MODA
GÜZELLİK
AİLE
SAĞLIK

Mesane Sarkması ve Yaşam Kalitesi

Mesane (idrar torbası) sarkması, kişinin yaşam kalitesini olumsuz derecede etkileyen bir sorundur. Bu problemle baş etmek zorunda kalan kişilerin kesinlikle durumlarını göz ardı etmemesi ve durum çok fazla ilerlemeden doktora başvurması gerekir.

Mesaneyi tutan kasların ve bağların zayıflamasıyla birlikte mesanenin vajinaya doğru bombeleşmesi ve bunun sonucunda idrar yaparken mesaneyi tam boşaltamama, devamlı idrar hissi ve ilişkide bazı problemler olarak karşımıza çıkar.

Mesane sarkmasının belirtileri

- Pelvis ve vajinada basınç hissi mesane sarkmasının en önemli belirtileri arasında yer alır. Bu tür bir his oluştuğu anda özellikle de idrara sıkışma, eğilme ya da öksürme durumlarında bu basınç hissi artıyorsa mutlaka doktora gitmek gerekir.

- İdrar yaptıktan sonra sanki hiç idrar yapmamış hissi yaşıyorsanız ya da idrarınızı tamamen yapmadığınız hissini yaşıyorsanız da mesane sarkması sorunu ile karşı karşıya olabilirsiniz.

- İdrar yolu enfeksiyonu yaşamak ve bu sorunun sık sık tekrar etmesi de mesanenizle ilgili bir sorun olduğuna işaret.

- Cinsel ilişki esnasında ağrı, aşırı basınç hissi ve idrar kaçırma da mesane sarkmasının belirtilerinden.

- Tüm bu belirtiler mesane sarkmasına işaret eder ancak mesane sarkmasının “İşte buradayım” deme şekli vajinal açıklıkta bombelik oluşturan (vajen üst duvarından sarkan doku) dokudur. Bu çıkıntı mesane sarkmasının son aşamaya geldiğinin göstergesidir. Kesinlikle ihmal edilmemeli.

Yaşam kalitenizi alt üst edebilir

Mesane sarkması yaşam kalitesini ve konforunu alt üst eder. Mesaneyi boşaltma zorlaşırken bu duruma bağlı idrar kaçırma gibi sosyal hayatı olumsuz etkileyecek sorunlar da ortaya çıkar.

Cinsel ilişki esnasında ağrı hissi de kişinin hayatını kötü yönde etkiler. Mesane sarkmasına bağlı olarak enfeksiyonlarda artış olur. Bu da kişilerin sürekli olarak idrar yolu enfeksiyonu geçirmesine ve bu nedenle sosyal hayatlarının etkilenmesine sebebiyet verir.

Mesane sarkmasını tetikleyen durumlar

Zor geçen bir normal doğum, doğan bebeğin 4.000 gram ve üzerinde kiloya sahip olması, aşırı kilo alıp verme, obezite, kabızlık ve sürekli devam eden öksürük mesane sarkmasını tetikler.

Bunlardan bağımsız olarak mesane sarkması genetik olarak da meydana gelebilir. Bu genetik sorunun temel nedeni kişinin zayıf bağ dokulara sahip olmasıdır.

Yaşlanmaya bağlı olarak da mesane sarkması meydana gelebilir. Bu nedenle yukarıdaki tetikleyici unsurlar yaşanmıyorsa bile mesane sarkması ortaya çıkabilir. Yaşlanmaya bağlı olarak gücünü kaybeden kaslar sarkmaya neden olabilir.

Doç. Dr. Taner Usta

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı

www.drtanerusta.com

Instagram: @drtanerusta

Facebook: @drtanerusta

YouTube-drtanerusta

Yazının devamı...

Ameliyatın Ardından Miyom Tekrarlar mı?

Miyom, rahim duvarındaki düz kaslarda ortaya çıkan iyi huylu tümörlerin genel adıdır. Kadınlar arasında oldukça yaygın bir sorun olan miyomlar, kontrol altına alınmadığı sürece ciddi sorunlar yaşanmasına neden olabilir.

