MODA
GÜZELLİK
AİLE
SAĞLIK

Çocuklarda Gıda Alerjileri

Çocuklarda gıda alerjisi oldukça sık karşılaştığımız bir sorun ve diğer alerjik hastalıklar gibi her geçen gün görülme sıklığı artmakta. Anne-babasında, kardeşinde alerjik bronşit, atopik dermatit, alerjik rinit veya besin alerjisi gibi alerjik kökenli hastalık olan çocuklar yüksek risk grubundadır. Bu çocukların erken fark edilip uygun yaklaşımda bulunulması önemlidir.

Gıda alerjileri oluş biçimlerine göre Ig E ilişkili olan, Ig E ilişkili olmayan ve karışık tip olmak üzere 3 şekilde görülebilir. Çok hızlı gelişen ve hayatı tehdit eden anaflaksik reaksiyondan; kronik reaksiyonlara kadar geniş bir spektrumda bulgu verebilir. Sindirim sisteminde dirençli kolik ve gaz sancıları, mukuslu veya kanlı kaka yapma, karın ağrıları, ağız-dudak mukozasında şişmeler, gıdaların ağıza geri gelmesi gibi bulgular görülebilir. Deride atopik dermatit, ürtiker, anjiyoödem görülebilir. Gözde kızarıklık-konjuktivit, solunum sisteminde; burun tıkanıklığı, burun akıntısı, öksürük, solunum güçlüğü-astım benzeri bulgular yapabilir. Gıda alerjileri, sindirim sistemi ve/veya deri bulguları olmaksızın; sadece solunum sistemi bulgusuyla nadiren gelir.

En sık alerji yapan yiyecekler inek sütü (koyun sütü ve keçi sütü de dahil), yumurta, et, deniz ürünleri, çilek, ceviz-fıstık, çikolata, tahıllar, soya gibi gıdalardır. Bebeklerde ve çocuklarda ilk sırada açık arayla inek sütü ve yumurta yer alır. Soya fazla tüketilmeyen bir gıda gibi görünse de paketlenmiş pek çok gıdanın içinde yer alır. Lesitin vb isimlerle etikette belirtilir.

Uzun süre anne sütü ile beslenen ve uygun şekilde ak gıdaya geçilen bebeklerde gıda alerjileri daha az görülmektedir. Ancak belirleyici değildir. Bebeğin genetik olarak duyarlı olması (atopik) daha önemlidir.

Gıda alerjisi tanısında en önemli şey, alınan “o gıda” sonrasında bulguların ortaya çıkmasıdır. Bu süre 1 saatten 72 saate kadar uzayabilir. Bazen de bu süreç içinde herhangi bir ilişki kurulamaz. Bu durumda, “şüpheli gıda” diyetten çıkararak (eliminasyon) sonucu gözlenir. Düzelme olursa bu gıdanın hasta için alerjik olduğu söylenir. Bazen tanıyı teyit etmek için aynı gıda az miktarda tekrar verilir. Bütün bu tanı aşamalarından sonra hastadan besin günlüğü tutması istenir. Ve uzun dönemli takibe alınır. Anne sütü alan ve henüz ek gıda almayan bebeklerde ise bu testleri ve günlük tutma işi anneye uygulanır.

Gıda alerjilerinde yapılan bazı testler de mevcuttur. Bunlar spesifik Ig E testi, prick testi ve patch testi gibi testlerdir. Tanıya katkılarının sınırlı olduğunu düşünüyorum. Her gıda alerjisi düşündüğümüzde istenen testler değil. Yanlış pozitif yanlış negatif oranları yüksek. Bazı durumlarda ise yarar sağlayabilirler. Buna klinik izleme göre karar verilir.

Değerli anne babalar, iyi haber: gıda alerjileri çoğunlukla zaman içinde geriliyor. İnek sütü, yumurta, soya ve buğday alerjisi 1-2 yılda geriliyor. Meyve-sebze alerjileri genellikle daha kısa sürede geçiyor. Fıstık ve deniz ürünleri alerjisi ise hayat boyu sürebiliyor.

Tedavi yaklaşımlarına gelecek olursak; bilinen en etkili yaklaşım alerjik gıdanın diyetten çıkarılmasıdır. Eliminasyondan sonra rahatlama sağlanırsa uzunca bir süre (6-12 ay) tekrar o gıda verilmez. Paketlenmiş gıdalardan uzak durulmasını öneriyoruz. Evde doğal yöntemlerle hazırlanmış ve içinde ne olduğunu kesin bildiğimiz gıdaları tercih etmeliyiz. İlaç olarak (bunlar semptomlara yöneliktir) antihistaminikler, steroidler, bronş açıcılar önerebiliyoruz. Sağlıkla kalın.

www.drferruhbas.com

Yazının devamı...

Büyük Tehlikeyi Küçük Görmeyin

Çocuklarda Ev Kazaları: Büyük Tehlikeyi Küçük Görmeyin!

