MODA
GÜZELLİK
AİLE
SAĞLIK

Sadece 8 Mart’ta Kadının Yeri ve Değeri Konuşuluyor

Neden mi Tepkiliyim?
Her gün ülkemizde sektirmeksizin en az 2-3 kadın şiddete, tacize, tecavüze ve hatta cinayete maruz kalıyor. Tek bir gün ile kadının toplumdaki yerini, süslü sözlerle geçiştirerek tüm bu sorunlarını yine görmezden gelip, pembe yalanların ardına sığınmamız isteniyor. Erkek egemen zihniyet böyle istiyor diye safça kutlama mesajlarıyla yüreklerimizi mi soğutalım bugün? Ne dersiniz?

Kadınlar sosyal hayattan uzaklaştırılarak, cehaletin pençesine kurban ediliyor. Çünkü kadın bilinçlenirse, toplum bilinçlenir, gelecek bilinçlenir. Diledikleri biçimde toplumu yönlendiremeyecekleri korkusuna kapılan kimi çevreler, bu yüzden büyük endişe taşıyor da onun için. Tam da bu yüzden kadınlardan korkuyorlar da onun için. Korku arttıkça kadına karşı yapılan şiddet de artıyor farkında mısınız?

Konda’nın Türkiye’de yaşayan kadınlar üzerinde yaptığı araştırmasına göre; 14 yaş üstü 31 milyon kadının 20 milyonu evde hiç bir şekilde üretmeden, sosyal hayata karışmadan boş boş oturuyor. Bunların %78’i sadece nefes alıp, tüketmeyi, hazır yemeyi ve yaşamının tek kurtuluşu olarak gördüğü yolla evlenip, çocuk doğurmayı hedefliyor. Gönüllü biçimde kolaycılığı seçmiş kadınların da bu sayılara katkısı insanı düşündürüyor ve oldukça üzüyor elbette. Geleceğimiz için, ülkemiz için ne kadar kara ve acı dolu rakamlar. Bu korkunç tablo her geçen gün erkek egemen toplumda “kadının yeri” denilen alanı daha da daraltıyor...

Çare ne mi?
Kız çocuklarınızı prenses gibi değil, kitap okuyan, düşünen, sorgulayan, üreten, çalışan ve kendi ayakları üzerinde durarak, kimseye muhtaç olmadan dimdik yaşamayı başaran, geleceğin güçlü kadınları olarak yetiştirin. Erkek çocuklarınıza, kız çocuklarınızla arasında hiçbir fark ya da üstünlük olmadığını söyleyin ve onlara kadınlara saygı duymayı öğretin. Başka türlüsü ile kadının toplumdaki yeri ve kurtuluşu mümkün olamaz.

Kadının; tacizden, tecavüzden ve cinayetten uzak, kendi istediği ve seçtiği hayatı özgürce kimseye hesap vermeden yaşaması demek, dünya kadınlar gününü her gün yaşıyor olması demektir.

F. Nur ŞEN

İçerik Sihirbazı ve İletişim Danışmanı

https://www.instagram.com/f_nur_sen/

Yazının devamı...

Sosyal Medyanın Esiri Değil, Sahibiyim!

Nasıl esir oluyoruz?

Sosyal medyada bir paylaşım yaptığımızda, esir olmanın ilk adımını atıyoruz. Sırf merak duygumuz yüzünden, yaptığımız paylaşımın ne kadar beğeni ve yorum aldığını takip eder hale geliyoruz. Sonrası ise malum…

Kaldı ki ne medya araçları ne de sosyal medya mecraları doğru bilgi kaynağı değiller. Ortamda bir tek kişinin manasız bir konuda bir şeyler yazması üzerine, paylaşımın hızla yayılması karşısında ne yapacağını bilemez, çaresiz insanlar haline geliyoruz. Tam anlamıyla bir deli bir kuyuya taş atıyor, çıkar, çıkarabilirsen durumu.

Gün içinde radyo, TV, gazete, dergi, internet, mobil uygulamalar ve sosyal medya üzerinden yapılan on binlerce haber ile paylaşımlarda; her an taraflı ve bilgi kirliliği ile süslenmiş gereksiz bilgilere maruz kalıyoruz. Sosyal medyada yazdığımız, paylaştığımız her şey; yapılan araştırmalara göre genellikle olumsuz haber ve olaylar üzerinden gelişiyor ve bunlar diğer içeriklere göre çok daha fazla ilgi çekiyor. Tüm bu paylaşımlara maruz kalan empat insanlar ise; sonu gelmez biçimde gereksiz yere yoruluyor, üzülüyor ve hatta hasta oluyor. Sosyal medya kullanımı insanlarla ilişkilerimizden tutun da; aile, eş, sevgili, vb. herkesle iletişimimizi önemli ölçüde olumsuz yönde etkiliyor.

Uzmanlar bu konuda ne diyor?