Miyomların düzensiz kanamalara, ağrılı adet olmaya, kısırlığa ve düşük yapmaya neden olduğu bilinir. Bu nedenle özellikle gebe kalmak isteyen kadınların hamilelik öncesinde mutlaka jinekolojik muayene yaptırması tavsiye edilir.

İlk 5 yıl içinde...

Miyom tedavisinde kesin çözüm çoğu zaman cerrahi müdahale olur. Bazı durumlarda miyomun kendiliğinden kaybolduğu da gözlemlenir.

Miyom sorunu hormonlar ile alakalı olduğu için gebelikte ortaya çıkan miyomların gebelikten sonra kaybolması, menopoz dönemine giren kadınlarda miyomların küçülmesi ve kendiliğinden yok olması mümkün.

Ancak bu durumlar haricinde miyom tedavisinde en kesin çözüm cerrahi müdahaledir. Miyomlar rahim duvarında bulunan düz kaslarda oluştukları için ameliyat sonrasında miyom oluşumlarının tekrarlama ihtimali var.

Miyom operasyonu geçiren kadınlarda ilk beş yıl içerisinde yeniden miyom oluşma ihtimali yaklaşık olarak %15 civarında. Miyom operasyonlarında açık ve kapalı teknik uygulanması mümkün. Açık miyom ameliyatları laparotomi olarak adlandırılır. Bu teknik miyom çapının çok büyük olduğu veya miyom sayısının çok fazla olduğu olduğu durumlarda tercih edilebilir. Miyomların kötü huylu tümörlere dönüşme ihtimali %0.2 olsa da kanser şüphesi bulunan miyomlarda da açık ameliyat tekniği uygulanır.

Günümüzde modern miyom ameliyatındaki iki teknik:

Laparoskopik & Robotik Cerrahi

Yaygın olan miyom ameliyat tekniği ise kapalı teknik olarak da bilinen laparoskopik ve robotik ameliyatlardır. Bu yöntemlerde karında büyük bir kesi oluşturmadan, küçük birkaç delikten özel aletler yardımıyla miyomlar çıkarılabilir. Hem laparoskopik hem robotik yöntemle yapılan miyom ameliyatlarından sonra hastalar çok daha az ağrı hisseder, günlük yaşama daha hızlı dönerler.

Robotik cerrahide laparoskopinin avantajlarına ek olarak daha iyi bir derinlik hissi sağlayarak zor olan miyomların daha kolay çıkarılmasını sağlar. Bu operasyonlar son yıllarda büyük boyutlara sahip miyomların alınmasında da kullanılabilir.

Özellikle çok büyük boyutta olmayan miyomların alınmasında oldukça etkili ve kolay bir yöntemdir. Histeroskopik miyomektomi de submuköz tipdeki (rahmin en iç tabakasında) miyomların alınması için kullanılan bir tekniktir.

Miyom sorununa kesin çözüm sunuyor

Operasyon genel anestezi altında yapılsa da kesi açılmaz, miyomlar vajinadan çıkarılabilir. Bunun için miyomun rahim iç tabakasının altından kaynaklanarak (submüköz tip) vajinaya doğru doğmuş olması gerekir.

Miyomların cerrahi tedavisinde rahim alma

Histerektomi olarak adlandırılan ve rahmin alınması olarak bilinen ameliyat tekniği, kadınlar için oldukça korkutucu olsa da miyom sorununda kesin çözüm sunar. Histerektomi çocuk sahibi olmak istemeyen ya da menopoz döneminde olan kadınlarda tercih edilen bir tekniktir.

Fakat ileri yaşta, rahmin tamamını kaplayan, çocuk isteği olmayan hastalarda seçerek uygulanır. Rahmin alınması miyom tedavisinde bir zorunluluk olmasa da kanser riski taşıyan hastalarda bu yöntem tercih edilebilir. Ama rutin bir cerrahim yaklaşım olmadığını tekrar belirtmek isteriz.

Sağlıklı ve mutlu günler dileriz.

Doç. Dr. Taner Usta

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı

www.drtanerusta.com

Instagram: @drtanerusta

Facebook: @drtanerusta

YouTube-drtanerusta

Yazının devamı...

Siğiller Kadınların Laneti mi?

HPV’niz varsa eyvah bittik mi? (Tabii ki hayır!!!)