Değerli anne babalar, 0-6 yaş arasındaki çocukların ev kazası geçirme riskleri küçümsenmeyecek kadar fazladır. Ülkemizde yapılan araştırmalarda son bir yıl içinde 2 çocuktan birinin kaza geçirdiğini görüyoruz! Tüm kazaların yaklaşık dörtte birini oluşturan ev kazalarında en çok kazaya uğrayan maalesef çocuklar. Çocukların daha çok kazaya uğramasının sebeplerine bakacak olursak:

Çocuklar çok hareketlidirler ancak, kasları ile davranışları arasında koordinasyonu sağlayacak olgunlukta değildirler

Çok meraklıdırlar, her şeyi öğrenmek isterler

Cisimleri ağızlarına alma, yutma eğilimi gösterirler

Olabilecek kazayı/tehlikeyi öngöremezler

Bulundukları ortam/ev çocuğun güvenliğini sağlayacak özellikte tasarlanmıyor

Anne-baba ya da çocuğa bakan kişinin ev kazaları hakkında eğitimi yeterli değil.

Kazaların oluş biçimine göre; en sık düşme! daha sonra yanma ve delici-kesici alet yaralanmaları, zehirlenmeler şeklinde ortaya çıkmakta. Kazalar en sık salon-oturma odasında oluyor. Ardından mutfak ve banyo gelmekte. Kaza anında genellikle anne-baba ya da birisi çocuğun yanında. En çok yaralanma baş-boyun, el ve kol bölgesinde görülüyor. Kaza geçirmiş çocuğun ailesi sebep olarak “dikkatsizlik ve evin çocuğa göre tasarlanmamasını” görüyor. Kaza riski çocuğunkinden başka bir evde çok daha yüksek.

Evde alacağınız bazı tedbirlerle çocuklarımızı koruyabiliriz:

Prizlere koruyucu kapak, aparat takın. Uzatma kablolarını, fişe takılı, yerlerde ve/veya açıkta bırakmayın.

Bıçak, makas, kalem vb. kesici-delici aletleri açıkta bırakmayın

Soba, elektrikli ısıtıcılar, su ısıtıcılar ve çaydanlık gibi gereçleri ortama getirmeyin.

Pencereleri tam açmayın. Üstten yarım açık olarak kullanın. Bu durumda da odanın kapısını kapalı tutun, penceresi açık odaya tek başına girmesin.

Küvet, kova, leğen vb. içinde su dolu bırakmayın. Klozet kapaklarını kapatın.

Çocuğun bulunduğu yerlerde kabuklu yemiş, çerez vb yemeyin. Olası duruma karşı yerlerde kırıntı kalıp kalmadığına bakın.

Çamaşır suyu, deterjan, bulaşık tableti vb. maddeleri çocuğun ulaşamayacağı yerlerde muhafaza edin. Genellikle “boyu yetişmez, açamaz” sanılan yerlere ulaşırlar!

Çocuğunuzun önünde ilaç içmeyin. İlaçları kilitli-kapaklı, yüksekte bulunan dolaplarda ve kendi kutularında muhafaza edin. Tedaviniz bittiğinde kalan ilaçları evde tutmayın.

Evinizin içinde bulunan merdivenlerde korkuluk bulunması yeterli değildir. Merdiven varsa çok daha yakın takipte olun. Odaların kapısında bulunan camlar ciddi tehlike oluşturur. Mümkünse oda kapılarını camlı yaptırmayın.

Balkon kapılarını kilitli tutun, korkuluklara güvenmeyin; balkona yalnız başına asla çıkmasın.

Yer döşemeleri kaygan ise (halı kaplı olmayan yerler) tabanı kaymayan çorap, ev içi ayakkabı giydirin.

Oyuncak seçerken yaşına uygun, ağzına alamayacağı, küçük parçaları yutma riski olmayan oyuncaklar tercih edin. Ambalajlarını ve poşet tarzı şeyleri ortamdan uzaklaştırın.

Odalarda sivri köşeli eşyalar bulundurmayın, varsa köşeleri yumuşak malzeme ile kaplayın. Masa ve sehpaların üzerine örtü sermeyin. Ocakta tava-tencere varsa, sapını dışarıya doğru yerleştirmeyin. Mümkünse yemek yapılırken mutfağa girmesin.

Çamaşır makinesini, fişe takılı ve kapağı açık bırakmayın. Banyo-tuvalet küçüklerde (3-4 yaş altı) son derece tehlikeli olabilir. Yalnız başlarına girmelerine izin vermeyin. Hep gözlemleyin.

