MODA
GÜZELLİK
AİLE
SAĞLIK

'Yokun İmtihanı'...

Her insan gibi her kadın da kaderinde yazanı yaşıyor. Aldatılırsın çocuğunun elinden tutar arkanı döner gidersin, şiddet görürsün yine çocuğunun elinden tutar arkanı döner gidersin. Zor zamanlarının limanı olur haberi olmadan. Üzüntülerin, kaygıların, korkuların bir süre sonra dert olmamaya başlar. Sorumluluğun büyüktür. Tam yıkılmaya karar verirsin içeriden seslenir ‘Anneeee!’…

Seni ayakta tutan, yaşadıklarına katlanmanı sağlayan en büyük desteğin. En iyi yol arkadaşın hep yanındadır. Bilirsin ki ellerin hep sıcacık bir çift el ile doludur. Yapılan tüm haksızlıkların karşılığında dünyayı yakmak istersin ama hep evladını düşünerek adım atmak zorundasındır ve bir bakmışsın hırsların, nefretin, kinin hepsi uçup gitmiş aslında seni doğru insan yapmış.

Bir de elleri o sıcaklıktan uzakta buna hasret yaşayan kadınlar vardır. İmtihan bu ya, yakacak ya Rabbim kulunu.. Herkesin imtihanı farklı seni de buradan tabii tuttu sınavına belli ki..

Ve son dönemde çevremde çocuk sahibi olamayan kadınların sayısı çok arttı. Konuşmak istedim. Ne yapmalıyız? Nasıl davranmalıyız? Kalplerini kırmadan neler yapabiliriz? Farkında olmadan yaptığımız hatalar neler?

Ben bu gibi durumlarda fazlaca gerilen bir insan evladıyım. Aman ağzımdan yanlış bir söz çıkmasın. Ali’yi ortama götürsem gözüne sokuyor gibi olur mu? Ali pot kıracak, karşı tarafı üzebilecek bir soru sorar mı? gibi onlarca soru eşliğinde giriyorum böyle ortamlara. İstedim ki bilelim. En doğrusunu yaşayan anlatır bize diye düşündüm.

Kalbi, sesi, düşünceleri en naif ve kırılgan olan insanı çıkardı Allah karşıma. Dedim ‘Tamam doğru kişiyi buldum konuşmak için!’..

Yaptığım en zor röportaj. Ağzımdan çıkacak lafları ölçüp, biçmekten (ki genelde ölçüp, biçmem) konuşamıyorum. Umarım kimsenin gönlünü incitmeden bu işin üstesinden gelebilirim. Buyurun öyleyse 10 senedir avuçlarında bir çift minik el olması için çaba harcayan Seda’nın hikayesine…

Senin tabirinle; 'Yokun imtihanı' diyelim mi?

İlk sorudan ağlamasak iyi olurdu ama nasip. Peki Seda eksik hissettiğin oldu mu?

Bunca tecrübeden sonra elinde ne var?

Anne olamamak mı yoksa insanlar mı daha çok acıtıyor?

Peki pes etmek yok mu bu yolda Seda?

Su gibi akıp gitti röportaj, içimi deldin geçtin güzel kadın. Çok teşekkür ederim bana vakit ayırıp gönlünü açtığın için. Rabbim hayırlı zamanda, hayırlı evlat nasip etsin inşallah sana ve tüm isteyenlere…

Yazının devamı...

Çocuklarınıza Kulak Verin!

Farklı olanı kabullenmenin ilk adımı empati. Sizlerden ricam eleştirel yanınızı cebinize koyun ve sonuna kadar tüm ebeveynlik duygunuzla kendi çocuğunuz ile yapılmış bir röportaj gibi okuyup bir gencin neler yaşadığını öğrenmeye çalışın. Hem kim bilir belki yıllar sonra aynı röportaj sizin çocuğunuz ile yapılacaktır.

21 Mayıs Salı akşam üstü saat 17.00 suları. Anlaştığımız gibi Şafak bize geldi. Bende merak, heyecan, endişe ve bir sürü şey daha… Kapıyı açtım ve başlarda elini ayağını nereye koyacağını bilemeyen, biraz utangaç, biraz tedirgin bir delikanlı. Öyle sandığınız gibi gözler fel fecir okumuyor. Çakallık desen bu çocuğun yanından geçmez. Benden tam 11 yaş küçük. Pırıl pırıl ama gerçekten pırıl pırıl bir çocuk. Ben karşımda hafif asi, biraz ağzı bozuk birini görmeyi beklerken edebi ile beni şaşkına uğrattı. Şafak 18 sene Van’da ailesi ile yaşamış. Zorlukları, ailesinin kabullenmemesi, şiddet aklınıza ne gelirse başına gelmiş. Ama kendinin bile farkında olmadığı olayın çok dışında bambaşka bir detay olarak o ailenin ve içinde büyüdüğü kültürün etkisi ile öyle terbiyeli bir çocuk olmuş ki bunu tanımadan anlamanız imkansız.

Konuşurken bıyık altı tatlı bir gülümsemesi var. Bıyık altı sözü erkekler için kullanılırdı değil mi? İnanın karşımda hiçbir şekilde henüz hormon tedavisi vs. görmemesine rağmen bir erkek bedeni vardı. Elleri, yüzü, çıkık damarları, ayakları.. Evet inceledim hem de oturduğu süre boyunca inceledim. Hani tavrını, tarzını, oturup/kalkmanı erkek gibi kendin yaparsın belki ama vücut dinamiğin kadındır bu öyle bir şey değil.

