MODA
GÜZELLİK
AİLE
SAĞLIK

Neden Mutlu Değiliz?

Mutlu olmak için gereken gücün içinizde varolduğuna inanın. Seçimleriniz, davranışlarınız ve tutumlarınız hayatınızı doğrudan yönlendirir. Kendinizi tanımanız, gerçekten istediğiniz doğrultuda seçimler yapmanızda ve bu seçimin sonucunun size hissettirdiği duygu ile yakından ilişkilidir. Seçimlerinizden doğan her bir deneyim de gelecekteki yaşamınız için en temel motivasyon kaynağıdır. Daha mutlu ve hayatınızdan daha memnun olmak için kendinizi tanıyıp doğru hamleler yapın.

1. Onay Beklentisi

Beklentilerimiz mutluluğumuzu etkiler. Beklentilerimiz sonucunda deneyimlediğimiz durumlar ise bir sonraki planlarımız için motivasyonumuzun niteliğini belirler. Kişi beklentileri kontrol altına aldığında çok daha mutlu çok daha rahat hisseder.

Kişi günlük yaşamında yaptığı seçimler hakkında onay bekliyorsa. Örneğin; seçtiği kıyafet, aldığı bir eşya veya verdiği bir karar hakkında çevresindekilerden onay bekliyorsa bu kişi zamanla verdiği kararlarda çok daha isteksiz hissedecektir. Yaptığı seçimlerin başkaları tarafından eleştirilmesi nedeniyle seçimlerinde özgün olmayacaktır. Bu durum kişinin ileride verceği kararlarda başkalarına odaklanmasına, başkalarını memnun etme çabasına neden olur.

2. Kendini Başkalarıyla Kıyaslama

İnsanlar gün içerisinde kendini başkalarıyla defalarca kıyaslar. Küçük-büyük, iyi-kötü, az-çok gibi kıyaslamarı neredeyse her konuda bilinçsizce yaparız. Aynı şekilde kişi gözlemlediği insanlarla da kendini kıyaslama eğilimindedir fakat bu kıyaslama durumu öz eleşiri veya başkalarını temel alarak kendindeki kusurları veya olumlu yönleri değerlendirmenin dışına çıktığında ve aşırı bir hale geldiğinde takıntılı bir durum haline dönüşür. Bu sağlıksız düşünce kişinin özgüvenini yitirmesine ve yetersiz hissetmesine sebep olacaktır.

3. Hedefe Odaklanmak Yerine Detaylara Odaklanmak

Kişi koyduğu hedefe odaklandığında planını gerçekleştirmek için bilinçsiz olarak hedef odaklı seçimler yapar. Bu seçimler kişiyi hedefine ulaştırır. Fakat bazı insanlar detaylara ve gereksiz ayrıntılara çok fazla odaklandığında asıl amaçtan saparlar. Ne kadar çok detay o kadar çok efor o kadar çok çaba harcanması gereken ve çözülmesi gereken problem demektir. Aşırı kontrol ihtiyacı ve aşırı detaycılık sonunda sizi asıl amacınızdan uzaklaştırır.

4. İnsanları Değiştirmeye Çalışmak

Kendinizden başka kimseyi değiştirmek için çaba harcamayın. İnsanları değiştirmeye çalışmak ve istediğiniz kişi olmaları için uğraşmak yalnızca sizi mutsuz eder. Karşı tarafın size sizin istediğiniz doğrultuda davranmasını beklemek onunla doğru iletişim kurmanızı engeller. Zamanla kendi davranışlarınızdan daha çok başkalarının davranışları için vakit kaybettiğinizi farkedersiniz. Siz kendi davranışlarınıza ve sonuçlarına odaklanmalısınız.

