MODA
GÜZELLİK
AİLE
SAĞLIK

Bir Dakika Bekleyin, Bana Rahat Battı!

Evet tam olarak okuyacaklarınız oldu. Taşındım, sevdiğim bir evi tuttum ve şu an o evin çalışma odasında masanın başındayım. Saat 13.25.. Masamda sıcak çayım, fonda Sezen Aksu. Az önce sahilde güzel bir yürüyüş yaptım, eve girer girmez bir duş aldım ve yazmaya başladım. Ali Mirza okulda evde çılgın bir sessizlik. Klavyeye her vuruşumda çıkan seslerin tüm tınılarını duyabiliyorum. Bu normal şartlarda mümkün değil bilirsiniz. Şu an bulunduğum ve anlattığım ortam bir çok annenin iç geçirdiği şekilde ve ben bunun çok iyi bilincindeyim.

Peki ne oldu? Bana geldiler... Tam olarak geldiler hemde. Hayatımda her şey ama her şey düzene girdi yaklaşık 3 senedir düşündüğüm hayatın tam ortasındayım ama boşluğa düştüm. Boşluğa düşersem kendime sararım ve tam olarak yine öyle yaptım. Malum eş kişisi psikolog olunca 'Hemen terapiye başlıyorsun!' uyarısı aldım. Kendime sararsam etrafımdaki herkesi yorarım. Kötü huylarının farkında olan biriyim ama en azından çözüm ararım. Ve inanmakta güçlük çekebilirsiniz belki ama terapiye başladım.

Size sadece şunu söyleyebilirim. Bundan önceki hayatımda böyle bir destek almadığım için inanılmaz pişmanım. Terapistim dünyanın en başarılı insanı bana göre. Bu işi en iyi şekilde yaptığını düşünüyorum. Her sağlıklı insanın bile bir terapisti olmalı ki benim gibi birinin kesin olmalıymış onu anladım. İnsan yaşadığı süreç içinde dönüp kendine bakmaya vakit ayıramıyor malesef. Ama benim gibi olursanız, bir anda rahatlarsanız kendinize bakınca sudan çıkmış balığa dönebiliyorsunuz.. Bu ayıp veya yadırganabilecek bir durum değil aksine bunun farkında olmak büyük bir başarı diye düşünüyorum.

Randevu günü odaya girdiğim anı tam olarak şöyle tarif ediyorum; Dünyanın en yüksek hızlı trenine biniyorum ve makinist Özlem. Öyle bir gidiyoruz ki inme vakti geldiğinde olmam gereken noktaya çok daha yaklaşmış buluyorum kendimi. Hala bulunmam gereken durakta değiliz ama zaten henüz 3 seans gittim. Bu hızla en kısa sürede durağa varırız, artık hayatım boyunca asla terapiyi bırakmayı düşünmüyorum. İnsanın karşı koltuğunda onunla yolculuk yapacak birinin olması şart artık bunu bilir bunu söylerim. 'Ama benim yanımda eşim, ailem, çocuklarım var!' diye düşünebilirsiniz ki bende öyle düşünürdüm. Benim kadar yanında birileri olan insan yoktur. Fakat bu insanlar sizi üzmemeyi tercih ederler. Çoğu zaman mutlu olmanız için uğraşırlar. Yeri gelir üzerler aynı zamanda. En çok onları sevdiğiniz halde yine en çok onlara kırılırsınız.

Bu hayat yolculuğunda karşı koltuğunuza objektif biri otursun, eline bir ayna alıp size doğru tuttuğu zaman aldığınız nefesin bile değiştiğini hissedeceksiniz. Özlem'in hep söylediği bir şey var 'Elif çok hızlısın biraz yavaşla!'.. Saat 13.34.. Yazıyı tam 9 dakikada yazdım ve bir kaç kere okuyup şimdi siteye yolluyorum. Hala gerekli yavaşlıkta değilim. Umarım Özlem hayatım boyunca karşı koltuğumda oturur ve en kısa zamanda yavaşlayıp anı yaşamayı öğrenirim...

Sağlıklı günler...

Yazının devamı...

Esprisine Gülünmeyen Anne!