Tanıyanlar çok iyi bilir sokaktan hiç tanımadığım insanları bile evime davet ederim yeri geldiği zaman. Nefes alan hiçbir canlıya karşı cinsiyeti, kökeni, inancı yüzünden ön yargım olmadı. En azından ben öyle sanıyormuşum. Ben bile gelecek kişinin hafif asi, biraz ağzı bozuk olabileceğini düşünebiliyormuşum demek ki. Önyargının dibi. Beni utandırdığın için ekstra teşekkür ederim. Şimdi fikrinizi değiştirmeniz için değil sadece ebeveyn olarak kim bilir belki çocuğunuzun farkına varmanız için buyrun Şafak ile olan röportajımıza;

Ben kadın bedeninde bir erkek olduğumu tam olarak 5-6 yaşlarımda anladım. Bu cevaba genel olarak inanmayanlar oluyor. Fakat zaten araştırmalara göre bir çocuk cinsel kimliğinin farkında 3-4 yaşlarında varır. 4 yaşına gelen bir çocuk toplumda kadın erkek ayrımı yapabilir. Yaş ilerledikçe kızlar kızlarla, erkekler erkeklerde birlikte vakit geçirmeye başlar ve çocukların cinsel kimliği belirginleştikçe, altını çizerek söylüyorum, toplumsal normlara göre renk tercihleri, oynayacağı oyuncak tercihleri şekillenmeye başlar. Tam bu evrede aslında kızların oynadığı oyuncaklar yerine erkeklerin oynadığı oyuncaklara yönelip, yine erkek kuzenlerimle takılırdım. Biraz da yaşadığım coğrafyadaki cinsiyetçilik yüzünden kimliğimin farkına erken vardığımı düşünüyorum çünkü bana erkeklerle takılmamam gerektiği söylenir, elime oynamam için oyuncak bebekler verilirdi. Bu durumu tuhaf karşıladığım sıra altı yaşındaki kuzenimin penisini görmem ile kafama dank etti; ben de bir eksiklik vardı.

Altı yaşında okula başlamam ile birlikte durum benim için daha da zorlaşmaya başlamıştı çünkü asla bedenime ve bulunduğum ortama adapte olamıyordum. Bana söyleneni yapıp istedikleri şekilde davranmaya, duygularımı gizlemeye karar vermiştim. Düzeleceğimi düşünüyordum. Daha doğrusu düzelmem gerektiğini düşünüyordum çünkü çevremdeki kimsede böyle bir sorun göremiyordum. Anlamlandırmaya çalışıyordum bir şeyleri. Her gece uyumadan önce sabah uyandığım zaman erkek olacağıma inanır, sabah uyanınca yine akşama kadar dua ederdim. Utana sıkıla. Çünkü bedenime ait olmamakla beraber çocukluk aşklarım kızlar oluyordu ve bu durum beni utandırıyordu. Dua ederken mahcup bir şekilde özür dilerdim, sanki böyle hissetmek benim suçummuş gibi.

Bu hayallerle yatıp kalkarken ‘Gökkuşağının üstünden atlarsan cinsiyetin değişir.’ sözünü duymam üzerine, gökkuşağının çıktığı bir gün dağa tırmanmıştım. Gökkuşağına ulaşamayınca, eve dönerken cinsiyetimin değişmesi durumunda anneme açıklama yapamayacağımı düşünerek kendimi avuttuğumu hatırlıyorum.

Transseksüellik bir cinsel kimlik ve kimse ergenlik döneminde olsa dahi kimliğinin ne olduğunu sorgulamaz ki. Çünkü kimlik bizlere zaten 3-4 yaşlarındayken henüz, yerleşen bir şeydir. Nasılsa siz kadın olup olmadığınızı sorgulamıyorsunuz ve ileride cinsiyet değiştirip erkek olmadığınız için pişmanlık duymayacaksanız, ben de aynı şekilde kimliğimi beden cinsiyetimle uyumlu hale getireceğim, halk diliyle cinsiyetimi değiştireceğim için pişmanlık duymam. Ha, bu bir kimlik değil de yönelim olsaydı, yani ben bir eşcinsel olsaydım o zaman bir yönelimden diğerine geçiş sağlayabilir, kafa karışıklığı yaşayabilirdim. Aynı zamanda kimsenin dikkat çekmek için böyle bir şey yapacağını aklım olmuyor. Neden ailemin beni reddecek olmasını göze alayım ki sırf dikkat çekmek için? Yalnızca aile değil, toplumun her alanında tepki çekecek, dışlanılacak bir duruma özenileceğini düşünmek saçma.

Tedavi etmek hastalıklar için kullanılan bir tabir ve transseksüellik tabii ki hastalık değil. Sonuç olarak ceninin anne karnında oluşumunun ikinci ayında, dünyada bin bebekten altısı beyni erkek, bedeni kadın ya da beyni kadın, bedeni erkek olarak doğuyor. Yani daha anlaşılır konuşmak adına şunu söyleyebilirim; Her memelide yavrunun başlangıçtaki cinsiyeti dişidir. Hatta erkeklerde de meme ucunun bulunmasının sebebi budur. Tam bebeğin anne karnında oluşumunun ikinci ayında beyin erkek oluşurken beden dönüşümünü tamamlayamayarak kadın oluşur, ya da beyin kadın iken beden dönüşerek erkek oluşur.

