MODA
GÜZELLİK
AİLE
SAĞLIK

İnvisalign ama neden?

İNVİSALİGN AMA NEDEN?

Son yıllarda erişkin ortodontisi hem hekimler hem de hastalar açısından değerlendirildiğinde, üzerinde oldukça yoğunlaşılan ve ilgi duyulan bir alandır.

1999’da yapılan başka bir çalışmaya göre, ortodontik tedavi görmek isteyen yetişkin hasta sayısında azalma olduğu ve biyolojik ya da teknolojik yeni gelişmeler olmadan sayının artmayacağı bildirilmiştir. Erişkinler, örneğin Amerika’da tedavi gören hastaların çok küçük bir kısmını oluşturmaktadır. Ancak bu düşük oran, erişkinlerin ortodontik tedaviye olan ihtiyaçlarında bir azalma olduğu anlamına gelmez. Buttke ve Proffit’in yapmış olduğu bir araştırmaya göre, erişkinlerdeki malokluzyonların frekansının çocuklarda yahut adolesanlarda rastlanılandan hiçte az olmadığı, hatta eşit ve bazı durumlardaysa fazla dahi olduğu görülmüştür. Amerika’da erişkinlerde en sık rastlanılan problemler, çapraşıklık ve dişleri arasındaki açıklıklardır; çapraşıklık, erkeklerde %14 oranında , bayanlarda %24 oranında , dişler arasındaki açıklık ise, erkeklerde %13, bayanlarda %8 oranında karşı karşıya kalınan bir problemdir.

Erişkinler ortodontik tedaviye olan ihtiyaçlarına rağmen, sıklıkla standart ortodontik tedavi araçları olan bant, braket ve telleri kullanmayı reddederler. Bunun nedeni, ortodontik tedaviye bağlı ağrı, rahatsızlık korkusu ve estetik kaygılardır. Ayrıca erişkinler ortodontik tedaviye bağlı renkleşme ve kötü koku problemlerinden daha fazla rahatsız olmaktadırlar. Buna ek olarak, hijyen ve periodontal sağlık (dişeti ve çevre dokular), erişkin ortodontisini daha da karmaşık hale getirmektedir. Erişkinler kemik ve ataşman kaybına, adolesanlara oranla daha yatkındırlar.

Şunu da belirtmek gerekir ki; ortodontik tedavi görmek isteyen erişkin hastaların büyük çoğunluğu nüks vakalarıdır. Nüksün derecesi, tedavi sonrasındaki normal büyüme ve yaşlanmaya da bağlıdır. Ancak normal yaşla gelişen olaylar ve nükse bağlı olanlar arasında ayrım yapmanın kesin bir yolu yoktur. Nüks görülen hastaların bir kısmı, yeniden braket takmaktan çekinmektedir. Ancak eğer nüks çok ağır ise, sabit uygulamalar tedavi için tek seçenek olmaktadır.

Değişen dünya düzeni içerisinde erişkinler, dış görünüşlerinin profesyonel ve kişisel yaşamlarına etkisinin daha fazla farkına varmaya başlamışlardır. Bu noktada erişkin hasta bir ikilemle karşı karşıya kalmaktadır; hasta kendi tedavisi için gerekli ancak estetik olarak çok da tercih etmek istemeyeceği standart ortodonti mekaniklerini mi kullanacak ve yahut çevresini ve en başta kendisini yine en fazla estetik olarak rahatsız eden haliyle mi yaşamaya devam edecektir.

Bu bağlamda gelişen dijital teknolojilerin de yardımıyla modern ortodonti kuramı içinde, geleneksel bant, braket ve ark tellerine alternatif olabilecek, yeni bir sistem olan ve bir seri şeffaf, takılıp çıkarılabilir polimerik alignerların kullanılarak anomalilerin aşamalı olarak uzun vadeli bir öngörüyle tedavisi felsefesine dayanan ‘’ ciddi olarak yer almaya başlamıştır.

Erişkin ortodonti hastalarını yukarıda bahsi geçen ikilemden büyük oranda kurtaran estetik avantajlarından başka bu sistemin diğer başka avantajlarından da bahsedebiliriz; Oral hijyen uygulamalarına engel olmaması, yeme-içmede daha rahat olunması ve oluşabilecek dekalsifikasyon, çürük, dişeti iltihabı ve diğer periodontal rahatsızlıkların risklerini azaltması bunlar arasında sayılabilir.

Ayrıca klinisyen ve hasta için avantaj olarak bahsedebilecek bir diğer unsur da tedavi daha başlamamışken, tedavi sonu durumu görebilmek ve değerlendirmektir. Bu aşamada değişik görsel perspektiflerden yaklaşılarak, düşünülen olası tedavi değiştirilebilir veya geliştirilebilir. Bu görsel tedavi planı hastayla klinisyen arasında güçlü bir diyaloğu da beraberinde getirir, hastalar kendi kişisel tedavi planını, ağız yapısının, dişlerinin tedavinin hangi aşamasında ne durumda olacağını ve kapanışını rahatlıkla görüp bunu takip edebilirler, böylece kendi tedavi prosedürlerine en az hekim kadar sahip çıkma olanağına da sahip olurlar.