'Karikatür anlatmak kadar çaresiz bir eylem yoktur!' ve karşındaki insan karikatür anlatıyorsa eğer gülmeye çalışmak kadar zor bir an yoktur. Bunu özellikle 40 yaş üstü yetişkinlerimiz sosyal medyayı yeni kullanmaya başladığı zaman çokça yaparlar.. Bir yandan kıyamazsın gülmeye çalışırsın diğer yandan o karikatürü milyonlarca kez sosyal medyada zaten görmüşsündür. Ve en acısı aslında sana göre o karikatür hiç bir zaman komik olmamıştır.

Her neyse bunun bir üst kategorisi herkesin bildiği gibi kalabalık bir grup içinde esprisine gülünmeyen adamdır ki hayatta beni ciddi anlamda geren sahnelerden biride budur. Çaresizliğin geldiği son nokta. Karşındakine göre çok komik ama sana göre gereksizliğin dibi..

Çok şükür bu gibi ortamlarda kolay kolay karikatür anlatan veya esprisine gülünmeyen adam olarak bulunmadım hayatımda. Hep karşı tarafta oldum yani zorla gülmeye çalışmak veya kıyamamak gibi duygular..

Geçen gece saat 01.00 sularında başlayan ve 03.00'e kadar süren değişik Ali Mirza krizi hayatımda ilk defa tam olarak esprisine gülünmeyen adam gibi hissetmemi sağladı. Bir insan evladı uykusundan uyanıp çılgınca saçmalar mı? Evet saçmalar.. Önce problem çoraplarından başladı.

-Ben bu sebzeli çorapları istemiyorum!

-Tamam şimşekli, köpekli hangisi istersin?

-Bir şey yoklu çorap istiyorum!

İşte tam olarak burada o çaresizlik başlıyor. Bizim evde benim bildiğim kadarı ile bir şey yoklu çorap yok. Olsa bile ben o saniye 'Al oğlum bu bir şey yoklu çorabın.' desem biliyorum ki 'Hayır bu değil!' cevabı alırım. Neyse her zaman olduğu gibi sığındım yine alemlerin Rabbi'ne..

Krizler dalga dalga geliyor görseniz çaresizliğin ne demek olduğunu anlarsınız. Bu sefer 'Odamdan çık!' krizi başladı. Durur muyum? Canıma minnet. Koşarak uzaklaştım. Daha kapıdan yeni çıkmışken;

-Anne nerdesin?

-Anne nerdesin!

-Anne nerdesin demeyeceğiiiiiim!

Gecenin sessizliğinde ortalığı delen bir Ali Mirza gürültüsü. Odasına ışık hızı ile geri döndüm.

-Burdayım, efendim?

-Burda olmaaaaa!!!

Sen o anda ne yaparsan yap kıyamet kopuyor. Ama yinede karşındaki gülsün diye karikatürler anlatmaya, espriler yapmaya devam eden kişi oluyorsun. Alttan alan tavrın, yumuşak ve içine kaçmış ses tonun, sinirden başına giren ağrılar... Ve en acısı karşında esprine gülmeyen biri.. Üstelik daha 3 yaşında bile değil.

Annelik her saniye insana yeni bir şeyler öğretiyor. Yeri geliyor 'Hayatımda hiç o pozisyonda kalmadım çok şükür!' diye düşündüğün olayın tam göbeğinde buluyorsun kendini; Esprine gülünmüyor, karikatürün gereksiz bulunuyor ve sen öylece bakıp kalıyorsun.

Teşekkürler oğlum. Her şeyi yaşattığın için sonsuz teşekkürler..

Seni çok seviyorum.

Yazının devamı...

İnat etme! Sen annesin!

'Bizimki çok sinirli, istediği olmadığı zaman ortalığı yıkıyor, ağzımızdan olumsuz kelime çıkarsa yer yerinden oynuyor.. Sinirlendiği zaman kendine zarar veriyor. Oyuncaklarını fırlatıyor, ağlamaktan morarıyor...'. Çok tanıdık değil mi?