Yani ben kadın hormanlarına, kadın cinsel organına sahip iken buna zıt olarak erkek beynine sahibim. Bazı insanlar östrojen hormonu alarak kadın gibi hissedebileceğimize inanıyor. Fakat benim hormonlarımda bir sıkıntı yok ki. Ben kadın bedenindeyim zaten. Hormon almak daha fazla kadınsı gömrünmeme sebep olur, kadın gibi hissetmemi sağlamaz ki. Şöyle bir örnekle açıklayabilirim; Bazı kadınların testesteron hormonunun ağırlıklı olması yüzünden, yüzlerinde sakallanmalar mevcut olabiliyor. Bu kadın hastaneye gidip östrojen hormonu aldığı zaman ne olur? Daha kadınsı bir yüze sahip olur. Peki östorjen alması kadın gibi hissetmesine sebep olur mu? Hayır. Sakalları varken, yani testesteron oranı yüksek iken erkeksi hissediyor mu? Hayır. Demem o ki; Hormonlar kişinin hangi cinsiyette olduğuna karar vermez.

Yine bu durumu yetiştirme tarzına bağlayan insanlar olabiliyor. Hatta zorladığım takdirde kadın gibi hissedebileceğime inananlar da var. Son iki seneye kadar kendimi inanılmaz kadın gibi hissetmeye zorladım. Bu durum benim için bir artı olmadı ki hiçbir zaman. Kadın gibi hissetmem ya da bu şekilde cinsiyet değiştirmeden yaşamam mümkün olsaydı neden bu kadar zor bir yolu seçip ailemi, arkadaşlarımı, barınma hakkımı ve daha birçok şeyi kaybetmeyi göze alayım ki? Herhangi bir erkek ya da kadın bir günlüğüne de olsa kendini karşı cinsiyettenmiş gibi hissetmeye zorlayabilir mi? Peki zorladığı takdirde karşı cinsiyetten olabilir mi? Tabii ki hayır. O zaman neden beyin cinsiyetim erkek iken benden ömür boyu kadın gibi hissetmemi bekliyorlar?

Toplumumuzun transseksüelliği kabullenmemesinin başında din geliyor ve sanırım cevaplamaya en çok heveslendiğim soru da bu. Çünkü aslında Allah’ın yaratmış olduğu ben ve benim gibi insanları kabullenmiyor ve bizleri Allah’ın yarattığını inkar etmek ile suçluyorlar.

İslam dininin transseksüellik hakkında bir hükmünü bulamadım. Bakın eşcinsellik demiyorum transsekssüellikten bahsediyoruz lütfen karıştırmayın. En fazla bazı alimler doğru olmayan yorumlarda bulunmuş ki İslam dininin böyle bir konu hakkında kesin bir hüküm vermemesi durumunda bizler insan aklıyla kesin bir şekilde doğrudur ya da değildir diyemeyiz. Ben sadece cinsiyet değiştirmenin günah olduğunu düşünen insanlar için bu konuya açıklık getirmek istiyorum.

Zamanında yapılan otopsiler sonucu gerçekten de bir insanın bedeni ile beyninin farklı cinsiyetlerde olduğu görülmüştür. Ne yazık ki anne karnındayken en azından şimdilik bir bebeğin transseksüel olduğu saptanamıyor. Bu durumda ben ve diğer transseksüeller cesaretimizi toplayabilirsek eğer, kalkıp ‘Bunca zaman sustuğum yeter! Ben gerçekten bu bedene ait değilim ve bu şekilde yaşayamıyorum.’ diyerek insanları buna ikna etmeye çalışıyor ve zor durumda kalıyoruz. Cinsiyetin yaratılışa değil, yetiştirilme tarzına bağlı olarak şekillenip, değişebileceği teorisini savunan Doktor Money’in bu teorisi 1980 yılında çürümüştür ve ne yazık ki 39 yılın ardından bizler hala beyin cinsiyetimizin yetiştirilme tarzına bağlı olarak değiştirilmesinin mümkün olmadığını anlatmaya çalışıyoruz. Öyle olsa, çocukluğumda henüz erkeksi davranışlarımı fark eden ailemin 15 yıl boyunca beni kadın gibi yetiştirme çabaları sonuç verir ve ben kadın gibi hissederdim, değil mi? Ee, sonunda benim bile Van gibi bir yerde, toplumun tüm baskılarına rağmen kendimi, benliğimi inkar edemeyip ailemi bile karşıma alabilmiş olmam kadın gibi hissedemeyeceğim içindi. Hani Şahika Yüksel’in bir sözü vardır; Transseksüeller böyle doğar, böyle yaşar ve böyle ölür.

Bu durumda geriye beynimi çıkarıp yerine kadın beyni takılması falan gerekiyor herhalde. Bu da mümkün olmadığı için, yani toparlamak gerekirse beyin cinsiyetimi beden cinsiyetime adapte edebilmem mümkün olmadığı için, bana kalan tek şey beden cinsiyetimi beyin cinsiyetime adapte etmek. Yani cinsiyet değiştirmek.

