MODA
GÜZELLİK
AİLE
SAĞLIK

Konjenital Lateral Eksikliğinde Tedavi Yaklaşımları

Konjenital lateral eksikliği; Üst yan kesici dişlerin doğuştan eksikliği anlamına gelir, üst yan kesici dişler genel toplum ortalamasında eksikliğine en sık rastlanılan dişlerden biridir, bir diğeri alt 2.küçük azı diştir. Bu durumun tam olarak neden gerçekleştiği bilinmemekle birlikte, genetik ve çevresel faktörlerin etkili olabileceği üzerinde durulmaktadır. Özellikle son dönemlerde insan genomunun haritalandırılmasıyla beraber belirli bazı genlerin diş eksikliklerinde rol aldığı bildirilmiştir. Klinik gözlemlerde, diş eksikliği vakalarının çok büyük bir kısmında ailenin diğer üyelerinde benzer diş eksiklik hikayeleri tespit edilebilmektedir.

Konjenital diş eksikliği çok önemli bir sağlık sorunu olarak değerlendirilmese de; konuşmada, estetikte ve fonksiyonda çeşitli bozukluklara sebep olabilir. Diş eksiklikleri çeşitli şekillerde tedavi edilebilir. Ancak interdisipliner bir çalışma gerektirdiği aşikârdır. Buna göre; ortodontist, protez uzmanı ve çene cerrahisi uzmanları ekip halinde çalışmalıdır.

Üst yan kesici eksikliğinde tedavi alternatiflerimiz,

olarak sıralanabilir.

Her iki yaklaşımda da avantaj ve dezavantajlar mevcuttur, birinin diğerine oranla daha kesin ve doğru bir tedavi olduğu söylenemez, tedavi planı yapılırken vaka bazlı bir yaklaşımla, varolan dişlerin genel durumu, alt üst çenedeki çapraşıklığın miktarı, kapanış ilişkileri, süt dişi halen ağızdaysa onun mevcut durumu, kalıcı kaninin (köpek diş) morfolojisi vb… gibi faktörler göz önünde bulundurulmalıdır.

Çekilecek olan panoramik ve sefalometrik röntgenlerin analizleri ve ağız içi/dışı muayenelerin sonrasında ortodontist en iyi tedavi planını seçer. Yapılan fotoğraf çalışmalarında boşluğun kapatılarak tüm dişlerin boşluksuz yanyana getirildiği olgular, boşluğun korunup/düzenlenerek implant/protez yapıldığı olgulara göre daha estetik olarak nitelendirilmiştir.

Sonuç olarak, hangi tedavi planı seçilirse seçilsin amaç, bireyin optimum estetik ve fonksiyon ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik olmalıdır. Bu da ancak multidisipliner yaklaşımlarla yüzün genelini de içine alan kişi bazlı geniş perspektifli bir bakış açışıyla mümkündür.

Yazının devamı...

Gummy Smile Tedavisinde Botox Uygulaması

Gummy smile (Dişeti gülüşü) gülümserken ve /veya konuşurken aşırı dişeti görünümüyle karakterize yüz estetiğini bozan önemli bir sorundur. Yüz yapıları ile uyumlu, dengeli ve etkileyici bir gülümseme toplumda kişiler arası ilişkilerde kabul ettirici rol oynar. Estetik olmayan bir gülümseme ise tam tersine bir etkiyle, özgüveni az, utangaç, içine kapanık ve psikolojik olarak etkilenmiş bireyler yaratabilir.

İdeal olarak üst dudak altında kalan görünür dişeti 2-3 mm olmalıdır ve dişeti çizgisi üst dudak konturunu takip etmelidir. İstenilen gülümseme diş, dişeti ve dudağın uygun oran ve uyumlarıyla ortaya çıkmaktadır.

Dişlerin üst çene kemiği içerisindeki istenmeyen konumları, dişetlerinin istenmeyen konumları, üst çene kemiğinin dik yön boyutundaki anormal artış veya dudakları yukarıya doğru hareket ettiren kasların hiperfonksiyonu, Gummy smile’ a neden olur. Sebep faktörün ortaya çıkarılması yapılacak tedavinin doğru, net ve kalıcı olması açısından kritik önemdedir.

Dişlerin istenmeyen konumlarından kaynaklı olgularda ortodontik tedaviyle kesici dişlerin düzeltilmesi bir seçenekken, dişeti problemlerinde periodontolojik yaklaşımlarla dişetinin boyuna yapılacak müdaheleler başka bir seçenektir. Buna ek olarak üst çenenin dik yön boyutu problemlerinde çene cerrahisi (le Fort 1 osteotomi) diğer bir alternatiftir. Kas yapısından kaynaklı problemlerdeyse ilgili dudak ve çevre kas sisteminde gerçekleştirilecek komplike hassas karma cerrahi teknikler mevcuttur.

Ancak cerrahi prosedürlerin olası yan etkileriyle beraber (post operatif ağrı, şişkinlik, geçici/kalıcı sinir hasarları, diş ve diş kökü hasarları), uygulamanın invaziv doğası gereği çekincelere sahip hastalarda alternatif tedaviler değerlendirilebilir.

Bu alternatiflerden en sık uygulananı ve yan etkisiz bir şekilde sonuçları da hemen alınabilecek olanı; ilgili kas grubu içerisine botulinum toksin (botox) enjeksiyonudur. Bu uygulamayla dudakları yukarıya doğru çeken kasların fonksiyonu zayıflatılarak daha az görünür dişetlerine sahip olmak mümkündür.

Botulinum toksin, aşırı yüz hareketlerinden ve mimiklerinden kaynaklanan hat ve kırışıklıkların giderilmesinde etkili olan bakteriyel kökenli bir toksindir. Tıpta ilk olarak şaşılık tedavisi için kullanılmış ve tedavi sırasında tesadüfen göz çevresindeki ve kırışıklıkların azaldığı fark edilerek kozmetik alanında kullanımı başlamıştır.

Uygulama öncesinde botox yapılacak bölgeye lokal anestetik krem sürülerek lokal uyuşturma yapılabilir, genellikle hastalar ağrı hissetmezler. Burun ve dudak arasında uygun noktalara enjeksiyonlar uygulanır. Uygulama yaklaşık 5-10 dk süren bir işlem olup hastalar uygulama sonrasında hemen günlük hayatına dönebilir. Kurallara uygun yapıldığı takdirde hastalar tarafından kolayca tolere edilebilmektedir. Uygulamanın bilinen çok ciddi bir yan etkisi bulunmamaktadır.

