MODA
GÜZELLİK
AİLE
SAĞLIK

Parlayan Yıldız Zerdeçal

Günümüzde zerdeçal bilimsel adı ile "C" yaygın söylemiyle "" oldukça popüler bir baharat haline geldi. Yapılan araştırmalar gösterdi ki; Alzheimer ve kanser gibi tedavisi zor olan hastalıklarda koruyucu etkisi bulunmaktadır.

Hastalıklarda geçerli bir koruyucu olan zerdeçal pek çok bitkisel destekleyici ürünler satan mağazalarda ve eczanelerde kapsül halinde "kurkumin" adıyla satılmaktadır. Maalesef hızlı tüketim alışkanlığı bizleri sardığından faydalı gıda ve besin desteklerini en hızlı şekilde elde etmek isteğimiz fayda almamıza engel oluyor.

Nasıl Tüketilmeli?

Zerdeçalın faydalarından daha önemlisi zerdeçalın nasıl faydalı tüketileceği sorusudur. Zerdeçalın içinde bulunan ve mucizevi olan maddeler "" ve "t" bağırsaktan emilimi oldukça zordur. Bu emilimi artırmak için bu bileşenleri haplarla değil beslenme yoluyla almamız gerekmektedir.

En sağlıklı ve zerdeçalın emiliminin en yüksek hali "" ve "" ile karıştırılmış halidir. Bu karışımda kullanacağınız zerdeçalı düzenli olarak taze, pişmiş, çiğ ve kurumuş (çiğ zerdeçal intihap üstünde daha etkili iken pişmiş zerdeçal kanseri önlemede daha etkilidir) olarak değiştirmeniz başka sağlık sorunlarına karşı sizleri koruyacaktır. Kullanım dozunu uygun değer seviyede tutmakta, abartmamakta fayda vardır. Günlük ortalama tüketim miktarı bir tatlı kaşığı kadar kurutulmuş zerdeçala bir tutam karabiber ve bir çay kaşığı kadar sızma zeytinyağı eklemeniz yeterli günlük alımınızı karşılayacaktır.



Beslenme Bilimleri Uzmanı

Yazının devamı...

İstediğini Ye! Zayıf Kal!

Sağlıklı beslenmek bedenen ve ruhen sağlıklı ve mutlu olmak demektir. Özel bir sağlık sorununuz olmadıkça özel hazırlanmış yemekleri yemeniz ya da kendinizi özel hissetmek için her lokması hesaplanmış yemekler yemek değildir. Yemek yemek beslenmek demektir. Tüm benliğinizi besleyen bir faaliyettir. Derdimiz yalnız hayatta kalmak olsaydı ya da bu sağlıklı olsaydı hepimiz için besin ögeleri hesaplanmış haplar ve tozlarla hayatta kalabilir üstelik zaman ve maliyetten de kazanırdık, ama işler böyle yürümüyor çünkü yemek yemek mutluluk ve sosyal hayat sağlıyor.

Beslenme bilimindeki ilerleyiş ve elbette güzellik anlayışının değişmesi hepimize olmadığımız biri olma istediği veriyor. Bu beklentiler karşısında yeni yeni diyetler ortaya çıktı ve çıkmaya devam ediyor. Ülkemizde oldukça popüler olan protein ağırlıklı beslenme modeli ve düşük kalorili diyetler insanlar tarafından uygulanmakta fakat uzun vadedeki etkileri henüz yaşanmadı. Yüksek proteinli beslenme kalp damar sorunları ve kemiklerden kalsiyum çekilmesiyle osteoporoz riskinde artışa neden olur. Beynin enerji kaynağı olan karbonhidratlar, yeterli miktarda alınmadığında beyin iyi çalışamaz. Kalori hesabına dayalı proteinden yoksun düşük kalorileri diyetlerdeyse kas ve su kaybı oluşur ve metabolizma hızı düşer ki bu da normal beslenmenize döndüğünüzde daha hızlı kilo almanıza neden olur.

Esas sorun kilo vermek isterken aynı anda sınırsız yemek arzusu, proteine dayalı diyetlerin bu kadar popüler olmasında ki neden az yemek istememek. Bir diyet hem kilo vereceğimizi hem de istediğimiz kadar protein tüketebileceğimizi söylediğinde cazip bir hal alıyor. Mantıksız olduğunu göremiyoruz.

İstediğini ye ama istediğin kadar değil!

Sanırım başlık atarken pek dürüst olmadım ama niyetim iyi.

Denenmiş, geçerli, sonuçları bilinen tek beslenme biçimi her şeyden az az yemektir. Kilo vermeye çabalıyor olalım ya da olmayalım var olan tüm besinler bizler için var ve bu besinlerin her birinin de amaçları var. Zararlı olan halleri bizim abartılı ve ölçüsüz tüketimimizden kaynaklanıyor. Artık hepimiz temel bilgilere sahibiz, basın ve yayın yoluyla istemesek de öğreniyoruz. Duygusal ve fiziksel ihtiyaçlarınızı bilginizle harmanlayıp kendi beslenme tarzınızı bulabilirsiniz. Sonuç olarak, yemek yemek sağlık, enerji ve neşe verir, abartırsak hastalık, stres ve sorun getirir.