Psikiyatrist , dijital bağımlılığın “İnternet kullanımının ve teknolojinin beyindeki ödül ceza sistemini bozması ve bağımlılık yapmasıyla çok yakından alakalı” olduğunu söylüyor. “Beyindeki ödül ceza sistemi haz duygusu ile alakalı. Haz alma duygusunun temel maddesi de dopamin ve dopamini artıran şeyler. Bu bağımlılığa ise, ödül yetmezliği sendromu deniyor. İnternet ve sosyal medya da insanlarda tıpkı bu madde gibi ödül yetmezliği yapıyor. İnternetin ve özellikle sosyal medya’ nın olmadığı bir ortamda kişi krize giriyorsa ve eğer günlük işlerini aksatıyorsa, bağımlılık başlamış demektir” diyor.

Diğer bir yandan bakılırsa; sosyal medya ortamındaki yazılarımız ve paylaşımlarımız kendi çevremizle sınırlı kaldığından; hayatımıza daha farklı bir değer ve anlam yüklemiyor, mevcut olumsuz durumu değiştirmiyor. Ayrıca, kendimize benzeyen bakış açısına ve düşünceye sahip kişilerin dışında kalan hiç kimseye bir bilgi vermiyor, ya da aydınlanma yaratmıyor. Sadece sanal olarak toplu bir rahatlama seansı ve ortamı yaratıyor, hepsi bu! Olumsuzlukları, sorunları çözmüyor ve özetle bize bir fayda sağlamıyor. Sosyal medya araçları birçoğumuz tarafından maalesef amaçları dışında, çok sınırlı biçimde gereksizce kullanılıyor ki bu da başka bir yazı konusu zaten.

Esaretten nasıl kurtuldum?

En trajik olanı ise; sosyal medyada yayılan asılsız haberlerin TV haberlerine bile sıçrayarak konu olması. İşte bunu fark ettiğimde; sırf bu yüzden televizyonu ve ana haberleri bile izlemeyi 2-3 yıldan bu yana günlük yaşamımda rafa kaldırdım. Tüm bu suni sanallığın beni ara-sıra ile sınırlı şekilde zehirlemelerine izin veriyorum. Aslına bakarsanız esaretten kurtulma yöntemim çok basit. Ucuz olanı önceden okumak ve izlememek…

Hayatım nasıl değişti?

Zamanımdan çalan kirliliği minimuma indirerek günlük hayatıma devam ediyor, işlerime, yapacaklarıma ve kendime daha fazla zaman ayırıyorum. Artık kendi hayatım içinde çok daha fazla üretkenim. Bununla da oldukça mutlu oluyorum. Olumsuzlukları fazlaca kafaya takmadan sosyal mecrada sadece keyif için bulunuyorum. Eskisi gibi buralara hem girmeye fazla zaman ayırmıyorum, hem de zaten günlük iş ve uğraşlarımdan pekte fazla vaktim kalmıyor.

"Sosyal medyanın esiri değil, sahibiyim." Keyfime göre sosyal mecrada kısa süreli girip eğleniyor, bir kaç kaliteli paylaşımla, yorum ve beğeni ile sınırlı kalıyor ve çıkıyorum. Son aylarda buna çok dikkat ediyorum ve kesinlikle eskisine göre çok daha huzurluyum. Aklımı kendi hayatıma ve yaşantıma vererek, ne kadar doğru bir karar aldığıma her gün biraz daha şahit oluyorum. Hayatımı yaşıyorum, nefes alıyorum, deneyimliyorum, hissediyorum.

Siz de yaşamınızdan akıp giden günlerinizin değerini bilin. Hayatı kaçırmayın, hayatınızı yaşayın. Belki denemek istersiniz, bugün başlamak sizin elinizde…

F. Nur ŞEN

Milliyet Pembe Nar Köşe Yazarı, Gazeteci

Yazının devamı...

Hayata Tutun, Hayatına tutun. Sanallığı Bırak, Gerçekten Yaşamayı Seç!

Ekran bağımlısı mısınız?

Kendinizi ekran bağımlılığı konusunda bir yoklayın isterseniz. Anlamsız biçimde hepimizde farkında olmadığımız şekilde bir ekran bağımlılığı oluştu. Boyutu ne olursa olsun bir ekran gördüğünüzde, o ekrana kitlenmekten kendinizi alamıyorsunuz değil mi? O halde siz de bir ekran bağımlısısınız. Tıpkı, diğer keyif veren madde bağımlılığı gibi, bu bağımlılıkta gündelik yaşamımızı ve psikolojimizi olumsuz yönde etkiliyor.

Televizyon, tablet, cep telefonu gibi, sürekli ekrana bakma gerektiren cihazları uzun müddet kullanmak ve ihtiyaç olmadığı halde bu ekranları kullanmadan duramama haline gelmişseniz yardım almaya da ihtiyacınız var demektir. Çağın getirdiği bu psikolojik ve davranış bozukluğu durumu, öncelikle çocuklar olmak üzere her yaş grubundan insanın zihinsel gelişimine ve düşünme yeteneğine olumsuz etki ediyor. Gündelik yaşamı ve insanlar arası iletişimi olumsuz yönde etkiliyor.

Yapılan bir araştırmada; sürekli ekrana bakar halde günlerini geçiren çocukların, bir süre sonra gerçek yaşamlarında etraftaki değişimlerin farkına varamaz hale geldikleri gözlemlenmiş. Ekran bağımlısı haline gelen çocuğun önüne konan kâğıdın ne işe yaradığını anlamayarak onu buruşturup bir kenara attığına şahit olunmuş.

