SKORER
PEMBENAR
CADDE
YAZARLAR

'Yokun İmtihanı'...

.

Milliyet Haber

Her insan gibi her kadın da kaderinde yazanı yaşıyor. Aldatılırsın çocuğunun elinden tutar arkanı döner gidersin, şiddet görürsün yine çocuğunun elinden tutar arkanı döner gidersin. Zor zamanlarının limanı olur haberi olmadan. Üzüntülerin, kaygıların, korkuların bir süre sonra dert olmamaya başlar. Sorumluluğun büyüktür. Tam yıkılmaya karar verirsin içeriden seslenir ‘Anneeee!’…

Seni ayakta tutan, yaşadıklarına katlanmanı sağlayan en büyük desteğin. En iyi yol arkadaşın hep yanındadır. Bilirsin ki ellerin hep sıcacık bir çift el ile doludur. Yapılan tüm haksızlıkların karşılığında dünyayı yakmak istersin ama hep evladını düşünerek adım atmak zorundasındır ve bir bakmışsın hırsların, nefretin, kinin hepsi uçup gitmiş aslında seni doğru insan yapmış.

Bir de elleri o sıcaklıktan uzakta buna hasret yaşayan kadınlar vardır. İmtihan bu ya, yakacak ya Rabbim kulunu.. Herkesin imtihanı farklı seni de buradan tabii tuttu sınavına belli ki..

Ve son dönemde çevremde çocuk sahibi olamayan kadınların sayısı çok arttı. Konuşmak istedim. Ne yapmalıyız? Nasıl davranmalıyız? Kalplerini kırmadan neler yapabiliriz? Farkında olmadan yaptığımız hatalar neler?

Ben bu gibi durumlarda fazlaca gerilen bir insan evladıyım. Aman ağzımdan yanlış bir söz çıkmasın. Ali’yi ortama götürsem gözüne sokuyor gibi olur mu? Ali pot kıracak, karşı tarafı üzebilecek bir soru sorar mı? gibi onlarca soru eşliğinde giriyorum böyle ortamlara. İstedim ki bilelim. En doğrusunu yaşayan anlatır bize diye düşündüm.

Kalbi, sesi, düşünceleri en naif ve kırılgan olan insanı çıkardı Allah karşıma. Dedim ‘Tamam doğru kişiyi buldum konuşmak için!’..

Yaptığım en zor röportaj. Ağzımdan çıkacak lafları ölçüp, biçmekten (ki genelde ölçüp, biçmem) konuşamıyorum. Umarım kimsenin gönlünü incitmeden bu işin üstesinden gelebilirim. Buyurun öyleyse 10 senedir avuçlarında bir çift minik el olması için çaba harcayan Seda’nın hikayesine…

Senin tabirinle; 'Yokun imtihanı' diyelim mi?

Ben böyle tanımlıyorum, hepimiz bir annenin imtihanlarının onlarca çeşitlerini duyarız ama anne olamamış bir kadının sessizliğinden başka şahit olduğumuz bir bilgi yok. Çünkü insan var olanı saklayamaz da yokluğu saklamak zorunda kalır.Toplum baskısı en çok ; eksik hissettirmekte gösterir gücünü.

Kısa ve klasik bir diyalogdan bahsedeyim:

Çocuğun var mı?

Yok

Sorun(!) kimde?

Halbuki sorun değil o, takdir.

Sebepler sadece sebep.

Gerisi Allah.

Her tedavi zamanında; ‘Hadi hayırlı haber ver!’ denir. Bizim için her haber hayırlı çünkü Allah böyle yazmış.

Ama Hz. Ebu Bekir değiliz işte ciğer yangınımızın kokusu yok.

İlk sorudan ağlamasak iyi olurdu ama nasip. Peki Seda eksik hissettiğin oldu mu?

İnsanlar evlenir bir nazar falan olur hastalanır :) 3-5 eşya kırılır. Sonra bebekleri olur yüzüne elma, armut koyup fotoğraf paylaşılır. Hayatın bir rutini var ve biz onun dışında kalanlarız. Biz ilk yıllarımızdan beri hastanelerdeyiz.

Cennet annelerin ayağının altındadır...

İlk öğrendiğimde inandığım tüm duvarların altında kaldım, ne yapmıştım ki mahrumdum bu hadisten... Ayetler bile inanlaraydı, bir hadisin dışında kalmak... Kapısız kalma hissini bilir misin? Kapısız kalmış gibi hissettim. Dünya savaş yeri... En çok kadınlar savaşıyor, özellikle bir zaafınız varsa Allah denk getiriyor insanlar vicdanlarını yitirircesine konuşabiliyor. En yakınlarımdan yaralandım belki de hep.

