MODA
GÜZELLİK
AİLE
SAĞLIK

Sürekli Yorgun musunuz?-6

Değerli Okurlarım,

Yorgunluk konusunu incelediğimiz yazı dizimizin son bölümünde "kan şekeri dengesizliği" konusuna değineceğiz.

Kan şekeri dengesizliği, yorgunluğa sebep olan ancak en kolay çözülebilen problemlerdendir. Yine de birçok insan kan değerlerindeki dengesizliklerin veya bunun enerji seviyelerini ve diğer sağlık sorunlarını ne kadar ciddi bir şekilde etkileyebileceğinin farkında bile değil.

Yorgunluğunuz akut veya kronik hale gelmişse, kan şekeri dengesizliği yaşama ihtimaliniz yüksektir. Tedavi edilmeden bırakıldığında böyle bir dengesizlik, diğer ciddi hastalıkların yanı sıra tip 2 diyabete yol açabilir.

Kan şekeri dengesizliğinin belirtileri şunlardır:

Yorgunluk

Yemek isteği

Baş ağrısı

Ruh halindeki değişiklikler

Anksiyete

Kan Şekeri Dengesizliğinin Temel Sebepleri

Kan şekeri dengesizliğinin temelsebepleri şöyle sıralanabilir:

Beslenme kalitesinin düşük olması

Tip I & II diyabet

Pankreas işlevleri

Parazitler

Maya Enfeksiyonu

Kan Şekeri Dengesizliğine Karşı Doğal Yöntemlerle Nasıl Mücadele Edilir?

Kan şekeri seviyenizi yönetmenin en etkili yolu, aşağıdakileri azaltmak (veya daha da iyisi, tamamen ortadan kaldırmaktır)

Soda, meyve suyu, enerji içeceği ve şekerli kahve veya çay gibi meşrubatlar dahil tüm şekerli içecekler.

Kurabiye, kek, tahıl ve şekerlemeler gibi işlenmiş ve / veya paketlenmiş şekerli / yüksek karbonhidratlı atıştırmalıklar.

Kan şekeri seviyesini etkileyebilen bal ve akçaağaç şurubu gibi doğal tatlandırıcılar

Çoğu organik olmayan süt ürünleri.

Yorgunlukla Baş Etmek Büyük Ölçüde Sizin Elinizde!

Çoğu durumda, yorgunluk ile mücadele etmek sizin elinizde olan bir durumdur. Yorgunluğunuza neyin sebep olduğuna dikkat etmek ilk adımdır. Yorgunluğa beslenme veya yaşam tarzı alışkanlıkları neden olmasa bile, yorgunluğunuza neden olan ya da zemin hazırlayan sağlık sorunlarını doğru şekilde teşhis ederek kontrolü ele alabilirsiniz.


Yazının devamı...

Sürekli Yorgun musunuz?-4

Değerli okurlarım,

Yorgunluk söz konusu olunca aklımıza ilk gelen çözümlerden biri uykudur. Peki uyumak tek başına yorgunlukla mücadele için yeterli olabilir mi? Uykunun kalitesi nasıl artırılabilir? Yazı dizimizin dördüncüsünde size bu konularda bilgi aktarmak istiyorum.

Uyku günlük yenilenmenin temel bir etmenidir. Yetişkinlerin çoğunluğunun yorgunluk semptomlarını azaltması ve sağlığını koruması için 7-9 saat arasında süren kaliteli bir uyku döngüsüne ihtiyacı vardır. Düşük kaliteli uyku ile mücadele eden milyonlarca kişiden biriyseniz, hayatınızdaki bu probleme nelerin sebep olduğunu öğrenmelisiniz.