5. Mutsuz Eden İlişkileri Sürdürmeye Çalışmak

Saygı, doğru iletişim ve sevgi olmadığında mutsuz ilişkiler ortaya çıkar. Kişi hayatında olumsuz etkileri olan kişileri hayatından çıkarmakta zorlanır. Değişime veya yeniliğe açık olmayan, rahatının bozulacağını düşünen, yeniliklerin getirileri için yoğun endişe sahibi kişiler alışkanlıklarıı değiştirme konusunda başarısızdırlar. Kişi içerisinde olduğu olumsuzluğu kabullenir ve bu durumu değiştirmek için çaba harcamaz. Böylece her geçen gün daha çok mutsuz olur. Yıpratıcı ilişkide daha da dibe sürüklenmeye devam eder.

Instagram: psikologezgidokuzlu

psk.egidokuzlu@gmail.com

Yazının devamı...

Sosyal Fobi Nedir?

Sosyal Kaygı (Anksiyete) Bozukluğu veya halk arasında daha çok kullanılan adıyla 'Sosyal Fobi', toplumsal ortamlarda bireyin başkaları tarafından yargılanacağı kaygısına sahip olmasıdır. Kişi, bulunduğu ortamdaki insanların onun hakkındaki olumsuz düşüncelerine odaklanır ve bu kaygıyı sürekli olarak yoğun bir şekilde yaşar.

Bir eylemi gerçekleştirdiğinde utanç verici veya gülünç olarak değerlendirilmekten, mahçup olmaktan korkar bunun sonucunda çaresiz hissettiğinden sosyal ortamlardan kaçınmayı tercih eder. İnsanların yanında yemek yemek veya konuşmak istemez, kalabalık bir ortama girdiğinde herkesin kendisine baktığını düşünür ve bundan rahatsızlık duyar. Sosyal kaygıya sahip insanlar mümkün olduğunca dikkat çekmemeye çalışırlar, göz temasından kaçınırlar. Sosyal Fobi, çekingenlikle karıştırılmamalıdır. Topluluk önünde konuşma veya kişinin kendini topluluk içerisinde ifade etmesi gereken durumlarda çekingenlik sıklıkla görülebilir. Fakat sosyal kaygısı olan kişi kaçınma davranışı gösterir ve bu durum günlük yaşamının akışını olumsuz etkiler.

Sosyal Fobi oluşumunda etkisi olan bazı faktörler
-genetik yatkınlık
-kişilik özellikleri
-ebeveynlerin aşırı korumacı ve kontrolcü tutumu
-travmatik bir sosyal deneyim
-bir yakınını kaybetmek veya yakın zamanda yaşanılan sarsıcı bir olay

Ne sıklıkta görülür?
Her 100 kişiden 7 ila 12'si hayatında en az 1 kez sosyal kaygı bozukluğu yaşamaktadır. Kadınlarda erkeklere göre daha sık görülmektedir.

Türkiye'de üniversite öğrencileri ile yapılan araştırmada öğrencilerin %24'ünde Sosyal Kaygı Bozukluğu olduğu saptanmıştır.

Genellikle 14-24 yaşları arası başlar.

Sosyal Fobi belirtileri
Kişi genellikle rahatsızlık verici bir durumla karşılaştığında yüz kızarıklığı, titreme, karın ağrısı, sindirim problemleri, ağız kuruluğu, kalp çarpıntısı, ses kısıklığı ve nefes darlığı gibi birtakım bedensel belirtiler ortaya çıkar. Bu sırada yetersiz olduğunu ve utanılacak bir durumda olduğunu düşünür. Alay edilmek veya olumsuz eleştiri almaktan korkar. İlgi odağı olmak istemez. Kişi, yaşadığı bu kaygı durumunu gizlemek amacıyla normal dışı davranışlarda bulunabilir. Bu davranışlar sosyal çevresi ve özellikle yakınları tarafından garipsendiğinde kişinin kaygı durumu daha da artar, başa çıkamadığı bir duruma dönüşür.

Tedavi
Sosyal Fobi tedavi edeilebilen bir rahatsızlıktır. Hastanın durumuna ve kaygının seviyesine göre psikoterapi veya ilaç tedavisi uygulanmaktadır. Psikoterapi, özellikle Bilişsel Davranışçı Terapi, Sosyal Fobi tedavisinde oldukça olumlu sonuçlar veren bir tedavi yöntemidir. Kaygı yaratan etkenleri saptamak ve bu durumla başa çıkma stratejileri geliştirmek oldukça destekleyicidir. Aile ve grup terapisi de uygulanabilir.