HPV olarak da bilinen ‘Human Papillomavirus’ cinsel yolla bulaşan, çok fazla tipi bulunan ve rahim ağzı kanserine de sebep olabilen bir virüs türü. HPV; Human Papilloma Virus kelimelerinin kısaltmasıdır.

Virüs hem çok kolay bulaştığı hem de uzun yıllar fark edilmediği için tehlikeli hale gelebiliyor. Yapılan araştırmalara göre, rahim ağzı kanseri olan kişilerin HPV testlerinin %99’u pozitif çıkmıştır.

Erken teşhisin hayat kurtardığı kanser türlerinin başında gelen rahim ağzı kanserine karşı önlem almak için, aktif cinsel hayatı olan kadınların mutlaka test yaptırması ve aktif cinsel hayatı henüz olmayan kadınların ise HPV aşısı olması önerilir. Oldukça ciddi sorunlara neden olduğundan, HPV’ye karşı korunmayı ve önlem almayı kesinlikle ihmal etmemelisiniz.

Kendini her zaman belli eder mi?

Maalesef çoğu zaman kendini belli etmez. Özellikle yüksek riskli HPV tipleri ile gerçekleşen enfeksiyon. Tipik olarak hücre DNA’sında bozulmalara neden olur.

Yıllar içinde mevcut lezyonlar ilerleyerek önce ara lezyon (bu aşamada rahatlıkla kontrollerde saptanıp, tedavi edilebiliyoruz) daha sonra da rahim ağzı kanserine ilerleyebiliyor (Serviks Kanseri).

Kontrollerin düzenli yapılması çok önemli

Daha önce de belirtiğimiz gibi HPV çoğu zaman kendini belli etmez. Genital siğil yapan tipler ise zaten rahim ağzı kanseri ile ilişkili değildir. Sadece görüntü ve hijyen açısından bazen de gebelik varsa doğumda problem yaratabilir.

Genital siğillere neden olursa virüs tesadüfen fark edilebilir. Fakat genital siğillere neden olan virüs türü iyi huylu olan virüstür. Genellikle rutin kontrolünü gerçekleştiren kadınlarda yapılan Smear ve HPV testinde yakalanır. Eğer bu şekilde yakalanırsa kötü bir sonuca yol açmadan erken olarak tedavi edilebilir.

Rahim ağzı kanseri açısından bu kontrollerin muayene ve pap-smear testi’nin düzenli olarak yapılması çok önemli. Çünkü bu virüs hastalık çok ilerleyene kadar herhangi bir bulgu vermez.

Virüs, vücuda girdikten sonra kesinlikle rahim ağzı kanserine yol açacak diye bir şey söz konusu değildir. Öncelikle virüsü bağışıklık sistemi yenmeye çalışır, çoğunlukla yener ve virüsü vücuttan temizler. Fakat daha az olarak virüs vücutta kalmaya devam eder ve yıllar içerisinde rahim ağzı kanserine yol açar.

100’ün üzerinde çeşidi var!

HPV virüsünün 100’den fazla da çeşidi bulunuyor. Virüse bağlı olarak ortaya çıkan enfeksiyon gözle görülmeyen hücresel değişikliklere ve hücre bölünmelerine neden olabilir. Virüse bağlı meydana gelen kontrolsüz hücre bölünmeleri rahim ağzı kanserine neden olur.

Pap smear testi (Rahim ağzı kanser tarama testi)

Rahim ağzından muayene sırasında dökülen hücreler özel fırçalar ile alınır ve patolojiye gönderilir. Ağrısız ve basit bir işlemdir. Jinekolojik Muayene sırasında kolaylıkla yapılılabilir. Bu testi yaptırmak için hiç korkmaya gerek yok. Testi yaptırmamaktan korkmak gerekir.

HPV aşısı kimler için uygun? Tedavisi nasıl yapılır?

HPV aşısının henüz aktif cinsel hayatı başlamamış kişilere yapılması tavsiye edilir. Aşının cinsel temastan önce yapılması maksimal fayda için çok önemli. Cinsel temas olmuş olması aşı yapılmasına engel bir sebep değildir. 11 ila 28 yaşları arasında, üç doz olarak bu aşı yapılabilir.