Kafamızı kaldırıp etrafa bakmayı, yaşamın içindeki güzellikleri ya da çirkinlikleri görmeyi çoktan bıraktık. Gündelik yaşamın akışına şahit olamadığımız gibi, işin en kötüsü artık birbirimizle sohbet edemez hale geldik. Bir araya gelinen hemen her ortamda, yemekte ya da bir toplantıda, ortaya çıkan telefonlarla sanki zorunlu bir görevmiş gibi birkaç kare fotoğraf çekiliyor, anında sosyal medyada paylaşılıyor ve kaç “like” alınmış diyerek sıkı takip ediliyor. Böylelikle istemli ya da istemsiz biçimde sürekli ekrana bakar durumda bulunuluyor.

Ekran bağımlılığından çok rahatsızım

Şahsen, eğitimi ve mesleği iletişim ile gazetecilik olan biri olarak ben bu durumdan büyük ölçüde rahatsızlık duyuyorum. İş yaşantısını geçtim, evlerimizde de durum aynı. Akşam olduğunda, bir araya gelinen ve tüm aileyi birleştiren akşam yemeklerinin yerini alelacele yenen yemekler aldı. Hayatımızın her alanını kaplayan hız, bu beraberliğimizi de ortadan kaldırdı. Artık yemekten sonra herkes eline telefonu alıp kendi dünyasına çekiliyor. Yanındaki eşiyle, sevgilisiyle, çocuğuyla, kardeşiyle ya da anne babasıyla konuşmuyor. Bireysel olarak sözüm ona kendi kendine sosyalleşmeye! dalıyor. Bu yüzden artık hayatlarımızı en yakınlarımızla öylesine ya da görev icabı paylaşıyoruz. Oysa hayat akıp gidiyor ve sayılı ömrümüzden bir arada geçirdiğimiz sayılı değerli anları çalıyoruz ve maalesef bunun farkına bile varmıyoruz.

Hayatımızı ele geçiren tüm ekranlara inat, herkesi WhatsApp’tan tut, Facebook, Twitter, Instagram’ a dek tüm sosyal medya araçlarına kadar karşı durmaya; "Hayata tutun, hayatına tutun. Sanallığı bırak, gerçekten yaşamayı seç” diyerek herkesi yaşamaya davet ediyorum.

Birbirimiz hakkında haber almak, haberleşmek güzel ama her şey dozunda kalırsa; yaşamanın keyfi çok daha güzel...

F. Nur Şen

www.iceriksihirbazi.com

Yazının devamı...

Kısa Sürede Büyülü Bir Yükseliş… Dj Görkem Sala

Bu Sadece Bir Başlangıç…

“Kendi Kitlem Var”

Türkiye'de dinleyici kitlem oldukça fazla evet. Çocukluğumdan beri müzikle uğraşıyorum ve dünyaca ünlü bir DJ olmak benim çocukluk hayalimdi. Şu an sevdiğim işi yaptığım ve bu yıl hayalimdeki hedefe bir adım daha yaklaştığım için çok mutluyum.

Ne işle uğraşırsanız uğraşın, o işin hakkını verebilmek önemli. Türkiye'de Edm tarzında gerçekten iyi işler başarabileceğime inanıyorum. Sadece Türkiye’de değil, Dünyaca ünlü tanınmış bir DJ olabilmek en büyük hedefim. Dinleyicilerimde bunun farkında ve desteklerini yanımda hissediyorum. Bence bu sadece bir başlangıç...

Tabii ki. Doğal olarak Türk müziğinden etkilendim. Türk müziğini de yakından takip ediyorum. Türk müziği bilinçaltıma yerleşmiş bir olgu.

Ultra büyük bir şirket, üzerimde etkisi yüksek. Onun sanatçısı olarak girdiğim her ortamda çok saygı görüyorum. Devamlı iletişim halindeyiz. Ama sözünü ettiğim çalışmalar ekibimle benim girişimlerimiz. Ekibimin çoğu çocukluk arkadaşlarım.

Dans Müziği Patlayacak

Aslında farklılık arayan bir DJ’ im yeni bir tarz akımı için çabalıyorum. Trance benim jenerasyonumun müziğiydi. Doğal olarak müzik yapmaya da sevdiğim tarzla başladım. Aslında sadece tek bir tarza da odaklanmıyorum. Ben her zaman farklı tarzlardan öğeler kullanarak kendi müziğimi yaratıyorum.

Türkiye Edm müzik ve benzerleri tarzda, Avrupa kadar tutumlu değil. Avrupa'daki kadar da bilinçli bir dinleyici kitlesine sahip değiliz maalesef. Fakat bu oranın gün geçtikçe arttığına şahit oluyorum ben. Ve inanıyorum ki Türkiye'de de tıpkı şu an Amerika'da olduğu gibi yakın zamanda bir elektronik dans müziği patlaması olacak. Ben de bunun için çabalıyorum.

Sürekli hayal kurarım. Bir arabaya sahip olmak veya başka bir şeye değil. Büyük işler başarmak en büyük hayalim. Özellikle de bir Türk olarak yurtdışında başarılı olmak benim için çok önemli. Ülkemi çok seven biriyim. Eskişehir aşığıyım.