Kalitesiz uykunun nedeni şunlar olabilir:

Yetersiz Beslenme

Kafein ve Diğer Uyarıcılar

Stres

Geç Saatlere Kadar Ayakta Kalma

Aşırı Alkol Tüketimi

Belirli İlaçlar ve Takviyeler

Hormon Dengesizliği

Travma

Adrenal Yorgunluk

Akut veya Kronik Ağrı

Uyku Apnesi

Sindirim Problemleri

Aile Hayatındaki Birtakım Problemler

Sizi kaliteli uykudan uzak tutan sorunlar üstesinden gelinemez görünebilir. Ancak, yalnızca kendi sağlığınız ve iyiliğiniz için değil, hayatınızdaki diğer insanların iyiliği içinde bu sorunların üstesinden gelmeniz gerekmektedir. Bu, aileniz ve sevdikleriniz için oldukça önemlidir. Uzun vadede yorgunluğunuzun azaldığını, sağlık durumunuzun daha iyiye gittiğini ve daha mutlu ilişkiler kurduğunuzu göreceksiniz.

Aslında hepimiz yeterli süre ve kalitede uyku uyumanın ne kadar önemli olduğunu iyi biliyor fakat uygulamıyoruz. Bu nedenle buna engel olan alışkanlıkları değiştirmek için düzenli bir çaba göstermeliyiz.

Örneğin:

Kafein gibi uyarıcıların miktarını azaltmalıyız.

Tablet, dizüstü bilgisayar ve telefon gibi elektronik cihazları yatak odasının dışında tutmalıyız.

Yatak odasını karanlık ve serin tutmalıyız.

8 saatlik uyku düzeni rutinine mümkün olduğu kadar bağlı kalmalıyız.

Bu Doğal Yöntemler ile Uykuya Daha Hızlı Geçebilirsiniz

Günlük tutma, okuma veya meditasyon gibi rahatlama tekniklerini kullanın.

Epsom tuzu içeren ılık banyo, kas sertliğini ve yorgunluğu yatıştırır ve zihni rahatlatır.

Günlük vitamin rejiminizin yaklaşık 300-400 mg'lik bir kısmını magnezyum takviyesi yapın. Magnezyum gevşemeyi teşvik eder ve kas ağrısını hafifletir.

Lavanta ve buhur gibi esansiyel yağları kullanmak için her gün birkaç dakika ayırın.

Yatmadan hemen önce şekerli veya karbonhidrat oranı yüksek gıdalar tüketmeyin. Şeker yüklemesi sizi uykunuzdan alıkoyabilir ve saatlerde yatakta dönebilirsiniz.

Kafein tüketimini sadece sabah saatlerinde ve az miktarda yapın.

Elektronik cihazlarınızı yatmadan en az iki saat önce kapatın. Mavi ışığa maruz kalmanın melatonin seviyesini etkilediği ve uykuya geçmek için engel oluşturduğu kanıtlanmıştır.

Önümüzdeki hafta duygusal stresin yorgunluk hissi üzerindeki etkilerine değineceğim.


Yazının devamı...

Sürekli Yorgun musunuz? -3

Değerli okurlarım,

Yorgunluğunuzun sebebinin psikolojinizle ilgili olabileceğini hiç düşündünüz mü? Kronik Depresyon, bilinen yaygın yorgunluk sebeplerinden biridir. Depresyon nedenleri ve mücadele ipuçlarını yeni yazımda sizlerle paylaşmak istiyorum.

Dünyada yüz milyonlarca insan kronik depresyon yaşamaktadır. Amerika Birleşik Devletleri'nde en sık teşhis edilen zihinsel bozukluklar arasında yer alan depresyonun enerji seviyesi üzerinde çok büyük etkisi vardır. Öyleyse yorgunluğun, hem kronik hem de akut depresyonun en yaygın semptomlarından biri olması şaşırtıcı değildir.