Bebek haberini saklamak isteyenlerden, yakınlarımızın çocuklarının partilerinde anılmamaktan (aslında sevmem ama üzülürüm diye davet edilmemesi kötü) Halbuki müslüman kendinde olmasa bile kardeşinde olana sevinmez mi? Benim çocuğum varla başlayan her cümle; ‘Senin yok anlayamazsın!’ gibi duyuldu kulaklarımda. Şimdi anne olanlar daha iyi anlayacaktır hissiyatımı, herkesin çocuğunu anlattığı ortamlar vardır hani kısmen övündüğü, o ortamlarda gözler size bakmaz. Düşünün bir başkası çocuğunuzun yaramazlık yaptığı bir noktada; ‘Ay bizimki asla öyle yapmaz!’ diyor ve anne olarak yüreğiniz sıkılıyor.

İşte o acı sohbet bile yok...

Bunca tecrübeden sonra elinde ne var?

Büyük cümlelerim yok ve bence bu çok güzel bir terbiye... ‘Biz istiyorduk zaten!’ demeyeceğim hiç. ‘Sürpriz oldu.’ Demeyeceğim. ‘Rabbimin hikmeti..’ diyeceğim. Kulun iradesinin hiç olduğunu öğrendim. Biz zafiyetlerden sınandığımızı öğrendik, bu konuda hassaslaştıkça acılarımız arttı. Pek çok şeyin dışında kaldık. Pek çok şeyin tam ortasında... Bunun yanında tüp bebeği caiz bulmayanlar sanki bir günah içerisindeymişsin gibi üzülenler. Biz bu süreçte şunu öğrendik; Ol demeden olmaz.

‘Bunu bilmeyen mi var?’ diyebilirsin.

10 seneye yakın yoklukla terbiye olanın öğrendiği anlam muhakkak başka. Defalarca belki bebeğin sana tutunacak denmesiyle 12 gün sonra yalnız olduğumu öğrendiğimde tek dayanağım bu inançtı. Ol demeden olmuyor.

Anne olamamak mı yoksa insanlar mı daha çok acıtıyor?

Yok diyorsun bu kadarla kalıyor imtihanın. Yok! Sonra insanlar giriyor devreye.. Tedavi olduğun bir dönemde aldığın hormonlardan dağılmışken 20 yıllık bir arkadaşın çıkıp; ‘Ay sana ne oldu da bu kadar insan kılığından çıktın?’ dediği zaman... Yeni doğmuş bir bebeği kucağına aldığında; ‘Ayyy alın elinden o tutmayı beceremez!’ diyen biri varsa..

Bu röportajı konuştuğumuzda Ahmet’i aradım, sonuçta ikimizin yarası. ‘Tamam!’ dedi hemen. Birilerinin sesi olma imkanın varsa durma dedi. Ama ağlayacaktım o da biliyordu geleyim öyle yazın dedi ama misafirim var geç gelirim diye ekledi. Ama geçe kalmadan geldi. Söylemeden geçemem Bu süreçte en çok eşimin ailesi yanımda oldu kendi ailem genelde ağlamaktan konuşamıyor. Eşimin ailesinden bir çiftte bizim kadar beklemiş anne baba olmak için çocukları olunca da asırlardır gelmedikleri eve gelip kayınpederime ‘Dede’ diye hitap ettirmeye çalıştılar.

Umutlarım elimden alınmış gibi hissettim...

Çünkü o benim çocuğumun dedesi, çünkü o benim her operasyonumda her hüznümde üzülme kızım diye beni sardı ve ona lütfeder gibi dede dedirtmek...

Ne bileyim... Bahşetmek Allah’a mahsus. O kadar ince bir yol ki bu... Cüzzam gibi bir acı ruhunuzu sarmak istediklerinde bile acıyor. İyi gelsin diye sürülen her merhem acı. Aslında bu konuştuklarımız o anlara ait acılar.

‘Şimdi nasılsın?’ dersen, iyiyim. Umutluyum, mümkünler dünyasında bir evlat olmasa bile elbette vardır payımıza düşmüş şahanelikler. Onları görmek için doktorum Rabiye Yılmaz en büyük desteğim ve öğretmenim ne sorarsam sorayım; ‘Allah’ der önce ve hayatımın bütün akışını değiştiren EFT ( bilinç altı temizleme tekniği) ile tanıştırdı beni. Yukarıda konuştuğumuz her konuyu aslında sevgiyle anlattım, anlattım çünkü sayımız çok fazla. Param var dersin, borcum var dersin. ama paran yoksa susarsın. Halbuki veren de O vermeyen de O. Verdiğini alanda O. O’nun yazdığı kaderden utanılmaz. Kimse yalnız değil, Allah var. Yokluk ayıp değil, ebeveyn olamamak acınacak veya doktor tavsiye edilecek bir durum değil. Grip ve İnfertilite eşit. İkisini de Allah yarattı ve ikisinin şifası da onun izniyle.

Şayet bir arkadaşınız bir sevdiğiniz henüz bebek sahibi olmamışsa ve yıllar geçmişse, emin olalım ki taze fasulye üzerine kariyer yapmıyordur.

Sadece nasılsın? / Bir ihtiyacın var mı ?

Güçsüz görüyorsanız, güçlüsün.

Üzgün görüyorsanız, enerjin çok güzel.

Vazgeçmiş görüyorsanız, az kaldı.