Yazının devamı...

Ortodontik Tedavide Nüks: Tedavi Sonrası Dişler Geriye Döner mi?

Aktif ortodontik tedavi sonrası elde edilen ideal sonuçların korunabilmesi için tedavi sonrasında yapılması gereken işlemlerin tamamına ‘pekiştirme tedavisi’ denir. Adı üzerinde olduğu gibi bu da bir çeşit tedavidir ve en az aktif tedavi periyodu kadar önemlidir.

Bu sebeple ortodontik tedavinin tamamını aktif ve pasif olmak üzere 2 döneme ayırmak en doğrusudur. Aktif dönemde; ağız içindeki diş telleri (braketler) vasıtasıyla uygulanan kuvvetlerle dişler istenilen yerlere doğru hareket ettirilir, istenilen sonuçlar elde edildikten sonraysa var olan durumu korumak için çeşitli önlemler alınmalıdır. Bu aşamada diş telleri çıkarılır ve dişler temizlenir. Ancak dişler başıboş bırakılmamalıdır. Herhangi bir kuvvet uygulamadan elde edilen durumu dişler yerlerine tam olarak adapte olana kadar korumak amaçlı yapılacak işlemlerin tamamı pekiştirme tedavisi protokolü içerisindedir.

Pekiştirme tedavisinde 2 temel yöntemden bahsetmek mümkündür. Birincisi sabit pekiştirme diğeri hareketli pekiştirme yöntemidir. Hareketli pekiştirmede; hastanın isteğiyle takılıp çıkarılabilen apareyler (diş kalıpları) kullanılır. Hasta pekiştirmede aktif rol oynamaya devam eder. Sabit pekiştirmedeyse dişlerin görünmeyen arka yüzeylerine yapıştırılan çıkarılması ancak hekim tarafından yapılabilecek sabit özel teller sözkonusudur, pekiştirmede hastanın rolü kalmamıştır.

Hareketli yada sabit pekiştirme tercihinde belirleyici en önemli nokta başlangıç problemidir. Örneğin; yalnızca diş sıralama bozukluğu olan ve tedavisi herhangi bir diş çekimi yapılmadan sonlandırılmış bir vakada yalnızca sabit pekiştirme yeterli olurken, sıralama bozukluğu yanında kapanış bozukluğu da olan veya tedavi başında diş aralıkları olan hastalarda veya çekim yapılmış hastalarda, hareketli pekiştirme daha doğru bir tercih olabilir. Sabit veya hareketli pekiştirme aygıtları tek başlarına kullanılabildiği gibi ikisi beraber de kullanılabilir. Bu konuda herhangi bir engel yoktur, vakanın durumuna göre hekim en doğru kararı vermeye çalışır. Yalnız şunu da belirtmek gerekir ki, pekiştirme konusunda tek bir doğru yoktur. Bu konu ortodonti literatüründe de üzerinde yoğun çalışmaların olduğu, tartışılan bir konudur.

Bununla beraber hastanın aktif tedavi sırasında gösterdiği kooperasyon pekiştirme yöntemi tercihinde hekim için belirleyici olmalıdır. Örneğin; aktif tedavi kooperasyonu zayıf bir hastada hareketli pekiştirme tercihi nükse davetiye çıkarmaktır, pekiştirme tercihi sabit pekiştirmeden yana kullanılmalıdır.

Tedavi sonrası pekiştirme yapılmaması kaçınılmaz olarak nüksle sonuçlanacaktır, dişler istenmeyen hareketler yapacaktır. Pekiştirme dişlerin eski konumuna dönmesini engellemektedir. Dişler eski konumuna dönmek isterler çünkü; bozuk da olsa bu yapıya uyum sağlamış bir fonksiyon vardır, yani genel anlamıyla adaptasyon mekanizması çalışmış ve bozuk durum ağız,çene yüz sisteminin doğrusu, normali olmuştur, bundan dolayı kısa sürede düzeltilmiş (1-1,5 sene) bir morfolojik yapı içerisinde fonksiyonel adaptasyonun normal değerler içerisinde gerçekleşmesi zaman alacaktır, bununla beraber çene kemiği içerisinde diş kökleri etrafındaki hareket sırasında gerçekleşmiş olan yapım ve yıkım faaliyetlerinin de kendi içinde dengelenmesi için yani kemikleşmenin tamamlanması için de zaman gerekmektedir.

Yazının devamı...

Bugün Diş Tellerim Takılıyor - 2.Bölüm

Az önce ortodontistinden son uyarılar ve nasihatlerini alarak klinikten kalabalık bir ağızla çıktın, kalabalık çünkü dişlerinin her birinin üzerinde braket denilen parçalar var bu da yetmezmiş gibi aradan bir de düz çizgi şeklinde bir tel ve buna bağlı elastikler, yaylar, teller, zemberekler…. , ‘ dediğini duyar gibiyim, hiç panik yok öncelikle derin bir nefes, neden buna ihtiyaç duyduğunu unutma sakın, sabır tedavimizin olmazsa olmazı, etrafına daha dikkatli bak çoğu kişide, bunların içinde; orta yaş ve üzeri birçokları da dahil diş teli olduğunu fark edeceksin, bu arada hiç sandığın gibi değil inan zaman su gibi akacak diş telleri de bir gün çıkacak, unut o safsatalarını, sen ortodontistinin sözünden çıkma yeter randevularını aksatma, dişlerini fırçala, braketlerine dikkat et gerisi kolay, hiç hareket etmeyen diş diye bir şey yok ve 1 sene sonunda diş tellerin çıkarken biraz üzüleceğini bile görür gibiyim, elbette çok uzak değil bu günler, ama önce adım adım gitmeliyiz.