Değerli anne-babalar yukarıda sıraladığımız tedbirler, 0-6 yaş çocuk bulunan evin tasarımıyla ilgili şeyler. Bunlardan çok daha önemli olanı, bebeğe-çocuğa bakan kişinin “bir an bile” dikkatini çocuktan ayırmaması. Elbette iyi tasarlanmış bir evde kazalar çok daha az görülüyor. Ancak şunu unutmayın ki “bunu yapamaz, bu şeye ulaşamaz, henüz emeklemiyor, dolabın kapağı kapalı zaten vb.” dediğimiz durumlarda yanılıyoruz. Ülkemizde çocuk ölümlerinde kazalar hala üst sıralarda yer alıyor. Sakatlanma ve ciddi sağlık sorunlarının en önemli nedenleri arasında. Üstelik bunları engellemek elimizdeyken. Sağlıkla kalın.

Yazının devamı...

Aşı Reddi, Neden Aşı Karşıtı?

Değerli anne babalar aşı, tıp tarihi boyunca keşfedilmiş en yararlı tıbbi üründür. Yapılan bütün bilimsel çalışmalar aşıların son derece yararlı olduğunu göstermekte. Ancak son yıllarda, başta ABD’da olmak üzere aşı karşıtlığı hızla yayılıyor. Bu çok tehlikeli. Çünkü aşısız bir toplumda 2-3 tane kızamık vakası; hızla 10 bin hatta 100 binleri bulan bir salgına dönebilir. Ülkemiz çocuk aşılamasında çok başarılı bir ülke iken, 2017 yılında 23 bin aile çocuklarına aşı yaptırmayı reddetti. Eğer bu sayı 50 binleri bulursa büyük bir salgın kapımızı çalabilir. Bu arada aşılı çocuklar da risk altında olur. Peki dünyada buna ne sebep oldu? Altta yatan mantıklı bir sebep var mı? Bunlar hakkında farkındalık oluşturmak istiyorum.

1997 yılında bir İngiliz doktor, KKK (kızamık-kabakulak-kızamıkçık) aşısının “otizm” yaptığını iddia etti. Yapılan araştırmalarda bu ispat edilemedi. Bahsettiğimiz doktor meslekten men edildi. Ancak insanlar bu “kirli bilgi” neticesinde aşılardan korkmaya başladı ve kafalarda bıraktığı şüphe silinmedi. İngiltere’de KKK aşılama oranları Dünya Sağlık Örgütü’nün önerdiği asgari limit olan yüzde 95’in çok altına indi. Böylece “aşı reddi-aşı karşıtlığı” başlamış oldu. Bu vakada, aşılarda koruyucu olarak kullanılan “civa ve alüminyum” benzeri maddelerin otizme neden olabileceği iddia ediyordu. Oysa aşılarda kullanılan civa miktarı o derece düşük ki yaklaşık 100 gr derin deniz balığındaki kadar.

Bazı toplumlarda aşının “kısırlık yaptığı, bağışıklık sistemini çökerttiği, bebeğe ağır geldiği” gibi düşünceler yayılmıştır. Değerli anne babalar, aşı bir mikrobun zayıflatılarak, bir takım metodlarla hastalık güçleri kırılarak vücuda verilme şeklidir. Dolayısıyla hasta etme potansiyeli yoktur. Uygulandıktan sonra vücut onu tanır, hafızasına kaydeder ancak hasta olmaz. Daha sonra gerçek mikropla karşılaştığında onu yayılmadan imha edebilir. Yani bağışıklığı kuvvetlendirir. Kısırlık ya da benzer bir yan etki söz konusu değildir.

Bir de aşının ticari bir olay olduğu, ilaç şirketlerinin çıkarı için yapıldığına inanan insanlar var. Değerli anne babalar dünya ilaç sektöründe aşının payı (yüzde 2-3) son derece düşüktür. Sadece antidepresan ilaç pazarı bile aşıdan kat kat fazladır. Üstelik aşı, hastalıkları önlediği için sağlık giderlerini inanılmaz azaltır. Bu “serbest piyasa ekonomisi” zihniyetine aykırı bir durumdur. Çünkü korumak, tedavi etmekten çok daha kolay ve masrafsızdır. ABD’de KKK aşısı yapılmaya başladıktan sonra; ülkenin bu hastalıklara harcadığı para, aşılanmış çocuk başına 16 dolar azalmıştır. Yani aşılama, milli çıkara uygundur.

Değerli anne babalar, çok tehlikeli hastalıklar günümüzde “az görülüyor” ise bu aşılar sayesinde olmuştur. Ne mutlu ki ülkemizde çiçek hastalığı yıllar önce silindi. 1998 yılından beri çocuk felci yok. Boğmaca, difteri, tetanoz sıfıra yakın. Ama her güzel şey gibi kazanılması çok zor, kaybedilmesi çok hızlı olabilecek bir başarı bu. Aşılamadaki başarımızı devam ettirmek sadece devletimize değil biraz da size bağlı. Son derece güncel olan “Türkiye aşı takvimi’ne” uygun olarak aile sağlığı merkezlerimiz ücretsiz olarak aşı yapıyor. Çocuğunuzu ve diğer çocukları savunmasız bırakmayın, onları riske atmayın. Aşılatın. Sağlıkla kalın.