Umutsuz bir durumdaysa, bu defa olacak içime doğuyor..

demek yeterli. Aşağı yukarı 400 lira değerinde bir psikoloji seansından kurtarmış olursunuz.

Peki pes etmek yok mu bu yolda Seda?

Uzun yıllardır süren bir yol bu, tamamen matematiksel ve duygusal bir süreç. Duygu olarak tamamsanız doktora başvurabilirsiniz sonrası rakamların değerlerin uygun hale gelmesi ve doktorumdan Allah razı olsun ki oldurmaya değil zarar vermeden vesile olmaya çalışan bir kadın, gereksiz operasyon ilaç/hormon gibi şeylerden sakınır ki sonrasında beden bir harabeye dönmesin, çok itidallidir. Bu nedenle denemenin sayısının düşük olması tamamen doğru değerlerin oluşmamasından -sayı veremedi-:)Nasipse 3 ve son inşallah. Pes etmeden ilerlenmiyor asla... İnsana yasaklı olan bir duygu da kibir...Benim başıma gelmez diyorsun ve zorluklarla karşılaştıkça yaşadıklarına hayret edip kibre yenilip pes ediyorsun.

Bir operasyon sonrası eve geldim ve bu kadar canım yanacaksa bırakıyorum devam edemeyeceğim diye evde ne varsa devirip ağlamaya başladım. Olmuyor işte olmuyor ben cennetin ayağının altına vaat edildiği kadınlardan değilim diye..

Ahmet o gün bir sürü çikolata alıp gelmişti ‘Yalnız yemek istediğin için mi vazgeçiyorsun?’ diye de bir cümle kurdu. Sinir krizi kahkahaya dönüştü. O süreçte eski bir arkadaşım teyze olduğum gün içeceğiz diye bir fincan takımı getirmişti mesela.

Bu iki duygusal anı beni o zaman kendime getirenlerdendi. Ben kimim de Allah’ın hazinesinden paysız olduğumu düşündüm diye tövbe kapısını aşındırdım..

O gel gitlerimin olduğu dönemlerde doktorumun sekreteri işi bırakmak istemiş mesela :)

‘Gelmeni istemiyordum’ diye anlatıyor o günleri.. Tek sebebi, hastalık gibi düşündüğüm için herkesten özel bir hassasiyet beklemek. Hem anlaşılmak istiyordum.. Hem durumum anlaşılmasın istiyordum. Halbuki benim anne olabilme yolum bu şekilde yazılmış ve bu bir hastalık değil. Anne olmanın tek şekli var; Evladını kucağına alabilmek, öncesinde yaşanan her sancı ve acı renk farkı gibi aslında.

Samimiyetine güveniyorum ama korkudan sesim titriyor bu soruyu sorarken umarım seni kırmam çünkü tam olarak kızdığın kişilerin sorusu bu aslında ‘Belki hayırlısı böyledir? Zorlamamak lazım?’ sence?

Zorlamaktan korkuyorum. ‘Allah’a karşı bir direniş içinde miyim?’ diye çok düşündüm. İzinler ve emirler çok ayrı şeyler, tüp bebeğe de sadece izin var şart değil o da yine kendi içinde uymanız gereken bir sürü hassasiyeti yanında getiriyor. Ama kanıtlanmış bir mani görülüyorsa Rabbim şifanın aranmasına da izin veriyor.

İnandığım; ‘Ruhlar bedenden evvel yaratıldı ve var olması için bir Esma lazım, ruhu yaratıldıysa tek eksiği Esma’sı’. Biz bilmiyoruz evvelini ve akıbeti için sadece bir esması var mı diye bulmaya çalışıyoruz. O verirse de hayır vermezse de hayır, sadece bize nasip olan yol şuan bu, şifamızı arıyoruz bulursak şükrederiz bulamazsak ‘Elhamdülillah’ der, yerine verdiği diğer nimetler şükrederek yaşamaya devam ederiz.

Su gibi akıp gitti röportaj, içimi deldin geçtin güzel kadın. Çok teşekkür ederim bana vakit ayırıp gönlünü açtığın için. Rabbim hayırlı zamanda, hayırlı evlat nasip etsin inşallah sana ve tüm isteyenlere…

Amin Elif’ciğim. Hepimizin sesi olmaya çalıştım. Bizi duymak istediğin için teşekkür ediyorum.

Yazarın Diğer Yazıları

  1. 'Yokun İmtihanı'...
  2. Çocuklarınıza Kulak Verin!
  3. Bir Down Hikâyesi; İnci ve Süreyya
  4. Tasarımdan Anneliğe, Gönül Kolat Susam
  5. Doğumdan Sonra Kendini Unutan Annelerin En Yakın Dostu Feride Güner...
  6. O da Bir Anne! Ebru Sever Türk...
  7. Ne Festival, Ne Alışveriş; Bu Sefer Karşınızda 'Anne Zeruj!'...
  8. Anne Sen Queen misin?
  9. Bir Dakika Bekleyin, Bana Rahat Battı!
  10. Esprisine Gülünmeyen Anne!

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.