Artık günümüzde çok farklı tipleri olduğu için seçilmiş bazı hastalarda cinsel aktivite sonrasında veya HPV testinin bazı tiplerinin pozitif olması durumunda da aşı yapılabiliyor.

İlk aşıdan sonra ikinci aşı için 2 ay, ikinci aşıdan sonra üçüncü aşı için 4 ay beklenir. HPV’ye bağlı ortaya çıkmış siğillerde ise krem, siğillerin alınması, lazerle veya biyokimyasal ilaçla yakma ya da buharlaştırma gibi tedavi yöntemleri günümüzde başarı ile uygulanır. Tedavide öne çıkan tedavi seçeneklerinden biri Triklor asetik asittir. Oldukça konforlu bir tedavi seçeneği olarak hastalara önerilir.

Smear testini ihmal etmeyin

HPV pozitif olan kişilerin, özellikle de kadınların kanser konusunda çok daha dikkatli olması gerekir. Bu kişilerin rahim ağzı kanseri için yapılan smear testini mutlaka düzenli bir şekilde yaptırması ve doktor muayenelerini aksatmamaları tavsiye edilir.

Son olarak HPV’nin saptanması demek o kişinin bittiği, kesin kanser olacağı veya lanetlendiği anlamına gelmez. Sadece iyi bir takip ve gerekenlerin yapılması ile gelecekte yaşanabilecek birçok problemin önüne geçilir.

Sağlıklı günler dilerim.

Doç. Dr. Taner Usta

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı

www.drtanerusta.com

Instagram: @drtanerusta

Facebook: @drtanerusta

YouTube-drtanerusta

Yazının devamı...

Meme Kanseri Taraması

Meme kanserinde erken teşhis her zaman hayat kurtaran bir değere sahiptir. Pek çok kanser türünde erken teşhisin çok önemli olduğu bilinir.

Bu nedenle meme kanserinin yaygınlığı da göz önünde bulundurulduğunda erken teşhis için gerekli tüm önlemlerin alınması gerekir.

Meme kanseri taraması kadınlarda düzenli olarak yapılmalı. Özellikle 40 yaş sonrası başlayan mamografi temelli taramaların ömür boyu düzenli bir şekilde devam ettirilmesi ihmal edilmemeli.

Ne sıklıkla yapılmalı?

Memenin klinik muayenesi 20 yaşından sonra yapılmaya başlanmalı ve her kadın kendi kendini muayene etmeyi öğrenmeli, her ay kendi kendine muayene yapmalı ve 3 yılda bir klinik muayene yaptırmalıdır.

Mamografi taraması ise hiçbir şikayeti olmayan ve aile hikayesi veya riski yüksek olamayan kadında 40 yaşında başlanmalı ve her yıl düzenli olarak devam etmelidir. Mamografi ile tarama 40 yaş altındaki kadınlarda özel durumlarda veya yüksek riski olanlarda yapılmaktadır. Öncelikle her kadının kendi kendini muayene etmesi, memesinde ele gelen bir kitle veya lezyon olup olmadığını hissetmesi önemlidir.

40 yaşından sonra da her ay düzenli olarak elle muayene yapmaya devam etmeli, her yıl düzenli olarak doktor kontrolüne gitmeli ve yılda bir de mamografi çektirmeliler.

Meme kanseri riski tarama şeklini değiştirebilir:

Bazı kadınlar diğerlerine göre daha çok kanser riski taşımaktadır. Eğer ailede yakın akrabalarda özellikle genç yaşlarda görülen meme kanseri var ise veya yumurtalık kanseri, prostat kanseri varsa bir meme radyoloğuna veya meme cerrahına danışmaları ve risklerinin belirlenmesini istemeleri faydalı olacaktır. Özellikle bazı ailesel riskli kadınlarda 25 – 30 yaşlarda mamografi ve meme MR ı ile taramaya başlamak gerekebilmektedir. Bu nedenle danışmanlık almak önemlidir.

Mamografi yerine ultrason yapılabilir mi?

