MODA
GÜZELLİK
AİLE
SAĞLIK

Diyette Mısıra Yer Var mı?

Mısır, yaz gecelerinin vazgeçilmezleri arasında ve yağlı, soslu, bol tuzlu tüketilmediği takdirde sağlığa da olumlu etkileri var. Aynı zamanda tüketim miktarına dikkat ederek tüketildiği zaman kişinin her hangi bir hastalığı yoksa diyette de mısıra yer vardır.

İşte mısır tüketmeniz için nedenler:

Mısırın tiamin yani B1 vitamini içeriği yüksektir. İçeriğindeki yüksek tiamin ile hafızanızın korumasında etkilidir.

Mısır pantotenik asit yani B5 vitaminini de içerir. Pantotenik asit yardımı ile stres altında bile enerji üretimini desteklemektedir.

Mısır C vitamini, fosfor ve manganezin de iyi bir kaynağıdır.

Yüksek posa içeriği ile bağırsak hareketlerinin hızlandırılmasına yardımcı olur. Kabızlık problemi yaşayan kişiler için tüketilebilecek bir besindir.

İçeriğindeki folat ile kalp sağlığını destekleyici etki göstermektedir. Aynı zamanda folat, doğum anomalilerinin engellenmesinde, homosistein seviyelerinin düşürülmesinde de etkilidir.

Mısır yağının doymuş yağ asidi miktarı düşüktür. Bu nedenle damar sertliği, kalp damar rahatsızlığı olan hastalar için de tüketilebilecek bir atıştırmalıktır.

Mısırın içeriğinde antioksidan maddeler de vardır. Antioksidan özelliği ile vücudu serbest radikallerden koruyucu etkiye yapar. Ve bu özeliği ile kansere, kalp hastalıklarına karşı da koruyucudur.

Akciğer kanseri gelişim riskini önemli düzeyde azaltabilen karotenoid olan beta-kriptoksantinden zengindir.

Mısır gluten proteinini içermemektedir. Bu nedenle gluten duyarlılığı olan kişiler mısırı tüketmelerine engel olacak başka bir rahatsızlıkları yoksa rahatlıkla tüketebilirler.

Nasıl ve ne kadar tüketilmeli?

Ara öğünlerinizde tüketeceğiniz her küçük boy mısır veya yarım orta boy mısır bir dilim ekmeğe eş değerdir. Közlenmiş, yanık mısır kanserojen maddeleri içerebilir. Bu nedenle öncelikle tercihiniz haşlanmış mısır olmalıdır. Son zamanlarda mısırın popüler hali olan bardakta satılan mısırları da tüketebilirsiniz fakat dikkat etmeniz gereken nokta lezzet vermek için mısıra karıştırılan tereyağı, katkı maddeli soslar, fazla miktarda tuzdan uzak durmaktır. Mısırı salatalarınıza ekleyerek de tüketebilirsiniz. Kullanacağınız 2-3 yemek kaşığı mısır 1 dilim ekmeğinize eş değerdir. Aynı zamanda karbonhidrat kaynağı olan mısırı iyice çiğneyip ağızda başlayan sindiriminin süresini uzatmanız içeriğindeki şekeri daha iyi hissetmenizi ve tatlı ihtiyacınızı da karşılamanızı sağlayacaktır.

Tüketirken bunlara dikkat edin

Besinlerin, kan şekerine etki etme düzeyine glisemik indeks denilmektedir. Her besinin, yemek sonrası kan şekerie etki hızı ve kan şekerini yükseltme hızları yani glisemik indeksleri farklıdır. Glisemik indeksi yüksek olan besinler, kan şekerinizi hızla yükseltir ve devamlı açlık hissi yaratabilir. Özellikle kan şekerinizde sorun yaşıyorsanız glisemik indeksi yüksek besinleri tüketirken daha dikkatli olmalısınız. Mısırın yağ içeriği glisemik indeksini düşürücü etki yapar. Bu nedenle kan şekerini ani yükseltici etkisi belirgin değildir. Ancak diyabet hastası kişilerin diyetlerinde kontrollü bir şekilde tüketmesinde yarar vardır. Ayrıca posalı ve yağlı bir besin olduğu için bağırsak hareketlerini artırabilir. İshal olan bireyler mısırı tüketirken dikkatli olmalıdır.

DİYETİSYEN DENİZ ZÜNBÜLCAN

https://denizzunbulcan.com.tr/

https://www.facebook.com/dyt.denizzunbulcan/?ref=bookmarks

https://www.instagram.com/dytdenizzunbulcan/

Yazının devamı...