Ki, Müslümanların çoğunlukta olduğu Türkiye’de trannsseksüel bireylerin cinsiyet değiştirmesine izin verilirken, 6-8 aylık psikiyatrist görüşmelerinin sonucunda ‘Ruh sağlığı açısından cinsiyet değiştirmesi zorunludur.’ raporu göz önünde bulunduruluyor. Yani bizim keyfi bir şekilde cinsiyet değiştirmemiz imkansız. Biz Allah’ın bize vermiş olduğu hisler doğrultusunda davranıyoruz, kimseye bir zararımız yok ki.

Ve son olarak Şeriat ile yönetilen İran’da bile cinsiyet değiştirmek için en iyi hastaneler bulunmakta. Sizce İran gibi bir ülke buna normal şartlarda izin verip, olanak sağlar mıydı?

Benim transseksüelliğin ne olduğu anlatmak istememin en büyük sebebi de insanları bilinçlendirip, böyle bir durumla karşı karşıya geldikleri zaman en azından konuya hakim olabilmelerini sağlamak. Dünyada bin kişiden altısı transseksüel doğuyor, bizler bunu değiştiremeyiz. Bu durum ne çocuğun ne de ailenin suçu değil ki. Sonuç olarak ailelere de yüklenmek doğru değil çünkü kimse kalkıp böyle de çocuklar var demedi ki insanlara. Ben bunu hayatımın sonuna kadar haykırmak istiyorum. Anneler babalar ve anne, baba adayları lütfen dinleyin; böyle de çocuklar var. Kimse çocuğunu cinsiyeti için sevmez ki. Çocuğu olduğu için sever.

Ne zaman anlayacakları konusuna değinecek olursak bu bir cinsel kimlik olduğu için henüz 3-4 yaşlarındayken bile fark edilmesi mümkündür fakat sonuç olarak toplumun yerleşmiş normları olduğu için çocuk bedeni ile beyni arasında uyuşmazlığı fark ettiği an kendini gizleyecek, topluma göre yanlış olduğunu düşünerek hareketlerini topluma göre ayarlamaya çalışacaktır. Bana çocukken erkek gibi davranıyorsun dediklerinde dışlanılmaktan korkup utanır sıkılır ve kendimi feminen davranmaya zorlardım ama eninde sonunda bu şekilde rol yaparak yaşayamayacağımı anlayıp kendim olmaya karar verdim. Aileler bunu hisseder ama hep üstünü kapatmaya çalışırlar. 'Yolunda gitmeyen bir şeyler var' hissi sizi kaplamaya başladıysa bilin ki yanılmıyorsunuzdur.

Kendilerini eçsinsel diye tanıtan ve linç yiyerek yükselen aşırı tipleri kastediyorsunuz sanırım. Öncelikle ben eşcinsel değilim. Eşcinsellik bedeninden memnunken hemcinsine ilgi duymak iken transseksüellikte mesele birinden hoşlanmak değil, içerisine doğduğu bedene ait olmamaktır. İlk cümlede bahsettiğim insanların bizleri aşağıya çekmekten başka bir işe yaradığını düşünmüyorum. İstediğim bedene geçmem bile bu kadar zor iken sokakta özgürce sevişmeyi savunan bu tiplerle aynı kefeye konulmak istemiyorum. Ve kesinlikle topluma kendilerini anlatamadıklarını, aksine toplumun nefretini körüklediklerini ve heteroseksüelleri dışlayarak yükseleceklerini düşünmelerinin boş olduğunu düşünüyorum. Olan bizim gibi insanlara oluyor, onlar çıplak gezip, sokakta özgürce sevişme haklarının peşinden koşadursunlar.

Kendim için söyleyeyim; ben saygı görmekten daha fazlasını istiyorum. Hani şey derler; bir şeyi kabullenmeyebilirsin ama saygı duymak zorundasın. Ben kabul görmemizi ve toplumun bizleri benimsemesini istiyorum. Çünkü bizler yanlış değiliz, bizler farklı bir tür de değiliz. Sadece ait olmadığımız bedende dünyaya gelen ve ne olduğunu inanın bizler de anlamdıramayan insanlarız.

Bu soruyu sorarken genel olarak LGBT’lileri kastediyorsunuz muhtemelen. Ben de aynı düşüncede olduğum için kendi mücadelemi bireysel bir şekilde veriyorum zaten. Sırf LGBT içerisinde yer alan transseksüel kimliğine sahibim diye onları eleştirmezlik yapamam. Topluma bu durumu açıklamadan isyan ederek ya da başkaldırı göstererek bir yere varamayız ki. Bu konuda herhangi bir bilgisi olmayan bir insan Onur Yürüyüş’ü gösterileri sırasında öpüşen iki erkek gördüğü zaman demez mi ‘Ne oluyor?’ diye. Kimse kimsenin aşkına, öpüşmesine elbette karışma hakkına sahip değil fakat bunu insanların gözüne sokacak şekilde yaptığımız takdirde kabul görülmeyi nasıl bekleyebiliriz? Bu toplum henüz kadın ve erkeğin bile sokakta öpüşmesine karşı geliyorken bu durumu ‘Aa öpüşüyorlarsa demekki gerçekten gaylik vardır.’ diye nasıl karşılayabilir ki? Sonuç olarak Türkiye’nin anlayacağı bir şekilde açıklama yapma yoluna gitmemiz gerektiğini düşünüyorum. Toplumun kötü yanlarını bahane ederek onların nefretini inatla körükledikçe, haklıyken haksız duruma düşüyoruz. Bizim sokakta öpüşme hakkımızdan önce insan gibi yaşama hakkımız var ve lütfen kimse sokakta rahatça öpüşecek diye benim ve farklı LGBT bireylerinin diğer haklarımızın elimizden alınmasına sebebiyet vermesin.