Öncelikle bilmenizi istediğim bir şey var bunu yaşayan tek siz değilsiniz. Her ebeveyn kısa bir dönem bile olsa bu sorunlarla baş başa kalıyor. Önemli olan bu süreçle başa çıkabilmek. Uzman kişisi ile evli olmanın avantajlarını çocuk büyütürken çok fazla yaşadım. Ben şanslıydım belki evet ama aynı zamanda bende sizler gibi bir anneyim. Her an profesyonel olmak takdir edersiniz ki imkansız. Sonuçta çocuk yetiştiriyorum. Ali Mirza benim evladım ve kendimi durdurmakta zorlandığım bir sürü duyguyu sizler gibi yaşıyorum.

Çok küçükken yaşadığımız bu krizleri kısa sürede ortadan kaldırdık ve hala aynı yolda ilerliyoruz. Nasıl mı? Şöyle ki; Çocuğun aklını reddedemiyeceği farklı bir şey ile çelmek. İstediği şey olmayan o masum bebek bir anda çılgına döner. Ama siz bu durumu çocuğa hissettirmeden farklı bir şey ile çok kolay atlatabilirsiniz. Yeri gelir çok sevdiği bir oyuncak olur.. Yeri gelir krizin büyüklüğüne göre reddedemeyeceği bir yiyecek olur. Asla ama asla 27 aydır neredeyse hiç bir konuda inatlaşmadım. Sesimi yükseltmedim. Çünkü bu karşınızdaki çocuğu daha fazla hırçınlaştırmaktan başka bir işe yaramaz. Hangimiz istediğimiz bir şey olmadığı zaman 'Ay ne güzel bugün de istediğim olmadı yaşasın!' diye seviniyoruz? Kaldı ki bununla baş etmesini beklediğiniz kişi bir bebek/çocuk. Verdiği tepkiler aslında çok normal. Ama ebeveyn olarak sabrınız yoksa bu noktada yenik düşen siz olursunuz.

Tüm sabrınızı toplayıp en sakin haliniz ile bu krizi atlatmak için elinizin altında sürekli bir şeyler bulundurun. İlerleyen dönemde çocuk zaten anlayışlı bir hal alacak ve bu gibi durumları yaşamamaya başlayacaksınız. Bu işten sıyrılmanın en kilit noktalarından biri o anda kullandığınız ses tonunuz. Mümkün olduğunca sakin bir şekilde; 'Sana bir sürprizim var. Kırmızı arabanı özledin mi?' gibi bir teklif sunun ve kötü zamanlarda kullanmak için rafa kaldırdığınız arabayı çıkartıp önüne koyun. Kriz ne kadar büyük olursa olsun özlediği bir oyuncağa, zor durumlarda kaldığınızda verdiğiniz bir yiyeceğe hiç bir çocuk kolay kolay hayır demez. Çocuk o anda yaptığınız hamle ile biraz olsun sakinleşecektir. Bu süreçte oyuncağı verip ayrılmayın. Birlikte eğlenceli bir şekilde oynayın ve az önce yaşanan krizi aklını dağıtarak unutmasını sağlayın.

Gözlemlediğim kadarı ile inatlaşarak büyütülen çocuklar ilerleyen dönemde malesef davranış problemleri ile baş başa kalıyorlar. Çocuk cam bir bardakla oynamak istiyor ve o anda kriz başlamış. Her ebeveynin çocuk büyütmesi kendine özel tabiki ama Allah aşkına soruyorum o anda çocuğa 'Hayır, alamazsın, kırılır ellerin kesilir, sen beni anlamıyor musun?' gibi sert ve olumsuz ifadelerle yaklaşmak mı mantıklı yoksa 'Gel bu bardağı bırakalım veeee en sevdiğin bisküviden beraber yiyelim!' demek mi? O anda birde sevdiği kitabı önüne koyup birlikte bakarsanız işte başardınız diyebiliriz.

Ben bunların hepsini dediğiniz gibi yapıyorum ama olmuyor gibi geri dönüşlerle karşılaşacağımdan zerre kadar şüphem yok. O noktada şunu söyleyebilirim 'Ben bunların hepsini 27 aydır her an yapıyorum. Yani başından beri bu şekilde davranıyorum. Asla sesimi yükseltmiyorum. Çocuğun ayarlarını hiç bozmadım ve belki bu şekilde alıştığı için bu yol bize olumlu geri dönüşler sağladı.' Peki hayat çocuğumun önüne her zaman bir seçenek sunacak mı? Tabiki hayır. Ama bu şekilde ilerlediğiniz zaman zaten gün geçtikçe krizleriniz azalacak, ne istediğini ve ne zaman ağlaması gerektiğini bilen bir çocuğunuz olacak. En azından ben denedim ve öyle oldu diyebiliyorum. Bence denemeye değer...