Ezgi DOKUZLU
Uzman Klinik Psikolog

Instagram: psikologezgidokuzlu

Yazının devamı...

Alışveriş Bağımlılığı

Günümüzde her gün alışveriş merkezlerinde birçok insan ihtiyacı olmadığı halde alışveriş yapma zorunluluğu hissediyor. Alışveriş bağımlılığı Kompulsif Alışveriş Hastalığı olarak da adlandırılan kişinin olumsuz duygularını azaltmak veya bastırmak için yöneldiği, hissettiği doyumsuzluk duygusunu satın alma sonrasında yaşadığı doyumla sonuçlandırmak için karşı konulamaz derecede hissettiği alışveriş yapma dürtüsüdür. İhtiyaçlarınızı gidermek için yapılan alışveriş mutsuzluk, üzüntü, sıkıntı, yalnızlık gibi olumsuz duygulardan kurtulmak için yapılıyorsa ve bu durum sonrasında fazla veya mantıksız harcamalarınızdan dolayı suçluluk duyuyor fakat sürekli kendinizi bu durum içerisinde buluyorsanız bir bağımlılık söz konusudur.

Alışveriş bağımlılığı olan bireyler alışveriş merkezi veya benzer yerlere gittiklerinde dürtüsel olarak para harcamak ve ürüne sahip olmak isterler. İstedikleri şeyleri aldıktan sonra rahatlar ancak kısa bir süre sonra pişmanlık ve suçluluk duygusu yaşarlar. Ülkemizde ortalama her 100 kişiden 6'sı ''oniyomani'' olarak adlandırılan alışveriş bağımlılığı problemini yaşıyor. Tam bağımlılık olmasa da bağımlılığa yakın düzeyde alışveriş sorunu yaşayan kişilerin sayısı oldukça fazladır.

Alışveriş bağımlılığını engellemek için yapmanız gerekenler

Kabul edin: Dürtüsel olarak alışveriş yaptığınızı, bunun bir problem olduğunu kabul edin.

Düzenli olun: Varolan eşyalarınızı düzenleyin, kategorilere ayırın. Böylece ihtiyacınız olmadığını hatırlarsınız.

İhtiyaç listesi yapın: Alışveriş öncesi liste yapın listede olmayan şeyleri almamaya özen gösterin.

Alışveriş bir aktivite değil ihtiyaç olmalı: Kendinizi kötü hissettiğinizde oyalanmak ve kafanızı dağıtmak için alışveriş yapmak yerine zamanınızı daha güzel geçirebileceğiniz anlamlı aktivitelere yönelin, hobi edinin.

Kredi kartı yerine nakit para kullanın: Kart kullandığınızda somut olarak para aktarımı olmadığından para harcamıyormuş gibi hissedersiniz ve bu daha fazla harcamanıza neden olur.

Aç olduğunuzda alışverişe çıkmayın: Açken gıda alışverişi yaptığınızda dürtüsel olarak ihtiyacınızın dışında çok daha fazla ürün alırsınız.

Alışverişe bir arkadaşınız veya akrabanızla çıkın: Yanınızda biri olması alışveriş isteğinizi engelleyecektir.

İndirimde olması ihtiyacınız olduğu anlamına gelmez: İndirimlere göre değil ihtiyacınıza göre alışveriş yapın.

Psikolojik destek alın: Kendinize engel olamıyorsanız bir uzman desteğine başvurun.

Instagram: psikologezgidokuzlu

psk.ezgidokuzlu@gmail.com

Yazının devamı...

İnsomnia Nedir? Uykunuz Ne Kadar Kaliteli?