Ben teşekkür ederim. Umarım açıklayıcı cevaplar verebilmişimdir. Bir kişinin bile önyargısının kırılması benim için çok önemli. Biliyorum ki bu transfobikliğin sebebi insanların eşcinsellik ile karıştırması, detayları bilmiyor olması ve ben sonuna kadar kendimi/bizleri açıklamak için mücadele edeceğim.

Yazının devamı...

Bir Down Hikâyesi; İnci ve Süreyya

Anne olduktan sonra en çok kimi sever insan? Kimi koşulsuz kabul eder hayatı boyunca? Hiç karşılık beklemeden kimin mutluluğu için uğraşır? ‘Gerçek sevgi’ denildiğinde aklına ilk kim gelir? Uyurken en çok kimi özler? En çok kızdığı, en çok kırıldığı, en çok içini yakan o olduğu halde yine en çok nasıl onu sever? Evlattır ya hani... Canından bir parça derler hani. İçindeki okyanusta büyütmüşsündür nasıl sevmezsin...

Eş, dost, akraba, herkesi ve her şeyi siler insan ama evlat.. ‘Ah be oğlum/kızım!’ dedirtirde yine de en çok sen üzülürsün.. Annesin çünkü..

Yine tam bunları düşündüğüm zamanlar. Karşıma bir ayet çıkıyor. ‘İnsana şöyle emrettik; ‘Bana ve anne, babana şükret. Dönüş yalnız banadır.’ LOKMAN SURESİ 14. AYET.

Tam bunu gördükten sonra yüreğime su serpilmiş öyle sosyal medyada gezinirken Süreyya’nın profilini gördüm. İnceledim, didik didik ettim, tüm blog yazılarını okudum. Sonra dedim ki; ‘Bu surede bahsedilen anne ben olamam! O tam olarak Süreyya!’.. Zerre kadar tereddüt etmeden mesaj attım hemen. İçeriği çok önemli değil ama dünya tatlısı bir dönüş aldım ve hayal dahi edemeyeceğim muhteşem bir dost kazandım. Şimdi iyi ki diyorum o gün mesajı göndermişim ve birbirimize gönül kapılarımızı sonuna kadar açmışız.

Burada ne yazsam anlatamam ama şöyle düşünün hem çalışıyorsunuz, hem ev işleri size bakıyor, hem İnci’nin eğitimini hiç aksatmadan sürekli koşturuyorsunuz, eve gelip eğitime devam ediyorsunuz, sofralar hazırlıyor eşinizle ilgileniyorsunuz. Okuyunca koca dünya omuzlarınızda sanki dimi. Ama ben bugüne kadar bir kez Süreyya’dan ‘Of!’ duymadım. Sizce o ayette geçen anne ben olabilir miyim? Bu şartlarda pek mümkün değil gibi..

İnci için koştururken bir yandan ‘Diğer down sendromlu ailelerin sesi olmalıyım!’ dedi Süreyya. Öyle güzel işler yaptı ve o kadar büyük ses getirdi ki kimse başaramazdı bence. Çünkü bunu inanarak ve hiç bir çıkar gözetmeksizin yaptı. Şimdi kocaman bir aile oldular hep birlikte. Birleşerek güçlendiler ve isteklerini yüksek sesle dile getiriyorlar. Bu işin şüphesiz tek bir kazananı var; Down Sendromlu bireyler ve aileleri. Ben röportaja başlamadan önce okuyan herkesin huzurunda Süreyya’ya bu kadar yürekli ve şahane bir kadın olduğu için binlerce kez teşekkür ediyorum. Röportajın her satırını çok dikkatli okumanızı rica ediyorum...

Buyrun bakalım karşınızda 1 İnci tanesinin annesi aynı zamanda Cennetin Bir’İnci Günü kitabının yazarı Süreyya Ülkü Güner;

Bize kendinden bahseder misin biraz Süreyya kimdir?

İnci’nin hikayesini ben çok iyi biliyorum ama bilmeyenler için bir kez daha paylaşmanı rica edeceğim.. Herkesin bir doğum hikayesi vardır. Siz nasıl tanıştınız İnci ile :)

Peki ya babası?

Senin en aşık olduğum yönün insanlara down sendromunun bir hastalık olmadığını anlatma çaban. Zaten yoğun tempolu bir hayatın var. Bu misyonu yüklenmiş olmak seni yormuyor mu?

İnci nasıl bir çocuk? Seni zorluyor mu ve sen işteyken ona kim bakıyor?

Kendini tamamen İnci’ye adamış durumdasın ve bu muazzam bir şey.. Bir gününüz nasıl geçiyor?

İnci uyuduğunda muhtemelen perişan bir halde oluyorsundur :) Kendini tekrar şarj etmek için neler yapıyorsun bana bu enerjiden lazım hadi itiraf et :)

Seninle sürekli iletişim halindeyiz ve İnci’nin yaşıtları ile aynı seviyede hatta bazı konularda önde olduğunu ben çok iyi biliyorum. Ne zaman durmayı planlıyorsun? :)

Bu yolda en büyük hayalin ne? Nelerden şikayetçisin?