İlk kez Bilgisayar’da kendi müziğimi ürettim. Ben, yeni şeyler yaptıkça daha çok hırslanan bir yapıya sahibim. Kendimi çok iyi DJ’lerle karşılaştırdığım günleri bile unutmadım. Çaba harcadım eksiklerimi gördüm düzelttim. Daha çok çaba harcadım. Yaratma içgüdümün farkına vardım. Zaten yaratabiliyorsanız yeteneklisiniz demektir.

19 Yaşında Müzik Direktörü Oldu

Müzik eğitimin var mı?

İlk olarak 14 yaşında Eskişehir’de müzikle yakından tanıştım. Sürekli yurt dışında olan canlı DJ konserlerini takip ederdim. Bilgisayarıma program yükleyip müzik yapmaya ilk kez başladım. Kendi müziğimi yarattıkça da daha çok sevdim. Eğitimim yok. Usta-çırak ilişkisi ile yetiştim. Çok ama çok çalıştım, kendi kendimi geliştirdim.

Türkçe bir parçayı dünyaya tanıtmak. Tomorrowland, UMF gibi ünlü bir festivalde Türkiye formasıyla veya Türkiye'yi simgeleyecek bir tişörtle çalmak isterim. Kendime çok güveniyorum. Kısa süre içinde iyi yerlerde olacağımı biliyorum.

Yeni Proje ve Süpriz Ünlü İsimler!

Evet, hazır. Müzikte bir tarzım, bir duruşum var. 2 tane bomba single çalışmamız var. Ayrı ayrı iki Türk ünlü isim ile birlikte çalıştım. Zaten çalışmalara başladık yakında sürprizi de vereceğim.

Şu an için sadece Türkiye’de var diyebilirim. Daha çok gencim. Şu anda sadece parçalara Remix desteği verebiliyorum. Tam anlamıyla aranjör oldum sayılmam. Yakında zaten ünlü iki isimle çok harika projelerimiz var. Yine sürpriz...

Röportaj: F. Nur Şen

Yazının devamı...

İçerik Nedir ve İçerik Editörü Kimdir?

İçerik Nedir?

Herhangi bir konuya ait düşünce ve fikrin yazılı+görsel anlatımıyla yaratılan öz düşünce.

Doğrudan hedef kitlesini etkileyecek biçimde birbirleriyle ilgili cümle ve görsellerin, nicelik ve nitelik bakımından belirli bir konu çerçevesinde dikkat çekici biçimde bir araya getirilip, bir bütün olarak sunulmasına içerik adı verilir.

İçerik, sadece metinden ibaret değildir. Görsel veya işitsel tüm nesneler, logolar, simgeler, grafikler gibi bütünlük ve kompozisyon oluşturan tüm ögeler içerik çatısı altında toplanırlar.

Bir web sayfası, reklam panoları, akıllı telefonlar, videolar, TV ekranları, bilgilendirme SMS’leri, sosyal medya araçlarındaki marka içerik paylaşımları gibi günlük hayatımızda her an karşımıza çıkan, bu ve benzer ögelerin tümü aslında birer içerik örneğidir.

İçerik Editörü Kimdir, Neler Yapar?

Dijital ortamlarda, dijital pazarlamaya ve sunuma uygun benzersiz içerikler üretirken, aynı zamanda bu içeriklere uygun görsel seçimlerini ve metin düzenlemelerini yapabilen kişiye içerik editörü denir.

İçerik Editörü Nasıl Özelliklere Sahip Olmalı?

Kendini güncel tutan ve gelişmeleri aktif biçimde takip eden, hayal dünyası geniş, genel kültürü gelişmiş, temel düzeyde Photoshop veya benzeri bir fotoğraf edit programı kullanabilen, dil bilgisi kurallarına hâkim, olay ve durumları kurduğu cümlelerle net biçimde ifade edebilen özelliklere sahip olmak gerekir. Ayrıca, içerik editörü her şeyi merak etmeli, araştırmalı ve okumayı çok sevmelidir.

İçerik Editörlüğü Eğitimi Nasıl Alınır?

İçerik editörlüğü, gelişen dijital teknolojinin yarattığı günümüz yeni nesil mesleklerinden birisi olarak doğmuştur. Bu işi yapmanın temelinde duygu ve düşünceleri en doğru biçimde yazarak ifade edebilme yeteneği yatar. İyi bir içerik editörü olabilmek ve çok iyi yazabilmek için her şeyden önce fazla okumak ve çok sayıda yazmayı denemek gerekir.

Ülkemizde bu meslek için henüz fakültelerde lisans eğitimi verilmiyor. Kendinizi bu alanda geliştirmek isterseniz, içerik editörlüğü uzmanlığında başarılı kabul edilen bloggerları takip edilebilir ve internet üzerinden konuyla ilgili düzenlenen Webinar seminerlerine dâhil olarak uzaktan eğitim alabilirsiniz.

Web Sitesine Benzersiz İçerikler Neden Gereklidir?