Yazının devamı...

İnvisalign Sistem

Günümüzde, erişkin ortodontisine olan ilgideki artış, beraberinde konvansiyonel sabit paslanmaz çelik aygıtlara alternatif estetik uygulamalara olan talepteki artışı da getirmiştir.

Bant, braket veya tel kullanılmadan diş hareketi fikri yeni bir fikir değildir. İlk olarak 1945’te Dr.H.D.Kesling tarafından esnek diş pozisyonlandırıcı apareylerin kullanımını rapor eden bir çalışma yayınlanmıştır. Bonded uygulamaların genel ortodonti pratiğinde yer etmesinden önce, Kessling bantların sökümünden sonra kalan boşlukların diş pozisyonlandırıcı aygıtlarla kapatılması metodunu tanıtmıştır. Bu pozisyonlandırıcılar, sabit tedavisi tamamlanmış hastalarda, vulkanize edilmiş kauçuktan yapılmaktaydı. Bu pozisyonlandırıcılarda, bütün diş hareketleri tek bir apareyle yapılmaya çalışılmışsa da, Kessling daha büyük diş hareketlerinin, aşamalı olarak küçük hareketlerle, daha fazla sayıda aparey kullanımıyla mümkün olabileceğini belirtmiştir.

Daha sonraları Ponitz, şeffaf retainerlerı tanıtmıştır. Master model üzerinde aparey yapımına geçmeden dişlerin yeniden mum kullanılarak pozisyonlandırılmasından sonra apareyin bu haliyle yapılması gerektiğini ifade etmiştir. Bunun dışında çok sayıda yazarın benzer temel fikirler etrafında araştırmaları mevcuttur. Ancak bu araştırmalardaki metotların en büyük sınırlandırıcı faktörü, tüm bu bahsedilen küçük kesin hareketler için yapılan kesme, ayrıştırma, yeniden bir araya getirme sonra tekrar sabitleme gibi laboratuvar işlemlerinin manuel olarak yapılmasındaki ve standardizasyondaki zorluktur. Bu sebeple ancak küçük ve en fazla birkaç aşamalı bir hareket yapılabilmekteydi.

Günümüze doğru yaklaşıldığında firması tarafından geliştirilen bir teknikle, küçük diş hareketleri de mümkün olabilmektedir. Bu teknikte, dişlerin plastik modelleri üzerinde şekillendirilen ‘alignerlar’ kullanılmaktadır. Daha sonra bu alignerlar, tek tek dişleri itecek bir kuvvet yaratan ‘divotlar’ ve dişin hareket edeceği boşluklar yaratan ‘pencerelerle’ modifiye edilir. Bu tarz bir uygulama ortalama çapraşıklıkların düzeltilmesinde etkili olabilmektedir. Bununla birlikte, hareketler ancak 2-3 mm’yle sınırlıdır. Bunun ötesinde hareketler için yeni bir ölçü ve yeni aygıtlara ihtiyaç olacaktır. Bu bağlamda tek bir ölçüyle ve uzun süreli bir öngörüyle, çok daha karmaşık ve büyük boyutlarda diş hareketleri mümkün görünmemektedir.

Ancak çağdaş ortodonti, geleneksel braket ve ark tellerine alternatif olarak kullanılabilecek ve tüm bu yukarıda bahsi geçen sınırlandırmaları bertaraf edecek yeni bir sistemin uygulanışına tanıklık etmektedir. Bu sistem Align Teknoloji tarafından üretilen '’ sistemdir. Align Teknoloji, bu sistemi 1997’de Amerika Birleşik Devletlerinde geliştirmiştir. ; şimdiye kadar bu konuda çalışanların fikirlerinin ve Raintree Essix uygulamasının prensiplerinden esinlenmiş, estetik, şeffaf, takılıp-çıkarılabilir ve baştan sona istenilen diş hareketlerini verebilen bir seri aparey yapımı için CAD-CAM teknolojisini, laboratuvar teknikleriyle birleştirmiş bir sistemdir. Bu uygulama üç boyutlu dijital teknoloji kullanılarak yapılan ilk ortodontik tedavi tekniğidir. Çeşitli bilgisayar programlarının kullanımıyla, her hasta içim özel olarak elde edilmiş üç boyutlu problem imajı üzerinde manuplasyonlar yapılabilmesi esasına dayanır. Böylece dişlerin küçük kesin hareketlerle (0.15-0,25 mm) istenilen yönlerde yerleri değiştirilebilir ve olması gerektiği yere dijital ortamda konumlandırılarak son durumun bir ön görüntüsü elde edilebilir. Daha sonra bilgisayar ortamındaki bu görüntü fiziksel modeller haline getirilerek, modeller üzerinde alignerlar şekillendirilir.