Uyku, insan yaşamının temel ihtiyaçlarından biridir. Yaşamımızın 3'te 1'ini uykuda geçiririz. Yani ortalama insan ömrünü 75 yıl olarak kabul edersek yaklaşık 25 yılımızı uykuya harcıyoruz. Bu nedenle uykumuzun kalitesi yaşam kalitemizi de büyük ölçüde etkiler.

İnsomnia (uykusuzluk) nedir?

Uykusuzluk ciddi bir sosyal ve fizyolojik problemdir. Uykusuz geçen bir gece sonrasındaki gün kendimizi huzursuz, yorgun hissederiz. Zihinsel performansımız, dikkat süremiz ve ruh sağlığımız olumsuz etkilenir. Yapılan araştırmalara göre yetersiz uyku, obezite, yüksek tansiyon, depresyon ve demans riskini arttırıyor.

İnsomnia, kişinin uykuyu başlatma, sürdürme veya sonlandırma problemi yaşamasıdır. Bu durumdan muzdarip kişiler bazen planladığından veya gereğinden fazla erken uyanabilir ve tekrar uyuyamayabilirler. Kişi gece sık sık uyanabilir ve bunun sonucunda yorgun ve dinlenmemiş hissedebilir. İnsomnia geçici(kısa süreli) veya kronik (uzun süreli) olabilir. 3 haftadan fazla süren uyuyamama durumu olarak adlandırılır.

İnsomnia belirtileri?

İnsomnia (uykusuzluk) nedenleri nelerdir ?

İnsomnia (uykusuzluk) kimlerde daha çok görülür?

Düzenli bir iş planı olmayan ve çalışmayan bireylerde daha çok görülmektedir.

Yaş ilerledikçe belirtiler artmaktadır.

Belirtiler erkeklere göre kadınlarda daha fazladır.

Düşük gelir ve eğitim düzeyine sahip bireylerde belirtiler daha fazladır.

Aşırı kontrolcü veya obsesif yapıda olan bireylerde insomnia görülme sıklığı daha fazladır.

Uykusuzluk ruh sağlığımızı nasıl etkiler?

Kaliteli bir uyku ruh sağlığımız için çok önemlidir. Sağlıklı bir uyku süreci olmadığında motivasyon kaybı, isteksizlik, dikkat ve bellek bozuklukları ortaya çıkabilir. Uykuda problem yaşayan kişilerde psikiyatrik bozuklukların gelişme riski de yüksektir. İnsomnia problemi olanlarda sağlıklı ve kaliteli uyuyanlara oranla depresyon görülme olasılığı 4 kat, anksiyete ise 2 kat fazladır. Buna ek olarak madde kullanımı veya bağımlılığı 7 kat fazla görülür.

Gündüz uykusu gece uykusunu etkiler mi?

Yapılan araştırmalara göre, 13:30-15:00 saatleri arası uyursanız gece uykunuz etkilenmeyecektir. Daha geç bir gündüz uykusu gece uykunuzu olumsuz etkileyebilir.

Sağlıklı uyku için öneriler

Her sabah aynı saatte kalkın

Gündüzleri uyumayın veya uzun süren dinlenmelerden kaçının

Uyuduğunuz ortam sessiz ve karanlık olmalı

Yatak odanızda çalışmayın

Düzenli egzersiz yapın

Uyku aşamasında televizyon izlemek uyku kalitenizi bozacaktır

Uyku öncesi kafein tüketimini azaltın

Nikotin tüketimini azaltın

Uykudan önce yeme alışkanlığınızı bırakın

Uyku öncesi kitap okumak, ılık duş almak, rahatlatıcı müzikler dinlemek gibi ritüelleriniz olması uykuya hazırlık sürecinde size destek olacaktır.

Instagram: psikologezgidokuzlu

İletişim:

Yazının devamı...

Tükenmişlik Sendromu Belirtileri ve Çözüm Yolları

Son günlerde yaptığınız işlerde verimli olamadığınızı ve isteksiz olduğunuzu düşünüyor olabilirsiniz. Sürekli bitkin, mutsuz, öfkeli ve sabırsız hissediyorken sosyal olarak yeterince aktif değilseniz ''Tükenmişlik'' noktasında olabilirsiniz.