Son olarak bir uzman olmadığım içinde istediklerini ağlayarak yaptırmaya çalışan ve bunu öğrenmiş bir çocuğun nasıl doğru yola çekilecebileceği konusunda bir fikrim malesef yok. Bu sebepten ötürü verdiğim fikirler çocuk düşünen, hamile veya bebeği henüz çok küçük olanlara daha faydalı olacaktır.

Sevgiyle kalın...

Yazının devamı...

Gel bakalım anneler günü..

O günü, bu günü, şu günü derken anneler günü geldi çattı. Herkes 'Annelik tek bir gün kutlanmaz!' gibi cümleler kursa bile içimizde bir kıpırtı var. Şimdi birbirimizi kandırmayalım.

2 sene önce ilk anneler günümde bilmem ne marka güzel bir telefon hediye edilmiş bir anneyim. Gelin görün ki bildiğiniz üzere çocuğum bunu alabilecek maddiyata falan sahip değil. Baba kişisi vıdı vıdı operatöründen milyon ay taahhütle almış. Yani tamam sağolsunlar baba/oğul düşünmüşler diyelim ki Ali Mirza'nın o zamanlar bir düşünme yetisi henüz yoktu. Bu durumda baba bireysel olarak düşünmüş, almış, mutlu etmiş falan. Ama güzel insan o taahhüt nedir Allah aşkına? Bir sonraki sene yine anneler günü var bunu düşünmedin mi? Neyse zaman her konuda hunharca ilerlerken bilirsiniz bu gibi aylık ödemelerde geçmek bilmez. 2 senelik bir ödeme planı var. Evet çocuğum 2 yaşına geldi şu an ama öde, öde, öde yok o bitmek bilmedi... Neyse şu an sanırım bitti tam emin değilim. Zaten konu tam olarak bu değil..

Hediyeleşmeyi çok seven biri olarak gerçekten bende bu günleri muazzam saçma buluyorum. İhtiyaç dahilinde her hangi bir şey varsa o güne denk getirip verilebilir. Bu güzel bir seçenek. Ama yoksa eğer zorlamayın. Kendinizi, eşinizi, dostunuzu vallahi gerek yok. Ama bu günlerde ailece yapılabilecek her türlü etkinliğin arkasındayım. Yemek, gezmek, gülmek, eğlenmek gibi.. O noktada da zaten yine 'Ay gittiğimiz yerin çocuk oyun alanı olsun, şu olsun, bu olsun. Oradan çıkınca parka gideriz. Uyku ve yemek saatine dikkat edelim huysuzluk yapmasın!' derken bir bakmışsınız anneler günü olmuş size çocuğu eğlendirme günü. Bu süreç sanırım fazlaca büyüyene kadar böyle devam eder. Bu açıdan bakınca gerçekten bize her geçen gün anneler günü...

Bir büyüğüm derdi ki; 'Aman kızım! Canları içinde olsun, yüzleri gülsün. Öyle her dakika aramalarına/sormalarına gerek yok. İyi olduklarını bilelim yeter. Mutlularsa mutluyuz işte.'. Bu kadar basit aslında. Annelik tam olarak bu. Yaşı kaç olursa olsun evladının iyi ve mutlu olduğunu bildiğin an senden huzurlusu yok. Gelen hediyeler, harcanan paralar, taahhütlerin altına atılan imzalara gerek yok. Çocuklarımızla geçirdiğimiz her günümüz kutlu olsun...

Sevgiler...

https://www.instagram.com/elifyetgil/

Yazının devamı...

Ne istiyor o?

Canım ülkemin çok çocuk seven güzel insanları.. 'O' diye hitap ettiğin kişi benim çocuğum önce bu konuda bir anlaşalım. Sana göre 3. tekil şahıs. Bana göre evlat, birey, insan ve her şeyden önce bir çocuk...