Tedavide başlangıçta dişler tek tek değerlendirilir ve ağız içindeki en uygun yerlere hareket ettirilirmeye çalışılır, o yüzden bu aşamada oluşabilecek hafif diş aralanmaları ve asimetriler normal kabul edilir, levelling yada seviyeleme dediğimiz yaklaşık 3-6 ay arası sürebilecek bu dönemden sonra dişler sağ ve sol komşu dişlerle olan ilişkilerine göre değerlendirilir ve en düzgün diş formu alt ve üst olarak verilmeye çalışılır. Bu dönemde 3-6 ay arası sürebilir, en son aşamadaysa artık kapanış durumu yani dişlerin alt-üst karşılıklı ilişkileri değerlendirmeye alınır ve böylece tedavinin estetik boyutuna fonksiyon da eklenerek, dişlerin asıl görevinin çiğneme olduğu unutulmadan ‘çiğneme konforu’ da sağlanarak tedavi tamamlanır.

Gördüğün gibi her aşama kontrollü, yapılan işlem oldukça sistematik ve hataya yer yok, o yüzden her saniye dişlerine bakmayı ve acaba yanlış bir şey oluyor mu, diye endişelenmeyi bırak, 4 hafta sonra ortodontistin her şeyi anlatacak zaten asıl o endişelensin diş hareketlerin için, merak edilecek bir şey yok, tedavi sürerken dişler her yönde hareket edebilirler.

Peki daha kısa vadede 1-2 saat sonra yada 1-2 gün sonra neler olacak yada olabilir, şimdi bunlara da bir bakalım istersen. Klinikten çıktığında hiç de öyle korkulacak bir şey olmadığını gördün, hatta herhangi bir ağrı bile duyumsamadın ve hafif bir gerilim dışında herşey çok iyi gidiyor, peki böyle devam edecek mi hep, bunun cevabı hem evet hem hayır, evet devam edebilir ağrı eşiğimiz yeterince yüksekse ama değilse de sorun yok hissedebileceğimiz ağrı oldukça hafif olacak, yatak döşek yatıracak, zonklama tarzında, kendiliğinden durup dururken başlayan ağrılar değil bunlar merak etme, genellikle sızlama şeklinde ve bir şeyler yemek yemeye çalışırken dişlerinin üzerine baskı uygulandığında olacak ağrılar ve hafif ağrı kesicilerle rahatlıkla geçebilecek tarz ağrılar olacaktır. Devam eden yaklaşık 1 haftalık süreç sonunda bu ağrıların azalarak geçeceğini de göreceksin zaten, sonraki seanslarda hiçbir zaman bu kadar yoğun ve uzun süreli ağrılarla başetmek zorunda kalmayacaksın. Aslında işin ironik tarafı, en hafif kuvvetlerle çalışılan dönem olmasına rağmen ilk defa böylesine bir kuvvete maruz kalan dişlerimizin de en çok zorlandığı dönem tedavi başlangıcı olmaktadır. İlerleyen aşamalarda çok daha fazla, yoğun ve yaygın uygulanan kuvvetler dişlerin adaptasyon mekanizması çalışmaya başladığından çok daha hafif hissedilir olacaktır.

Yalnızca ağrı değil alışılması gereken maalesef, bunun dışında ağız içi tahrişler de başlangıçta bir miktar rahatsız edici olabiliyor. Bu durumda ortodontistinden temin etmiş olduğun yumuşak silikonlar yani mumlar oldukça rahatlatıcı olacaktır, ağız gargaraları da bu dönemde daha yoğun kullanılabilir.

Sonuç olarak; ağrı gibi, ağız içi tahrişler de tamamen kişiye özgü, net sınırlar, kesin hükümler matematik artı eksi çözümler olamıyor pek tabi ki, bu durumda en büyük verebileceğimiz tavsiye biraz sabır, bunlar tamamen geçici ve bu aşılması gereken bir dönem, rahatlıkla ağız dolusu gülümseyebileceğin günler çok da uzak değil…

Yazının devamı...

Bugün Diş Tellerim Takılıyor-1.bölüm

Evetttt, işte uzun zamandır beklediğin an geldi, biraz korku biraz endişeyle beklediğin ortodonti tedavisi için o gün bugün, diş tellerin bugün dişlerine yerleştirilecek. Bir önceki kontrolde ortodontistin seni detaylıca muayene ederek diş teli tedavisine ihtiyacın olduğunu ve istediğin zaman tedaviye başlanılabileceğini söyledi. Aslında sende yavaş yavaş bunun farkına varmaya başlamıştın, dişlerinde isimlendiremediğin normal dışı bir durum, konuşurken, gülerken seni rahatsız hissettiren, fırçalarken temizlemekte oldukça zorlandığın bir karışıklık vardı. Ve şimdi tüm bu sıkıntıların için ilk adımını atıyorsun, peki bundan sonra seni neler bekliyor? Canın yanacak mı? Çok zorlanacak mısın? Nasıl olacak da teller dişlerini düzeltecek? Nelere dikkat etmen gerekiyor? Herhangi bir aksilik olursa ne yapacaksın? Dişlerini nasıl temizleyeceksin? Acaba tedavi biraz daha bekleyebilir miydi? Tellerin nasıl görünecek? Telsiz başka bir çözüm bulunamaz mıydı? Ve bunun gibi onlarca soru kafanda, bakalım sana nasıl yardımcı olabiliriz…

Haydi, başlamadan bir durum değerlendirmesi yapalım;

Ortodonti, latince kökenli bir kelime ve düzgün diş demek, yani öncelikli amacımız elimizdeki çeşitli enstrümanlarla dişlerimizi düzeltmek. Bu enstrümanlar; bazen diş telleri olabilir, bazen hareketli, takılıp çıkarılabilir apareyler, damaklıklar, dişlikler olabilir, bazen de sadece sözlü yönlendirmeler, telkinler olabilir. Tedavi tek bir diş, bölge yada çeneye odaklanmadan daima ağzın ve hatta genel çerçevede yüzün bütününü içerecek şekilde değerlendirilmelidir. Yani yaptığımız şey diş hareketleriyle bütünsel bir çene-yüz rehabilitasyonudur.