Depresyon Nedenleri

Aşağıdaki etmenler depresyon nedenleri arasında sayılabilir:

Artan ve/veya sürekli devam eden stres durumu

Çözülemeyen duygusal problemler

Nörolojik dengesizlikler

Hormonal dengesizlikler

Alkol bağımlılığı

Beslenme problemleri

Yetersiz gün ışığı

Özellikle ağır metallerden etkilenen çevre kirliliği

Gıda alerjisi

Depresyon İçin Doğal Tedavi Yöntemleri

Birçok insan, yorgunluk ve düşük motivasyon dahil olmak üzere, akut veya kronik depresyon semptomlarını daha iyi yönetmek için kendi güçleri dahilinde birtakım yollar olduğunun farkında değildir. Bu yollardan biri beslenme değişikliklerinden geçer.

Beslenme, beynin nörotransmiterlerinin reaksiyonlarını etkileyerek enerji seviyelerini ve ruh halini kökten etkileyebilir. Bir depresyon karşıtı beslenme planına odaklanmak, “iyi hissetme hormonlarını” artırmaya yardımcı olabilir ve yorgunluğu hafifletebilir.

Sağlam bir depresyon karşıtı beslenme düzeninde şu gıdalar bulunmaz:

İşlenmiş ve rafine gıdalar

Fast food

Şeker ve veya basit karbonhidrat oranı yüksek gıdalar

Aşırı kafein ve alkol tüketimi

Yorgunluğa ve diğer depresyon semptomlarına yol açan yukarıda bahsedilen kötü beslenme alışkanlıklarının içerisinde kendinizi çok kolay bulabilirsiniz. Sağlıksız yiyecekleri aşağıdaki gıdalar ile değiştirdiğimizde, yorgunluğu azaltmak ve ruh halimizi iyileştirmek çok daha iyi ve uzun vadeli olacaktır:

Yağsız protein

Karbonhidrat oranı düşük sebzeler

Omega-3 yağ asitleri gibi sağlıklı yağlar

Depresyonla Mücadelede Diğer 3 Doğal Yöntem

Egzersiz: Bir koşu bandında veya parkta, basketbol sahasında veya tenis kortunda, çimde bir yoga matı veya dans pistinde orta veya yoğun. Harekete geçtiğiniz taktirde, doğal olarak depresyonla ilişkili kronik yorgunluğu hafifletmeye yardımcı olmanın en iyi yollarından biri egzersizdir. Seçtiğiniz egzersiz etkinliğinin gerçekten zevk aldığınız bir şey olduğundan emin olun. Sonrasında senelerce buna bağlı kalacaksınız!

Rahatlama teknikleri: Depresyonun yorgunluk ve ruh halindeki hızlı değişimler için etkili olabilecek birtakım teknikler bulunmaktadır. Yoga, kanıtlanmış rahatlama tekniklerini ve yine kanıtlanmış fiziksel faydaları beraberinde bulundurur.

Temel yağlar: Modunuzu yükseltmek ve kendinizi sakinleştirmek için temel yağlardan faydalanın.

Özellikle faydalı olan yağlar arasında işe şunlar bulunmaktadır:

Gül

Bergamot

Lavanta

Roma Papatyası

Ylang Ylang

Önümüzdeki hafta yorgunluğun bilindik çaresi uyku hakkında bilgiler aktaracağım.

Yazının devamı...

Sürekli Yorgun musunuz? -2

Özellikle günümüzün ofis odaklı çalışma ortamlarında, hepimiz hareketsiz bir yaşam tarzına sahibiz. Sorun şu ki, hareketsiz olmak beraberinde bir yorgunluk getiriyor ve bu sorun bizi gerek ofiste gerek evde daha hareketsiz yapıyor.

Bunun etkilerini hemen anlayamıyor olsak da tüm gün oturmak vücut üzerinde çok fazla baskı yaratmaktadır. Kas ağrısı, boyun ağrısı, eklem sertliği, sırt problemleri ve hatta kronik baş ağrısına neden olabilir. En sonunda vücuttaki bu stres kronik yorgunluğa dönüşmektedir. Vücut hareket etmek üzere tasarlanmıştır. Hareket seviyesi olması gerekenden az olduğunda halsizlik, yorgunluk, keyifsizlik ve kilo alımı görülür.