İstediği olmadığı zaman ağlayan, kalabalıkta huzursuz olabilen, herkes mıncıkladığı zaman sıkılması normal olan, belki gece uyumamış, belki diş çıkartıyor olabilen. Belki tamamen sebepsiz canı sıkılan.. Bildiğin bir çocuk işte. Özellikle huzursuz olduğunu gördüğün zaman lütfen artık kafanı başka yöne çevirmeyi öğren. Koca parmağını sallaya sallaya 'Hmmm bak kızarım sana!', 'Şşşş üzme anneni!', 'Ağlama ay ne çirkin olduuuuuun!' gibi susturabileceğini düşündüğün birbirinden değişik cümlelerin çocuğu daha fazla çıldırtma potansiyeline sahip. İyi niyetinle yaptığın bu değişik hal ve hareketlerinin bana geri dönüşü daha şiddetli ve çözülmesi gereken problem olarak dönüyor. Ben bu sefer senden korkmuş ve olayı anlamlandırmaya çalışan çocuğa 'Şaka yaptı teyze/amca sana..', 'Öyle demek istemedi.' gibi açıklamalar yapmak zorunda kalıyorum. Aslında ne mutlu bize çok bilinçli bir ebeveyn toplumu olduk. Yeni nesil çocuklar artık bu tarz şeylerden anlamıyor, aksine korkuyorlar. Karşılaşmadıkları durumlar olduğu için bu tepkileri normal. Ama biz anne ve babalar bu durumda iki kat daha fazla yoruluyoruz.

Toplum olarak yardım sever yönümüz her zaman ağır basıyor belki ama taktikler yanlış. Zaten karşında o anda gerilmiş bir anne var. Sen onun çocuğuna tehditler savurup kaş yapayım derken göz çıkarttığın zaman o kadın çıldırmakta haklı. Bırakın insanlar çocuklarını istediği gibi yetiştirsin. Çocuğu ağladığı zaman bir ebeveyn ses çıkartmıyorsa, sizden bir yardım talebinde bulunmuyorsa sessiz kalın. Kucağında zır zır ağlayan biri varken birde o kadına 'Ne istiyor o?', 'Neden böyle yapıyor?' gibi sorular sormayın. Bilsem veya başarabilsem sustururum inanın.

Sürekli tanımadığınız insanlar tarafından kendinize soru sorulduğunu düşünebiliyor musunuz? 'Neden o çantayı taktın?', 'Neden soğuk su içiyorsun?', 'Neden öyle baktın?'... Hayat bu şekilde düşündüğünüz zaman çekilmez gibi duruyor değil mi? Heh işte bu eziyeti artık biz anne ve babalara yapmayın. Bırakın insanların size göre 3. tekil şahısları ağlasın, gülsün, kapris yapsın. Duymamazlıktan ve görmemezlikten gelin inanın bu hepimizi çok daha mutlu edecek.

Sevgi ve saygıyla...

http://instagram.com/elifyetgil

Yazının devamı...

Eyvah! Bizim oğlan kolik!

Bebek doğdu. Kırkını atlat sonra düzene girecek, rahat edersin dediler. 40, 80, 100, 120... Vallahi kırkına kadar daha iyiydi. 41. gün çocuğa bir haller oldu. Bir ağlama ama size tarif etmem mümkün değil. Bunu anlamanız için sadece o anları yaşamanız lazım. Bildiğiniz etinden et kopartıyorlar.

Herkes ağlayan bebeğe kolik der. Ama malesef bu pek öyle bir durum değil. Ağlayan bir bebek genelde memede, sallanma yolu ile, duş/masaj ikilisiyle, arabada gezerek susar. Ama kolik bebeğe yalvarın, canınızı verin susturamazsınız. Ben tam 6 ay 15 gün ne yaptıysam susturamadım. Gitmediğim doktor kalmadı. Aklınıza kim gelirse, aldım çocuğu kucağıma kapısına dayandım. Tüm sonuçlar temiz çıktı. Ama yok susmak bilmeyen bir bebek. Özellikle belirlediği saatler vardır bu bebeklerin. Genelde gündüz ve akşam seçtikleri ikişer saat tam krizin zirveye ulaştığı dakikalardır. O anlarda artık sussun diye değil ağlamaktan katılmasın diye uğraşırsınız. Belirlediği saatler dışında sustuğunu düşünmeyin sakın. Günün geri kalan zaman dilimlerinde ise huysuz bebek diye tabir edilen cinsten sürekli ama sürekli ağlarlar. Beyninizi kemirir çığlıkları.