Dr Ferruh Baş
www.drferruhbas.com

Yazının devamı...

Çocuklarda Lenf Bezi Büyümesi

Değerli anne babalar, yaşamın bir döneminde her çocuğun karşılaştığı bir rahatsızlığı ele alacağım. Tıp dilinde “lenfadenopati” dediğimiz en sık olarak boyunda; ya da vücudun değişik yerlerinde karşımıza çıkan lenf bezi büyümeleri. Bu konuyu seçmemin nedeni çok sık görülmesi ve nadiren de olsa; habis hastalıkların bir bulgusu olması. Lenf bezlerinin büyümesine geçmeden önce lenf bezi nedir? Ne işe yarar? Ve yapıları nasıldır ondan bahsedelim.

Değerli anne babalar lenf bezleri doğumda vardır. Yani sağlıklı olan bedenin bir parçası, lenfatik sistemin parçasıdırlar. Vücudumuzda 300-600 arasında lenf bezi bulunur. Vücuda bir yabancı madde (virüs, bakteri, mantar vb) girdiğinde, lenf damarları yoluyla lenf bezlerine taşınır. Orada antijenik yapısı vs. tanımlanarak bağışıklık yanıtının oluşturulması sağlanır. Üretilen bağışıklık maddeleri ve bu antijenler kan dolaşımına salınarak orada bir savaş başlatılır. Amaç bir an önce bu antijenin (virüs, bakteri..) yok edilmesidir. Boyunda, ensede, koltuk altında, dirsek arkasında, eğe kemiğinin üstünde, bacak arkasında, kasıkta, batında ve göğüs boşluğunda dağılmış halde bulunurlar. Her lenf bezi, kendine bağlı olan bölgelerden sorumludur. Yani enfeksiyon etkeni vücuda nereden girdiyse o bölgenin lenf bezi faaliyete geçer. Yenidoğan bir bebekte lenf bezleri olmasına rağmen elle-gözle fark edilemez. Çocuk ne zaman virüslerle -bakterilerle karşılaşır; ondan sonra büyümeye başlarlar. 8-12 yaşlar arası, lenf bezlerinin en fazla görüldüğü yaşlardır. Peki lenf bezi ne kadar büyürse önemsenmelidir? Boyunda ya da koltuk altındaysa ise 1 cm, kasıkta ise 1.5 cm’yi geçmiş olması gerekir. Bundan daha küçük olanları lenfadenopati(LAP) kabul etmiyoruz. Bu arada eğe kemiğinin üstünde görülen LAP’ ler her zaman tehlikelidir ve acil ele alınmalıdır.

Demek ki lenf bezleri her çocukta buluyor. Ve görevleri bağışıklığı sağlamak. Uğraştıkları iş bakteri, virüs, mantar(yani antijenler) gibi enfeksiyon etkenlerini temizlemek. Bunu yaparken belli bir fizyolojik sürece bağlı olarak büyüyorlar. En sık olarak karşımıza çıkan LAP nedeni sistemik ya da lokal enfeksiyonlar. Ve bu çoğunlukla bulunduğu lokalizasyonla ilgili. Sözgelimi; boyundaki LAP’ lerden genellikle baş, boyun, boğaz, kulak, diş, saçlı deri gibi o bölgenin hastalıkları sorumludur. Kasıktakilerden bacaklar, kasık bölgesi, anal bölgenin enfeksiyonları araştırılmalı. Dolayısıyla bir yerde lenfadenopati varsa ona bağlı olan bölgede bir patoloji araştırılmalı. Sıklık sırasına göre ikinci LAP nedeni lenf bezinin kendisinin iltihaplanması. Bunlardan da gene virüsler, bakteriler (streptokok, stafilokok gibi) sorumlu. Klinik değerlendirmeye göre antibiyotik tedavisi veya başka tedaviler gerekebiliyor. Buraya kadar olan nedenler LAP sebeplerinin büyük çoğunluğunu oluşturuyor. Daha nadir olarak depo hastalıkları ve kollajen doku hastalıkları da var. Bunlar tek başına lenf bezi şişlikleriyle değil, başka pek çok semptomla kendini belli ediyor. O nedenle üstünde durmayacağım.

Sizi ve biz çocuk hekimlerini en çok kaygılandıran sebep; nadir görülseler de lösemi ya da lenfomalar. Akut lösemilerin yüzde 70’inde LAP görülüyor. Lenf bezinin habis tümörü olan lenfomalarda ilgili lenf bezi lastik gibi sert ve hareketsiz büyüyor. Bunlarda antibiyotik ya da benzer tedavi yaklaşımları işe yaramaz ve bez git gide büyür. Genellikle ağrı yoktur. Ayrıca ateş, kilo kaybı, iştahsızlık, gece terlemesi gibi semptomlar eşlik eder. Bu arada vücudun başka yerlerindeki kanserlerin lenf bezine sıçramasıyla da LAP görülebilir. Onlarda çok daha ayrıntılı, tüm vücut incelemesini gerektiren tetkikler gerekir. Habis(kanser türü) nedenler ön tanıda olursa lenf bezi biyopsisi ve/veya kemik iliği biyopsisi gerekebilir.