Hareketsiz Yaşam Tarzının Bazı Nedenleri

Masabaşı çalışma

Yetersiz hareket

Sırt yaraları

Kronik ağrı

Evde oturma alışkanlığı

Motivasyon düşüklüğü

Egzersiz Hayat Kurtarır

Orta seviyede yapıldığında, düzenli egzersiz kronik yorgunluğu önemli derecede azaltabilecek bir faktördür. Orta veya yüksek seviyede yapılan bir egzersiz:

Hem kadın hem de erkeklerde hormonların dengelenmesine yardımcı olur.

Kandaki glükoz seviyesini kontrol eder.

Uyku kalitesini artırır.

Endorfin salgısı sağlar.

Dayanıklılığı artırır.

Kas gücünü artırır.

Yağ yakımını hızlandırır.

Yukarıda belirtilen etkenlerden en büyük etkiye sahip olanı hangisi? Elbette daha iyi bir uyku düzeni!

2005 yılında yapılan bir çalışmada, Güney Carolina Üniversitesi, Egzersiz Bilimi Bölümü'ndeki araştırmacılar, ortalama bir insan için “hareketsiz bir yaşam tarzından daha çok hiçbir etmenin enerji depolarının tükenmesi, doku bozulması veya vücut sıcaklığının artması gibi sorunlara yol açmadığı sonucuna varmıştır. Egzersiz yapma uykusuzluk problemi için önemli bir alternatif ve destek tedavisi sağlamaktadır" bilgisini paylaşmışlar. Egzersiz sağlıklı, güvenli, makul ve basit bir uyku iyileştirme aracı olabilir.

Yorgunluk Egzersize Engel Olmasın

Yorgunluğunuz sizi tempolu yürüyüş yapma veya genellikle çok zevk alınan spinning derslerine katılmaktan alıkoyuyor olsa da normal egzersiz rutininizi tamamen terketmektense seviyesini azaltmak çok daha etkili olacaktır. Gelecek sefer kendinizi yorgun hissettiğinizde bunu deneyin. Enerjinizin azalmak yerine artıyor olduğunu göreceksiniz.

Kronik yorgunlukla mücadele ederken motive olmak zor olabilir. Ancak egzersiz yapmanın daha fazla egzersiz yapma isteğini beraberinde getireceğini unutmayın. “Sağlam bir egzersiz” olmasa bile sitenizin etrafında yürüyüşe çıkın. Orta tempoda bile olsa yürüyüşün modunuzu nasıl yükselttiğine ve enerji seviyenizi artırdığına şaşıracaksınız.

Hormon dengenizin ve enerji seviyenizin artması ile daha uzun süreli egzersiz yapabiliyor olacaksınız ve bu egzersizlerin faydasını anında göreceksiniz. Haftada 3 gün 20 dakika yapılacak orta seviyede bir egzersizin enerjiyi arttırdığı ve yorgunluğu azalttığı görülmüştür.

Nasıl Harekete Geçebilirsiniz!

Egzersize başlamak çoğu insanın düşündüğünden çok daha kolaydır. Şunlar başlangıç yapmak için etkili olacaktır:

Masanızın etrafında ayakta durmak veya ayağa kalkma ve oturma aralıklarınızı sıklaştırmak.

Oturduğunuz sandalyeyi büyük bir egzersiz topu ile değiştirmek. Bu şekilde sırt ve karın bölgesi gibi vücudun temel kaslarını güçlendirebilirsiniz ve kalça ve bacaklara minimum baskı uygulamış olursunuz. Sırtınız doğal olarak omurga için daha sağlıklı olan konforlu bir düz pozisyon arayacaktır.

İş yerinizde kendizine “yürüyüş” molası verin. Ofis alanı veya katının etrafındaki 15 dakikalık bir orta tempolu yürüyüş yorgunluk için harikalar yaratacaktır. Hava güzel olduğunda, modunuzu daha çok yükseltmek için kısa bir yürüyüşe çıkın.