Tükenmişlik sendromu nedir?

Tükenmişlik sendromu geniş bir zaman diliminde kişinin bitkin düşmesi, çevresindeki olaylara ve gelişmelere karşı çabasının ve motivasyonunun azalmasıdır. Günümüzün stresli ve oldukça yoğun iş ve yaşam ortamlarında bireyler, tükenmişlik durumu ile daha fazla karşı karşıya kalmaktadır. Amerikan Psikoloji Derneği'ne göre, tükenmişlik durumu kişinin uzun süren bitkinlik durumu, isteksiz olması, enerjisinin olmadığından ve sürekli mutsuz olduğundan yakınması olarak tanımlanıyor.

Uzun süren stres durumlarında kişi kendine tehdit olarak gördüğü stres halini ortadan kaldırmaya çalışır fakat tüm çabalara rağmen stres durumunun devam etmesi nedeniyle kişi bir noktadan sonra bu durumla başa çıkamayacağını düşünmeye başlar. Bunun sonucu olarak zihin ve beden ''tükenme'' aşamasına geçer. Normalin üzerinde çaba gösteren birey enerjisini tükettiğinden karşılaştığı olumsuz etkenlere karşı kısa sürede teslim olur ve artık birçok tehdit unsuruna karşı savunmasız hale gelir. Oldukça ciddiye alınması gereken ve kişinin yaşamını her alanda olumsuz etkileyen bu tükenmişlik durumu iş hayatında veya günlük hayatta bireylerin karşısına depresyona benzeyen belirtilerle çıkabilir. Son yıllarda yapılan çalışmalar tükenmişlik sendromunun depresyon için tetikleyici olduğunu göstermektedir.

Tükenmişlik sendromunun belirtileri nelerdir?

isteksizlik
aşırı yorgunluk hali
unutkanlık
sosyal ilişkilerde azalma
yorgun uyanma
konsantrasyon problemleri
erteleme
kararsızlık
dikkat eksikliği
sık hasta olma
sabırsızlık
kolay öfkelenme
özgüven eksikliği
uyanma ve uykuya dalmada zorluk
solunum problemleri
ümitsizlik
kendini değerli görememe
eleştirilere katlanamama
ağrılar (genellikle sırt ve bacaklarda)
sindirim sistemi ile ilgili problemler
iştahsızlık veya aşırı yeme
aşırı şüphecilik

Kimler tükenmişlik durumu yaşar?

Tükenmişlik sendromu genellikle iş yaşamı ile gündeme gelse de ev hanımları ve öğrenciler dahil her birey bu durumu yaşayabilir. Özellikle işi ve özel hayatı arasında bir denge kuramayan kişiler daha fazla risk altındadır.

Meslek grubu olarak incelemek gerekirse başka insanlara hizmet veren kişiler tükenmişliğe daha yatkındır.

Tükenmişlik sendromu ile nasıl baş edilebilir?

Sizi tükenmiş hissettiren kişilere ve faktörlere odaklanın
Yaptığınız iş sırasında mutlaka sık sık aralar verin
Hobi edinin
Dinlenin
Egzersiz yapın
Düzenli uyuyun
Müzik dinleyin, film izleyin, kitap okuyun
Sevdiklerinizle verimli vakit geçirin
Sağlıklı beslenin
Planlı hareket edin
Önceliklerinizi gözden geçirin
Yapacağınız işi parçalara ayırıp adım adım ilerleyin

Tükenmişlik belirtilerini yoğun olarak yaşayan ve bu durum ile başa çıkamadığını veya çıkamayacağını düşünen kişiler mutlaka bir uzmandan destek almalıdır.


Uzman Klinik Psikolog Ezgi DOKUZLU

Instagram: psikologezgidokuzlu

Yazının devamı...

Obsesif Kompülsif Bozukluk (Takıntı Hastalığı) Nedir?