İlk uygulama randevusuna gelecek olursak, işlemler yaklaşık yarım saat sürmektedir. Bütün bu süreç tamamen acısızdır. Herhangi bir anestezi işlemi gerektirmez. Başlarken öncelikle bütün diş yüzeyleri özel fırça ve lastiklerle temizlenir. Temizlenen yüzeylerin tükürükle ıslanmaması için bir ağız ekartörü takılır ve braketler birer birer dişlere yapıştırılmaya başlanır. Ağızdaki her bir diş için ayrı braketler vardır ve bunlarında diş üzerinde olması gereken özel bir konum mevcuttur. İlk randevuda altyapısal hazırlık diyebileceğimiz bu süreç tamamlanır. Dişler üzerine yerleştirilen braketler tedavi sonuna kadar yerlerinden oynamayacak dayanıklıktadır ve tedavi boyunca bu yapıda herhangi bir değişim yapılmaz. Braketler dişlerimizi hareket ettirirken, kuvvet uygularken tutunduğumuz parçalardır. Sonraki aşamada diş teli, yapıştırılmış braketlerin arasından geçecek şekilde bağlanır. Dişleri hareket ettiren bunun için dişlere kuvvet uygulayan asıl düzenek işte bu şekilde diş telinin dişe bağlanmasıyla elde edilir. Diş tellerinin birçok çeşidi mevcuttur. Değişik materyallerden (titanyum, çelik …vs) olanları olduğu gibi, çeşitli kalınlıkta olanları ve farklı kesitte (yuvarlak, köşeli gibi) olanları da vardır. İlerleyen kontrol seanslarında tellerde çeşitli değişiklikler yapılır. Başlangıçta ince ve elastikiyeti fazla olan teller tercih edilirken dişler düzeldikçe tel kalınlığı ve sertliği arttırılır. Sıklıkla kullanılan titanyum teller deforme olmayan süperelastik özellikte tellerdir. Yani çapraşık yüzeye doğru rahatlıkla baskıyla adapte edilir ancak şeklini bozmaz yani deforme olmaz ve başlangıçtaki şeklini almaya çalışır. Böylelikle ortaya çıkan hafif ancak devamlı kuvvetlerden dolayı dişler etki-tepki prensibi gereği kuvvet uygulanan yöne doğru hareket etmeye başlar.

Hareket süresi kişiden kişiye ve problemin ağırlığıyla alakalı olarak değişkenlik gösterebilir. Tüm bu değişkenlere bağlı olarak ve hastanın tedaviye uyumunda da bir sorun yoksa genel tedavi süresi olarak 1-1,5 sene gibi sürelerden bahsedebiliriz. Tedavi süresince kontroller ortalama 4-6 haftalık periyotlarda gerçekleştirilir. Kontrol seanslarında tedavinin gidişatına göre, dişlerde oluşan hareketlere göre, çeşitli değişiklikler ağız içerisinde tatbik edilir. Kontrol seansları çok uzun sürmez, ortalama 10-15 dk gibi sürelerde tamamlanır.

Braketler yapıştırıldığı andan itibaren final sertliğinde olduğundan istenirse hemen bir şeyler yenilebilir, içilebilir, herhangi bir sakıncası yoktur. Ancak tüm tedavi boyunca dikkat edilmesi gereken genel bazı kurallar vardır, tedavinin sağlıklı bir şekilde ilerlemesi açısından azami özen gösterilmelidir. Örneğin, asitli-gazlı içecekler tüketilmemelidir. Sert yiyecekler bir bütün olarak mümkün olduğunca tüketilmemelidir. Kabuklu, çekirdekli kuruyemiş ve meyveler kabukları ve çekirdekleri çıkarıldıktan sonra tüketilmelidir. Yapışkan yiyeceklerden uzak durulmalıdır.

Bunların dışında temizlik de çok önemlidir. Diş bakımı hiçbir sebeple aksatılmamalıdır. Ana öğünlerden sonra en az 2-3 dk sürecek şekilde dişler etraflıca dikkatli bir şekilde dişlere bastırarak ve az macun kullanarak temizlenmelidir.

Ortodontistin tarafından da anlatılan bu bilgilendirmeden sonra dişlerindeki hafif bir baskı ve diş yüzeyindeki braketlerin dudak ve yanaklarının içlerine temas etmesinden kaynaklı yeni bir hissiyatla koltuktan kalkacaksın. Adaptasyon dönemi olarak adlandırılan en fazla 7-10 gün sürebilecek bu süreçte bu hissiyat çok normal ve zamanla geçecektir. Daha çok dişlerine bastırdığında hissettiğin hafif ağrılar ve braket temasından kaynaklı yanak-dudak tahrişi de çok normal ve zamanla geçecektir. Bu şikâyetlerin için, herhangi bir ağrı kesici ve ağız gargarası kullanabilirsin, bir miktar rahatlama olacaktır. İlk günler biraz zor geçebilir, ağrılar ağız tahrişleri bir miktar hayatını konforsuzlaştırabilir ancak unutulmamalıdır ki bu geçici bir süreçtir ve tedavinin bütününde bu sıkıntılar devamlılık göstermeyecektir. Zamanla ağız içerisinde oluşan değişikliklerle beraber motivasyonunda artmasıyla tedavinin sıkıntıları daha katlanılır hale gelecektir ve tam adaptasyon gerçekleşecektir.

Yazının devamı...

Diş Hekimliğinde Altın Oran ve Oransal Gülüş Tasarımı

ORANSAL GÜLÜŞ TASARIMI

Güzellik, Türk dil kurumu yazın terimleri sözlüğüne göre; görme ve işitme duyuları aracılığıyla hoşumuza giden ve bizde hayranlık duygusu uyandıran biçim ve ölçülerin oluşturduğu uyumlu bir bütün olarak, Oxford İngilizce sözlüğüne göreyse; insanın hem duyularına, hem de mantığına hoş görünen niteliklerin birleşimi olarak tanımlanmaktadır. Bu niteliklerden görme duyusuna hitap edenler; şekil, renk ve formdur.

Güzellik hakkında çoğu görüş ve tanımlar felsefi olmakla beraber genel olarak gözlemcinin gözüne ve mantığına haz vermesi ortak fikir olmuştur.

Bununla birlikte, bilerek ya da bilmeden göze hoş görünen orantısal ilişkiler ancak belirli kurallara uyularak yakalanabilir. Dolayısıyla güzelliğin sayısal değerlerle olan ilişkisi yadsınamaz. Estetik algısının matematik bir düzende değerlendirilmesini ilk defa Pythagoras yapmıştır ve doğayla güzelliği, bilimle ve sayılarla ilişkilendiren ‘Altın Oran’ kavramını M.Ö beşinci yüzyılda tanımlamıştır.