İşten hemen önce veya sonra düzenli, dış mekân aktiviteleri veya egzersizleri planlamak.

İşyerinizde hareketsiz yaşam tarzınıza her saat 5 dakika esneme molaları ekleyin.

Önümüzdeki hafta kronik depresyon ve yorgunluk ilişkisi hakkında önemli bilgiler paylaşacağım.

Yazının devamı...

Sürekli Yorgun musunuz? -1

Kendinizi her zaman çok yorgun mu hissediyorsunuz? Yorgunluk ve kronik yorgunluk biz doktorların orta yaştan ileri yaşa kadar yetişkinlerden duydukları en yaygın şikayetler arasında geliyor. Hastalar tipik olarak sürekli yorgun olduklarını, hatta sabahları bile yorgun kalktıklarını ifade ederler. Uzun çalışma saatlerinden ve çocuk sahibi olanlar çocuklara yetişememe sıkıntısından dert yanmaya meyilli olurlar. Bu faktörler kesinlikle söz konusu problemin bir parçası olabilir ama gerçekte tüm hikâye bundan mı ibaret acaba?

Çoğu durumda, bahsedilen ilk semptom kronik yorgunluktur. Bazı durumlarda, yeterli kalitede uyku almanın önemini vurgulamak dahi bu hastalara tedavi programlarının bir parçası olarak yeterli desteği sağlamaktadır. Ancak birçok durumda uyku kalitesi asıl hikayenin dışında kalmaktadır. Hem erkek hem de kadınlar için hormon seviyesini doğrudan etkileyen ve enerji seviyesini etkileyen temel koşullar bulunmaktadır. Bunlar, ideal kilonuzu ne kadar iyi koruyabildiğinize kadar etki etmektedir. Ne yaparsanız yapın veya kaç saat uyursanız uyuyun yorgunluğunuzu atamıyorsanız, aşağıdaki 6 yaygın sebepten herhangi birinin sizin durumunuzu tanımlayıp tanımlamadığına bakın.

1. Tiroid Hastalığı

Tiroid hastalığı kadınlar ve ileri yaştaki erkeklerde özellikle bir risk faktörüdür.

Tiroid hastalığının semptomları şunlardır:

Sürekli Yorgunluk

Karamsarlık

Kas ve Eklem Ağrısı

Kilo Kaybı veya Kilo Alma

Görme Problemleri

İş Performansında Azalma

Vücut Isısında Dalgalanmalar

İştahın Azalması veya Artması

Tiroid, vücudun ana salgı bezlerinden biridir. Neredeyse tüm vücut fonksiyonlarını bir şekilde etkileyen derecede hormon salgılar. Tiroid şu işlevler açısından önemlidir:

Vücut Isısı

Kalp Hızı

Protein Üretimi

Metabolizma

Tiroid Hastalığının Temel Sebepleri

Tiroid hastalığına etki eden birtakım faktörler bulunmaktadır. Bunlar:

Hormon Dengesizlikleri

Gıda İntoleransı

Rasyasyon

Toksin Maruziyeti

Beslenme Problemleri

Tiroidin Semptomlarını Gidermek İçin 6 Doğal Yöntem

Eğer tiroid nedeniyle kronik bir yorgunluk hissediyorsanız, işte bu semptomları gidermeye yardımcı olacak 6 yöntem yazıyorum:

Beslenmenizden glüteni çıkarın.

Plastik ve alüminyum yerine cam kaplar kullanın. Pek çok insan toksinlere ve ağır metallere karşı duyarlıdır, bunların içerisinde BPA (Bisfenol A) bulunabilir.

Doktorunuzdan iyot ve selenyum seviyenizi kontrol etmesini isteyin. Değerleriniz düşükse, artırmak için gıdalar ve/veya takviyeler alın.

Devedikeni, zerdeçal, klorella ve kişniş gibi özler ve otlar içeren ağır bir metal detoksu yapın.