Özetle; bireyin mesleki ve sosyal yaşamını olumsuz yönde etkilemeyen estetik, şeffaf, hijyenik ve hareketli apareylerin kullanımı, bazı sınırlamaları olsa da gittikçe popülerleşmekte ve bu popülerlik içerisinde sistem büyük oranda yerini almaktadır. Çünkü alternatif uygulamaların aksine, sistem, tek bir ölçüyle, uzun süreli bir öngörüyle, küçük ama kesin hareketlerle uzun soluklu bir tedaviyi aşamalı olarak oldukça büyük bir başarı yüzdesiyle mümkün kılmaktadır.

Tüm bu yapım aşamaları, bir modern teknoloji mucizesidir. Bilgisayarlı altyapı desteği olmadan ve ileri teknoloji ürünü aygıtlar kullanılmadan, bu büyüklükte bir başarı oranıyla, çok sayıda aligner’ın yapımı imkânsız olacaktır. sistem, hastalara ortodontik tedavileri için estetik bir tercih sunmaktadır ve bu uygulama tecrübeli her ortodontist tarafından rahatlıkla uygulanabilirdir.

Yazının devamı...

Lingual ortodontide tedavi planlaması

A.TANI

Vaka tanısında, şimdiye kadar geçerli, diğer disiplinlerde kurulu benzer prosedürlerin tamamı geçerlidir.

Lingual ortodonti olarak özelleştiğimizde, öncelikli hasta grubu gelişimi bitmiş erişkin hastalar olduğundan ek diagnostik girdiler mutlaka gerekecektir. Bu konuda periodontist (dişeti tedavisi uzmanı), prostodontist (protez uzmanı) ve çene cerrahın yardımları kaçınılmazdır. Ayrıca erişkin hastalarda yaşla bağıntılı olarak baş-boyun bölgesinde görülen histolojik değişiklilerde göz ardı edilmemesi gereken bir konudur. Ortodontik tedavi sırasında, erişkin dişine uygulanan kuvvet sonrası, ortodontik hareketin oluşması için gerekli doku adaptasyonu yaklaşık üç ay sürmektedir. Bu adaptasyonun adolesan bireylerde görülenden çok daha yavaş olması, az trabeküllü ve kan desteği ve dolayısıyla beslenmesi düşük erişkin kemik yapısı sebebiyledir.

Bu doğrultuda, vakanın tedavi yaklaşımının, lingual (dişlerin arkası), labial (dişlerin önü), hareketli veya herhangi başka bir yolda olmasının belirlenmesi, tüm bu farklı disiplinlerdeki derleme sonrası üstünde durulması gereken bir konudur.

Tedavi planı başlangıç tanıya göre şekillenmekle beraber, kullanılacak çok çeşitli tedavi yaklaşımlarının avantajları, sınırlamaları, hasta tercihi ve tabi ki zaman ve maliyet faktörleri de planı şekillendiren unsurlardır.

Zaman ve maliyet faktörleri olarak değerlendirilebilecek hususlar aşağıdaki gibi sıralanabilir;

Tüm bu unsurlar, ortodontist ve ekibinin zamanını ve tedavi giderlerini, konvansiyonel yaklaşımlara kıyasla % 30 – 50 arasında arttıracaktır.

B.TEDAVİ PLANLAMASI

Kesin bir tedavi planı oluşturabilmek ve tedavi sonunda geleneksel (dişlerin ön yüzeyi) uygulamalardaki sonuçlara yakın sonuçlar elde edebilmek için lingual mekanoterapinin konvansiyonel yaklaşımlardan farklılaşan yönlerine hakim olmak, bu konuda yeterli güncel bilgi birikimine ve yeterli klinik deneyime sahip olmak gerekir.

Öncelikle,

Tüm ortodonti vakalarında olduğu gibi, dişeti ve çevre dokuların durumu dikkatli bir şekilde değerlendirilmelidir. Bu değerlendirme erişkin, lingual teknik hastalarında çok daha büyük önem arz etmektedir. Tedavinin herhangi bir aşamasında periodontist desteği gerekebilir.

Yine, erişkinlerde, geniş restorasyonlara ve protetik çalışmalara rastlama ihtimali çok daha fazladır. Kullanılan yapıştırma materyalleri yalnızca pürüzlendirilmiş mineye, plastik yüzeylere ve bazı tip porselenlere yapışabilmektedir. Bu sebeple lingual teknik hastası protetik açıdan da değerlendirilerek ağızdaki mevcut metal porselen kronlar yahut diğer metalik restorasyonlar, lingual yapıştırmayı engellemeyen geçici plastik kronlarla değiştirilmelidir.

Çok diş kayıplı ve çok sayıda köprü restorasyona sahip vakalarda tedavi kontrendikedir.