Değerli anne babalar, çocuklarda lenf bezi büyümesi hemen daima olabilecek bir şeydir. Şunu bilmelisiniz ki en sık sebep; enfeksiyonlardır ve çocuğunuzda hayati tehlike yaratmaz; kendiliğinden ya da tedaviyle iyileşir. Ama tedaviyle-zamanla küçülmeyen, sebep olarak bir enfeksiyon etkeni saptanamamış, giderek büyüme eğiliminde olan, çocukta düşmeyen ateş-kilo kaybı, gece terlemesi gibi genel semptomların olduğu durumlarda sebep ciddi olabiliyor. Çocuğunuzun boynunda bir şişlik gördüğünüzde hemen üzülüp moralinizi bozmayın. En yakın zamanda doktorunuza başvurun. Sağlıkla kalın.

Dr.Ferruh Baş
www.drferruhbas.com

Yazının devamı...

Nezle, Grip, Gergedan...

Sevgili anne babalar son günlerde sosyal medyada "yeni" bir grip türünden bahsedilir oldu: "gergedan gribi-gergedan virüsü". Peki böyle bir şey var mı? yani kuş gribi ya da domuz gribi gibi yeni bir grip türü mü bulundu? Cevap hayır. Ne gergedan virüsü diye bir şey var. Ne de gergedan gribi diye bir grip türü. Bu tamamen bir çeviri hatasından kaynaklanıyor. Nasıl mı şöyle: insanlarda en çok nezle yapan virüsün adı "rhino virüs"; gergedanın İngilizce'deki karşılığı da "rhinoceros". Ne kadar benzer değil mi? Aslında ilginç bir rastlantı var. Çünkü "rhino" Latince'de burunla ilgili demek. Bu yüzden koca burunlu gergedan bizim kafamızı karıştırmış.

Nezle ya da soğuk algınlığı, yüzde 90'ı virüslerle oluşan bir hastalık. En sık görülen virüsler ise rhino virüs, korona virüs, parainfluenza ve RSV. Yani her ne kadar adı soğuk algınlığı olsa da; hastalığa sebep olan şey soğuk hava değil. Ancak soğuk havada bağışıklık sistemi biraz zayıflıyor ve çocuklar kapalı ortamlarda daha fazla vakit geçirdikleri için daha hızlı yayılıyor. Özellikle kreşler, okullar, alışveriş merkezleri, toplu taşıma araçları virüsün hızla yayıldığı yerlerdir. Hasta olan biri hapşırdığında veya öksürdüğünde havaya binlerce virüs saçılıyor ve saatlerce havada asılı kalıyor. O anda ya da daha sonra o ortama giren çocuk virüsü kapıyor. Kuluçka süresinin ardından semptomlar başlıyor. "Nezlede" şikayetlerin odağında burun tıkanıklığı, burun akıntısı, burunda kuruluk ve kaşıntı hissi var. Ayrıca hapşırık, hafif ateş, hafif baş ağrısı, öksürük ve halsizlik eşlik eder. İlk 2-3 gün şikayetler ilerler, ardından hafiflemeye başlar ve 6-7 gün içinde iyileşir. Genelde böyle seyreder. Ancak küçük çocuklarda-bebeklerde komplikasyonlara yol açabilir. Bunlar orta kulak iltihabı, bronşit, sinüzit, zatürre ya da menenjit olabilir.

Değerli anne-babalar nezleyle en çok karıştırılan hastalık "griptir". Yani influenza. Bu hastalığın etkeni başka bir virüs olan "influenza" virüsüdür. Her yıl kendini yenileyebilen bir virüs "influenza". Bu nedenle salgın yapma potansiyeli var. Bulaşma şekli aynen nezledeki gibi damlacık yoluyla oluyor. Klinik semptomlar ve şiddeti bakımından ise nezleden çok farklı. 39-40 dereceyi bulan şiddetli ateş, öksürük, ciddi düzeyde kas-eklem ağrıları, ileri derecede halsizlik ve bitkinlik vardır. Çocuk adeta dökülür. Nezle gibi 6-7 günde iyileşmez. Bazen 2-3 hafta kadar sürebilir. Nezleden çok daha fazla komplikasyona neden olabilir. Özellikle küçük çocuklarda ve bebeklerde tehlikeli olabilir. Ateşe bağlı havale, beslenememeye bağlı sıvı kaybı, orta kulak iltihabı, zatürre, menenjit-ensefalit bunlardan bazıları. Hastalık çocukta kilo kaybına neden olabilir.