Dişlerinizde metal dolgular varsa, bunların metal olmayan kompozit dolgular ile değiştirilmesi için doktora başvurun.

Adaptojen bitkiler tüketin. Ginseng, kutsal fesleğen ve meyan kökü gibi adaptojen bitkiler vücut işlevleri üzerinde normalleştirici bir etkiye sahiptir ve vücudun strese adapte olmasına yardımcı olur.

Karbonhidrat gibi “boş kalori” alımınızı azaltın, yerine yağsız protein ve sağlıklı yağ tüketiminizi artırın.

Önümüzdeki hafta yorgunluğun en bilindik nedenlerinden biri olan "hareketsiz yaşam tarzı" ile ilgili önemli bilgiler paylaşacağım.

Yazının devamı...

Menisküse Dikkat!

Değerli Okurlar,

Menisküs sorunları dizlerimize büyük tehdit oluşturuyor. Bu yazımda menisküs sorunları hakkında merak edilenleri yanıtladım.

Kemiklerimizi birbirine bağlayan ve hareket kabiliyetimizi sağlayan eklemler, vücudumuzun pek çok noktasında bulunmaktadır. Hareketli eklemlerimiz içerisinde olan diz eklemi hareket uyumumuzu sağlamamız açısından son derece önemlidir.

Dizlerimizin altındaki ve üzerindeki kemiklerin arasında bulunan dokulara “menisküs” adı verilir.

Menisküs hastalığı bu dokunun yırtılmasından dolayı oluşmaktadır. Menisküs yırtıkları yoğun ağrı ve şişliğe sebep olur. Eğer yırtık büyük boyutlardaysa dizde kilitlenmelere sebep olabilir. Menisküs yırtıkları dikilebilir, tedavisi mümkündür. Bazı yırtıklara müdahale edilmesi bile gerekmezken bazı yırtıkların tamamen iyileşmesi mümkün olmamaktadır.

Yalnızca Yaşlılarda Görülmez

Her yaş aralığında diz eklemi sorunlarıyla karşılaşabilmekteyiz. İlerleyen yaşa bağlı olarak dokuların iyice zayıflamasından dolayı ufak hareketlerde bile menisküs yırtıkları oluşabilir. Hatalı duruş, hızlı ve ani hareketler, fiziksel aktivitelerin azlığı, yaralanmalar, romatizma gibi çeşitli nedenlerin ilerleyen yaş ile birleşmesi halinde diz eklemlerinde pek çok soruna yol açabilir.

Bilinçsiz Spor Yapmak Menisküse Davetiye Çıkarıyor

Spora bağlı menisküs yırtıkları sıkça görülmektedir. Eklemlerin fazla zorlanmasına bağlı olarak oluşan menisküs yırtıkları, dizde şişlik ve ağrı ile kendini gösterir. Eğilip kalkmak, merdiven çıkmak gibi dizdeki eklemleri çalıştıran hareketler ağrıya sebep olur. Bu tarz rahatsızlıklardan şikayetçiyseniz yaptığınız sportif aktiviteleri mümkün olduğunca azaltmanız, yükünü hafifletmeniz gerekir.

Hastanın şikayetinin hangi olayla oluştuğunu anlatması menisküs tanısının konmasında son derece önemlidir. Muayene sonrasında menisküs yırtığı tanısı büyük ölçüde ortaya çıkar ancak net tanı için diz eklemi MR’ı istenmelidir.

Menisküs Tedavisinde Ameliyat Şart mıdır?

Özellikle gençlerde görülen menisküs yırtıklarının tedavisinde yüksek olasılıkla cerrahi işlem yapılması gerekmektedir. Cerrahi işlem gereken yırtıklarda, yapılan işlemde eğer yırtık tedavi edilemiyorsa, yırtık olan kısım oradan çıkarılır. İlerleyen yaşlarda görülen ve çoklukla dokuların zayıflaması kaynaklı oluşan yırtıklar ufaklardır ve cerrahi işlem olmadan iyileşmesi mümkündür. Bu durumda ilgili bölgedeki dokular için ilaç tedavisi başlatır. İlaç tedavisinin yetersiz kalması durumunda kemik dokusunu düzeltmek üzere yeni bir ameliyat yapması gerekebilir.