Bir kural olarak, labial teknikle (dişlerin ön yüzeyi) tedavi edildiğinde çok sayıda teknik problem oluşturacak vakalarda lingual teknikle (dişlerin arka yüzeyi) tedavi düşünüldüğünde bu problemler katlanarak büyüyecektir.

Ortalama bir hastada lingual yüzeyden diş boyutu, labial yüzeyden diş boyutundan yaklaşık % 30 daha kısadır. Kritik kron boyutu sıklıkla üst yan kesiciler ile alt küçük azılarda karşımıza çıkar. Alt küçük azılar, diş boyutunun çok kısa olduğu durumlarda bypass edilebilir. Ancak üst keserler için en azından 7 mm lingual diş yüksekliği gereklidir. Aksi durumlarda hastanın lingual teknik dışında tedavi yaklaşımlarına yönlendirilmesi daha doğru olacaktır.

C. HASTA SEÇİMİ

Lingual teknik hastası seçerken en önemli unsur, şüphesiz hastaların neden tedavi olmak istediklerinin öğrenmek ve bu bağlamda ön bir kişilik değerlendirmesi yapmaktır.

Hasta tedavi hakkında bilgilendirilmelidir ve hastaya tedavinin özellikle başlangıçta yol açacağı sıkıntılardan bahsedilmelidir. Yanlış yönlendirme, hastanın tedaviden beklediklerinin yanlış değerlendirilmesi, olası yan etkiler konusunda eksik bilgilendirilmesi ve bunların da bir sonucu olarak hastanın bir türlü tedaviye adapte olamaması, lingual aygıtların sökümüne kadar bizi götürebilir. Bu sebeple hastayla oluşacak başlangıç kooperasyonu oldukça önemlidir. Bu da tamamen hasta seçimiyle alakalıdır.

Başlangıçta hastayla ilk karşılaşmada hastanın uysal, hoşgörülü, yeni değişikliklere kolayca adapte olup olmadığı, isteklerinde gerçekçi olup olmadığı, doğru geribildirim ve tedavi sonuçlarının sağlam bir şekilde değerlendirilmesi için içten, samimi olup olmadığı gibi unsurlar değerlendirilerek hasta hakkında fikir sahibi olunmaya çalışılmalıdır. Hasta seçiminde kişilik faktörü göz ardı edilemez bir öneme sahiptir.

Tüm bu bilgiler ışığında tedavi için uygun olan/olmayan vakalar aşağıdaki gibi gruplandırılabilir;

1. İDEAL VAKALAR

2. TEDAVİSİ ZOR VAKALAR

3. KONTRENDİKE (İDEAL OLMAYAN) VAKALAR

Yazının devamı...

Lingual ortodontide Laboratuvar hazırlığı

A. İNDİREKT BONDİNG

Ortodontik braketlerin indirekt bonding (yapıştırılması) ilk olarak 1973 yılında Dr. Silvermann ve Dr. Cohen’ in çalışmaları sonucu popülerlik kazanmıştır. Ancak bonding üzerine 1978 yılında Dr. Gorelick’ in yapmış olduğu bir anket ortodontistlerin sadece % 17’ sinin indirekt bondingi tercih ettiğini göstermiştir.

Yine 1978’ de Zachirson indirekt bondingin direkt bondinge kıyasla yapışmada ciddi bir başarısızlık oranına sahip olduğunu belirtmiştir. Ancak günümüze daha yakın çalışmalarda, Aguirre ve arkadaşlarının da belirttiği gibi indirekt bonding ile direkt bonding arasında yapışma kuvvetleri açısından öyle çok büyük farklar yoktur.

Labial (dişlerin ön yüzeyi) braketlerin indirekt olarak yapıştırılması tamamen isteğe bağlı olmasına rağmen, lingual braketlerin indirekt olarak yapıştırılması kesin bir zorunluluk değilse bile, bir gerekliliktir. Çünkü;

B. VAKA HAZIRLIĞI

Öncelikle hastalar periodontal açıdan (diş eti ve çevre dokular) sağlıklı duruma getirilmelidir. Hastalara profilaksi ve hijyen eğitimi verilmelidir ve periodontal sağlığın o anki halinden ve sürdürülebilirliğinden emin olunmalıdır.

Zaman zaman rastlanabilen, özellikle üst köpek dişlerinde görülen anatomik varyasyonlar, doğru braket yerleşimini engeller ve braket tork değerlerinin değişmesine sebep olur. Bu yapılar ölçüden önce küçültülerek, normal boyutlarına yaklaştırılmalıdır.

Yine, aşırı konkav şekilli lingual yüzeyler, doğulu ırklarda sıklıkla görülen kaşık şeklinde keserler gibi dişler, kompozit ile doldurulmalıdır. Sıklıkla gingival 1 / 3 lingual kron kısmı mesial ve distal marjinal sırtlar oluşacak şekilde şekillendirilir.