Ramazan ve Kabızlık Tedavisi

Ramazan ayı boyunca değişen öğün sayıları, uyku ve beslenme düzeni metabolizmada yavaşlamaya ve sindirim sorunlarına neden olabiliyor. Bu nedenle ramazan ayını sağlıklı geçirmek isteyen kişilerin oruç tutarken eksik beslenmeden, vücutlarını tanıyarak ve doğru beslenerek oruç tutmaları çok önemlidir. Çünkü oruç tutmak vücut için oldukça faydalıyken yanlış beslenme ile oruç tutulması sonucunda kabızlık başta olmak üzere bazı sağlık problemleri yaşanabiliyor.

Ramazandan sonra da devam edebilen kabızlık probleminin çözüme kavuşması ise hem sağlık için hem kilo kontrolü için hem de zayıflama için oldukça önemli. Bu noktada öncelikle kabızlığın nedeni bulunmalıdır. Başka bir sağlık sorunundan kaynaklanan bir durum değilse beslenmenizde yapacağınız bazı değişiklikler ile sağlığınıza kavuşabilirsiniz.

Ramazan ayında azalan öğün sayısıyla beraber lif alımı da azalabiliyor. Bu durumsa metabolizma yavaşlamasına ve beraberinde bağırsak sorunlarına neden olabiliyor. Kabızlık tedavisi için lifli besin alımınıza, probiyotik-prebiyotik beslenmeye, su tüketiminize ve egzersiz yapmaya dikkat etmelisiniz.

Lif alımınızı arttırmak için ekmeklerinizi tam tahıllı ekmek, tam buğday ekmeği, çavdar ekmeği tercih edebilirsiniz. Her hangi bir sağlık sorununuz yoksa kuru meyvelerin lifinden faydalanabilirsiniz. Yemeklerde pirinç, makarna yerine bulgur tercih ederek lif alımınızı arttırabilirsiniz. Meyve ve sebze tüketiminizi arttırabilir özellikle temizliğine güvendiğiniz ve kabuğu ile tüketebilen meyveleri kabuklarıyla tüketebilirsiniz. Kurubaklagiller de lif içeriği zengin besin gruplarıdır. Kabızlıkla beraber gaz problemleri yaşamıyorsanız beslenmenize kurubaklagilleri de ekleyebilirsiniz.

Probiyotik-prebiyotikleri iyi tanımak kabızlık tedavisinde oldukça önemlidir. Probiyotikler bağırsak sağlığı için faydalı olan bakterilerdir. Probiyotiklerden zengin besinler ise kefir, yoğurt, probiyotikli içeceklerdir. Sağlıklı bağırsaklar için ramazan sonrasında da bu besinleri mutlaka beslenmenize eklemelisiniz. Ekstra probiyotik destekleri de kullanabilirsiniz. Prebiyotikler ise probiyotik bakterilen ihtiyaç duyduğu besinlerdir. Bu noktada probiyotik içeren besinler tüketirken enginar, muz, kuşkonmaz, çekirdeksiz etli meyveler, sarımsak, soğan, yeşil sebzeler, kurubaklagiller, yulaf, keten tohumu, arpa ve buğday gibi prebiyotik besinlerin de tüketilmesi önemli bir yer tutar.

Egzersiz bağırsaklarınızdaki hareketlere destek olacak ve dışkının kalın bağırsaktan geçiş süresini azaltacaktır. Ciddi sporlar yapmasanız bile harekete geçmeniz bile kabızlığı rahatlatmak için yeterlidir. Günde birkaç defa 15 dakika yürümek bile sindirim sisteminizin verimli bir şekilde çalışmasını sağlar. Bu nedenle kabızlık tedavisinde hayatınıza egzersizi mutlaka eklemelisiniz.

Su tüketimi her zaman önemli olduğu gibi kabızlık tedavisinde de çok önemlidir. Çünkü vücut suyunun yaklaşık %10 azalması bile kabızlığa yol açabiliyor. Her şeyi denedim çare olmadı diyorsanız her hangi bir sağlık sorununuzun olmadığına da eminseniz su tüketiminizi kontrol etmenizde fayda var.

Kabızlığı tedavi edici marmelat:

Malzemeler:

2 Kuru incir

5 kuru erik

Yapılışı:

Hepsini ince ince doğrayıp 2 çay bardağı suda haşlayın. Üzerine 1 tatlı kaşığı keten tohumu ve 1 tatlı kaşığı zeytinyağı ekleyip karıştırın.

Püf noktası:

Keten tohumu öğütülmüş olmalıdır. Öğütüldükten sonra çok fazla bekletilmeden tüketilmelidir. Karışım sabahları aç karnına 2 bardak su ile tüketilmelidir.

Öneriler sağlıklı bir birey içindir. Kabızlık dışında her hangi bir sağlık sorunu olan, gebe veya emzikli olan kişiler bir uzmana danışmalıdır.