Yazının devamı...

Masal Çocukluğum İstanbul

Huzur, nezaket ve neşe dolu bir İstanbul vardı 1950’ ler de, erguvanlar, boğaz ve fıstık çamlarıyla bezeli bir İstanbul.

Kokusunda dostluk, dinginlik olan İstanbul’un, görüntüsü gibi sakin, rafine ve temiz insanları vardı. Şimdiler de yabancı olan komşuluk ilişkileri, insanın az ve çeşitli oluşuyla benimsenmiş çeşitli kültürlerden insanların kaynaşmasıyla yeni bir varlık edinmişti.

Birçok farklı din ve kültürden gelen komşularımızla ahbaplık ederken birbirimizdeki güzellikleri yargısız ve sorgusuz içselleştirmiş bütün olmuştuk. Bu sebeple İstanbul tüm Türkiye’ den ayrı bambaşka bir şehir başka bir dünya idi. Zamanın tüm yokluğunu paylaşıp varlık yapmış, yaparken de yeni düzenler, hoşluklar yaratmıştık. İstanbul sokaklarında file çoraplı, tayyörlü, döpiyesli hanımların gezindiği, değişik dillerin, dinlerin var olduğu, filmlerde gördüğünüz aşkların yaşandığı, nezaket gösterip birbirine ısrarla yol veren beyefendilerin vapur kaçırdığı bir İstanbul vardı.

Azınlığın ya da çoğunluğun olmadığı insanların birlikte yaşadığı bu İstanbul’da doğmuştum.

Komşularımızın çoğu Rum’ du, ben çocuktum ama aklımda yer eden en çok konuştuğumuz,

görüştüğümüz komşumuz madam Eftelya’ yı net hatırlıyorum. Her zaman eli dolu gelirdi madam Eftelya, mahallede adıyla meşhur olmuş puf böreğini bize her geldiğinde getirirdi. Bana merhaba dediğinde ellerindeki yemek kokusunu alır anne olduğunu, sıcaklığını ve sevecenliğini solurdum.

Evlerine gittiğimizde hoş geldin servisi olarak içi soğuk su dolu kristal bardakların içine gümüş kaşığa sarılı mastika koyup servis ederlerdi. Mastikayı yiyip soğuk suyu içince insanın içi ferahlar, bardakların, gümüşlerin parlaklığıyla ruhu parlardı.

Huzurlu, neşeli ve değerli çocukluğum komşularımızın evlerini kaçarcasına terk edişiyle kırılmıştı. Onlar İstanbul’dan gittikten sonra ne aynı lezzette mastika yedim ne de aynı özelliklerde insanlar tanıdım. Başka bir hal, başka bir lezzet bir tavır vardı ve biz o tavrı kaybetmiştik. Kendimize de kırılmış, kayıplarımızın hüznüyle içimize kapanmıştık.

Babaannem ve annem komşularıyla olanak buldukça mektuplaşmaya tanıdıklar haber almaya devam ediyordu. Yunanistan’a yerleşmişler ve orada yaşıyor her fırsatta İstanbul’u ve bizleri özlediklerini yazıyorlardı.

Yıllar sonra madam Eftalya Yunanistan’ dan İstanbul’a bizleri ziyaret etmeye döndü, ben

evli bir genç kadın, madam yaşlanmış ve yorulmuştu. Tıpkı çocukluğumdaki gibi babaannemin evinde Cuma öğlen yemeğine geldi ve yine çocukluğumdaki gibi meşhur puff böreğini getirdi. Yüzünde ne tedirginlik ne de ürkeklik gördüm bizlere yıllar önce baktığı gibi sevgi ve güvenle bakıyordu.

Böreğini yerken boğazımda düğümlenen gözyaşlarımı da alıp gitmesini umut ederek güçlükle yutkundum.

Bu madam Eftelya’ yı son görüşüm oldu, babaannemi kaybedişimizden sonra kendisinin vefat haberini aldık ve bir devrin kapılarını kapatıp, onlarla birlikte toprağa gömdük.

Çocukluğumun ve madam Eftelya’nın anısına böreğinden pişirmeye ve ikram ederken onu

anlatmaya, anmaya ve özlemeye devam ediyorum. Artık o güzelliklerin bittiğini biliyorum ama bir zaman var olduğunu hatırlamak ve hatırlatmayı çocukluğuma kaybettiğim güzel insanlarıma borç biliyorum. Değerli insanların ve zamanların anlatılmasını değerli olmanın ne olduğunun unutulmaması ve karıştırılmaması için önemli olduğunu düşünüyorum.

Ezgican Serim

Yazının devamı...