İnternette dolaşan tüm bilgileri yapmış, her yolu denemiş bir kolik bebek annesi olarak yazıyorum size. Yapmayın. Hiç bir şey bu bebeklerin susmasını sağlamayacak malesef. Tek bir yolu var 'Sabır!'...

Yine bir gün delirmiş halde doktor arıyorum. Eşimin çocuk doktoruna götürdüm Ali Mirza'yı. Genel olarak yaşlı doktorlar tecrübeli oldukları için sanırım onların dediklerine biraz daha fazla kulak kabartıyor insan. Şimdi kimse beni yanlış anlamasın ama elimde onlarca tahlil, filmle bir doktora gittiğimde doğal olarak yeni bir araştırma değil artık bir sonuç duymak istiyorum. Zaten küçücük bebeğe kolonoskopi dışında yapılabilecek her şeyi yaptırmışım ve tüm sonuçlar elimde. Her neyse en sonunda eşimin çocukluğunda gittiği Dr. Vehbi bey bana dedi ki 'Bu çocuk susmaz. Paran varsa harca, sabrın varsa uğraş, aklın varsa bekle! Bu kendiliğinden geçecek bir durum!'...

O günden sonra tüm doktor arayışlarıma, koca karı ilaçlarına, belki bu alette susar diye durmaksızın aldığım piyasada dolaşan salıncak türü şeylere veda ettim. Sanırım bizimki 4-5 aylık falan olmuştu tabi ben bu süreçte boğuşurken. Sadece bekledim ve gerçekten doktorumuzun dediği gibi bu durum 6 ayın sonunda azalmaya başladı. Başlarda, gelen büyük ağlama krizlerinin süreleri kısalıyor. Gün içerisinde bebeğiniz normal bebekler gibi zaman zaman susmayı tercih ediyor. Tamamen bitmesi 15-20 günü buldu. Her zaman söylerim 'Üzme kendini çok efendi, hiç ağlamayan bir çocuk olacak. Böyle bebekler sonradan annelerini üzmezler.' diye teselli eden o kadar çok kişi oldu ki. Belki gerçekten denk geldi, belki de bu durum insanların dediği gibi doğru bilmiyorum. Ama çok şükür öyle oldu. Şimdilerde 'Ne kadar efendi.' diyenlere 'Vaktinde ağladıklarına sayıyor bizimki.' diye gülüp geçebiliyorum.

Demem o ki; Eğer bir kolik annesi iseniz sabredin. Benim düştüğüm hataya düşüp kucağınızda ufacık bebekle kapı kapı dolaşmayın. Biliyorum asla susmayacağını ve kesinlikle büyük bir problemi olduğunu düşünüyorsunuz. Biliyorum hayattan bezdiniz. Biliyorum o ağladıkça sizin göğüs kafesiniz sıkışıyor. Biliyorum susması için her şeyinizi verebilirsiniz. Ama sabredin ve bana güvenin bu günler geçtiğinde dünya tatlısı ve çok uslu bir çocuğunuz olacak... Tüm annelere az ağlamalı, bol gülücüklü günler diliyorum.

https://www.instagram.com/elifyetgil/

Yazının devamı...

Çocuk doğdu evliliğe bir haller oldu!

Hamilelikte harika hayaller.. Minik bebeğimiz kalp biz falan. O işler pek öyle olmuyor. O minik bebek bir uyumamaya başlıyor. Sen iki gece kalktın, ben bir gece kalktım! Sen 3 saniye daha az baktın. Ben sabahtan beri uğraşıyorum! Bari altını değiştir. Mamasını verebilirsin bence. İki dakika tut geliyorum. Elif neredesin bir saat oldu? Tabi çocuğu tutmak zor geldi sana zaman o yüzden uzun gelmiştir!...