DİYETİSYEN DENİZ ZÜNBÜLCAN

https://denizzunbulcan.com.tr/

https://www.facebook.com/dyt.denizzunbulcan/?ref=bookmarks

Yazının devamı...

Ramazanda Kilo Alanlar Dikkat

Ramazan ayı geldi. Bu yıl da oruç tutanlar yaklaşık 16-17 saat oruç tutacak. Oruç tutarken öğün sayınızda azalma, hareketleriniz de yavaşlama ve mide kapasitenizde daralma ile metabolizmanızda yavaşlama görülebilir. Genelde yaşanan sorun ise ramazan ayından sonra kilo alma durumudur.

Siz de böyle bir sorun yaşamak istemiyorsanız ramazan ayında öncelikle dikkat etmeniz gereken nokta metabolizma hızına destek olmaktır.

Uzun süren açlık sonucunda iftarda bir anda fazla yemek yeme ve tatlı yeme isteği beraberinde birçok sağlık sorununu ve fazladan kalori alma riskini getirmektedir. Bu nedenle ikinci dikkat edilmesi gereken nokta gün içerisinde ki öğünlerin sahur, sahur ve iftar arası, iftar olarak üçe bölünmesidir.

Genelde kişiler açlıktan çok susuzluktan daha fazla etkilenmektedir. Bu ise dikkat edilmesi gereken üçüncü noktadır. Önemli olan susuzluk ve su ihtiyacının kontrol edilebilir olmasıdır.

Kilo kontrolünü sağlamak isteyenlerin son dikkat etmesi gereken nokta ise ramazan ayı boyunca migren atakları ve kabızlık gibi sağlık sorunları yaşamamak için önerilere dikkat etmek.

İşte dikkat edilmesi gereken püf noktalar:

Metabolizmayı hızlandırmak için: Azalan öğün sayısı ister istemez metabolizmayı yavaşlatmaktadır. Bu nedenle öncelikle dikkat edilmesi gereken nokta sahur öğünün atlanmamasıdır. Sonrasında ise bağırsak ve metabolizmanın çalışmasına destek olması için kontrollü su tüketimi çok önemlidir. Her hangi bir hastalığı olmayan kişiler metabolizmalarını hızlandırmak için beyaz çay, yeşil çay, zencefil, limondan oluşan bitki çaylarından faydalanabilir.

Sahur: Sahurda gün boyunca kan şekeri dengesini sağlayacak besinlere yer verilmelidir. Bu besinler protein içeriği yüksek süt, yoğurt, peynir, yumurta olabilir. Sahurda tüketilebilecek tuzlu besinler gün boyu su ihtiyacını arttırabilir. Bu nedenle tuzlu zeytin, salamura ürünler, tuzlu peynirlerden uzak durulmalıdır. Aynı zamanda sahurda tüketilecek tahıl ürünleri tam tahıllı olmalıdır. Tam tahıllı ürünlerin glisemik indeks değeri düşüktür. Bu nedenle gün boyunca kan şekerindeki dalgalanmaları engelleyerek iştahı kontrol eder.

Sahur-İftar Arası: Gün boyunca azalan öğün sayısı meyve porsiyonlarında da azalmaya neden olmaktadır. Bu nedenle bu ara öğünde tercih edilmesi gereken kontrollü bir şekilde mevsim meyvelerinin tüketilmesi olacaktır. Tercihe göre kilo sorunu veya her hangi bir hastalığı olmayan kişiler bu ara öğünde haftada 1 veya 2 gece güllaca da yer verilebilir.

İftar: Aniden fazla miktarda yemek yemenin vücuda yükleyeceği yükü azaltmak için öğünler bölünmelidir. İftara peynir, domates, zeytin gibi kahvaltılıklar veya çorba gibi hafif yemeklerle başlanılması, yaklaşık 15 dakika sonra diğer yemeklerle devam edilmesi daha uygun olacaktır.

Su: Zamanın kısıtlı oluşu su içme oranının da azalmasına neden olmaktadır. Sahurda ise fazla miktarda su içilmesi mideye fazla yük bindirmektedir. Böyle bir durumda mideye binen yük sudan tamamen vazgeçme sebebi olmaktadır. Bunun sonucunda ise gün içerisinde susuzluk çok büyük bir sorun olmaktadır. Yeterli su tüketimi için iftar ve sahur arasında zamanlar belirlemek iyi bir çözüm olacaktır. Genel olarak su tüketimi en az 2.0-2.5 litre olmalıdır. Yeterli su içip içilmediğini anlamak için idrar renginin takibi yapılmalıdır. Koyu renkteki idrar suyun az tüketildiğinin habercisidir.