Günümüzde amaçları ticari kazanç elde etmek, mesaj vermek veya bilgi yaymak gibi farklı nedenleri olsa da, arama motorlarında ilk sıraya oturmak her web sitesi için oldukça önem taşıyor. Dijital çağda tüm web siteleri arama motorlarındaki üst sıraları kapmak için kıyasıya yarışıyor. Bu yarışa ek olarak, arama motorlarının sürekli değişen algoritmaları, sayısız web sitesini bu yarışta geri sıralara düşürüyor. İşte tam da bu noktada, bir web sitesi için benzersiz içerikler adeta hayat kurtarıyor.

İçerik Editörü Nasıl İçerik Hazırlar?

İçerik editörü bir web sitesinin ihtiyacı olan analizi yaparken; site için gerekli içerikleri titizlikle belirler, çeşitli yazım teknikleri ve görseller kullanarak SEO kuralarına uygun biçimde içerikler yaratır. Böylelikle sitenin zaman içerisinde arama motorlarının üst sıralarında yer almasını sağlar.

Etkili İçerik Hazırlarken Nelere Dikkat Edilmeli?

- Üretilecek içeriklerin hedef kitlesi iyi analiz edilmeli ve bu içeriklerle kime hitap edileceği mutlaka belirlenmeli.

- Yazılacak içerikle ilgili doğru bilgiye ulaşmak için farklı kaynaklar taranmalı ve bu kaynaklar titizlikle karşılaştırılmalı.

- Dikkat çekici bir başlık ve görseller ile hedef kitlesine ulaşan, doğru bilgi içeren içerikler yaratılmaya özen gösterilmeli.

- İlgi görmeyen ilk paragraf, içeriğin okumadan siteden çıkılmasına neden olur. Okuyucuyu ilk paragrafta çekebilmek çok önemlidir. İlk 50-10 kelimede içerik dikkat çekmeli.

- Doğru anahtar kelime seçimi yapılarak yazılan içerikler, site trafiğinin artmasına katkı sağlar.

- Teknik yazım biçimi ile okuyanı sıkmamalı, ancak amatörlükten de kaçınılarak uygun, karakteristik ve profesyonel bir yazım dili geliştirilmeli.

- Dil ve imla kurallarına önem verilmeli, anlam karmaşası yaratacak uzun ve devrik cümlelerden kaçınılmalı.

- İçerikte yer alacak alt başlıklar ile özellikle anahtar kelimeler, kalın ve şekillerde metin içerisinde geçmeli. Bu şekilde kullanılan cümleler, indexlemede ve okunma oranlarında oldukça artış sağlar.

- Markanın veya kurumun, kurumsal kimlik bütünlüğüne ve misyonuna uyacak biçimde sunduğu hizmetlerden; abartısız ama etkileyici, dinamik, akıcı ve net bir anlatım dili ile söz edilmeli.

- Konu ve metin uzunluğu her nasıl olursa olsun, . Benzer bir web sitesinden ya da dijital herhangi bir kaynaktan yazılmalı.

- İçerik hazırlarken, üretilecek içeriklerin doğru kanalları kullanarak hedef kitlesine ulaştırmak ve bunu paylaşım trafiğini organik biçimde arttıracak biçimde yazmak, içerik pazarlaması için en temel kurallardan biridir.

- Marka stratejisi ile beraber yaratılan dijital kimliğe uygun benzersiz içerikler, sosyal medya reklamlarıyla da desteklenmeli.

- Oluşturulan her içerik, kurumsal kimliği ön plana çıkartacak biçimde hazırlanmalı. Marka veya kurumun logosunu içeriklerin dikkat çeken bir noktasında kullanmak, görsel kimliği web ortamında daha bilinir hale getirecektir.

- Etkili ve dikkat çekici içerikler hazırlarken, SEO’ya uyumlu içeriklerin hazırlanmış olmasına kesinlikle önem gösterilmeli.

SEO Nedir?

Google gibi, çeşitli arama motorlarının en çok aratılan kelimelerinden yola çıkarak bulanan doğru anahtar kelimeleri, sıradan yazım akışı içinde kullanmak, site trafiği açısından büyük önem taşır.

Doğru anahtar kelime seçimi ile bir web sitesinin trafiğinin artması ve üst sıralara taşınmasını doğal yoldan sağlayan yönteme SEO (Search Engine Optimization) adı verilir.

Bir web sitesi için ne kadar çok trafik, o kadar çok arama motorlarında üst sıraya yükselmek demektir. SEO (Search Engine Optimization) “Arama Motoru Optimizasyonu” ile özgün içerikler, zaman içerisinde arama motorlarında üst sıralarda listelenecek ve böylelikle web sitesinde yer alan bilgi, hizmet veya ürünün daha fazla ilgili kitleye ulaşması sağlanacaktır.

Anahtar Kelime Nedir?

Anahtar kelime, site içeriğinizin özetidir. Bir siteyi ilk sıraya taşımak için içeriğini en doğru şekilde özetleyen anahtar kelimeyi bulmak şarttır.

SEO (Search Engine Optimization) Nasıl Yapılır?

Çeşitli arama motorları listelerinde yukarı sıralara tırmanmak için sitenin tüm sayfalarının anahtar kelimelerinin en iyi duruma getirilmesi gerekir. Bir web sitesi için tek bir anahtar kelime üzerinden SEO yapmak uygun bir çalışma yöntemi olarak kabul görmemektedir.