Ben yıllardır özel eğitim içinde sayılırım aynı zamanda eşimin mesleği yüzünden biliyorsun. Nerede, nasıl davranmam gerektiğini artık öğrendim. İnsanlar sence nasıl davranmalı?

Gördüğüm en harika annelerden birisin bizlere tavsiyelerin neler?

Sana binlerce kez teşekkür ediyorum beni kırmadın ve köşeme konuk oldun.. Harika bir röportajdı...

Yazının devamı...

Tasarımdan Anneliğe, Gönül Kolat Susam

'Gönül Kolat Susam kimdir?' desem herkesin aklına ilk olarak tasarımları, markası, ürünleri gelir. Sonrasında eşi Yasin abi, annesi Nurten teyze ve çoğu zaman en son kızı Amine...

Göz önünde büyütmek istemeyen, 'Her çocuk gibi olsun!' isteyen, Amine'nin rahatlığını ve huzurunu her şeyden önde tutan bir anne Gönül... Ağır başlı ve kibar görünümünün altında her zaman rahat, eğlenceli ve esprili biri vardır. Biraz benim sorularım, biraz ortamın rahatlığı sayesinde az sonra okumaya başlayacağınız röportajda esprili ve rahat Gönül'ü göreceksiniz. Buyrun bakalım...

Biraz anne Gönül'ü tanıyalım artık :) Kaç yaşında anne oldun, nasıl öğrendin hamile olduğunu?

Yasin abi ne yaptı?

Zor bir hamilelikti hatırladığım kadarı ile Gönül?

Peki lohusalık? Neler yaşadın?

Hem iş hem Amine? Nasıl yaptın?

Artık 3 yaşını doldurdu Amine. Okula gitmiyor mu?

Yazarım Gönül bak bunları :)

Peki Amine nasıl bir çocuk seni zorladığı zamanlar oluyor mu?

Bu insanlar neden Amine'yi görmüyor Gönül? Nazar deme şimdi bana :)

Peki evde kötü polis kim?

Anneanne, babaanne senin disiplin sınırlarını aştıkları zaman ne yapıyorsun?

Şaka ile karışık 'Hep sizin yüzünüzden böyle oldu!' diyorum :) Onlar da diyor ki; 'Ne olmuş ki?' :) Ekstra bir şey görsem belki derim ama çok abartmıyorlar o yüzden bir şey demiyorum zaten bende uyumlu bir insanım. Geçinip gidiyoruz :)

Hadi en klasik soru geliyor. Kardeş ne zaman?

İleride Amine'yi bir yerlerde hayal ediyor musun?

Çok eğlenceli ve (kestiğim kısımlar ile beraber :) ) bol kahkahalı bir sohbetti. Çok teşekkürler Gönül. Son olarak seni takip eden annelere tavsiyelerin var mı?

Yazının devamı...

Doğumdan Sonra Kendini Unutan Annelerin En Yakın Dostu Feride Güner...

Ali Mirza doğmadan önce makyajsız bakkala gitmeyen ben, doğumdan sonra tam olarak tövbe estağfurullah bir tip oldum. Geçerken aynaya bakıyorum Allah affetsin bu nasıl bir çirkinlik, bakımsızlık. Hiç bir şey yapmak içimden gelmiyor. Tam o sıralar bu kaş, göz, kalıcı makyaj olayları patlamış. Ben sosyal medya hesaplarımdan bunları yaptıran insanlara bakmakla falan yetiniyorum sadece. Hakkında merak ettiğim bir sürü şey var ama araştırmaya takdir edersiniz ki vaktim hiç yok.

Altımda gri eşofmanım, tepemde anne topuzum, kusmuklu pijama üstüm ve ben öyle ekranlara bakıp iyice dibe batarken Feride Güner ile tanıştık. Bakın ben her zaman pozitif ve neşeli bir insanımdır az çok tanıdınız artık. Ama Feride bu hayatta bence görebileceğiniz en pozitif ve doğal kadınlardan biri. Ben tam olarak diplerde çirkin çirkin dolaşırken 'dedi ve beni uyandırdı. Kadın hayata neşe saçmak için gelmiş resmen. Uzaktan sana bir gelişi var tam o sırada dünya yansa '' dersin.

Bu derece pozitif ve eğlenceli bir insan ile röportaj yapıp milyon tane seçenek arasında kalmış biz kadınlarımızın kafa karışıklığını gidermezsem çatlardım. Çaldım kapısını her zaman olduğu gibi güler yüzü ve tüm güzelliği ile açıp sorularımı yanıtladı... Haydi başlayalım...

Meslek hayatın ne zaman başladı?

Müşterilerin ile nasıl iletişim kuruyorsun? Karar verme aşaması mesela senin asla yakışmayacağını düşündüğün bir şeyde ısrarcı oldu diyelim. Ne yapıyorsun?

Ben herkesin kafa karışıklığını gidermek için ilk önce microblading ve gölgelendirme tekniği arasındaki farkı sormak istiyorum... Hangisi daha kullanışlı? Farkları neler?

En merak ettiğim soruyu soruyorum hazır mısın? :) Ben sokakta görüyorum hep kaşının altı turuncu, mavi olanları bu neden oluyor?