Migren: Uzun süren açlık ve susuzluk migren ataklarını tetiklemektedir. Tüketilen besinlere ve içilen su miktarına dikkat edilmelidir. Birçok paketli gıda migren ataklarını tetikleyen MSG denilen maddeyi içerdiği için öncelikle paketli gıdalardan uzak durulmalıdır. Tirozin içeren sert peynirler migren ataklarının bir diğer sebebi olabilir. Genelde iftarda turşu tercih edilmektedir fakat turşu da içeriğindeki tirozin ve histamin ile migren ataklarını tetikleyebilir.

Kabızlık: Azalan öğün sayısı beraberinde azalan posa alımını, yavaşlayan metabolizmayı ve yavaşlayan bağırsakları getirmektedir. Tüm bunlar ise kabızlığın sebepleridir. Kilo kontrolünüzü sağlamak istiyorsanız bağırsak sağlığınıza dikkat etmeli öğünlerinizde olabildiğince sebze, meyve, kurubaklagil ve bağırsak dostu probiyotiklere yer verilmelisiniz.

DİYETİSYEN DENİZ ZÜNBÜLCAN

https://denizzunbulcan.com.tr/

https://www.instagram.com/dytdenizzunbulcan/

https://www.facebook.com/dyt.denizzunbulcan/?ref=bookmarks

Yazının devamı...

Sindirim Dostu: Rezene

Latince adı olan rezene maydanozgiller familyasına aittir ve tarihi çok eskilere dayanır. Kalorisi düşük, doyurucu bir sebze olan rezene genelde sindirim dostu olarak bilinir. Fakat faydaları çok daha fazladır.

İşte sağlığa faydaları:

Rezenenin mide gazı ve geğirme problemlerini rahatlatabilme özelliği vardır.

Rezene spazm önleyicidir. Özellikle rezene tohumunun kolik ve barsak kramplarını hafifletici antispazmatik etkisi vardır.

Rezene kadınlık hormonu östrojen gibi davranan bir sebzedir. Anne sütünü arttırma ve adet düzensizliklerini düzenlemek gibi östojenik etkileri nedeniyle kullanılmaktadır. 1938 yılında rezene yağının östrojenik etkilerinin en fazla tohumlarında olduğu ancak yaprak ve gövdede de bu etkilerin olduğu açıklanmıştır. Rezene menopoz semptomlarının düzeltilmesinde ve östrojen eksikliğine bağlı sorunların ortadan kaldırılmasında kullanılabilmektedir.

Rezene yağı içeren şurupların balgam söktürücü etkileri vardır. Rezene, boğaz temizleme üzerinde etkilidir. Yani rahat nefes almaya yardımcı olmaktadır.

Rezenin potasyum içeriği yüksektir. Potasyum tüketimi yüksek tansiyon oluşumunu önlemeye yardımcı olacağı gibi tansiyonun düzenlenmesinde de etkilidir. 200 gr pişmiş rezene ise yetişkin bir bireyin % 20-30 oranında potasyum ihtiyacını karşılamaktadır.

Rezene çayı, su tutma oranını azaltır. Metabolizmayı hızlandırır, daha hızlı yağ yakımını sağlar, iştahı düzenler ve kilo kaybına yardım eder. Güney Kore’de 9 sağlıklı kadına rezene çayı ve plasebo çayı verilmiş sonrasında açık menü bir öğlen yemeği sunulmuş. Kişilerin yemek tüketimi analiz edilmiştir. Çalışma sonucunda rezene çayı tüketiminin, plasebo çayı ile karşılaştırıldığında açlığın azalmasını ve yiyecek tüketiminin daha az olmasını sağladığı görülmüştür.

REZENEDEN NE YAPALIM?

1) Rezene salatası: Taze rezenenin beyaz kısımlarını yıkayıp temizleyerek ince ince doğrayın. Ardından limon, sirke, sumak, ilave ederek karıştırın. Afiyet olsun.

2) Kabak-rezene yemeği: Taze rezenenin yeşil kısımlarını yıkayıp temizleyerek ince ince doğrayın. Kabaklarınızı da yıkayarak halka halka doğrayın. Bir yandan soğan, sarımsak, salçayı tencerede kavurun. Ardından kabak ve rezeneleri ilave edin. Az miktarda su ilave ederek kapağını kapatarak pişmeye bırakın. Pişme sırasında vitamin-mineral kayıplarını en aza indirmek için kapağı olabildiğince az açın. Afiyet olsun.

3) Rezene çayı: 1 fincan (200 ml) kaynamış suya 1-2 çay kaşığı kuru rezene eklenir ve yaklaşık 5 dakika demlendirilir. Afiyet olsun.

**Her hangi bir sağlık sorunu olan kişiler doktorlarına danışmalıdır. Hamilelerde uterus kasılmalarını uyarabileceği için rezene tohumu tüketimi kesinlikle doğru değildir.