Ortodontik tedavi uygulanacak dişte metal yahut porselen protezlerin varlığında, tedavi öncesi plastik akrilik olanlarıyla değiştirilmelidir. Bu dişler yapılırken kalınlık, yükseklik ve morfoloji açısından lingual anatomiyle uyumlu olmasına dikkat edilmelidir.

Özellikle üst yan kesici dişlerde görülebilen, dens in dente veya dens invaginatus gibi dişsel morfolojik anomaliler, kompozitle restore edilmelidir.

Amalgam restorasyonlar mümkünse kaldırılarak, kompozitle dişler yeniden restore edilmelidir.

Diş hareketine sebep olabilecek seperasyon, çekimler, hareketli aygıtlar, stripping gibi uygulamalar lingual braketler yerleştirildikten sonra yapılmalıdır. Zira ölçüden sonra bu işlemlerin yapılması, tam bir uyumu tehlikeye sokacaktır.

Daha önceden hareketli aygıt kullanan veya herhangi bir başka tipte ortodontik tedavi gören vakalarda, ölçü ile set-up aşaması arasında geçen zaman arasında stabilizasyon iyi sağlanmalıdır.

Ayrıca ölçüler alındıktan hemen sonra alçı dökülmeli ve maksimum adaptasyon için ölçü ile set-up aşaması ve hastaya uygulanışı arasındaki süre uzatılmadan mümkün olduğunca kısa tutulmalıdır.

C. GEÇERLİ LABORATUVAR PROSEDÜRLERİ

Öncelikle doğru braket konumu ve yüksekliği saptanmalıdır. Bu aşamada sıklıkla köpek dişleri ve küçükazılar arasında ihtiyaç duyulan gerekli düzen bükümleri de belirlenir.

Braket konumu model üzerinde tam olarak işaretlendikten sonra braketler yerleştirilir. Günümüzde uzun yıllardır uygulanan TARG( Torque/Angulation Referance Guide) ve CLASS (Custom Lingual Appliance Set-up Service) tekniklerine ek olarak Hiro sistem ve Ray Set® gibi braket konumunu yüksek tutarlılıkta saptayabilen tekniklerde bulunmaktadır.

Orjinal TARG metodunda, 1984’ te Ormco tarafından geliştirilen TARG makinesi kullanılmaktadır. Bu şekilde set-up çok daha büyük bir kolaylık ve doğrulukta yapılabilmektedir. Makinenin tork uçları tüm dişlerin yatay düzlemlerini belirlemekte kullanılır. Bu şekilde braketler çiğneyici yüzeyden her diş için belirlenen uzaklığa yapıştırılabilir. Ancak orjinal makinada her diş için farklı olabilecek ön-arka kalınlıkların ölçülmesine ve bu şekilde in-out ilişkilerin önceden belirlenmesine olanak yoktu.

Bu amaçla, 1987’ de Didier Fillion TARG makinesine dişlerin ön-arka kalınlıklarını da ölçebilecek bir elektronik aygıt eklemiştir. Yine aynı uygulayıcının geliştirdiği DALI (Dessin Arc Linguale Informatisé ) adlı bilgisayar programıyla bireysel ark formu cetveli oluşturabilmekteydi.

TARG metodundan çok daha büyük bir tutarlılıkta braket pozisyonlandırılması için geliştirilmiş bir tekniktir. Tedavi başı modelden hazırlanan set-up model kesin braket uyumunu sağlamak için kullanılır. Ancak set-up modelden malokluzyon modeline transfer işleminin zorluğu, kompleks laboratuvar işlemleri ve maliyet bu tekniğin dezavantajlarındandır.

Bu sistem, laboratuvar işlemlerini olabildiğince kolay, pahalı ekipmanlar veya elektronik aygıtlar kullanmadan uygulanır yapmayı ve straight-wire (düz tel) tekniğiyle tedavinin sürdürülmesini sağlamayı amaçlamaktadır.

Hazırlanan set-up modeline uygun bir şekilde köşeli telden ideal bir ark bükülür. Sonrasında ark teli ile modelde uygun bir şekilde konumlandırılmış braketin adaptasyonu sağlanır ve her bir diş için tekli rijid taşıyıcılar şekillendirilir.

Ray Set® , indirekt bonding uygulamasının günümüzde ulaştığı son noktadır. Doğru kullanımla öznelliği ve bireysel hataları tamamen ortadan kaldırarak, her bir dişi içinde bulunduğu arktan izole ayrı bir ünite olarak değerlendirip, üç boyutlu bir kontrol sistemiyle birinci, ikinci ve üçüncü düzen değerlerini % 100 doğrulukta saptayabilme özelliğine sahiptir.