Bir çekişme hali başlıyor. Sabahtan akşama kadar bebek ile olan anne sabrının son demlerinde volta attığı için eşinin işten gelmesiyle yüz panter gücünde adama saldırıyor. Çünkü yapması gereken çok fazla işi ve dinlendirmesi gereken bir vücudu var. İşten yorgun ve dinlenme hayali ile gelen baba doğal olarak bu durumun büyütüldüğünü düşünüp atağa kalkıyor. Gel gelelim bir kadının çenesi karşısında her zaman geri adım atan adam oluyor. Yani en azından bizde durum böyle. Çünkü gerçekten konuşmaya başladığım zaman içimden 'Sus Elif yeter Allah aşkına!' desem bile susamıyorum. Neyse günler birbirini kovalıyor. Ali Mirza inanılmaz zor bir bebek. Uyku nedir bilmiyorum, hiç bir şekilde susturamıyorum. Ne yapsam diye düşünüp duruyorum. Neredeyse çözümün boşanmak olduğunu düşünüyorum. Sanki beni Türkiye sınırlarında başka bir adam çekebilecekmiş gibi. O ne özgüven o!

Psikolojim alt üst olmuş. Bilenler vardır eşim psikolog evet ama benim eşim sonuçta psikoloğum değil. Terzi her zaman olduğu gibi yine kendi söküğünü dikemiyor. Para verip danışanı olsam çok memnun kalırım orası kesin mesleğinde iyi bir yerde olduğunu düşünüyorum. Ama bedava olan şeyler fazla çekici gelmiyor insan oğluna. Gel zaman git zaman çevremde bulunan insanların desteği ile zor günleri bir nebze atlatıyorum. O arada çocuk biraz büyüyor ve sular durulmaya başlıyor.

Kimse inkar edemez çocuk işi planlı bile olsa evliliği güzelce bir test ediyor. Burada babaya düşen görev kesinlikle akşam eve girdiği an çocukla yatana kadar ilgilenmek. Ben bu durumun başka bir çözümü olduğunu düşünmüyorum malesef. Evet gün içinde yoruluyor olabilir. İş yükü fazla olabilir. Bunların hepsini kabul ediyorum. Ama karşınızda tüm gün çocuğu ile vakit geçirmiş. Ev ortamı almış başını gitmiş bir kadın var. Bir izin verin o kadın önce işlerini bitirsin. Sonra çay/kahve artık ne varsa alıp bir köşede sessizce istediğini yapsın. Sen beş dakika oynadın ben on saat baktım karmaşasından kurtulun artık beyler. En nihayeti biz bu çocukları tek başımıza yapmadık. Zaten herkesin bildiği gibi bu pek mümkün değil. Ali Mirza 7 aylık falandı biz bu çekişmeden kurtulduğumuz zaman ve her şey ancak o şekilde yoluna girdi. Bu durumda ilişkide elini taşın altına koyması gereken kişi kendini biliyor. En güzel yanı çocuk büyüdükçe gün içinde hep sizinle beraber olduğu için akşam kapıdan giren babaya yapışıyor ve artık bu durumu konuşmanıza bile gerek kalmıyor.. Çocuk bile hangi saatte, kimin onunla vakit geçirmesi gerektiğini çok iyi biliyor. Bu konuda sabırlı olmak yerine haklı mücadelenizi verin ve kazanın :)

Hastalıkta, sağlıkta, çocuklu, çocuksuz güzel ve huzurlu evlilikler diliyorum herkese.. Tüm annelere mutlu, bol dinlenmeli bir hafta sonu olsun.

Yazının devamı...

Annelik gerçekten zor mu?

Dün sosyal medyada ufak bir yazı okudum. İşte 'Anneliği zor bir durum gibi gösteriyorlar. Aslında öyle değil. Bunu kişiler abartıyor. İnsanları korkutmayın vs...' tadında ufak bir serzeniş. Çok gerçekçi olacağım şimdi sizlere bu zamana kadar belki bu kadar gerçek yazmadım bu durumu. Yarım kalan kahveler, çaylar klişesini geçiyorum. Yahu arkadaşım ben dün parktan dönerken peçete bittiği için ve o anda alabileceğim bir yer olmadığından Ali Mirza'nın burnunu en sevdiğim hırkamın koluyla sildim. Yanımızdan geçen insanlar gördü üstelik. Ama çocuk silmem için kendini parçalıyordu ve o anda başka bir şey gelmedi aklıma. Yazıyı yazan kişinin profilini inceledim. Henüz bir çocuğu yok. Sonra düşündüm çocuksuz bir insan veya hamile biri beni takip etse gerçekten gözü korkabilir. Ama üzgünüm korksun. Annelik zor evet hemde çok zor.