DİYETİSYEN DENİZ ZÜNBÜLCAN

https://denizzunbulcan.com.tr/

https://www.instagram.com/dytdenizzunbulcan/

https://www.facebook.com/dyt.denizzunbulcan/?ref=bookmarks

Yazının devamı...

Baharın Habercisi: Çağla Badem

Baharın habercisi olan çağla badem aynı zamanda da diyetin gözdesi. Yılda sadece 15-20 gün içerisinde tüketebildiğimiz enerjisi düşük, lezzeti keyif veren, sağlığımıza sağlık katan bir meyve.

İşte çağlanın faydaları:

Sindirilebilir lif içeriği yüksektir. Kabızlık ve gaz problemlerini engeller.

Glisemik indeks değeri düşük meyvelerdendir. Bu nedenle ara öğünlerde gönül rahatlığı ile tercih edilebilir.

Kötü kolestrol olarak bilinen LDL değerinin düşürülmesine yardımcıdır.

İçeriğindeki C vitamini ve demir ile vücudun kan yapmasına yardımcı olur. Aynı zamanda C vitamini içeriği ile bağışıklık sistemini kuvvetlendirici etki gösterir.

Mevsim geçişlerinde vücudu gribal enfeksiyonlardan korumaya yardımcı bir meyvedir.

Çağlanın içeriğindeki magnezyum, kas kasılması ve özellikle kalp için önemli bir mineraldir. Toplar ve atar damarları geliştirir hem de kanın oksijenlenme oranını artırarak metabolizmayı hızlandırır. Aynı zamanda çağlanın içeriğindeki tekli yağ asitleri de kalp ve damar sağlığının korunmasında etkilidir.

Çağla, neoklorojenik ve klorojenik asitleri içerir. Bu asitler göz dokularını besleyen ve makula zedelenmesini önlemeye yardımcı olan antioksidanlardır.

Çağla meyvesi diş ve diş eti sağlığı için de önemli bir meyvedir.

Fit Bahar Salata

1 demet roka

10 tane çağla badem

6 yemek kaşığı kinoa

1 tatlı kaşığı sumak

1 tane limon

1 tane kapya biber

Diyetisyen Deniz Zünbülcan

https://denizzunbulcan.com.tr/

https://www.facebook.com/dyt.denizzunbulcan/?ref=bookmarks

Yazının devamı...

Besinler İlacınız Olsun

Havaların soğuduğu ve yağışlı havaların bitmediği bu günlerde sağlığımızı korumak, hasta olmamak için sadece kalın giyinmek yetmiyor. Metabolizmamızı ve bağışıklığımızı da güçlendirmemiz gerekiyor. İşte tam da bu noktada besinler ilacımız oluyor. Ve bağışıklık sistemimizi güçlendirme de bize yardımcı oluyorlar.

SARIMSAK-SOĞAN: Sarımsak vücudumuzda ki antioksidan glutatyonun üretimini arttırmaktadır. Ruslar 18.yy’da grip ve boğmaca tedavisinde sarımsağı kullanmıştır. İçeriğinde ki kuersetin ve siyanidin biyoflavonoidleri enfeksiyonları önler. Boğaz enfeksiyonlarında sarımsağın penisilinden daha etkili olduğu kanıtlanmıştır. Soğan idrar söktürücü etkisiyle bedendeki toksinlerin atılmasına ve kanın temizlenmesine yardımcı olur.

ZERDEÇAL: Serbest radikaller vücutta sağlıklı hücrelere zarar verir. Zerdeçalın etken maddesi olan kurkumin yüksek antioksidan etkisiyle bu zararlı molekülleri yok eder. Her gün bir tatlı kaşığı tüketeceğiniz zerdeçal sizi günümüzün vebası olan kanser hastalığından bile koruyacak. Anti¬inflamatuar (iltihap önleyici) ve antioksidan (oksitlenmeyi giderici) özelliği ile zerdeçal bu günlerde imdadımıza yetişiyor. Zerdeçal hamilelikte rahim hareketlerini artırabileceği için anne adayları için riskli bir baharattır.

ZENCEFİL: Mezapotamya'da bulunan toprak levhalarda zencefilin içeceklere karıştırıldığı ve havayı temizlediği yazılıdır. Denizcilerin yazmış olduğu eserlerde ise Çinli denizcilerin denize açılırken deniz tutmasına karşı yanlarına zencefil aldıkları yazmaktadır. Bu nedenle zencefil hem bağışıklık güçlendirmede hem de bulantıları önlemede kullanılabilecek harika bir baharattır.