D. DOĞRU BRAKET POZİSYONU

Lingual ortodontide, istenilen sonuçların elde edilmesi için öncelikle sağlam bir alt yapı gerekir. Bu yüzden braket pozisyonlandırılması çok büyük bir önem arz eder. İndirekt bonding ile diş form ve şekillenmesine göre, eğimini, in-out ve tork değerlerini de göz önüne alarak yapılacak bir pozisyonlandırmada dikkatli olunmalıdır.

Önceden belirlenmiş braket yerleşimi tedaviyi kolaylaştırır. Birçok lingual braket bugün kendi iç tasarımında açılanmaları, torku ve in-out değerlerini barındıracak şekilde üretilmektedir. Yine braket tabanı da ideal olarak nitelendirilebilecek, ortalama bir lingual yüzeyin konturlarına adapte olabilecek şekilde tasarlanmaktadır. Bununla birlikte braket tabanının braketin diğer kısımlarına göre daha yumuşak, şekillendirilebilir metalden yapılması, braket tabanı, lingual yüzey kontaktının mümkün olduğunca uyumlu olacak şekilde laboratuvar aşamasında şekillendirilmesine imkan verir.

Önceden şekillendirilmiş braketler tedaviyi çok büyük bir ölçüde kolaylaştırsa da, yine de diş boyutunda, lingual kontur, marjinal kenar anatomisinde görülen çok büyük varyasyonlar, diş formundaki tutarsızlıklar, restorasyonların şekli ve lingual yüzey eğimi gibi unsurlar bu braketleri de kullanırken tedbirli olmayı gerektirir.

Sözgelimi, braketin kesici kenardan olan uzaklığındaki küçük bir farklılık dişin vertikal pozisyonunu ve bununla birlikte, in-out ilişkilerini etkileyecektir.

Yine aynı yükseklikte yerleştirilmiş, ancak ön-arka yönde kalınlıkları farklı dişler söz konusuysa braketlerin dişin ön yüzeyine olan uzaklıkları farklı olacaktır ve bu durum ön-arka yönde düzensizliğe sebep olacaktır.

Dik yön olarak aynı yükseklikte yerleştirilmiş olmasına rağmen, farklı lingual yüz eğimleri olan dişlerde, kesici kenarlar birbirinden farklı ve düzensiz konumlanacaktır. Bundan dolayı bu tip dişlerde braketler kesici kenardan eğimle orantılı olacak şekilde farklı konumlanmalıdır.

Yazının devamı...

Lingual ortodonti üzerine bir derleme

LİNGUAL ORTODONTİ ÜZERİNE BİR DERLEME

Bireyin kişisel ve profesyonel yaşamında dış görünüşünün yadsınamaz oranda büyük bir öneme sahip olduğunun gitgide daha iyi anlaşılır olmasıyla ortodontiye olan ilgi, özellikle erişkinlerde artmaktadır.

Ancak geleneksel ortodonti mekaniklerinin görece estetik olmayan görünüşü ve yanı sıra konu hakkında yanlış inanış ve düşünceler ortodontik tedavi ihtiyacı ile ortodontik tedavi gören hasta sayısı arasında -özellikle erişkinlerde-, ciddi farkların oluşmasına sebep olmaktadır.

Bu bağlamda özellikle belli bir kariyere sahip, toplum önünde, iletişim, medya, …vb. işlerle uğraşan erişkin hastaların var olan estetik kaygılarına, tedavi sırasında kullanılan standart ortodonti mekanikleriyle ek yükler getirmeden uygulanan ‘ lingual ortodonti ’ , bu tip hastalar için bulunmaz bir fırsattır. Lingual aygıtlar, hastanın estetik ihtiyaçlarını gidermesinin yanı sıra, biyomekanik olarak da kuvvetin uygulandığı noktanın dişin direnç merkeziyle olan ilişkisiyle, geleneksel tekniğe kıyasla oldukça avantajlıdır.

Ancak her ortodonti hastasının da bu tedavi için uygun olamayacağı bilinmelidir. Bu doğrultuda, vakanın tedavi yaklaşımının, lingual, geleneksel, hareketli veya herhangi başka bir yolda olmasının belirlenmesi (İnvisalign, e-cligner… vs), tüm diş hekimliği disiplinlerindeki derleme sonrası üstünde durulması gereken bir konudur.

Lingual ortodonti olarak özelleştiğimizde, öncelikli yönelinen hasta grubu gelişimi bitmiş erişkin hastalar olduğundan, ek diagnostik girdiler mutlaka gerekecektir. Bu konuda periodontist, prostodontist ve çene cerrahın yardımları kaçınılmazdır. Ayrıca erişkin hastalarda yaşla bağıntılı olarak baş-boyun bölgesinde görülen histolojik değişiklilerde göz ardı edilmemesi gereken bir konudur. Ortodontik tedavi sırasında, erişkin dişine uygulanan kuvvet sonrası, ortodontik hareketin oluşması için gerekli doku adaptasyonu yaklaşık üç ay sürmektedir. Bu adaptasyonun adolesan bireylerde görülenden çok daha yavaş olması, az trabeküllü ve kan desteği ve dolayısıyla beslenmesi düşük erişkin kemik yapısı sebebiyledir.