Uygulama yaptıracak kişiler seçtikleri uzmanda nelere dikkat etmeli?

Dipliner uygulamasından bahsedelim biraz Feride... Ne kadar süre kalıyor, her hangi bir zararı var mı?

Peki dudak rengini canlı gösteren bir uygulama var. Bu deri altına boya enjekte edilerek mi yapılıyor?

Son dönemde moda olan şu Dermapen nedir? Biraz onu anlat bana ne olur :) Yaptırsam mı sence?

Sen aynı zamanda muazzam bir sosyal sorumluluk projesini sessiz sakin kendi başına yürütüyorsun. Daha önce meme kanserine yakalanmış ve göğsünü kaybetmiş ihtiyaç sahibi kadınlara meme ucu simülasyonu yapıyorsun ve hiç bir ücret talep etmiyorsun bu muazzam bir olay bence. Bu uygulama tam olarak nasıl gerçekleşiyor?

Peki Feride bu sektörde piyasa fiyatları çok farklılıklar gösteriyor. Biz müşteri olarak şu an kandırılmaya çok açığız :) Fiyatlandırma konusunda nelere dikkat edebiliriz, nedir bunun ortalaması?

Çok teşekkür ediyorum Feride inanılmaz keyifli bir röportaj oldu. Son olarak söylemek istediğin bir şey var mı?

Yazının devamı...

O da Bir Anne! Ebru Sever Türk...

Kaç yıldır tanıyorum bilmiyorum. Bildiğim tek şey eleştirenlerin aksine ne zaman görüşsem karşımda hep aynı Ebru'yu buldum ben. O hiç değişmedi. Belki bir yerlere geldikçe insanlar bunu istemedi ve takip edenleri değişti, farklılaştığını iddia edip moralini bozmak istediler. Bu açıdan düşünmek lazım biraz. Sizler için oturup anneliği ve hayatı ile ilgili konuştuk bu sefer. Her zaman aynı samimiyet ve içten cevaplar. Herkesi olduğu gibi tabiki Erbu'yu da sıkıştırdım :) Buyrun devamı röportajda...

Kaç yaşında anne oldun? Osman kaç yaşında :)

Nasıl bir çocuk Osman?

Peki senden kaynaklı mı, Ahmet abiden kaynaklı mı sence? Kimin karakteri böyle?

Benden demiyorsun yani? :)

Ya senin gibi bir çocuk olsaydı Osman ne yapardın?

Neden ikinci çocuğu yapmadın Ebru?

Peki Osman bir kardeşi olsun istemez miydi?

Bu saatten sonra tamamen zor gelir sana heralde?

Peki 7-8 yaşına kadar sen baktın Osman'a. Sonra ne oldu? Ebru 'Ebru Sever Türk' mü oldu?

Aynen şimdi herkesin sorduğu esas soru bu zaten 'Osman neden Ebru'nun yanında değil?'

Peki senin bu durumundan memnun mu sence?

Ahmet abi yüzünden mi?

Peki sence önceki Ebru'mu şimdiki Ebru'mu?

Allah yolunu açık etsin.. Peki akşamları gittiğiniz bir cafe var. Oraya Osman'da geliyor ve insanlar yorumlarda bunu zaman zaman eleştiriyor. Sence Osman'ın o ortamda olması doğru mu?

Peki ev işi ve yemek konusu? Bazen görüyorum 'Tembel yemeği yaptım!' gibi paylaşımların oluyor :) Bir yardımcın var tanıyoruz artık 'Aysun abla:)'... Diyelim ki o gitti ne yaparsın?

Peki Osman'a dönelim.. Baba mesleği devam ettirebilecek bir çocuk mu mesela yoksa hedefleri, farklı istekleri var mı?

Peki Ahmet abi hayatınızın neresinde? Osman'la nasıllar?

Yorulmuyor mu?

Osman ileride senin hayal ettiğin yerde olmazsa eğer veya çok uç bir şey yapmak isterse?

Son olarak toparlayalım artık Erbu sen nasıl bir annesin sence?

Çok teşekkürler Ebru gerçekten eğlenceli, keyifli bir röportaj oldu benim için...

Yazının devamı...

Ne Festival, Ne Alışveriş; Bu Sefer Karşınızda 'Anne Zeruj!'...

Size göre Zeruj veya Zehra ama Şeker ve Şirin'e göre 'Anne!'... Çok uzun zamandır başarılı bir iş kadını, koşturması hiç bitmeyen, rakiplerini sürekli geride bırakan, yenilikçi işlere imza atan bir kadın. Bana Zehra'yı iki kelime ile anlat deseler; 'Merhamet ve vicdan' derim. Öyle içten, öyle anaç bir kadındır ki bir derdin mi var mesela dağ gibi durur arkanda. Çenesi patlayana kadar konuşur, inandığı doğruyu sonuna kadar savunur ve sen tam aksini düşünsen bile olayın sonunda öyle güzel ikna olursun ki başta düşündüğün tüm yanlışları yıkıp kalkarsın masasından. Hayatına öyle güzel dokunur ki hani çizgi filmlerde periler vardır. Ellerinde sihirli değnekleri, dokundukları her yeri ışıltı saçarak güzelleştirirler tam olarak öyle. Bakmayın böyle sürekli neşeli ve hareketli olduğuna bir çoğumuzun yaşasa yıkılacağı şeyleri tek başına öyle güzel göğüslemiş ve üstesinden gelmiş bir kadındır ki duysanız şaşıp kalırsınız. Dürüstlüğünden zerre kadar şüphe duymadan, ee birazda samimiyetimize güvenerek anneliği hakkında merak ettiklerimle zorladım kendisini. Buyrun bakalım karşınızda 'Anne Zehra!'...