ADAÇAYI: Şifa bulmamızı sağlayan besinlerin yanı sıra bazı bitki çayları da bizleri sağlığımıza kavuşturuyor. Eski çağlar da şifa bitkisi olarak bilinen ve ‘Eğer dikmişsen adaçayını bahçeye, ne gerek var ölmeye!’ sözüyle ünlenen adaçayı hastalıklardan koruyucu gücü ile dikkatleri üzerine çekiyor. Yaprakları tüylüdür ve beyazımsı bir renktedir bu kısmı çay yapılarak tüketilmektedir. Bağışıklık sistemimizi güçlendirici etki yapmaktadır. Yani hastalıktan korunma da etkilidir. Ayrıca hastalık sonrası oluşabilecek halsizlik, kas yorgunluğu gibi rahatsızlıkları önleyici etkilere de sahiptir.

YEŞİLÇAY: Yeşil çay içerdiği fitokimyasal bileşikler nedeniyle çok iyi bir anti-inflamatuvardır. Yeşil çayın bu özelliğinden faydalanmak için günlük en az 3-4 fincan yeşil çay içilmesi tavsiye edilmektedir. Ancak yeşil çay kafein içeren bir içecektir. Her hangi bir sağlık sorunu olanlar ve anne adayları tüketimine dikkat etmelidir. Çünkü kafeinin aşırı alımı ilk 12 haftalık dönemde spontan düşüklerin oluşmasına neden olabilir.

BALIK: Omega-3 bağışıklık sistemini kuvvetlendiren en önemli yağlardan biridir. Balık yüksek oranda omega-3 içermektedir. Haftada 2 defa balık tüketmeye özen göstermelisiniz.

MEYVELER: Mevsim meyvelerini tüketmeye özen gösterin. İlacınız meyveler ve vitaminleri olsun. Kivi, mandalina, nar, portakal gibi bol C vitamini içeren meyveler tercihiniz olabilir. Dikkat edilmesi gereken nokta doğranmış ve soyulmuş meyvenin bekledikçe vitamin kaybına uğrayacağıdır. Ve genelde yapılan hata meyve suyu tüketiminin doğru olduğunu düşünmektir. Ancak doğru olan nokta meyve olarak tüketilmesidir. Meyvenin kendisi bağışıklık sisteminiz ve sindirim sistemini için kıymetli posayı içermektedir. Aynı zamanda glisemik indeksi meyve suyuna göre daha düşüktür.

ARI SÜTÜ VE BAL: Yaklaşık 1 haftalık arıların salgıladıkları jel yapıda bir madde olan arı sütünün besleyici özelliği oldukça yüksektir. Yapılan birçok çalışmada, arı sütü kullanan deneklerde arı sütü kullanmayan deneklere göre, savunma hücre sayısının önemli oranda arttığı gözlemlenmiştir.

DİYETİSYEN DENİZ ZÜNBÜLCAN

https://denizzunbulcan.com.tr/

Yazının devamı...

2019’da Beslenmenizde Bunları Hedefleyin

2018’i geride bırakmaya bir hafta kaldı. 2019’u karşılamanın heyecanı ile yeni yıla bağlanan umutlar ve beklenen istekler de sıralanmaya başlandı. İlk sıraları genelde sağlık ve mutluluk alsa da çoğu kişi sağlık kısmında kendinde nasıl değişiklikler yapabileceğini bilemeyebiliyor. Oysa beslenmenizde benimseyeceğiniz bazı maddeler ile 2019’u daha sağlıklı ve daha rahat geçirebilmeniz mümkün.

İşte bu maddeler:

1) Popüler diyetlerden korunun: Kısa sürede fazla kilolar vermek çoğu kişinin hayali ve ne yazık ki bunu vaad eden birçok popüler diyet var. Fakat bu şekilde verdiğinizi zannettiğiniz kilolarınız kısa süre sonra fazlasıyla size geri gelebilir. Sizden sağlığınızı da götürebilir. Dünya Sağlık Örgütü’nün önerilerine göre bir kişinin ayda 2-4 kg arasında kilo kaybı normaldir. (Bu değer yaş, cinsiyet, aktivitelere göre farklılık gösterebilir.) Verdiğiniz kilonun geri gelmemesi ve uyguladığınız programların bir ömür sürdürülebilir, yaşanılabilir, uygulanabilir olması bu noktada çok önemlidir. Uyguladığınız programda kaçamaklarınız dahi olsa pes etmek yerine kaçamaklarınızın telafisini öğrenerek yola devam etmelisiniz.

2) 2019’da daha çok su için: Sağlıklı ve temiz bir vücudun en önemli ihtiyaçlarından birisi de sudur. Metabolik olayların gerçekleşebilmesi için vücudun suya ihtiyacı vardır. Yetişkin bir bireyin gün içerisinde yaklaşık 2,0-2,5 litre su içmesi istenirken bu ihtiyaç hamilelerde, sporcularda, emzikliliklerde, diüretik sıvı alanlarda ve yaşlılarda değişiklik gösterebilir. Yeterli su içip içmediğinize idrar renginize bakarak karar verebilirsiniz. Koyu idrar rengi suyu yetersiz içtiğinizin göstergesidir.