Altın oran; matematik ve sanatta, bir bütünün parçaları arasında gözlemlenen, uyum açısından en yetkin boyutları verdiği sanılan geometrik ve sayısal bir oran bağıntısıdır. Bir doğru parçasının |AB| Altın Oran'a uygun biçimde iki parçaya bölünmesi gerektiğinde, bu doğru öyle bir noktadan (C) bölünmelidir ki; küçük parçanın |AC| büyük parçaya |CB| oranı, büyük parçanın |CB| bütün doğruya |AB| oranına eşit olsun.

Altın Oran, matematikte ve fiziksel evrende ezelden beri var olmasına rağmen, insanlar tarafından ne zaman keşfedildiğine ve kullanılmaya başlandığına dair kesin bir bilgi mevcut değildir.

Eski Mısırlılar ve Yunanlar tarafından keşfedilmiş, mimaride ve sanatta kullanılmıştır.

Diş hekimliğinde “Altın oran” ise, diş dizisinin orantıları ile ilgili bir matematik teorisidir. Hoş bir diş dizisinde orantı mutlaka aranmalıdır. Yüz ahengini elde etmek için, tüm ön diş kompozisyonu bütün bir resim gibi ele alınmalı, hasta bir bütün olarak değerlendirilmeli ve yüz yapısının diğer elemanları da bu resmin çerçevesini oluşturmalıdır.

Yapılan araştırmalarla, belirli oranların diğerlerinden daha fazla kabul gördüğü ve güzellik algısının bu orantılarla ilişkili olduğu tespit edilmiştir. Bundan dolayı bu oranlar, uygulamada da tanımlanmalı, öğretilmeli ve diş hekiminin sanatsal yaklaşımında temel olarak kullanılmalıdır. Buna göre, örneğin; yan kesici dişin genişliği 1 birim ise, ön kesici diş 1.618 birim ve köpek dişi 0.618 birim olmalıdır.

Bununla birlikte teorik olarak dişler arasında orantısal bir ilişki oluşturmak tek başına yeterli değildir. Dişler ile yüz arasında da düzgün bir orantı yaratmak gerekir. Sayılar sadece rehber ve araç olarak kullanılmalıdır. Estetik tedavinin amacı, estetik öngörüler içerisinde diş dizisini mümkün olan en doğala kavuşturmak olmalıdır. Bu doğrultuda aşağıdaki gibi çeşitli başka değerlendirmelerle en uygun kişiye özel veriler elde edilebilir.

Plastik cerrahların, yüz ilişkilerini belirlemek ve değerlendirebilmek için göz önünde bulundurdukları “3’lü kuralı”, yüzü vertikal olarak (dik yönde) üç eşit segmente böler. Buna göre üst sınır, trichion (ideal saç sınırı); üst ve orta üçlü arasındaki sınır, nasion (burunla alnın birleştiği nokta); orta ve alt üçlü arasındaki sınır, subnasal nokta (burun altında üst dudakla birleştiği nokta); alt sınır ise mentondur (alt çene ucu). Alt bölge (subnasal–menton) üçe bölündüğündeyse, dişlerin kesici düzleminin ideal pozisyonunun, üst ve orta üçlünün birleşim yeri olması gerekir.

Üst ön kesicilerin uzunluğu, yüz uzunluğunun (ideal saç sınırı- alt çene ucu) 1/16’sıdır. Genişliği ise zygomalar (elmacık kemikleri) arası mesafenin 1/16’sı kadar olmalıdır. Diğer bir yaygın kural ise ön 6 dişin genişliği dudak köşeleri arası mesafe ile altın oranda olmalıdır.3’lü ve1/16 kuralı, Trubyte Tooth Indicator (Dentsply International) da birleştirilmiştir. Bu araç, protez diş seçiminde rehber olarak kullanılabilmektedir.

Üst ön kesici diş, kendi içerisinde belirli bir genişlik-yükseklik oranına sahip olmalıdır. Genellikle genişlik-uzunluk oranları, % 66-80 arasındadır. % 78’lik oran en tatmin edici sonuçları veren oran olarak bulunmuştur. Küçük oranlar dişi daha uzun gösterdiği için genellikle uzun boylu veya uzun yüz hattına sahip kişilerde tercih edilirken, kısa boylu veya daha köşeli yüz hattına sahip kişilerdeyse daha büyük oranlar tercih edilmelidir. Orantısız dişlere rağmen hoş bir gülüşe sahip bireyler de mevcuttur. Tartışılan oranlar mutlak bir kural olarak kabul edilmemelidir.

Altın oran, %62’lik oranın kullanımı ile sınırlıdır. Bu oran kullanıldığında, yan kesici dişlerin çok dar olacağı ve kanin (köpek dişi) dişlerinin yeterince baskın olamayacağı düşünülebilir. RED, hekime kendi oranlarını belirleme konusunda özgürlük ve esneklik kazandırır. Genellikle, %70’lik bir RED oranı tercih edilebilir. Ancak yüz uyumu, iskeletsel yapı, genel vücut tipine bakılarak bu oran modifiye edilebilir.

Bu terim, bir gülüşteki bağlantılı diş boyutlarının, bir fotoğraf yardımıyla ölçülüp değerlendirilmesi anlamında kullanılır. Dental fotoğraf,oranları ölçmede oldukça yararlıdır. Fotoğraf, yüz düzlemine paralel ve dişlerden en az 20 cm uzaklıktan çekilmelidir. Bu sayede distorsiyon azaltılmış olur. Makinanın lensi tüm yüz düzlemine paralel değildir. Sadece ön iki dişe paralel tutulur ve bu fotoğrafa bir perspektif kazandırır. 100mm’lik makro lensli, 1:2 magnifikasyona ayarlı, 35mm kamera bu iş için en uygundur. Bu özelliklerdeki dijital bir makina da kullanılabilir. Kaliteli, kesin derinlik veren, doğru aydınlatmalı ve minumum distorsiyonlu bir makina tercih edilmelidir.