Her takıntıya OKB demek doğru değildir. Her insanın çeşitli konularda kendince takıntıları olabilir. Örneğin; her gün aynı bardaktan su içmek isteyebilirsiniz veya temizlik için saatler harcıyor olabilirsiniz ancak bu takıntılara hastalık demek için günlük yaşamınızı olumsuz yönde etkilemesi, rutin işlerinizi engellemesi ve sizi oldukça çaresiz, kaygılı hissettirmesi gerekir.

OKB (Obsesif Kompülsif Bozukluk) Nedir?

OKB, obsesyon yani takıntılı düşünceler ve kompülsiyon olarak adlandırılan yineleyici davranışların oluşturduğu bir ruhsal hastalıktır.

Halk arasında takıntı hastalığı olarak bilinen OKB (Obsesif Kompülsif Bozukluk) kişinin günlük yaşamını ve özellikle de iş hayatını olumsuz yönde etkileyen bir hastalıktır. Hastalar rahatsız edici düşüncelerden kurtulmak, rahatlamak amacıyla tekrarlayan davranışlara yönelirler ve düşüncelerin yarattığı anksiyete bazı ritüelleri veya rutin davranışları acil şekilde gerçekleştirme ihtiyacına neden olur. Kişinin zihninde kontrol edemediği dürtüler ve düşünceler olabilir. Kişiye göre bunlar mantıksız olsa bile karşı koyamaz ve kendini tekrarlayan eylemi yapmaktan alıkoyamaz. Genellikle bu eylemi gerçekleştirmediğinde başına kötü bir durum geleceği hissine kapılabilirler.

Kontrol etmek ile ilgili takıntıları olan kişiler, ocağın veya kapının kapalı/kilitli olduğunu tekrar tekrar kontrol edebilirler.Temizlik ile ilgili takıntıları olan kişiler ise genelde kir veya mikrop bulaşacağından korktuklarını söyleyerek ellerini veya eşyalarını defalarca yıkar, evlerini sıklıkla detaylı temizler. Kişi yine de temiz olduğundan emin olamaz. Zaman zaman hastalar yürürken adımlarını sayma, evde çıkarken sıraya koyduğu işleri yapmadan çıkamama, kaç kez nefes alıp verdiğini sayma gibi rahatsızlık verici davranışlara yönelebilirler. Bu durum kişiyi oldukça yorar ve tedavi edilmediğinde gün geçtikçe içinden çıkılamaz bir durum haline gelir.

Obsesif Kompülsif Bozukluk Belirtileri Nelerdir?

Mikrop veya hastalık bulaşmasından korkma, şeytanca düşünmekten korkma, düzenli olma ihtiyacı, hata yapmaktan korkma, masum insanlara zarar vermekten korkma, rutin işleri yaparken sayma, eşyaları düzeltme veya dizme, kapı,kilit ve ocak gibi eşyaları sürekli kontrol etme, tekrar tekrar duş alma veya el yıkama, günlük işleri belirli sıraya göre yapma, uzun süren temizlikler, değersiz eşyaları biriktirme, atılması gereken eşyaları atamama, bazı kelimeleri tekrarlama, rezil olma korkusu, mükemmeliyetçilik, aşırı kuşku ve sürekli güven duyma ihtiyacı, sevdiklerine kötü şeyler olacağı hissi.

OKB (Obsesif Kompülsif Bozukluk) Ne Kadar Yaygındır ve Kimlerde Görülür?

OKB toplumda her 50 kişiden 1'inde görülür. Genellikle 20-30'lu yaşlarda başlamaktadır fakat okul öncesi dahil her yaş grubunda görülebilir.

Kadınlarda ortalama 22-23 yaşlarında, erkeklerde ise 16-17 yaşlarında ortaya çıkar. Erkeklerde erken yaşlarda ortaya çıkmasına rağmen kadınlarda daha sık görülmektedir.

OKB (Obsesif Kompülsif Bozukluk) Tedavisi

OKB için genellikle Bilişsel Davranışçı Terapi yöntemi ve ilaç tedavisi eş zamanlı fayda sağlamaktadır. Hastalardaki düşüncelerin oluşturduğu yoğun sorumluluk dugusunu ve bunun oluşturduğu kaygıyı azaltmak amaçlanır. Buna ek olarak psikodinamik terapiler de katkı sağlamaktadır.