Menisküs Tedavisinde Rejeneratif Tıp Uygulanabilir mi?

Menisküs yırtığı için düşünülen ilk müdahale rejeneratif tıptır. Menisküs yapısından dolayı yenilenmeye çok uygun bir doku değildir. Yaygın olarak tedavisi artroskopik cerrahi ile yapılmaktadır. Yırtığının yenilenmeye uygun olduğu kararı verilirse özel kanüllerden yerleştirilen uzun iğneler ile menisküs yırtığınız tedavi edebilir.

Bu ameliyat sonrasında bir kaç haftalık bir süre koltuk değneği kullanmanız gerekecektir. Dizinizi zorlayacak hareketlerden kaçınmanızda iyileşme sürecini destekleyecektir. Eğer spor ile uğraşıyorsanız spora dönmeniz minimum 4 hafta kadar sürecektir bu süreç iyileşme hızınıza göre daha fazla uzayabilmektedir. Bu süreç sonrasında yenilenmenin başarılı bir şekilde olması yırtığın şekline göre değişiklik göstermektedir.

Yazının devamı...

İki Adımda Bağışıklık Sistemi

Merhaba değerli okurlar,

Otoimmün rahatsızlığı olan birçok kişide basit ama önemli 2 yöntemin fayda verebileceğini biliyor musunuz? Bu yazımda bağışıklık sistemini kuvvetlendirerek daha düzgün çalışmasını sağlayacak beslenme önerilerinde bulunuyorum.

Olumsuz Etmenlere Rağmen Bağışıklık Sistemi Mucizesi

Bağışıklık sisteminin temelini tüm vücuda yayılan beyaz kan hücrelerinin oluşturur. Bu hücrelerin ana görevleri, hücrelerde oluşan problemleri saptamak ve hücrelere saldıran mikroplarla savaşmaktır. Sağlıklı bir kişide bu süreç kusursuz şekilde işlerken, bazı iç ve dış etmenler bu süreci olumsuz etkileyebilir. Örneğin, modern dünyada tarım ilaçları ve ağır metallerin bağışıklık sistemi problemlerine yol açtığını biliyoruz.

Bağışıklık sistemi; vücudumuzu bakteri, virüs, mantar gibi kötü mikroskobik canlılardan koruyan, hormonlar ve sinir sistemine etki eden bir mekanizmadır. Tüm metabolizmayı hatta psikolojiyi etkileyen bağışıklık sisteminin sağlıklı olması; sindirimi kolaylaştırır, cildi parlaklaştırır, enerji seviyesini yükseltir ve daha pek çok olumlu etki sağlar.

Bağışıklık Sistemi ve Sağlığınız İçin…

İyi çalışan bir sindirim sistemi, bağışıklık problemlerini önlemek için mutlaka gereklidir. Sindirim sistemini iyileştirmek için iki önemli adıma dikkat etmelisiniz:


Sindirim sisteminde ince bağırsak hücreleri arasında çok sıkı bağlar bulunur. Normalde besinler ve zararlı maddeler buradan kana geçemez. Besinler villus dediğimiz tüysü uzantılar ile hücre içine alınır ve işlendikten sonra kana verilerek karaciğere yönlendirilir.

Bu sıkı bağlantılar bozulduğunda bakterilerin, mikrop ürünlerinin ve zararlı maddelerin hücreler arasından doğrudan kana karışır. İşte bu duruma Geçirgen Bağırsak Sendromu diyoruz. Dünyada milyonlarca kişide bulunan bu sendromu yaşayanların çoğu tanı almamış durumda. İsmine bakıca sanki sadece sindirim sistemini etkileyen bir rahatsızlık gibi düşünülebilir oysa bu sendrom birçok sağlık problemi ile ilişkilidir.