Mamografi meme kanseri taramasında temel yöntemdir. Ancak ultrason tamamlayıcı yöntem olarak kullanılabilir. Özellikle yoğun meme yapısı olan kadınlarda mamografiye ultrasonografi eklenmesi faydalıdır. Yoğun meme yapınız olup olmadığını meme radyoloğunuzdan öğrenebilirsiniz. Yoğun meme yapısı olan kadınlarda tomosentez gibi gelişmiş mamografi teknikleri de uygulamada yardımcı olmaktadır.

En çok tercih edilenlerin yanında farklı yöntemler de uygulanabilir

Meme taramasında en çok tercih edilen üç yöntem elle muayene, klinik muayene ve mamografi olsa da bu süreçte farklı tarama yöntemleri de uygulanabilir.

Özellikle teşhisin netleştirilmesinde iğneli biyopsinin, cerrahi müdahalenin, süreci takip etme açısından önemi oldukça fazla.

"Elime kitle geliyor ne yapmalıyım?"

Bu durumda muhakkak bir meme radyoloğuna veya meme cerrahına başvurmalısınız. Bu durumda yaşınız ne olursa olsun size mamografi yapılabilir. Tanı koymada temel yöntemler; mamografi (tomosentezli mamografi) ultrason (beraberinde Doppler ve elastografi uyguamaları) meme MR, kontrastlı mamografi, gibi görüntüleme yöntemleri radyoloğunuzun tercihine göre yapılacaktır. Eğer bir kitle bulunursa iğne biyopsisi tanıda temel yöntemdir. İlk tanı için cerrahi biyopsi tercih edilmemektedir.

20 yaş ve üzeri her kadının...

20 yaşın üzerindeki her kadının düzenli olarak kendini muayene etmesi mühim. Meme kanseri taramaları birer yıllık periyodlarla yapılsa da iki tarama arasında meydana gelecek bir kanser riskini göze almak yerine muayene yapılması gerekir.

Kişinin kendi kendine yapabileceği elle muayene için en uygun zaman adet bitişinden sonraki ilk haftadır. Menopoza giren ya da belirli nedenlerden ötürü adet görmeyen kadınlar ise kendilerine bir gün belirleyip bu muayeneyi 30 günde bir olmak üzere yapmalı.

Doç. Dr. Taner Usta

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı

www.drtanerusta.com

Instagram: @drtanerusta

Facebook: @drtanerusta

YouTube-drtanerusta

Önemli Not: Meme Radyolojisiyle ilgili Türkiye'nin bu konuya en hakim, en deneyimli radyologlarından değerli dostum sayın Prof.Dr.Erkin Arıbal’a bu yazıyla ilgili değerli görüş ve katkısı için çok teşekkür ederim.

Yazının devamı...

Progesteron Kullanılabilir mi?

Miyomlar rahmin iyi huylu tümörlerdir. Rahimde yer alan ‘miyometrium’ isimli kas dokusundan anormal olarak büyüyerek meydana gelen miyomlar, günümüzde yaklaşık olarak her 4 ila 5 kadından birinde görülebiliyor.

Özellikle 30-40 yaşlarından sonra ortaya çıkan bu iyi huylu tümörler bazen hiçbir belirti göstermeyebiliyor. Bu nedenle miyoma sahip olan kadınların birçoğu bu durumdan haberdar bile değil. Bu kitlelerin neden oluştuğu bilinmese de genel olarak artan östrojen seviyesi ile yakından alakalı.

Menopoz döneminde östrojen seviyesinin düşmesi ile beraber miyomlarda hızlı bir gerileme hatta zamanla kaybolma meydana gelebilir. Gebelikte ise miyomlar, rahimin büyümesi ile beraber gelişme gösterebilirler. Ancak doğumun gerçekleşmesinden sonra miyomların boyutlarında küçülme veya kaybolma gibi durumlar görülebilmekte ya da herhangi bir değişiklik meydana gelmemektedir.

Miyom tedavisinde progesteron hormonunun yeri

Progesteron hormonu östrojenin vücutta ortaya koyduğu etkiyi dengelemeye yarayan, onun zıttı olarak fonksiyon gören bir hormondur. Bu nedenle östrojen ile büyüyen miyom harın tedavisinde progesteron kullanılabileceği düşünülmüştür.