Araştırmalar, anahtar kelimenin iki ya da üç kelimeden oluşmasının daha olumlu sonuçlar verdiğini bildiriyor. Ancak seçilen kelime sayısı 5’i geçtiğinde durum tam tersine dönüyor. Kısaca özetlemek gerekirse, farklı anahtar kelimelerden oluşacak içerikler için, web sayfalarının alt kategorileri üzerinden yeni uzantılar açarak SEO çalışması gerçekleştirilmeli.

Örneğin bir seyahat sitesine SEO yapmak için, seyahatle ilgili en çok aratılan anahtar kelimeleri arama motorlarından bularak analiz etmek en doğru yöntem olacaktır. Ayrıca, rakiplerin ne tür kelimeleri kullanarak sitelerini optimize ettikleri de gözden kaçırılmamalıdır. Anahtar kelime optimizasyonu yapılırken kullanıcıları siteye ulaştıran en çok hangi kelime ya da kelime gruplarını kullandıkları da bulmak gerekir.

www.iceriksihirbazi.com

Yazının devamı...

Cehalet İnsanlığı Yendi

Son yıllarda toplumsal olarak büyük bir düzeysizlik ve cehaletin pençesinde kıvranıyoruz. İş, arkadaş ilişkileri, sosyal ve hatta akraba ortamlarında bile sıkça rastlanabilen türde sonradan görme, çıkara dayalı çirkin, çarpık ilişki ve davranışlar; aslında hiç insan olamamış ama, "mış" gibi davrananlar, gittikçe yayılan bir mikrobun kanıtı gibiler.

Özgüveni yerlerde sürünen, sosyal yaşamın içinde kendini ifade edemeyenler, patlamaya hazır hırslarıyla büyük birer bomba gibi aramızda dolaşıyorlar. Böylesi tiplerin, ancak dar çevrelerince kabul gören davranışlar sergilediklerini az çok tahmin edebiliriz elbette.

Bu tip insanların her şeye ben sahip olmalıyım duygusuyla sergilediği açgözlülük; sahip olmadığı veya asla sahip olamayacağı vizyona erişememesi, kendinde olmayanda bile kendinde hak görmek dürtüsü, normal davranış biçimi olarak boy gösteriyor.

Son yıllarda karşılaştığımız aşırı uç saçmalıkların, açıklamaların ve mantıksızca davranışların katlanarak çoğalmasının, bu gibi sebeplere dayalı biçimde artış gösterdiği de aşikar...

Böylesi sosyopat davranış biçimlerinde aileden gelen eğitim, öğretim ve değer yargılarının eksik ya da gelişmemiş olması temel nedenler. Sonuç olarak bu noktada yine cehalet, kısır döngü olarak karşımıza çıkıyor. Dini kavramlarla da pekiştirilen cehalet ise en tehlikeli boyuta ulaşmış insan modelini yaratıyor. Eğitim eksikliği ve fakirlik nedeniyle defolu modelleri sürekli üreten bir toplum haline hızla dönüşüyoruz. Büyük çoğunluğu bu şekle sokulan insanlar, asla düzelmeyecek biçimde aramızda hızla çoğalmayı sürdürüyor. Sosyal devlet olgusu olmayan bir düzende bilinçli fakirleştirilen büyük çaresiz çoğunluk, "seçeneği yoktu" cinsinden bahanelerle tarikatların yuvalarına itilerek, eritiliyor.

Tüm yukarıda sayılan tabloya bugüne dek asla sorgulamayı öğrenmemiş ve bunu hiç denememiş 0 km boş bir beyin eklendiğinde, tam anlamıyla ziyan edilmiş bir insan modeli yaratılmış oluyor.

Özellikle toplumun büyük bir kesimine bilinçli propaganda ve söylemlerle yayılan cehalet; bilgisizlik, düzeysizlik, sınıfsal ayırım gözetmeksizin her alanda karşımıza çıkıyor ve insanlığın gerektirdiği değerleri yutup, maalesef gün geçtikçe yok ediyor...

www.iceriksihirbazi.com

Yazının devamı...

Kış Soğuğunda Sıcak Bir Tatile Ne Dersiniz? Egzotik ve Sıcak 7 Destinasyon

Cayo Coco Adası, Küba

Küba Cayo Coco Adası miller boyu bozulmamış beyaz kumlu plajları, sessiz atmosferi, sakin ve berrak suları ile tam bir kaçış destinasyonu. Cayo Coco Adası, Küba’nın Atlantik Okyanusu’na bakan kuzey kıyılarındaki Sabana-Camaguey takımadaları arasında yer alıyor. Kitle turizmi tarafından henüz keşfedilmemiş olması adayı oldukça çekici kılıyor. Küba, Türk vatandaşlarına vize uyguluyor ama alması uzun sürmüyor. Aktarmalı uçuşlarla yaklaşık 16-18 saatte Küba’ya, oradan da deniz yolu ile Coyo Coco’ya ulaşılıyor. Dünyanın en pastoral adası sub-tropikal iklime sahip ve Aralık-Nisan arası gidilecek en uygun zaman aralığı. Palmiye ağaçlarının gölgesinde uzanan pudra inceliğindeki kumlu sahilleri ve denizi, kışın ortasında rüyalar âlemine dalacak bir ortam sunuyor.