Geçirgen Bağırsak Sendromuna bağlı olarak;

- Besin allerjileri,

- Enerji azlığı ve kronik yorgunluk,

- Eklem sorunları,

- Tiroid rahatsızlıkları ve

- Bağışıklık sistemi sorunları gibi, hastalıklar görülebilir.

İyi haber, bakteri ve toksinlerin kana rahatça geçmemesi için sıkı bağlantıları onarabilecek yöntemlerin olması. Bu anlamda en önemli silahımızsa yediklerimizi değiştirmek diyebilirim.

Bu Besinleri Listenizden Çıkarın

- Şeker ve yapay tatlandırıcılar

- İşlenmiş ve mikrodalgadan geçirilmiş besinler

- Hidrojenlenmiş yağlar (Soya, kanola ve mısır yağı eklem ve hücre iltihabına yol açabilir. İyi yağ içeren hindistan cevizi, zeytinyağı veya allerjiniz yoksa fıstık yağı tercih edin. Organik tereyağı veya sade yağ sindirim sistemini rahatlatır, bağışıklık sistemi için mükemmeldir.)


Bağışıklık sistemi sağlığı için D ve C vitaminleri son derece önemlidir. Vitaminler kadar önemli hatta daha önemlisi probiyotikten zengin beslenme diyebilirim. Probiyotikler başta sindirim olmak üzere sağlığa önemli etkileri olan canlı bakteri ve mayalardır.

Besinlerin sindirilmesinde, bağırsak detoksunda, bağışıklık sisteminin dengesi ve desteğinde önemli görevleri vardır. Son yıllarda yapılan bir yığın akademik çalışmayla iyi bakteri azlığının başta otoimmün rahatsızlıklar olmak üzere birçok kronik hastalıkla ilişkili olduğu gösterilmiştir.

En İyi Probiyotik Besinler

- Fermente Sebzeler (Özellikle turşular)

- Fermente Sütler (Kefir, yoğurt ve özellikle keçi yoğurdu)

- Kombucha Çayı

- Kemik Suyu

Bağışıklık Sisteminizin Sağlığına Yatırım Yaparak Büyük Fark Yaratabilirsiniz

Güçlü bir sindirim sistemine sahip olunsa bile bağışıklık sistemini güçlendirmek sağlığınız için önemli bir yatırımdır. Her ne kadar dikkat etseniz de tüketmeniz gerekenler ile kaçınmanız gerekenleri mükemmel şekilde her gün uygulamak mümkün değildir. Bu nedenle yüksek kalitede iltihabı önleyen takviye ürünler almanız da önemli.

Ekinezya, Mürver, Astralagus kökü, Zencefil kökü, Ginseng, D Vitamini ve Oregano gibi ürünlerin destek ürünler olarak günlük diyete eklenmesi halinde bağışıklık sistemine önemli bir yatırım yapılmış olacaktır.


Bağışıklık Sistemi ve Sindirim Kanalı Bağlantısına Dikkat

Enerjinizi arttırarak kronik yorgunluktan kurtulmak, hastalıklarla savaşmak ve otoimmün hastalıklarla başa çıkmanın yolu bağırsaklardan geçiyor.

Bugün otoimmün rahatsızlığa sahip hastalarda sindirim kanalının ve burada yaşayan bakterilerin sağlıklı bireylerden farklı olduğunu biliyoruz. Son yıllarda bunu ortaya koyan pek çok akademik çalışma yapıldı. Binlerce yıl önce fark edildiği gibi “Ne yersen, O’sun” sözü günümüz içinde bilimsel bir gerçek olarak karşımıza çıkıyor. Sağlıklı bir ömür için beslenme biçimimiz ve hayat tarzımız en önemli değişken olarak görünüyor.

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.