Ancak kullanılan vakalarda progesteronun miyomu tedavi etmede etkisiz olduğu görülmüştür. Sadece adet döneminde kanamanın olduğu rahim içerisini döşeyen ‘endometrium’ diye bilinen dokuda atrofi yaparak kanamayı azaltabilir. Bu nedenle miyom tedavisinde progesteron tedavisi sadece hafif semptomları ve küçük miyomları olan seçilmiş hastalarda etkili olabilir.

Tedavi yöntemleri

Miyomların en kesin tedavi yöntemi cerrahi müdahaledir. Diğer tedavi yöntemleri ile miyomun büyümesi durdurulabilir ya da küçülmesi sağlanabilir.

Bazı yeni nesil tedavi yöntemlerinde ise miyom dokuları vücut dışına çıkarılmadan lazer ile yakılarak ya da sıvı nitrojen ile dondurularak tedavi edilebilir. Bu yöntemler çok kısıtlı sayıda miyom türünde uygulanabilir. Klinik pratikte de çok kullanılmamaktadır.

Östrojen baskılayıcı ilaçlar her ne kadar alternatif olarak düşünülse de bu ilaçların uzun vadeli olarak kullanılması kemik erimesi, adet kesilmesi ya da ateş basması gibi rahatsızlıklara neden olur.

Baskılayıcı ilaçlar (yalancı menopoz iğneleri) vücutta geçici bir menopoz etkisi yaratır. Bu nedenle sadece ameliyat öncesi miyomu küçültmek için tercih edilirler.

Günümüzde tedavi olarak en etkili yöntem cerrahidir. Miyomların laparoskopik, robotik veya histeroskopik olarak çıkartılması hastalar için çok avantajlı ameliyatlardır. Bu ameliyat türleri hastanın vücuduna minimum müdahale ile gerçekleştirildiği için kansız ya da bıçaksız ameliyatlar olarak da biliniyor.

Ameliyattan sonra ağrıları az, ağrı kesici kullanma isteği bu nedenle sınırlı ve kozmetik olarakta gene karın ön duvarındaki izler yok denecek kadar azdır. Bu işlemler ile gerçekleştirilen operasyonlardan sonra hastalar kısa bir süre içerisinde sosyal hayatlarına geri dönebilirler.

Doç. Dr. Taner Usta

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı

www.drtanerusta.com

www.miyomcerrahisi.com

Instagram: @drtanerusta

Facebook: @drtanerusta

YouTube-drtanerusta

Yazının devamı...

Enfeksiyon Riski Düşük 3 Boyutlu Ameliyat

2005 yılında Da Vinci cerrahi sisteminin jinekolojik hastalıklarda kullanılması için FDA onayı aldıktan sonra robotik destekli minimal invaziv operasyonlar dünyada büyük bir hızla yayılmaya başladı.

Konvansiyonel laparoskopik operasyonlara benzer bir şekilde robotik cerrahi gelişmiş perioperatif sonuçları ile beraber hastanın operasyon sonrasında hastanede kalma süresinde düşüş ve daha kaliteli bir iyileşme süreci elde edilir.

Robotik cerrahi klasik laparoskopik yöntemde kısıtlı olan iki boyutlu görüş, kamera hassasiyeti, laparoskopik enstrümanlar için kısıtlı hareket alanı ve cerrahın kötü ergonomik pozisyonu gibi durumları önemli ölçüde geliştirir. Robot destekli bu yaklaşımda bunlarla beraber hastanın ameliyat süresince ya da sonrasında komplikasyon yaşama riskini de minimum seviyeye indirir.

Enfeksiyon Riski Minimum

Yapılan araştırmalara göre robot destekli operasyonların açık yöntemlere göre pek çok avantajı bulunuyor. Robotik cerrahi yönteminde daha az kan kaybı oluşur, bu da ameliyat sırasında hastanın kan ihtiyacını düşürür.

Ayrıca derin toplar damar pıhtılaşması, enfeksiyon, lenfosel, hematom ve anastomoz kaçağı gibi komplikasyonların görülme oranı açık operasyonlara ve laparoskopik operasyonlara göre çok daha düşüktür. Operasyon için açılan kesinin çok küçük olması ve minimal invaziv şeklinde hastaya minimum müdahale edilmesi sayesinde kanama ya da enfeksiyon gibi yaşanabilecek olumsuz durumların önüne rahat bir şekilde geçilebilir.