Instagram: psikologezgidokuzlu

Yazının devamı...

Panik Atak Nedir?

Panik atak, endişe veya yoğun korku dalgalanmasıdır. Çarpıntı, terleme, boğulma hissinin eşlik ettiği, beklenmedik bir anda gerçekleşen ve size kendinizi çaresiz hissettiren bir durumdur. Beden ve zihin kontrolünü kaybetme korkusu yaşar ve genellikle kalp krizi geçirdiğinizi veya ölüyor olduğunuzu düşünebilirsiniz.

Panik Atak Nasıl Oluşur?

Tedirgin edici bir etken veya bir durum ile karşı karşıya kaldığımızda ''fight or flight'' yani ''kaç veya savaş'' mekanizmamız devreye girer aynı zamanda adrenalin hormonu salınır. Aslında evrimsel olarak bizi tehlikelerden koruma ve hayatımızı sürdürebilme görevi gören bu sistem yerinde çalışmadığında kontrol dışı bir panik durumu yaşarız.

Beyin herhangi bir tehlike durumunda bu tehlikeyi detaylı incelemeden önce ilk olarak kaçmaya ve organizmanın yaşamını sürdürmesini sağlamaya çalışır. Tetikleyici olay veya durum karşısında sempatik sinir sistemi devreye girer ve vücudumuz alarm durumunda kaçmak ve savaşmak için kendini hazırlar. Kişi hızlı nefes alıp vermeye başlar ve kalp atışları hızlanır. Vücudun düzeni aniden kontrolsüz şekilde değiştiğinde kontrolü kaybediyormuş gibi hisseder ve panik durumu yaşar.

Panik Atak Nedenleri ve Tetikleyiciler?

Genetik faktörler, travma, stres, kalp hastalıkları, depresyon, psikolojik ve psikiyatrik bozukluklar, uyarıcı madde kullanımı, tiroid bezindeki sorunlar.

Panik Atak Belirlileri Nelerdir?

Hastaları en çok korkutan ve çaresiz hissettiren atakların aniden gelmesidir. Panik atak belirtileri bir anda başlar ve 10 dakika içerisinde şiddetini arttırarak devam eder. Genellikle 10- 30 dakika devam eder ve kendiliğinden sonlanır.

Atak sırasında çarpıntı, baş dönmesi, terleme, nefes darlığı veya boğulma hissi, soluğun kesilmesi, göğüs ağrısı, göğüste sıkışma hissi, bulantı, kusma, mide bulantısı,karın ağrısı, kontrolünü kaybetme korkusu,kendini veya çevresindekileri tuhaf hissetme, ölüm korkusu,üşüme veya ateş basmaları, vücudun çeşitli yerlerinde uyuşma, titreme gibi belirtiler olabilir.

Panik Atak En Çok Kimlerde Görülür?

Toplumda her 75 kişiden 1'inde görülür. Kadınlarda erkeklere oranla yaklaşık iki kat daha fazla görülmektedir. Başlangıç yaşı genellikle 20'li yaşlardır fakat yaşamın her döneminde görülebilir.

Panik Atak Nasıl Tedavi Edilir?

Psikoterapi, ilaç tedavisi, hastanın bilinçlenmesi, fiziksel egzersiz, alkol veya uyuşturucu maddelerden uzak durmak, nefes egzersizleri oldukça etkilidir.

Hasta Yakınları Ne Yapmalı?

Atak sırasında olabildiğince sakin olmalı ve hastayı sakinleştirmek adına telkinde bulunmalılar. Hasta, panik durumu geleceği korkusu ile günlük hayatında kaçınma davranışında bulunuyorsa bunu desteklememeli ve hastayı cesaretlendirmeliler.

Uzman Klinik Psikolog Ezgi DOKUZLU

Instagram: psikologezgidokuzlu

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.