Bahsettiğimiz iki hastalığın tedavisinde antibiyotiklerin yeri yoktur; destek tedavisi son derece önemlidir. Bol bol sıvı verilmesini, tavuk-et suyuna çorbalar-meyve-sebzeler yoluyla enerji ve vitamin desteğini, bitkisel çaylarla çocuğun rahatlatılmasını tavsiye ediyoruz. Yaşına ve kilosuna uygun ağrı kesici-ateş düşürücüleri verebilirsiniz. Benim önerim, yukarıdaki bulgular çocuğunuzda başladığında; ilerlemeden çocuk doktorunuza başvurmanız. Doktorunuz ayırıcı tanıyı yapacak ve erkenden gerekli tedaviyi vererek komplikasyonların oluşmasını önleyecektir.

Sağlıkla kalın.

Dr.Ferruh Baş
www.drferruhbas.com

Yazının devamı...

Dikkat! Akut Bronşiolit ve Bronşit Hızla Artıyor

Sevgili anne babalar, kış mevsiminin başlamasıyla üst solunum yolu enfeksiyonları (üsye) hızla arttı. Ancak bundan daha önemlisi enfeksiyon aşağıya, yani akciğerlere doğru ilerleyebiliyor. Özellikle 2 yaşın altındaki süt çocukları için daha ciddi bir durum oluşturuyor. Hastalık, bronşlara indiğinde bronşit; daha ince havayollarına inerse bronşiolit diyoruz. Sebep genellikle virüsler. Özellikle de RSV dediğimiz virüs. Parainfluenza, adenovirüs ve mikoplazmalar da akciğer enfeksiyonlarına neden olabiliyor.

Peki hastalığın aşağıya (akciğerlere) indiğini nasıl anlarız?

İlk başta üsye bulgularıyla başlar. Yani burun akıntısı- burun tıkanıklığı, ateş, halsizlik, genizde-boğazda yanma, baş ağrısı, hafif öksürük, bebeklerde huzursuzluk gibi. Öncelikle üst solunum yolları dokusunda üreyip çoğalıyor. Bu dönemde fark edilip önlem alınmazsa ilerleyebiliyor ve akciğerlere iniyor. Burada çocuğun bağışıklık durumu ve beslenmesi çok önemli. Yani her çocuk üsye’den sonra bronşit-bronşiolit olmaz. Özellikle iyi beslenen-anne sütü alan bebekler daha şanslı. Çünkü immuniteleri güçlü olduğu için hafif atlatabiliyorlar. Eğer şiddetli öksürük, hırıltılı solunum, hızlı nefes alıp verme, göğüs kafesinde inip-kalkma, bebeklerde emememe gibi bulgular başladıysa bronşit-bronşiolit başlıyor demektir. Beklemeden doktorunuzu aramalısınız.

Son zamanlarda mevsimin de etkisiyle hızlı ilerleyen bir durumla karşı karşıyayız. Bir gün önce üsye tablosunda olan bebek, ertesi gün bronşiolitle gelebiliyor. Anne babalar ilk anda fark edemeyebiliyor. Ayaktan şurup-nebül tarzı ilaçlarla tedavi olabilecek bir hastalık, ilerlediğinde hastaneye yatış gerektiriyor. Bebeğinizde-çocuğunuzda yukarıdaki bulguları görüyorsanız vakit kaybetmeden doktorunuza başvurun. Çünkü ilerlediğinde tedavisi çok daha zorlaşıyor. Sağlıklı günler dilerim.

Dr.Ferruh Baş
www.drferruhbas.com

Yazının devamı...

Çocuklarda Yüksek Ateşe Dikkat! Ateş Sınırı Ne Olmalıdır?

Değerli anne babalar, çocuklarda ateş çok rastladığımız ve acil müdahele gerektiren bir durumdur. Ateş bazen önemli bir hastalığın belirtisi olabilir. Bu nedenle ateş durumunda aile, ne yapacağını iyi bilmeli sonrasında ise çocuk doktoruna başvurulmalıdır.

Ateş vücutta bir problem olduğunu gösteren en belirgin şikayettir. Bir belirteçtir. Aynı zamanda belirli bir yoldan vücuda giren mikrobu öldürmeye, yok etmeye yönelik bir savunma mekanizmasıdır.

Çocuk doktoruna poliklinikte başvuruların yüzde 10-20’si, acil servis başvurularının ise yüzde 20-30’u ateş nedeniyle olmaktadır. Çocuklarda ateş, her zaman acil ve öncelikli bir durumdur. Bebek bekletilmeden muayene edilmelidir.