Robotik Cerrahi ile Ameliyat Sonrası

Robotik cerrahinin tercih edildiği operasyonlarda ameliyat sonrası süreç diğer operasyonlara göre oldukça konforludur ve iyileşme kısa sürelidir. Hastanın vücuduna mümkün olan az seviyede (gereksiz müdahale ve hareket az olarak yapılmaktadır) müdahale edildiği için iyileşme süreci çok hızlı gerçekleşir.

Jinekolojik operasyonlarda gerçekleştirilen araştırmalara göre robotik cerrahi ile gerçekleştirilen operasyonların sonrasında erken ve geç dönemde ikinci seviye komplikasyon görülme oranı %2.9 olarak belirlenmiştir. İdrar yolları enfeksiyonu, pelvik enflamasyon ya da yara yeri enfeksiyonu olarak görülen bu komplikasyonlar her operasyondan sonra görülen ve antibiyotikler ile kısa sürede tedavi edilen komplikasyonlar olarak kabul edilir. Fakat oldukça az görülmektedir.

Üçüncü seviye komplikasyonların görülme oranı ise %0.7 olarak belirtilmiştir. Bu nedenle robot yardımlı jinekolojik operasyonlar çok güvenli olarak kabul edilmektedir.

Doç. Dr. Taner Usta
Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı

www.drtanerusta.com

Instagram: @drtanerusta

Facebook: @drtanerusta

YouTube-drtanerusta

Yazının devamı...

Cerrah Kontrollü Operasyon

Son yıllarda ülkemizde de birçok operasyonda kullanılan robotik cerrahi yöntemi gelişmiş teknolojisi ile hastalara olduğu kadar doktorlara da konforlu bir çalışma alanı sağlıyor.

Robotik kollarda yer alan üç boyutlu ve büyütülmüş görüntü sunabilen kamera sayesinde güvenli bir çalışma ortamı sağlayan “Da Vinci” isimli robot, üç ana sistemden meydana gelir. Halk arasında sanılanın aksine operasyon tek başına otonom olarak robot tarafından gerçekleştirilmez.

Operasyon, robotik kolların kontrol edildiği ve yönlendirildiği konsolun başında oturan cerrah tarafından yapılır. Üç ana sistemden oluşan cihazın konsol dışında robotik kollarının yer aldığı bölümü ve kamera sistemi ile ışık kaynağının yer aldığı kule bölümü bulunur.

Robotik cerrahi ile tam kontrol

Konsolun başında oturan cerrah tüm sistemi ve operasyonu buradan yönetir. Gelişmiş kontrol mekanizması ve herhangi bir titremenin olmadığı hassas robotik kollar ile ameliyat güvenli bir şekilde tamamlanabilir.

Konsol üzerinde yer alan pedallar ve kontrol ünitesi tüm hareketi sağlayan birimlerdir. Konsola oturan cerrah ellerini kontrol bölümlerine yerleştirerek buradan el, parmak ve bilek hareketleri ile robot kollarını yönlendirir.

Cerrahın daha az yorulması hastanın ameliyatını etkiler mi?

Cevabımız kesinlikle evet. Cerrah üst kısma da kafasını dayayarak kameradan gelen üç boyutlu ve 10-15 kat büyütülmüş görüntü sayesinde operasyonu gerçekleştirir. Yüksekliğinin ayarlanabilir olması sayesinde her doktor problem yaşamadan konsolu kullanabilir. Ayrıca ameliyatı yapan cerrahın oturur pozisyonda olması aynı zamanda daha az yorulmasını ve daha fazla odaklanmasının yanı sıra yorgunluğa bağlı hataları da en aza indirir.

Hassas Dokunuşlar

Yeni nesil cerrahinin getirdiği üstün teknoloji ile beraber operasyon açık yönteme göre çok daha hassas bir hal almaktadır. 540 dereceye kadar dönebilen robotik kollar normal yöntemlerle ulaşılması zor dokulara müdahale edilebilmesinin önünü açar.

Son derece ince bir uca ve nazik yapıya sahip robotik kollar, her türlü hassas müdahalenin altından rahat bir şekilde kalkabilir. Ayrıca insan eli gibi titremeyen bu kollar ile operasyon bölgesinde yer alan çevre dokulara zarar verme riski de ortadan kalkar.