Antigua ve Barbuda Adası

Antigua ve Barbuda; Karayip Denizi'nin doğusunda, Küçük Antiller ada grubundaki iki adadan oluşan bağımsız bir ada ülkesi. Tropik iklimi ve turkuaz renkli denizi ile dünyanın en güzel destinasyonlarından biri konumundaki adaya yılın her döneminde seyahat edilebiliyor. Avrupa’dan direkt veya aktarmalı uçuşlar bulunan ada, Türk vatandaşlarını 6 aya kadar ikamet süreli seyahatlerinde vizeden muaf tutuyor. Adını çok az kişinin duyduğu cennet gibi ada Antigua'da tam olarak 365 adet plaj bulunuyor. Şaşırmayın, yanlış okumuyorsunuz. Adanın yılın her günü için el değmemiş ayrı birer rüya plajı mevcut. Hangi plajı seçerseniz seçin, bembeyaz kristal kum, masmavi deniz ve sımsıcak Antigua ve Barbuda güneşi sizi çağırıyor.

El Nido-Palawan, Filipinler

El Nido, Filipinler’deki Palawan Adası’nın kuzeyinde yer alıyor. El Nido-Palawan bembeyaz kumlar, arka fonda tropik ağaçlar, mavi ve yeşilin renk cümbüşü içinde manzaralar sunuyor. Aralık-Mayıs sezonu tatil için en ideal zaman dilimi. Filipinler, Türk vatandaşlarına vize uygulamıyor. İstanbul’dan Manila’ya THY ile haftanın 3 günü 17 saatlik uçuşla direkt ulaşılıyor. Manila’dan Palawan adasına uçup, oradan araçla 6 saatte El Nido’ ya geçiliyor. Bölgeye özgü karstik kireç taşlarından oluşan tepelerin arasından geçerken, hiç ummadığınız bir anda karşınıza gizli ve büyüleyici lagünlerin mercanlarla dolu turkuaz suları çıkıyor. Kış ortasında yazı yaşatan benzersiz deneyimler El Nido’da sizi bekliyor.

Boa Vista Adası, Cape Verde

Atlas Okyanusu’nun doğusundaki Yeşil Burun Adaları'nın üçüncü en büyük adası Boa Vista, Batı Afrika kıyısının 500 km açığında yer alıyor. Cape Verde'deki Boa Vista Adası, kış mevsiminde güneşi arayanların yeni keşfi. Ada, keşfedilmemişliği ile oldukça seçkin ve ayrıcalıklı konumda. Aralık-Nisan arasındaki dönem, adada sımsıcak bir tatil için en uygun zaman. Boa Vista’daki otel sayısı henüz bir elin parmaklarını geçmiyor. Cape Verde vizesi sınır kapılarından alınabiliyor. Lizbon üzerinden aktarmalı olarak adaya ulaşılabiliyor. Kültürel yapısı ve tarihi nedeniyle “yeni Karayipler” olarak adlandırılan ada, upuzun sahilleriyle turistleri kendine âşık ediyor.

Gambiya

Tropikal iklimin etkisi altında olan sıcak ve nemli bir ülke olan Gambiya, ekolojik zenginlik açısından egzotik hayvan ve bitki türleriyle oldukça etkileyici çeşitliliğe sahip bir ülke. Afrika kıtasının en küçük ülkesi Gambiya, Batı Afrika’da Atlantik Okyanusu kıyısında bulunuyor. Ülke, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarından 90 güne kadar vize istemiyor. İstanbul’dan aktarmalı uçuşlarla Dakar’a, ardından da Banjul’ a 15 saatte ulaşılıyor. Kasım-Mart ayları arası sıcak bir tatil için Gambiya’ya seyahat en uygun zaman aralığı. Kışın ortasında sıcacık bir yaz tatili geçirebileceğiniz Gambiya, hem egzotik hem de erişilebilir harika bir kaçış noktası konumunda. Palmiyelerle çevrili altın kumlu plajlarda denizin keyfini çıkartırken, güneşi iliklerinize dek hissedebilirsiniz. Kulağa hoş geliyor değil mi?

Goa Adası, Hindistan

Goa, kış mevsiminin kasvetini veya yılın stresini atmak isteyen tatilcilerle doluyor. Egzotik tatil hayali kuranlar ile hippilerin uğrak noktası Goa, Hindistan'ın batı kıyısındaki Bombay Eyaleti’nin 400 km güneyinde bulunuyor. Ada, Hindistan’da kişi başına düşen milli gelir açısından ülkenin en zengin eyaleti konumunda. Zengin bitki örtüsü ile uluslararası biyoçeşitlilik merkezlerinden biri. Tropikal muson iklimine sahip Goa, daima nemli ve sıcak. Kasım-Şubatarası Goa’yı ziyaret etmek için en uygun zaman. Goa, Türk vatandaşlarına vize uyguluyor, ancak Hindistan vizesi almak zor değil. İstanbul-Bombay uçundan sonra aktarma yapılarak adaya ulaşılıyor.Adanın kuzeyine çılgın partiler, güneyine ise; beyaz kumsallar ve berrak sular hâkim. Çılgın partilerin, leziz yemeklerin veya egzotik plajların hayalini kuruyorsanız, Goa rüyasını ertelememelisiniz.