Peki kaç derecenin üstü ateş kabul edilir? Çocuklarda nasıl ve nereden ölçüm yapılmalıdır? Bunlara geçmeden önce normal vücut sıcaklığını bilmemiz gerekir. Normal vücut sıcaklığı 36.3C ile 37.4C arasındadır. 37.4C’nin üstüne çıktığında hafif ateş olarak kabul edilir 38C’nin üstünde ise önemsenmelidir. Bu değerler koltukaltı ölçümü için belirlenmiş değerlerdir. Ateş, vücudun değişik yerlerinden de ölçülebilir. (kulak,makat, ağız, alın gibi). En doğru sonucu makattan ölçüm göstermesine rağmen ben koltukaltından ölçümü öneriyorum. Çünkü pratik uygulamada makattan ölçüm zor ve bazı riskler taşıyor. Koltukaltından ölçüm yaparken dereceyi en az 2-4 dakika koltukaltında bekletmek gerekli. Kulaktan ölçümde vücut ısısı daha yüksektir. Alın gibi uzaktan ölçümlerde ise hata payı çok yüksek olmakta.

Çocuğunuzun ateşini ölçtünüz ve yüksek çıktı. Ne yapmalısınız. İlk olarak kıyafetlerini çıkarın (üzerinde sadece atlet veya body kalsın) ve odanın sıcaklığını biraz düşürün. Bol su-sıvı desteği başlayın. Tekrar ölçtüğünüzde 38-38,5 C’nin altına düşmüyorsa parasetamol veya ibuprofen şurup/fitil verebilirsiniz. (Bu arada doktorunuzu aramalısınız). 30-60 dakika bekledikten sonra hala düşmediyse soğuk uygulamaya başlanmalıdır. Peki soğuk uygulama nasıl olmalıdır? Geniş bir kap içine banyo suyundan 1-2 derece daha ılık (kesinlikle soğuk su değil!) doldurun ve bebeğinizi oturtun. Bir bezle boynunu, koltukaltlarını ıslatın (10-15dk). Çocuğunuz büyükse doğrudan duşa sokabilirsiniz. 10-15 dakika boyunca oyun şeklinde duşun altında tutun. Bununla da düşüremezseniz doktorunuza başvurun. Acil serviste ateşe yönelik bazı uygulamalar gerekebilir.

Çocuklarda ateşin sebeplerine bakacak olursak; en sık neden bir enfeksiyondur. Bunun da başında üst solunum yolu enfeksiyonları(ÜSYE) gelir. Özellikle sonbahar-kış aylarında ÜSYE pik yapar. Ardından mide barsak enfeksiyonları (akut gastroenterit), idrar yolu enfeksiyonu, döküntülü hastalıklar sayılabilir. Enfeksiyon dışında; aşırı ortam ısısı, aşı sonrası, diş çıkarma, vücut sıvı kayıplarına bağlı, romatizmal, onkolojik ve nörolojik hastalıklar nedeniyle de ateş olabilir.

Bazı durumlarda ateş, çok daha önemlidir ve acil durum olarak değerlendirilmelidir. Bunlar; 3 aydan küçük bebekse, ateşli havale (febril konvülsiyon) öyküsü varsa, ateş 39C’nin altına inmiyorsa, uykuya meyil varsa, emmesinde bozulma-sıvı alamama, solunum güçlüğü varsa acilen doktorunuza başvurun.

Sevgili anne-babalar; ateşli çocukta en önemli şey bebeğin genel durumudur. Ateşi hafif olup bebek iyi görünmüyorsa! altta yatan neden ciddi olabilir. Bunun tersi de geçerlidir. Çocuklarda en sık gördüğümüz şikayet olan ateşi önemseyin ve ateşli geçen bir geceden sonra mutlaka doktorunuza başvurun. Sağlıkla kalın.

www.drferruhbas.com

Yazının devamı...

Eyvah Çocuğum Şişmanlıyor! - 9 Maddede Obeziteyle Baş Etmenin Yolları

Sevgili anne-babalar, vücutta sağlığı bozacak ölçüde; anormal ve aşırı yağ depolanmasına; obezite & şişmanlık denir. 2000’li yıllara kadar şişmanlık, önemli bir sorun değilken; yeni yüzyılda en önemli halk sağlığı sorunu haline gelmiştir. Peki “neden bu kadar hızla artmaktadır? Nasıl önleyebiliriz? Ne yapmalıyız” diye soruyorsanız bu yazıyı okumalısınız.

Obezitenin tanımlanmış birkaç sebebi var. Sıklıkla ekzojen dediğimiz, yani fazla yemeye bağlı olan tipi görülüyor. Endojen obezitede ise hastalığa başka bulgular da eşlik ediyor. Burada benim ele almak istediğim konu ekzojen obezite. Yani fazla beslenmeye bağlı şişmanlık. Çünkü yaygın olan tipi bu demiştik ve kişinin-ailenin alacağı tedbirlerle önlenebiliyor.