3) Sofralarınızı renklendirin: 2019’da besin gruplarını ve besin ögelerini eksik tüketmediğinize emin olun. Sofralarınızı ve menülerinizi renklendirin. Olabildiğince çeşitli beslenin. Et, süt, tahıl, sebze gruplarını yeterli ve dengeli tükettiğinize vitamin ve mineral eksikliklerinizin olmadığına emin olun. Her hangi bir eksikliğinizin olduğunu düşünüyorsanız bir uzmana danışmadan kesinlikle takviyeleri kullanmayın.

4) Yemekleri tatmadan tuz eklemeyin: Çoğu kişi daha yemeği tatmadan tuz ekleyebiliyor bu gereksiz tuz tüketiminizi tetikleyen çok büyük bir hatadır. Sizin de böyle bir alışkanlığınız varsa mutlaka bu alışkanlığınızı değiştirmeye çalışın. Bir anda değiştiremiyorsanız bile yavaş yavaş deneyin. Önce yemeklerinizi tadın sonrasında eklemek istiyorsanız tuz ilave edin.

5) Sofralarınızda baharatlara da yer verin: Toplum olarak baharatları çok fazla aktif olarak kullanma alışkanlığına sahip değiliz. Fakat baharatların faydalarından 2019’da faydalanacağınıza söz verin ve sofralarınız da kimyon, kekik, fesleğen, biberiye, kakule, zencefil, zerdeçal gibi fonksiyonel özellikleri olan baharatlara yer açın.

6) Bağırsaklarınıza iyi bakın: Bağırsaklarımız ikinci beynimiz. Ve artık kişinin sağlıklı olması bağırsak sağlığına da bakılarak karar verilen bir konu. Bu nedenle 2019’da özellikle kefir, probiyotik yoğurt, probiyotik eklenmiş ürünler gibi probiyotik besinler ile beslendiğinize, probiyotiklerin etkisini arttırabilmek içinse soğan, kurubaklagiller, muz gibi prebiyotikleri tükettiğinize emin olun.

7) Hayatınıza egzersizi ekleyin: Sadece zayıflamak değil sağlıklı olabilmek için de egzersize ihtiyacımız var. Bu nedenle hayatınıza sporu ekleyemiyorsanız dahi egzersizi eklemeyi ihmal etmeyin. Hareketli bir yaşamı benimseyin.

8) Doymak için yemek yemeyin: Vakit kısıtlılığı, hayatın hızlı akışı, hazır besinlere ulaşım kolaylığı artık kişileri ne yazık ki sağlıklı besinler tercih edebilmekten alıkoyuyor. Ve kişi sağlıksız da olsa Nasılsa doyarım. Ne fark eder bu seferlik de böyle olsun.’ diyebiliyor. 2019’da kendinizin her işten önemli olduğunu benimseyin. Eğer ki o an tüketecek vaktiniz yoksa gün içinde öğün saatlerinizi ve içeriklerini doğru bir şekilde ayarlayın. Böylece hem işinize hem de öğünlerinize zaman bulmuş olacaksınız. 2019’da doymak için değil faydalanmak için yemek yiyin.

DİYETİSYEN DENİZ ZÜNBÜLCAN

https://www.facebook.com/pg/dyt.denizzunbulcan/photos/?ref=page_internal

Yazının devamı...

Altın Besinlerle Altın Değerinde Yaşayın

Önemli olan uzun yaşamak mı? Sağlıklı ve kaliteli yaşamak mı? Bana soracak olursanız insan sağlıklı olduğu, keyfini çıkarabildiği kadar yaşıyor hayatta.Sağlığın kıymetini bilenlerden ve sağlıkla hayatın keyfini çıkarmayı seçenlerdenseniz bu yazım tam size göre.

Sağlığına sağlık katmak isteyenler için altın değerinde 10 besin:

1) KETEN TOHUMU: Omega-3 yağ asidi, posa ve lignanın zengin kaynağıdır. Lignanlar hastalıklardan koruyucu bağışıklığı arttırıcı maddelerdir. Toz keten tohumunun günde 40 gram tüketildiği takdirde menopoz sıkıntılarını azaltacağı çalışmalarda gösterilmiştir. HDL kolesterolü arttırırken kabızlığın giderilmesinde ve meme kanserini önlemede önemli bir yeri vardır. Sebze yemekleri, yoğurt, salata veya çorbaya eklenerek tüketilebilir.