Bize anne Zehra'yı biraz anlatır mısın?

Peki kızların isimleri çok konuşuldu başlarda öyküsü nedir? Neden Şeker ve Şirin :)

Tanıdığım kadarı ile kızlarda senin gibi yani nasıl derler biraz çılgın ve hareketli :) bu karakterde 2 çocukla hayat zor mu?

Bu zamana kadar annelik sürecini düşündüğünde en zorlandığın zaman desem?

Peki sen iyi bir anne olduğunu düşünüyor musun?

Gelelim asıl meseleye cevabını bildiğim halde okuyanların merakını gidermek için tamamen samimiyetimize güvenerek soruyorum Zehra abla.. Paylaşımlarında sadece çocukların için evli olduğunu sürekli vurguluyosun! Peki sen? Kendin hiç mi önemli değilsin?

Peki kızların babaları ile araları nasıl? Nasıl bir baba Bilge abi?

Yoğun bir iş hayatın var bu süreçte kızlarla kim ilgileniyor?

Peki çocuklarını yetiştirme sürecini düşündüğün zaman her hangi bir pişmanlığın var mı? Başa dönsen neleri değiştirmek isterdin?

Çok keyifli bir röportajdı Zehra abla öncelikle çok teşekkür ediyorum ve son olarak merak ettiğim bir şey daha var. Kızlarının sana kazandırdıkları veya kaybettirdikleri neler?

Yazının devamı...

Anne Sen Queen misin?

Romantikliği sevmem. Yani bu her insan için bir tercih sonuçta ama öyle çok aşk böceği bir yapım hiç olmadı. Aksine vıcık vıcık çiftlerden pek haz etmiyorum. Tabi güzel sözler duymak her kadının hoşlanacağı bir şey ama benim o anlayışımda biraz farklı. Yani eş kişisi 'Ellerine sağlık yemek harbi güzel olmuş!' dese mutlu olurum. Neden? Çünkü çok kötü yemek yapıyorum ama konumuz bu değil..

Ali Mirza ile yatakta oyun oynuyoruz. Bir takım gülmeler, eğlenmeler, şakalar falan... Pat diye bir anda 'Anne sen queen misin?' dedi.. Bakın ben hayatımda hiç bir zaman böyle bir şey hissetmedim. Çocuğa bir saldırışım var. Ayı yavrusunu severken öldürür misali param parça edesim geldi. Ali Mirza bir daha sordu. 'Anne sen queen misin?'... Ya şimdi 'Evet' desem olmaz 'Hayır' desem yine olmaz. Sürem zaten kısıtlı çocuk cevap bekliyor. O anda saniyeler içinde aklımdan sosyal medya hesaplarımda 'Oğluşunun Queen'i' falan yazdığım geçti. Düşünsenize çılgınlık.

Hani 'Kocasının pıtırı' olup sosyal medyada dolu dizgin aşk yaşarken aslında evde birbirine uçan tekme atan tipler var. Biliyorsunuz biliyorum. Hatta yakınlarınızda bile var eminim. Tam olarak öyle bir profil canlandı gözümde. Sanki her şey sosyal medyadan ibaretmiş gibi. Sanki kayınvalidesi ile hiç sorun yaşamamış gibi. Sanki hiç sunumsuz yakalanmamış gibi. Sanki tek bir akşam bile 'Bu akşam kahvaltı yapalım ya yemekle uğraşamam!' dememiş gibi. Sanki adam evden çıkarken her gün milyarlar bırakıyormuş gibi. Hiç hayat telaşı yok, çocukları hiç ağlamıyor, tek derdi evden kaçan 40. bakıcısıymış gibi... Hepimiz takip ettik, ediyoruz, etmeye devam edeceğiz. Ama herkesin ortak derdi bir süre sonra bu insanların aslında gösterdikleri hayatı yaşamıyor oluşları oldu. Bu sefer eski camlar bardak oldu ve doğallığı özler olduk. Minibüsten story atan, pazara giden, pijama ile selfie çeken kitle bir anda kıymetli oldu... Aslında kim gerçekten ne ise onu yansıtsa çok mu zordu? Herkes başkası olmaya çalışmadan kendi gibi olsa sosyal medya geri püskürtür diye mi korktu? Bu hastalık herkesin dört bir yanını sarmışken düşündüklerimden uzaklaşıp 'Soruya soru ile karşılık vermek her zaman en kolay kaçıştır.' dedim ve cevabımı verdim...

'Ben sana soracağım. Ali Mirza sen king'misin?'.. Gayet kendinden emin bir şekilde ve hiç teklemeden 'Hayır ben Ali Mirza'yım'! cevabını verdi. 2 ay sonra 3 yaşında olacak çocuk kendi olmayı başarıp, kendi gibi cevap verdi. Ve yine kazanan çocuk dürüstlüğü oldu.

Herkese bir nebze bile olsa nasip olması dileği ile...

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.