Ön kesicilerin boyutları, önce fotoğraf sonra modelde ölçülür. Değişim faktörünü hesaplamak için model boyutu, görüntü boyutuna bölünür. Görüntü ve gerçek arasındaki ilişki saptanır. Oransal gülüş değerleri, modelde ölçüldüğü gibi değil; karşıdan bakan birinin gördüğü gibi hesaplanır. Yani üç boyutlu gülüş, iki boyutlu önden görünüme dönüştürülür. Fotoğraf görüntüsünden ön sekiz dişin genişlik ve uzunlukları saptanır. FIVE boyutlarını vermesi için bu sonuçlar değişim faktörüyle çarpılır. RED, tüm uygulamalarını FIVE görünümüne göre yapar. Çünkü frontalden (karşıdan) görünüm esastır.

FIVE değerleri hesaplanınca, RED ve genişlik-uzunluk oranları kolaylıkla hesaplanabilir. RED oranı kullanılırken, dişlerin sıra ile genişlik oran ya da yüzdesi değerlendirilir. Komşu dişlerin FIVE genişliği bir öndeki komşu dişin FIVE genişliğine bölünür. Örneğin; üst 1.küçük azı dişin FIVE genişliği, üst köpek dişinin FIVE genişliğine bölünür. Bu bize bir yüzde verir ve bu yüzde kaydedilir. Diğer dişler de aynı şekilde hesaplanıp kaydedilir. RED gülüş tasarım prensiplerine göre bu yüzdeler benzer olmalıdır. Her RED oranı için ortalama %70 değeri elde edilir.

RED oranları ve genişlik-uzunluk oranları birlikte kullanıldığında güçlü bir gülüş tasarım aracı sağlanmış olur. Genişlik-uzunluk oranı sabit tutulup RED oranı değiştirildiğinde diş görünümünde çok büyük farklılıklar ortaya çıkar. Örneğin %80 RED oranında, dişler daha kısa ve kare görünürken, %62’lik bir oranda aynı genişlik-uzunluk oranını tutturabilmek için dişler daha uzun görünür. Ön altı dişte çalışılırken santral dişlerin ideal boyutunun saptanması için matematiksel bir formül kullanılabilir.

www.guneyortodonti.com

Yazının devamı...

Diş Hekimliğinde Gülüş Tasarımı

Diş hekimliğinde ‘estetik’ sözkonusu olduğunda son yıllarda en çok üzerinde durulan ve ismi geçen ‘’ konusu aynı zamanda bütüncül bir yaklaşımı da ifade etmektedir. Diş hekimi, tatminkâr bir gülüş oluştururken, objektif güncel bilimsel prensipler ile sübjektif sanatsal yeteneğini hassas bir şekilde bir araya getirmelidir. İşlemin gerektirdiği yaratıcılık faktörü, her vakayı benzersiz kılar ve diş hekiminin yaptığı işi memnuniyet verici ve ödüllendirici bir hale getirir.

Güzel gülüşler oluşturma prensipleri, olarak adlandırılabilir. Bütüncül bir yaklaşımla gülüş tasarımı; mikroestetik, dişeti estetiği, makroestetik ve yüz estetiği kavramlarından oluşur.

Dişi gerçek bir diş yapan temel unsurlardır. Bunlar özellikle kesici dişlerin spesifik anatomileri, ışık geçirgenlik düzeyleri, mine kristal yapısı, parlaklığı ve rengidir.

Örneğin; kesici kenar uzunluğu bir gülüşün yaratılmasında en önemli faktörlerden biridir. Kesici kenarların rehberliğinde diş orantılarının ve dişeti seviyelerinin düzenlenmesi kolaylıkla elde edilebilmektedir. Hastanın yaşı, cinsiyeti ve üst dudağının uzunluğu ile kesici kenarın uzunluğu belirlenecektir. Sadece dişlerin form ve konumu değil çevre kasların tonusu ve iskelet yapısı da aynı şekilde önemlidir. Yaş ilerledikçe kasların gerginliği azalır ve buna bağlı olarak üst kesicilerin görünürlüğü azalırken, alt kesiciler gittikçe daha görünür hale gelir. Kas gerilimindeki bu azalma yaklaşık 30-40 yaşlarında ortaya çıkar ve her yıl artarak devam eder. Dudak uzunluğu, dolayısıyla da kesici dişlerin görünür uzunluğu cinsiyet, ırksal faktörler ve yaşa bağlı olarak çeşitlilik gösterir.

Dudaklar ve kesici kenarlar arasındaki ilişkiyi oluştururken belirleyici faktörler genellikle fonetik değerler ve klinisyenin deneyimidir. Bu konuda değişik teknikler vardır;

- “M” Pozisyonu: Hastaya ard arda “m” sesi söyletildikten sonra hasta dudaklarını kibarca serbest bırakır. Bu sayede minumum görünme miktarı saptanmış olur.

- “E” Pozisyonu: Hasta kendisini sınırlamadan, abartılı bir “e” harfi söylediğinde, klinisyen dudakların en gergin halini görebilir. Bunu yaparken hastalar gülümsemezler ancak maksimum görünürlük sağlanmış olur.

Üst dişler bu değişkenlere göre yerleştirilirken, ön ve yan kesici dişlerin yüksekliklerinde yapılacak küçük kişiselleştirmeler genel görünüme canlılık ve dinamizm kazandırır.

Gülüş tasarımının dişeti sağlığıyla beraber olmazsa olmazıdır. Dişetleri, dişlerin bir nevi çerçevesidir. İltihaplı, düzgün olmayan, asimetrik dişeti sınırları, keskin olmayan dişeti kenarları, estetiği bozmaya yetebilir.

Dişeti seviyelerindeki uyumda çok önemlidir. Dişeti kenarlarının seviyeleri, üst kanin (köpek dişi) dişlerin dişeti seviyeleri ve gözbebekleri arasından geçen çizgiye paralel seyretmektedir. Azı dişlere doğru ilerledikçe, dişeti seviyesi hattının yüksekliği giderek azalır.

Dişler ve çevre dokular arasındaki ilişki ve oranları makroestetik kavramı belirler. Yüz orta hattı, dişler arasındaki kontakt nokta ve yüzeylerinin durumu, aksiyal açılar, renk, diş görünürlüğü, gülme hattı, makroestetik tasarım elemanlarındandır. Dişlerin birbirleriyle, yumuşak dokularla, hastanın yüz karakteristiği ile ilişkisi dinamik ve üç boyutludur. Burada hekim ve teknisyeninin sanatsal yorumu öne çıkar.

