldikten sonra başlıyor" dediğinizi duyar gibiyim. Eminim o günler de farklı olmayacak ama koca bir karınla yatmaya ve uyumaya çalışmak gerçekten çok zor. Oturarak uyumaya çalışmak mı dersiniz, evde geceler boyu turlayıp, farklı yerlerde uyumayı denemek mi dersiniz hepsini yaptım. Halen de yapıyorum.... Bu işin bir çözümü yok sevgili anne adayları. Tabi ki doğru yastıklarla ve şekillerle biraz daha rahat etmeniz mümkün ama kesin çözüm ne derseniz, cevabı yok. Bu günler, bizi bebekle uykusuz gecelerimize alıştırmak için adeta...

Gebelikte ne yenir, ne yenmez?

Hamilelikte birçok annenin merak ettiği sorulardan biri de ne yenip, ne yenmeyeceği ile ilgili... Sağlıklı beslenmek, bebeğiniz ve kendiniz için doğru gıdaları tüketmek elbette çok önemli. Ama bir de canımızın istediği, çok da sağlıklı olmayanlar var. Sushi aşığı biri olarak hamilelik benim için ne kadar zor geçti tahmin edersiniz. Malum çiğ balık tüketmek çiğ et de olduğu gibi hamilelikte önerilmeyenler arasında... Aslında benim doktorum bu konuda çok da katı değildi. Hatta belli bir limitte ve temiz olduğu sürece, sushi de kokoreç de yiyebileceğimi söyledi. Tabi yine altını çizmekte yarar var; "" Yine de bu tarz bilgiler psikolojinize işliyor sanırım. Çünkü ben bu süreç boyunca sadece 1 kez, pişmiş olanlarından yedim. Bir de deniz ürünleriyle ilgili yanlış bilinenler var. Kalamar, karides, ahtapot gibi besinleri de pişmiş olduğu sürece ve yine her zaman olmamak koşuluyla tüketebilirsiniz. E bizlerin de arada küçük kaçamaklar yapmaya ihtiyacı var değil mi? Anne adayları olarak arada kendimizi şımartalım. :)

Hamilelikte saç boyatmak zararlı mı?

Hamilelik süresince kadınların merak ettiği tek konu yemek değil elbette. Bakımına düşkün anne adaylarının aklına gelen ilk soru, saç boyatmak ile ilgili. Hamilelikte saç boyatmak ile ilgili bende doktoruma danıştım. Bitkisel olduğu sürece 3 ayı geçtikten sonra herhangi bir sıkıntı olmayacağını söyledi. Bununla ilgili birkaç doktor ve çevremden aldığım yorumlar da aynı şekildeydi. Özellikle sarışın kadınlar için beklemek zor olabiliyor. Ben geçen 36 haftada saçımı bitkisel boya ile boyattım. Aciliyeti olmayanlar için ise, beklenmesi gerektiği taraftarıyım. Karar sizin...

Yazının devamı...

O İlk Tekme Yok mu...

Kadınlara verilen en özel görev annelik şüphesiz. Bende hep merak etmişimdir 9 aylık hamilelik sürecini. Hayatımın en güzel haberini alalı bugün 35 hafta oldu... Kızımla kavuşmamıza bu kadar kısa bir süre kalmışken, hem geçen süreci hem de bundan sonraki yolculuğumuzu sizlerle paylaşmak istiyorum.

Her anne adayının farklı durumlardan geçtiği gebelik süreci benim açımdan başlarda hayli rahattı. Çok fazla mide bulantısı, mide yanması, kusma gibi şikayetler yaşayan anne adaylarının aksine bu sıkıntılar bende fazla olmadı. Bünyeden bünyeye göre değişiyor sanırım.

İlginç olan bende bu sıkıntıların 30. haftadan sonra çıkmasıydı. Büyüklerimizin geçmişten gelen "saçları uzuyordur" söylemleri bugün de akla gelen ilk neden... Zaman ne kadar ilerlerse ilerlesin, teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin bazı şeyler hiç değişmiyor. Doktorlar ise, bu tip eski inanışların gerçek olmadığını, bilimsel olarak böyle bir şeyin gerçekleşmeyeceğini söylüyor.

Tabi gebelik süreciniz boyunca size söylenenler bu kadarla sınırlı değil. " vs... Siz siz olun, bunlara kulağınızı tıkayın ve bebeğinizle yaşadığınız her saniyenin tadını çıkarın. Çünkü bu anlar bir daha gelmeyecek. Annelik anne karnında başlıyor ve ne yaşadığınızı sizden iyi kimse bilemez. İlk tekme attığı an mesela... Gerçekten mucizevi bir duygu. Bir gün az hareket ettiğinde endişelenip, evham yapabiliyorsunuz. Zamanla artan hareketleriyle aranızdaki bağ daha da güçleniyor.

Haftalar ilerledikçe her anne adayının aklındaki sorulardan biri de doğumu nasıl yapacağıyla ilgili... Bu konuyla ilgili de birçok fikir duyabilirsiniz. Tabi ki doktorların önerisi öncelikli normal doğum. Sezaryen birçok ülkede zorunlu olmadıkça yasak.

Son yılların popüler yöntemi ise, epidural. Ben bu yönteme daha yakın anne adaylarındanım şimdilik. Bu tercih de sağlığınız ve şartlar el verdiği sürece size ait. Epidural ile ilgili de birçok kişiden farklı yorumlar duyabilirsiniz. Kafanız karışmasın ve siz gene en iyisi doktorunuza danışın. Bu konuda kafası oldukça karışan bir anne adayı olarak ben de birkaç doktordan görüş aldım. Hiçbirinden negatif bir yorum duymadım. Umarım yanılmam ve doğru bir karar vermişimdir. Bu konuyla ilgili fikrimi yaşadıktan sonra daha net paylaşabilirim sizlerle.

Şimdi biraz mola. Biz kızımla yürüyüşe :)

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.