Tedavi planı başlangıç tanıya göre şekillenmekle beraber, kullanılacak çok çeşitli tedavi yaklaşımlarının avantajları, sınırlamaları, hasta tercihi ve tabi ki zaman ve maliyet faktörleri de planı şekillendiren unsurlardır.

Bu doğrultuda, kesin bir tedavi planı oluşturabilmek ve tedavi sonunda geleneksel uygulamalardaki sonuçlara yakın sonuçlar elde edebilmek için lingual mekanoterapinin konvansiyonel tedavi yaklaşımlarından farklılaşan yönlerine hakim olmak, bu konuda yeterli güncel bilgi birikimine ve yeterli klinik deneyime sahip olmak gerekir.

Lingual teknik hastası seçerken en önemli unsur, şüphesiz hastaların neden tedavi olmak istediklerinin öğrenmek ve ön bir kişilik değerlendirmesi yapmaktır.

Hasta tedavi hakkında bilgilendirilmelidir ve hastaya tedavinin özellikle başlangıçta yol açacağı sıkıntılardan bahsedilmelidir. Yanlış yönlendirme, hastanın tedaviden beklediklerinin yanlış değerlendirilmesi, olası yan etkiler konusunda eksik bilgilendirilmesi ve bunların da bir sonucu olarak hastanın bir türlü tedaviye adapte olamaması, lingual aygıtların sökümüne kadar bizi götürebilir. Bu sebeple hastayla oluşacak başlangıç kooperasyonu oldukça önemlidir. Bu da tamamen hasta seçimiyle alakalıdır.

Başlangıçta hastayla ilk karşılaşmada hastanın uysal, hoşgörülü, yeni değişikliklere kolayca adapte olup olmadığı, isteklerinde gerçekçi olup olmadığı, doğru geribildirim ve tedavi sonuçlarının sağlam bir şekilde değerlendirilmesi için içten, samimi olup olmadığı gibi unsurlar değerlendirilerek hasta hakkında fikir sahibi olunmaya çalışılmalıdır. Hasta seçiminde kişilik faktörü göz ardı edilemez bir öneme sahiptir.

Yıllar önce yapılmış bir çalışmada, lingual teknik hastalarının çok farklı meslek grupları ve yaşam tarzlarına sahip oldukları görülmekle beraber genel eğilime bakıldığında, sürekli toplum önünde olmayı gerektiren, modellik gibi mesleklerle uğraşanlar ve büyük şehirlerde yaşayan, iyi bir gelire ve dental görünümün öneminin farkındalığına sahip hastaların daha çoğunlukta olduğu görülmüştür. Yine yaş unsuru gözetilerek yapılan gruplandırmada bu hastaların çok büyük oranda 20’ li yaşlarının sonunda, 30’ lu yaşlarının başında bir yaş ortalama aralığına sahip oldukları görülmüştür.

Bununla birlikte tüm bu hasta gruplarının tamamının ortak kaygısı şüphesiz dış görünüşleridir. Lingual ortodonti adayı hastalar sıklıkla hekime direkt bu istekle başvururlar. Bu hastalar çoğunlukla diğer erişkin hastalara kıyasla daha şüpheci ve oldukça sorgulayıcıdırlar. Bu sebeple daha dikkatli ve özenli bir ön değerlendirme gerekmektedir. Olası lingual teknik hastaları hekime genelde şu dört temel soruyla başvururlar;

a. Lingual braketleri kullanabilir miyim?

b. Tedavi ne kadar sürer?

c. Konvansiyonel uygulamalara kıyasla tedavi maliyeti nedir?

d. İstenilen sonuçlara ulaşabilir miyiz ?

Bundan dolayı, hekim bu sorulara hazırlıklı olmalı ve tekniğin kontrendikasyonları hakkında açık sözlü olmalıdır. Bununla birlikte hastaya, tedavi süresinin uzayabileceği, hasta başında harcanan zamanda bir artış olacağı, dilini, konuşmasını ve yeme-içmesini ilgilendiren konforsuzluklarla karşılaşacağı, zaman zaman konuşurken çoğu zaman gülerken ve ağızları çok açıldığında azı dişi braketlerinin görüneceği, eğer çekim düşünülüyorsa çekim sahalarının görünebileceği, gerek duyulursa finishing aşamasında istenilen sonuçlar için 3-4 ay gibi bir süre konvansiyonel uygulamalara geçilebileceği, mutlaka tedavi öncesinden ayrıntılarıyla anlatılmalıdır. Ayrıca hasta tedavinin olası toplam maliyeti hakkında bilgilendirilmelidir.