Ramazan'da Nasıl Kilo Verebilirim?

Ramazan ayı ön yargılarımızdan kurtulduğumuz içimize döndüğümüz, bedenen ve ruhen dinginlik bulduğumuz aydır. Stres ve huzursuzluktan uzaklaşıp güzelliğe, iyiliğe odaklandığımız dengeyi yakalamak için elimize geçmiş bir fırsattır. Sessizlik, sakinlik ve hoş görü ile etrafımızı, nefsimizden uzaklaşmakla bedenimizi tanımamız için değerli bir zamandır.

Sağlıklı beslenme yalnız beden sağlığı değil, ruh ve bedenin bütünüdür. Peki, ramazan ayını sakinlik, huzur ve sağlıkla geçirmek için neler yemeli ve nasıl düşünmeliyiz?

Yaz aylarına denk gelen ramazan ayında yaklaşık 16-17 saat aç ve susuz kalan bedenimiz ani gelişen bu değişime tepki vererek kıtlık metabolizmasına girer. Bu değişim metabolizma hızında ortalama %40 oranında yavaşlamaya sebep olurken vücut aldığı besinleri depo etme eğilimde olur. Gıda yokluğuna kendini hazırlar, halsizlik ve bitkinlik hissetmemize ve karbonhidratça zengin besinlere yönelmemize sebep olur ki rahatça depo enerji sağlayabilsin.

Uzun zamandır karbonhidrattan yoksun, yağ ve proteinden zengin beslenme diyetleri üzerinde duruluyor. Düşük karbonhidratlı yüksek proteinli diyetleri uygulamak zor ve sağlıksızdır. Beslenmenizde hayvansal protein ve yağlara ağırlık verdiğinizde ileriye dönük sağlığınızda kalp damar sorunları ve kanser riski ile karşı karşıya kalabilirsiniz. Öte yandan sebze, baklagiller ve tahıllar sağlıklı ve besleyici karbonhidrat ve posa kaynaklarıdır. Mineral, vitamin, antioksidan ve fotokimyasallar içerirler. Unutmayalım ki yeryüzündeki tüm gıdalar bizlerin ihtiyaçları için vardır onları sağlıksız hale getiren bizim işleme tekniklerimizdir. O halde iftar ve sahurda kaybettiğimiz enerji, vitamin ve mineralleri kazanmak için sağlıklı karbonhidratlara dengeli miktarlarda yer vermemiz gerekmektedir.

Sağlıklı iftar ve sahur; uzun müddet aç ve susuz kalan bedenimiz kıtlık metabolizmasına girmiş olsa da bizler kıtlıktan çıkmış gibi yemek yememeliyiz, ramazan ayının ruhuna uygun olarak abartılmamış menüler hazırlamaya özen göstermeliyiz. İftar bir sınavı geçmiş olmanın sonucunda oturduğumuz bir şölen sofrası değil, bir ibadet ayıdır.

İftar yemeğini uzun süreye yayarak, yavaşça, dinlenerek yemek gerekmektedir. Sahura kalkmak gün içerisinde enerji ve sağlığı korumak için önemlidir, kahvaltı gibi düşünülmeli ve günün en önemli öğünü olduğu unutulmamalıdır.

Örnek menü

İftar önerileri

1. Oruç açarken 2 bardak ılık su ardından başlangıç olarak sebze, baklagiller, yoğurt çorbası veya baklagillerce zenginleştirilmiş salatalar başlangıç için ideal lif, vitamin, mineral ve enerji kaynağıdır. Yine ek olarak çeşitli zeytinyağlı yemekler (sızma, soğuk baskı zeytinyağı) sindirim sistemi için faydalıdır.

2. Ana yemek olarak etli veya kıymalı sebze yemeği veya ızgara et, balık, tavuk yanına salata, bulgur veya tam buğday ekmeği tüketilebilir.

3. İçecek olarak şekersiz komposto ve ayran sıvı takviyesi için uygundur.

Ara öğün önerileri

1. Yarım porsiyon mevsim meyvesi, ceviz, fındık, badem ve yoğurtla yapılan meyve salatası

2. Bir bardak ayran, ceviz, fındık, badem gibi çerezler

Sahur önerileri

1. Beyaz peynirle omlet, tam buğday ekmeği, domates, salatalık, zeytinden oluşan kahvaltı

2. Tereyağı ve süt ile hazırlanmış tarçınlı yulaf lapası, ceviz, badem, fındık

3. Tam buğday ekmeğine bol peynirle yapılmış tost, haşlanmış yumurta, zeytin

4. Tahıllı yoğurtlu yaz çorbası

Hazırladığınız yemeklerde fazla tuz kullanmamanız, şarküteri ürünlerinden uzak durmanız, bol baharat kullanımından kaçınmanız, çay ve kahve tüketiminde dikkatli olmanız su kaybınızı azaltmak için önerilir.



Ezgican SERİM
Beslenme Bilimleri Uzmanı

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.