Örneğin; orta hat gülüş tasarımının başlama noktası olarak kabul edilebilir. Gözbebeklerinin ortasından geçen yatay düzleme dik olarak konumlanan bu hat alın, burun kemeri, dental orta hat ve çene üzerinden çizilen dikey bir çizgi olarak tanımlanır. İdeal olarak üst ön kesici dişler arasındaki papilla (dişeti kabartısı) yüz orta hattı ile kesişmelidir. Ne var ki her zaman dental orta hat ile yüzün diğer bileşenleri çakışmayabilir. Yapılan çalışmalarda hastaların %70’inde üst orta hattın yüz orta hattı ile çakıştığı, hafif düzeydeki deviasyonların ise estetiği etkilemediği tespit edilmiştir. Ayrıca vakaların %75’inde alt ve üst orta hattın çakışmadığı görülmüştür. Ancak ağız genelde sabit pozisyonda durmadığından ve alt dişler çok ön planda olmadığından bu uyumsuzluk estetik açıdan rahatsız edici olmamaktadır. Buna ek olarak alt kesici dişlerin darlığı ve birbirine yakın boyutlarından dolayı orta noktanın görülmesi genellikle zor olmaktadır.

Dental ve fasiyal orta hatların çakışmadığı veya birbirinden oldukça uzakta olduğu vakalarda, dental orta hattın sağa veya sola kaymasından dolayı oluşan asimetri yanılsamasına engel olmak için, dental orta hat, gözlerin ortasından geçen düzleme veya yatay hatlara dik tutulmalıdır. Dikkatin merkezi orta hatta yapılan hatalar, önemli kusurlardır ve kabul edilemezler.

Dişler arası temas noktaları, makroestetiğin oluşturulmasındaki en önemli mevzulardan bir diğeridir. İki komşu dişin birbirine temas eder göründüğü bölgeler, dişler arasında, boyut olarak farklılıklar gösterir. Yapılan araştırmalar, ön dişler arasındaki temas ilişkisini ortaya koyan 50-40-30 Kuralına göre, üst ön kesici dişlerin ideal temas alanının, ön kesici dişin uzunluğunun %50’si kadar olması gerektiğini ortaya koymuştur. Ön kesici dişin uzunluğunun %40’ı, üst ön ve yan kesici dişlerin temas edeceği ideal temas alanını oluşturur. Üst kanin (köpek dişi) ile yan kesici dişler arasındaki temas alanıysa, ön kesici dişin uzunluğunun yaklaşık %30’u kadar olmalıdır.

Ahenkli bir diş dizisinde, üst ön kesici dişler şekil, ebat ve konum açısından baskındır. Kanin dişleri (köpek dişi) de ön ve arka bölümler arasındaki bağlantıyı meydana getirdikleri, çevredeki yüz kaslarına destek oldukları için ayrı bir öneme sahiptirler.

Yüz ve kas değerlendirmelerini içerir. Dişlerin statik ve dinamik durumdayken dudaklar, yanaklar gibi esas unsurları ve yüzün bütünüyle olan düzlemsel ve açısal ilişkilerini irdeler.

Örneğin; dudak çizgileri ve dudakların istirahat konumunda veya aktif durumdaki hacmi, şekli ve uzunluğu dişlerin değerlendirilmesindeki önemli unsurlardandır. Dudak çizgisi, uzunluğu ve kurvatürü hasta yaşına ve yüz anatomisine göre değişkenlik gösterir. Bu çizgi, dişlerin istirahat konumundaki görünümünü de belirler.

Dişetinin görünme miktarına göre dudak çizgileri,yüksek, orta ve düşük olarak 3 grupta incelenebilir. Düşük bir dudak çizgisinde dişetleri ve dişleri görmek zordur. Orta dudak çizgisi, istirahat konumunda kesici dişlerin insizal kenarlarının 1-3 mm’sinin göründüğü dudaklar için söz konusudur. En çok tercih edilen gruptur. Yüksek dudak çizgisi, orta derecede bir gülümsemede dişetinin 4-5 mm’den fazlasının göründüğü vakalardır.

Gülümseme, alt ve üst dudakların meydana getirdiği hoş bir kavisle çevrelenir. Ağız köşe açısının konumu, dişetinin görünme derecesini, bukkal koridorun genişliğini, ön ve arka dişlerin görünme derecesini tayin eder. Dişler 1. azı dişe kadar ve üst ön kesici kenar eğimi alt dudağa paralel olacak şekilde sergilenmelidir.

Üst dudağın alt kenarı dişlerin görünürlüğünü sınırlandıran gülme hattını oluşturur. Bu hat aynı zamanda üst ön dişlerin kenarlarını da takip eder. Alt dudak üst dudak ile birleştiği ağız köşesine doğru yukarı ve arka yönde kavis alır. Üst dişlerin kesici kenar hattı bu kavse uygun olmalıdır. Kadınlarda bu hat daha belirgin ve dışbükeydir. Gülme hattı, gözbebekleri arasından geçen hatta paralel olmalıdır.

Tüm bunların haricinde, gülüş tasarımında cinsiyet, kişilik özellikleri ve yaş faktörü de değerlendirilmeye alınmalıdır. Erkeksi ve kadınsı karakteristik özellikler, hoş bir gülüşün estetiğinde önemli bir etkiye sahiptir. Batı kültüründe, kadınsılık incelik, pürüzsüzlük ve yumuşaklık ile ön plana çıkarken erkeksilik enerji, sert ve keskin hatlar ile belirgin hale gelir. Ön kesicilerde yapılan değişikliklerle yaş; yan kesicilerdeki değişikliklerle cinsiyet; kanin dişlerindeki değişikliklerle pasif-agresif durumlarında değişimler yaratılabilir.

Genç hastalarda daimi dişlerin sürmesinden hemen sonra anatomik kronlar tamamen görünür hale gelmez. Dişeti çizgisi dişetinin altında yer alır. Dişler kare ya da yuvarlak görünür. Işık altında gri veya beyaz renkte canlı bir görünüm sergilerler. Minenin yüzey yapısında hafif düzensizlikler vardır ve ışık geçirgenliği fazladır. Yer yer beyaz çizgilere rastlanabilir. Bu dişler daha dar bir dişeti kenarına sahiptir. Yaşlı bireylerdeyse dişler daha üçgensel biçimde görünür. Çoğu zaman dişeti çekilip kökler görünmeye başlar. Aşınma sonucunda düz bir kesici kenar silüeti oluşur. Gülerken dişler daha az görünmeye başlar. Dişler arasındaki bölgeler dişeti çekilmesiyle genişler. Dişler zamanla koyulaşır, parlaklıkları azalır.

www.guneyortodonti.com

Yazının devamı...