Uykusuz geceler, bebeğinin sağlık problemleri, yorgunluk, özel hayat... İnanın ben bunların hepsini bir kenara bırakıyorum. Bana göre insanı mutlu eden ve iyi hissetmesini sağlayan en önemli faktörlerden biri kendine ayırdığı zaman. Bazen arkadaşları ile geçirdiği vakit, bazen gidip bir kuaförde manikür yaptırmak, bir kitabı sakince okuyabilmek... Anne olduktan sonra bunların tümü lüks. Aslında öncesinde çok sık yaptığınız ve farkında olmadan kendinizi iyi hissettiğiniz tüm bu detaylar anne olduktan sonra tamamen en son sıraya giriyor. Çünkü bunlara ayırabileceğiniz bir vaktiniz ne yazık ki yok. Atıyorum anneannesi gelecek sizde kuaföre gidip 5 dakika bir kaş-bıyık aldırabileceksiniz. Sonra aynada gidip gelip 'Ay yüzüm gözüm açıldı ya! İnsana döndüm!' diye tüm gün kendinize bakacaksınız. Bunu anne olmadan önce düzenli olarak zaten yaptırıyordunuz değil mi? Evet. Hiç bir zaman yüzünüz gözünüz açılmıyordu. Çünkü hiç bir zaman yüzünüz gözünüz o kadar kapanmıyordu.. Bu işlere ayırabilecek saatleriniz vardı. Bu sadece ufacık bir örnek. Bir kadını motive eden bir çok şeyi yapamıyorsun. Sonra bir gün farkına varıyorsun ve o zaman diyorsun ki 'Kendine gel!'...

Bu kadar mı zor gerçekten? Evet ama...

Henüz bebeği özellikle 18 aydan küçük olanlar şu satırlarıma pek katılamazlar biliyorum. Çünkü çocukla net ve en gerçek iletişim bence 18 aydan itibaren başlıyor. O zamanlardan sonra aidiyet hissi tamamen zirveye çıkıyor. Bir kere konuşmaya başlıyor. Yani en azından Ali Mirza o zaman konuşmuştu. Gün içerisinde tüm zorlukları unutturabilecek güce sahip evlat denen varlık. Öyle bir an geliyor ki 'Bu evden arkama bakmadan çıkıp gidebilirim şimdi!' diye düşünürken pat diye 'Seni seviyorum.' diyor mesela.. O anda diyorsun ki 'Al canımı çocuk bunu dedin ya şu an al yani senin olsun!'. Sonra düşünüyorsun hayatımda beni o aldırmaya vakit bulamadığım bıyıklarım ve kaşlarımın orjinal haliyle gerçekten seven kaç tane adam var. Bakıyorsun cevabı çok net ve ortada. Hayatta gerçekten benim diye sahip olduğun, gerçekten senin parçan olan başka neyin var? Sana bu kadar muhtaç başka kim var? Hiç bir koşulu, çıkarı olmadan eve girdiğin an sevinçten çıldıran kim? Günlerce yıkanmamış dahi olsa başka kimin en pis kokusu bile bu kadar güzel? En çok kim ağlarken üzülüyorsun veya en çok kim mutlu olduğunda mutlu oluyorsun? Uyuduğunda kimin gün içerisinde çektiğin fotoğraf ve videolarına bakıp tebessüm ediyorsun? Kim hasta olduğu zaman, yemek yemediği zaman bu kadar üzülüyorsun? Bunlar gibi binlerce sorunun tek bir cevabı var. Çünkü annesin işte ötesi yok.

Çok zor kimse kimseyi kandırmasın ve beklentisini minimuma indirtmesin boşuna. Ama biliyorsun ya her şeyin cevabı yine evladın.. Bir sürü zorluk içinde yine sonunda yüzün gülüyor ve mutlu oluyorsun. Allah kimsenin evladını yanından ayırmasın. Tüm bu zorlukları birlikte aşmayı nasip etsin. Amin...

https://www.instagram.com/elifyetgil/

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.