Bunun yanı sıra konsolda yer alan kontrol mekanizması da cerrahın olası küçük el titremelerini de sönümleyebilecek şekilde tasarlanmıştır. Bu şekilde robotik cerrahi yöntemiyle gerçekleştirilen operasyonda yüksek başarı oranı elde edilir.

Doç. Dr. Taner Usta

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı

www.drtanerusta.com

Instagram: @drtanerusta

Facebook: @drtanerusta

YouTube-drtanerusta

Yazının devamı...

Pratiklik Getiren Ameliyat

“Robot Yardımlı Cerrahi” olarak da bilinen robotik cerrahi, birçok kompleks prosedürün daha esnek, hassas ve klasik cerrahi tekniklerden daha kontrollü bir şekilde gerçekleştirilmesini sağlar

Bu robotik cihaz üzerinde yer alan üç boyutlu kamera ve yakınlaştırma özelliği sayesinde her bir dokunuş, minimal invaziv bir yöntemle gerçekleştirilen mükemmel bir keskinlikle yapılır. Bu da hastanın sadece operasyon bölgesine odaklanarak mikro cerrahi yapılabilmesine olanak sağlar.

Robotik cerrahi doktorla beraber hastaya da konforlu bir operasyon süreci sunar. Konvansiyonel laparoskopik yöntemin getirdiği avantajları bir adım ileri çıkaran bu yöntem, günümüzün en ileri teknoloji ürünü, gelişmiş ameliyat yöntemi olarak kabul edilir.

ROBOTİK CERRAHİ İLE GELEN KONFOR

SADECE AMELİYAT SIRASINDA DEĞİL SONRASINDA DA DEVAM EDER

Robotik cerrahi ile operasyonlar bir santimden küçük kesilerden gerçekleştirilir. Bu da operasyon bölgesinde hemen hemen hiçbir iz olmaması anlamına gelir. Özellikle jinekolojik operasyonlarda göbek deliğinden yapılan operasyonlarda ameliyat izi dışarıdan gözle görülemeyecek seviyelerde olur.

Vücudun diğer bölgelerine yapılan operasyonlarda ise kesiler genellikle dışarıdan görülmeyecek noktalardan yapılır. Bunun mümkün olmadığı durumlarda ise operasyon izi her ne kadar ilk başta gözle görülür olsa da operasyondan yaklaşık bir sene sonra gözle seçilemeyecek derecede kaybolur. Bu da vücudunda operasyon izi istemeyen kadınların ameliyata psikolojik yönden de olumlu bir şekilde hazırlanmalarının önünü açar.

OPERASYON SONRASI

Birçok ameliyattan sonra iyileşme süreci çoğu hasta için en az operasyonun kendisi kadar zorlu geçebilir. Ancak robotik cerrahi ile yapılan operasyonlardan sonra hastalar kapalı cerrahinin tüm avantajlarından faydalanırlar; çok az ağrı hissetmekte ve az ağrı kesici ilaç kullanmakta, erken taburcu olmakta ve günlük hayata hızlı dönmektedirler. Yine robotik cerrahi sonrasında hasta hem daha az hastanede kalmakta hem de sosyal hayatına daha çabuk bir şekilde geri dönebilmektedir.

Hastalar kısa sürede taburcu olarak sevdiklerine kavuşabilmekte, ayağa kalkabilmekte ve sosyal yaşamlarına dönebilirler. Hastaların hayatlarına kaldıkları yerden devam edebilmesi tedavi sürecinde psikolojik olarak da olumlu bir şekilde yansır.

Bu durum operasyon sonrasında tedavisine devam edilecek olan hastalar için son derece önemli olarak kabul edilir. Yine operasyonun son derece küçük bir kesiden gerçekleştirilmesi sayesinde operasyon sonrasında komplikasyon görülme riskini minimum seviyeye indirir. Bu da ek bir tedavi ihtiyacını ortadan kaldırır.

Doç. Dr. Taner Usta

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı

www.drtanerusta.com

Instagram: @drtanerusta

Facebook: @drtanerusta

YouTube-drtanerusta

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.