Mona Lisa Smile: Gülümsemenin Sınıflandırması

Gülümseme, bireyin kişilik özellikleri ve üstün yönlerini yansıtır, sosyal ilişkilerin yapıtaşıdır, sayısız duyguyu iletir, tüm dünyada mutluluğun dışa vurumudur, uluslararası bir dildir, aynı zamandakişinin ifadesi ve sunumudur. El ve vücut hareketleriyle birlikte sözlü olmayan iletişimin bir parçasıdır ve bu ifadelerin en canlı, belirgin olanıdır. Yüz güzelliği hoş bir gülüşle adeta taçlanır daha da artar.

Spontan bir gülüşte ortaya çıkan hareket miktarında kişiden kişiye çarpıcı farklılıklar gözlenir. Bununla birlikte yaşam boyunca oluşan iskeletsel ve yumuşak doku değişimlerinin ve yaşlanmanın etkileri göz ardı edilmemelidir.

Doğal bir gülüş tüm yüze yayılır ve 3 dönemi içerir;

1. Atak dönemi (Dinlenim konumundan tam gülüşe geçiş)

2. Asılı kalma dönemi (Genişleme ve daralmalarla seyreder)

3. Sönüş dönemi (Dinlenim pozisyonuna dönüş)

Atak döneminde; ağız genişliği artar, dudak köşeleri yukarı ve dışarı hareket ederken, gözlerin dış noktaları arası mesafe minimal değişim gösterir. Bu hareket tüm bireylerde benzerlik gösterir ancak hareket yolu büyük farklar sergilemektedir. Zamanlama olarak, atak dönemi genelde en kısa dönemdir. Asılı kalma dönemiyse çok farklılıklar göstermektedir. Kimi zaman gülüş hızla sönerken, kimi zaman uzun süre donuk vaziyette kalabilir. Ataklar tekrarlamadığı sürece geri dönüm evresi atak döneminden daha uzun sürmektedir.

GÜLÜMSEME ÇEŞİTLERİ

Dünyada milyonlarca çeşit gülümseme olmasına karşın, genel olarak plastik cerrahların da kabul ettiği, Rubin sınıflaması olarak da bilinen 3 temel nöromusküler gülme şekli vardır;

Önce ağız köşelerinin yukarı ve dışarı çekildiği, sonra üst dudağın üst dişleri göstermek için kasıldığı gülüş şeklidir. Büyük yanak kası (zygomaticus major) baskındır. Üst dişler içerisinde, yatay düzlemde seviye olarak en aşağıda yer alan diş, üst kesicilerdir. Üst kesici dişlerden 1-3 mm yukarıda olan 1. büyük-azı dişlere kadar bir konveksivite devam eder buna Mona Lisa gülüşü de denilir. En sık rastlanan gülme modelidir. Toplumun %67’sinde görülür. Audrey Hepburn, Frank Sinatra, Jamie Lee Curtis, Jerry Seinfeld, Dennis Quaid ve Jennifer Aniston komissura gülüşüne sahip tanınmış isimlerdir.

Toplumun %31’nin sahip olduğu bu gülüşte, üst dudak kası (levator labi superior) baskındır. Üst dudak, kanin (köpek dişi) dişlerini açıkta bırakacak şekilde ilk sırada kasılır. Sonrasında dudakları yukarı ve dışarı çekmek için ağız köşeleri kasılır. Dudaklar pırlanta şeklini taklit eder. Sıklıkla ağız köşeleri, üst kaninlerin üstünde dudak bölmesinden daha aşağıda kalır. Yine üst küçük-azı dişler de komissura gülüşünün aksine daha aşağıda yer alırlar. Bu “martı kanadı” görüntüsü, üst dudağın şeklini taklit eden dişetleri tarafından çerçevelenir. Bu gülme modelinde üst azılar, ön kesicilerin hizasında veya aşağısında kalır. Tiger Woods, Elvis Presley, Tom Cruise, Sharon Stone, Drew Barrymore ve Linda Evangelista kanin gülüşüne sahip tanınmış isimlerdir.

Toplumun %2’sinde görülen bu gülüş şekli, üst dudak kasları, ağız köşesi kasları ve alt dudak kaslarının, alt ve üst dişleri gösterecek şekilde, aynı anda kasılması ile karakterizedir. Dudak şekli tipik olarak iki paralel düzlemi andırır. Gülüşün anahtarı, aşağı ve arkaya güçlü kas çekimidir. Bu modelde, alt ve üst kesicilerin düzlemleri genellikle düz ve paraleldir. Julia Roberts, Marilyn Monroe, Will Smith ve Oprah Winfrey karmaşık gülüş modelinin izlendiği tanınmış isimlerdir.

GÜLÜMSEME BASAMAKLARI

Bir gülümseme döngüsünün 4 evresi vardır;

Dudaklar kapalı

İstirahat görünümü

Doğal gülüş (3/4 gülüş)

Geniş gülüş (tam gülüş)

GÜLÜMSEME TİPLERİ

Gülme hattında diş ve/veya dişeti çevre dokularının görünme miktarına göre beş değişik varyasyon vardır;

Sadece üst dişler görünür.

Üst dişler ve 3mm’ nin üzerinde dişeti görünür.

Sadece alt dişler görünür.

Alt ve üst dişler görünür.

Alt ve üst dişlerden hiç biri görünmez.

Vakaların çoğunluğu, herhangi bir tip içerisinde sınıflandırılabilir. Ancak tiplerin kombine edilmesi de mümkündür. Örneğin; alt ve üst dişlerin aynı anda göründüğü kompleks gülüşe sahip bir hasta aynı anda 3 mm’den fazla dişeti görünen bir gummy smile vakası ise bu model, Tip 2.4 olarak sınıflandırılabilir.

Yukardaki kategoriler göz önünde bulundurularak, farklı gülüşler objektif olarak standardize edilebilir. Çeşit, basamak ve tipin beraber kullanımı, anlaşılır ve kolay bir sınıflamaya izin verir. Örneğin;

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.