Lingual braketler, tamamıyla estetik olmasına rağmen, kullanımları hekimlerin hasta adaptasyonu konusundaki haklı şüpheleri sebebiyle sınırlıdır.

Adaptasyon periyodunda hastaların şikâyet ettikleri konular; dil tahrişi, konuşma ve çiğneme problemleridir. Yapılan bir anket sonucu dil tahrişinin en fazla oranda hastaları rahatsız ettiğini tespit edilmiştir ( % 44 ), sonrasında sırasıyla konuşma ( % 36 ) ve çiğneme ( % 20 ) problemleri hastaların en çok şikâyet ettikleri konular olmuştur. Yine aynı ankette, ‘aygıtlara adaptasyon süreniz ne kadardır?’ sorusuna verilen yanıtlarda, 3 haftadan fazla diyenler; % 36’ yla en yüksek orana sahiptir.

Özellikle lingual braket yerleştirilmesini takip eden ilk günlerde, lingual braketlere dilin teması neticesinde dilde kaçınılmaz bir irritasyon oluşacaktır. Normal şartlarda, konuşma ve çiğneme sırasında dil ucu, üst ön dişlerin arkasıyla temas halindedir. Ancak ağza yabancı cisimler girince dil ucu ister istemez bu yeni objelere doğru kayacaktır, bu durum hem konuşma bozukluğunu, hem de dilde irritasyonu artıracaktır. Yine lingual teknik hastalarında tipik olarak uyandıktan sonra dilin her iki tarafında braket izi görülür. Üst çenede, dildeki irritasyon hemen daima, braket yerleştirilmesinden 2-3 hafta sonra kaybolur. Adaptasyon periyodu alt çene için, özellikle dil itme alışkanlığı olan ve / veya geniş dil yapısına sahip bireylerde daha uzundur.

Konuşma konusuysa, dildeki irritasyonla da alakalı olarak ilk aylarda hastayı rahatsız eder. Ancak bu durum geçicidir. Hasta kısa bir süre sonra normal konuşma düzenine geri döner. Özellikle ‘ s ’ harfini içeren bazı kelimeler ilk haftalarda daha ıslıklı ve uzun çıkar. Yine ‘ t ’ harfinin telaffuzunda da sıkıntılarla sıkça karşılaşılır.

Adaptasyon periyodunda hastayı rahatsız eden bir diğer problemse çiğnemedir. Hemen hemen tüm vakalarda özellikle derin kapanış hastalarında, lingual braket boyut ve konumundan dolayı azı diş bölgesinde örtüm (okluzyon) kaybedilir. Bu durumda çiğnemede zorluk yaratır. Derin kapanışın şiddeti ve çapraşıklıkla alakalı olarak örtüm 1 – 3 ay arasında tekrar kazanılır. Bu şekilde, hastaların tedaviyle beraber ilk aylarda görülen kilo kaybını daha sonraki aylarda adaptasyon periyodu aşıldıkça ve örtüm sağlandıkça telafi ettikleri görülmüştür.

Kısaca lingual ortodonti mekanikleri, özellikle ilk haftalarda hastayı oldukça rahatsız eder. Ancak bu konuda bilgilendirilmiş, kendini önceden hazırlamış hastalar bu süreyi kısa zamanda atlatarak tedaviye rahatlıkla adapte olabilirler.

Lingual ortodonti, geleneksel ön yüzey ortodontisinden sadece kullanılan ataşmanların farklı bir yüzeye yapıştırılmış olmasıyla farklılaşmamaktadır. Aynı zamanda farklı bir manuel ve mental bir yaklaşıma sahiptir. Ancak temel felsefesi geleneksel tedavi uygulamalarına dayanmaktadır. Bundan dolayı lingual ortodonti, ne çok hafife alınarak, yeterli güncel bilgi birikimine ve kısmen de olsa deneyime sahip olmadan gözü kara bir cesaretle uygulanmalıdır, ne de lingual ortodontiden korkularak, bu teknik tamamen farklı bir yaklaşım olarak görülüp uygulamaktan çekinilmelidir.

Bu doğrultuda, özellikle gelişmiş toplumlarda görülen doğum oranındaki düşüş, buna bağlı olarak popülasyonun artan ortalama yaşı ve medyanın da etkisiyle yaş gözetmeksizin, tedavi sırasında da estetik beklenti talebindeki artış, biz ortodontistleri konvansiyonel ortodonti mekanikleri beraberinde, yeni yaklaşımlara yönelme ihtiyacıyla karşı karşıya bırakmıştır. Lingual ortodonti bu değişen toplum yapısı içinde, sağladığı estetik yararların yanı sıra geleneksel tekniğe kıyasla sahip olduğu biyomekanik avantajlarla, doğru uygulandığında, özellikle ortodontik tedavi ihtiyacı olan ama tedaviden çekinen hastalar ve bu hastaları tedaviye yönlendirmek isteyen hekimler için değerli bir tedavi alternatifidir.

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.