2) YOĞURT: Bağırsaklarda zararlı bakterilerin üremesini önleyerek bağırsakların düzenli bir şekilde çalışmasını sağlar. Vücuttaki total kolesterol miktarını ve LDL-kolesterolü azaltır. Antibiyotik kullanan kişiler, yararlı bakterileri ilacın zararlı etkisinden korumak için probiyotik kaynağı yoğurdu tüketmelidir. Laktoz intoleransı olan ve bağırsaklarında gaz problemi yaşayan kişiler sütü tüketemedikleri için yoğurdu tercih edebilirler.

3) KURU ERİK: Çoğu meyveye göre bazı besin öğelerinden zengin olan kuru erik, muza göre yaklaşık 2 kat daha fazla potasyum içermektedir. Yaban mersini ile karşılaştırıldığında ise antioksidan içeriklerinin hemen hemen aynı olduğu görülmüştür. Yüksek lif içeriğine ve difenil izatenin maddesine sahiptir. Bu sayede bağırsak sağlığını korur. Kabızlık problemi yaşayan kişilerin tedavi için tüketebilecekleri bir meyvedir.

4) YEŞİL MERCİMEK: Posa ve B vitamini içeriği yüksek olan bir kurubaklagil çeşididir. Yeşil mercimek aynı zamanda bitkisel bir protein kaynağıdır. Vejetaryanlar veya düzenli et tüketemeyen kişiler protein kaynağı olarak kullanabilir.

5) CEVİZ: Yapılan çalışmalara göre günde 10 adet ceviz tüketildiği takdirde osteoporoz riski azaltmakta ve meme kanserine karşı koruyucu etki yapmaktadır. Fitosterol ve omega-3 yağ asidi kanser tümör gelişimini yavaşlatır ve cevizinde içeriğinde fitosterol ve omega-3 vardır. Ancak zayıflamak isteyen kişilerin beslenme düzenlerinde ki yağ içeriklerini buna göre ayarlamaları gerekmektedir. Çünkü normalde 2 tam ceviz 1 tatlı kaşığı zeytinyağına eşdeğerdir.

6) BÖĞÜRTLEN: Proantosiyanin ve flavonoidleri içeren böğürtlenin antioksidan etkisi çok kuvvetlidir. İçeriğinde hippurik asit olduğu bilinen böğürtlen genelde kadınlarda karşılaşılan üriner sistem enfeksiyonlarına karşı hastalık yapan bakterileri yok eder ve koruyucu etki gösterir.

7) SOMON: Omega-3 yağ asidi içeriği yüksektir. Özellikle gebelik döneminde bebeğin sinir-beyin gelişimi için önemli bir yeri vardır. Emziklilik döneminde ise anne sütünün kalitesini artırmaktadır. Menstürasyon sorunlarını aza indirgemektedir. Menopoz döneminde olan kadınlarda östrojen salınımını artırmakta ve kemik sağlığını güçlendirici etki göstermektedir.

8) DOMATES: Likopenden zengin olan domates meme ve rahim kanseri başta olmak üzere birçok kanser türüne karşı bağışıklığımızı güçlendirir ve koruyucu etki gösterir. Aynı zamanda kalp hastalıklarına karşı koruyucu etkisi bulunmaktadır. Yapılan çalışmalar göstermiştir ki işlenmiş likopenin etkisi daha fazladır. Yani salçanın likopen içeriği domatesten daha fazladır ya da pişirilen domatesin likolpen içeriği çiğ domatese göre daha fazladır.

9) ZEYTİN-ZEYTİNYAĞI: Tekli doymamış yağ asitlerinin kaynağıdır. Yapılan araştırmalarda kolesterol yüksekliğinin en çok görüldüğü bölge zeytinyağını en az tüketen Karadeniz bölgesi olarak saptanmıştır. Kolesterolün en düşük olduğu bölge ise zeytinyağını bol tüketen Ayvalık çevresi olarak saptanmıştır. Bunun yansıra Yunanistan ve İtalya gibi zeytinyağını bol tüketen ülkelerde kalp ve damar hastalıklarının morbidite ve mortalite oranları düşüktür. Ayrıca Zeytinyağı içerdiği E vitamini hücrelerin yenilenmesinde beyin fonksiyonları üzerindeki yıpratıcı etkiyi azaltmada etkilidir. Dolayısıyla yaşlanmayı engelleyici özelliği vardır. Mide asidini azaltıcı etki ile gastrit ve gastroduodenal ülserlere karşı koruyucudur.

10) NOHUT: Fitoöstrojen içerir ve bayanlarda östrojen hormonunun dengelenmesinde etkilidir. Menopoz döneminin daha rahat geçirilmesini sağlar. Lif oranı yüksektir. Kabızlıktan korur.

DİYETİSYEN DENİZ ZÜNBÜLCAN

https://www.facebook.com/dyt.denizzunbulcan/?ref=bookmarks

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.