Şişmanlıkta genetik miras çok önemli; ebeveynlerden birisi şişmansa çocuğun şişman olma riski %40’a çıkıyor. İkisi de şişmansa bu oran %80 oluyor. Demek ki şişman anne babalar daha fazla dikkat etmeliler. İkinci sebep şehir hayatının getirdiği yaşam tarzı. Nedir bu? Eve kapalı ve düşük fiziksel aktivite; sınırsız yiyecek sunumu. Aslında temel sorun bu. Yani sınırsız gıda tüketimi. Ve bunu yakamayan bedenin biriktirmek zorunda kalması. Bir de beslenme tarzımızdaki değişim olayı tamamlıyor. Süper market diyeti denen karbonhidrat ve doymuş-trans yağlardan oluşan besin tüketimi vücudun dengesini büsbütün bozuyor.

Sevgili ebeveynler, çocukluk çağı obezitesi yetişkinlerden çok daha farklı ve önemlidir. Henüz büyüme-gelişmesini tamamlamamış minik bedene çok zarar veriyor. Cilt altında ve iç organların etrafında biriken yağlar, sadece kilo artışına sebep olmuyor. Metabolik dengeyi alt üst ediyor.

Kan şekeri yüksekliği ve tip-2 diyabete zemin hazırlıyor. Metabolik sendrom yapıyor. Karaciğer yağlanması yapıyor. Kan yağlarında (kolesterol gibi) bozulmaya neden oluyor. Kalbi ve dolaşım sistemini yoruyor. Kas-iskelet sisteminde bozukluklara yol açıyor. Bağışıklık sistemini zayıflatıp sık enfeksiyonlara sebep oluyor. Bazı kanser türlerinde artışa yol açıyor. Solunum sisteminde kapasitenin azalmasına neden oluyor. Deride pişikler, renk değişiklikleri ve aşırı terlemeye neden oluyor. Kızlarda erken ergenlik, erkeklerde ergenlik gecikmesi yapıyor. Adelosanlarda psikolojik bozukluklara neden oluyor. Yani zarar vermediği sistem yok. Ve bunların sonucunda beklenen yaşam süresini kısaltıyor!

Peki ne yapmalıyız? Çocuğumuzu bu sinsi ve tehlikeli hastalıktan nasıl korumalıyız? Bunun cevabı maddeler halinde aşağıda:

Sorunun temeli genellikle bebeklikte atılıyor. İlk 6 ay yalnız anne sütü ile beslenen bebeklerde şişmanlık daha az gelişiyor. Erken ve uygunsuz ek gıda verilenlerde ise daha fazla görülüyor.

İnsan vücudu, ihtiyacı kadar gıdayı yakıyor. Fazlası yağ deposuna gidiyor. Çocuğunuz size “doydum” dedikten sonra onu daha fazla yemeye zorlamayın!

Kahvaltı günün en önemli öğünüdür. Bazal metabolizmayı hızlandırır. Yani kalori yaktırır-enerji tüketimini artırır. Sakın atlamayın!

Çocuğunuzu fast-food tarzı yemeklerden olabildiğince uzak tutun. Kızarmış patates yerine haşlanmış patates yapın. Kola yerine ayran tercih edin. Şekerli içecekler, kola, gazoz, hazır meyve suları aşırı miktarda şeker içerir ve yağlanma yaparlar; uzak durun.

Süpermarket diyeti dediğimiz bir beslenme tarzı hızla yayılıyor. Gofret, çikolata, bisküvi, kraker tarzı şeyler bunlar. Sadece kilo aldırmıyorlar. Yoğun miktarda doymuş-trans yağlar içerdikleri için kan yağlarını yükseltip erken yaşta kalp krizine ve inmeye sebep oluyorlar. Lütfen bunları yemeyin, çocuğunuza da yedirmeyin.

Obeziteye neden olan şeyin fazla beslenme olduğunu söylemiştik. Ama özellikle unlu-şekerli gıdalar, makarna, pilav, börek-çörek, tatlılar, çikolata gibi yiyecekler çok daha fazla şişmanlatıyor. Lifli-posalı gıdalar, taze sebzeler, çorbalar, baklagiller ve kararında yenen fındık-badem-ceviz ise tam tersine metabolizmayı dengeye sokuyor. Çocuğunuza günde birkaç porsiyon mevsim meyvesi yedirmeyi unutmayın.

Ekran karşısında yemek yemeyin, çocuğunuzun da yemesine izin vermeyin. Televizyon izlerken çok daha fazla yemek yediğimizi unutmayın.

Bir de probiyotiklerden bahsetmek istiyorum. Bilimsel çalışmalarda obezite ile barsak bakterileri arasında bir ilişki olduğu görülüyor. Ben probiyotik olarak hastalarıma evde yapılmış yoğurt, kefir, ayran öneriyorum.

Son olarak önerim; çocuğunuza aktif bir yaşam tarzı aşılayın. Bilgisayar başında oturarak değil parkta, bahçede oyun oynamasını destekleyin. Yürüme, bisiklete binme ya da yüzme çok etkili yağ yaktıran aktivitelerdir.

Sağlıkla kalın.

www.drferruhbas.com

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.