Bonus

Sıcak bir tatil için uzak noktaları aramadan, hemen yanı başınızdaki Şarm El-Şeyh, çölde bir vaha gibi size göz kırpıyor.

Şarm El-Şeyh

Mısır’ın Kızıldeniz kıyısındaki dünyaca ünlü tatil kenti Kızıldeniz’e uzanan Sina Yarımadası’nın güney ucunda bulunuyor. Türkiye’ye yakın konumu sayesinde dikkat çeken Şarm El-Şeyh’ te Ekim-Mayıs ayları tatil için en ideal aylar. Mısır, Türk vatandaşlarına vize uyguluyor ama vize işlemleri pek zorlamıyor. THY ile İstanbul’dan 2 saat 40 dakikalık uçuşla haftada 8 sefer düzenlenen şehir; altın renkli kumlu plajları, kristal berraklığındaki denizi, zengin sualtı yaşamı ve mercan resifleriyle su altı tutkunlarının ilgisini çekiyor. Sina Dağı ve civarındaki tarihsel alanlar ise, kente apayrı bir zenginlik katıyor. Kızıldeniz’in büyüsünü keşfetmek için gidilesi Şarm El-Şeyh; kış mevsiminde deniz, güneş ve kum üçlüsünü özleyen tatilciler için cenneti vadediyor.

www.iceriksihirbazi.com

Yazının devamı...

Dünyada Büyük Bir Değişim Yaşanıyor

Dünyada eşzamanlı olarak küresel boyutta müthiş bir değişim yaşanıyor. Bunu son yıllarda yaşamın her alanında sıkça rastladığımız birbirinden saçma ve inandığımız değerlerin dışında haberlerden görmek, anlamak mümkün.

Savaşlar bile bildiğimiz, kitaplardan okuyup öğrendiğimiz savaşlar gibi değil. Ama sonuçları hep aynı. Eskiden topla, tüfekle, askeri zekâ ve ahlaki kurallar çerçevesinde mertçe göğüs göğse yapılanları yok artık. Savaşların yarattığı yıkımlardaki sonuçlar içinse küçük bir fark göze çarpıyor. Bu da küresel kapitalist sömürge güçlerinin böl, parçala yok et sisteminin tıkır tıkır işlemesini işaret ediyor.

Özellikle enerji kaynaklarının olduğu bölgelerden son 100 yıldır bilinçli biçimde eğitimsiz bırakılarak, yoksun ve yoksullaştırılmış halkları, geçmişin kavimler göçünü andırır biçimde topraklarından savaş nedeniyle sürülüyorlar. Yaşanan göçlere, yitip giden insanlığa hemen yanı başımızda şahit oluyoruz. Sahile vuran Aylan bebek örneğiyle birçok hayatın karanlıklara gömüldüğünü, sıcak evlerimizde TV’lerimizin başında kayıtsızca gözlemliyoruz. Ya da Yemen'deki 8 yaşında bir kız "bebeğin" çocuk bile demiyorum! İnsan üzerinde sarsıcı etki bıraktığı haberinde; zorla 40 yaşında bir adamla evlendirildiği gece yaşadığı vahşet nedeniyle öldüğünü öğreniyor, vicdan sahibiysek insanlığımızı ve inançlarımızı sorguluyoruz...

Değişimin Sonuçlarını Tahmin Edebiliyor muyuz?

Dengelerin değiştiği bu sistem içerisinde inandığımız ve bildiğimiz tüm değerlerden hızla uzaklaşıyor, kendimize, toplumumuza, değerlerimize giderek yabancılaşıyoruz. Çünkü öğrendiğimiz değerlerin çok dışında bir kurgu söz konusu.

Evet, dünyada bir değişim var. Bunun pek de olumlu yönde ilerlediğini hiç birimiz söyleyemiyoruz ve maalesef sonuçlarını tahmin bile edemiyoruz. İnsani değerlerin azaldığı, neredeyse yok edildiği küresel bir akım söz konusu. Para ile inanç, kültür ve bilginin satın alındığı bir döneme girdik adeta. Akla gelebilecek tüm alanlarda bilgi karmaşası yaşanıyor ve bilginin doğruluğu, gerçekliği konusunda ciddi sıkıntılar toplumun tüm katmanlarına hızla yayılıyor. Bilgiyi kendi çıkarları doğrultusunda maniple eden bir çoğunluk, siyasi ve kapital anlamında gücü elde ediyor, büyük kişisel çıkarlar kazanıyor. Bunun sonucunda da toplumsal değerleri kendi istekleri doğrultusunda eğip, bükerek şekillendiriyor. Kısacası, kendi sanal ülkesini, iyi-kötü karakterlerini, kahramanlarını ve katillerini yaratıyor. Yaşanılanların sebeplerini çemberin içindeyken çok fazla algılayamasak da, sonuçlarını gün ve gün yaşayarak deneyimliyoruz. Yaşanılan bu başkalaşım bittiğinde belki de bugün hiç tahmin edemeyeceğimiz, aklımıza gelmeyen bakış açılarına ve değerler bütününe sahip olacağız. Şu aralar bizlere sadece tepkisizce nereye gideceğimizi bilmeden izleme rolü düşüyor.

F.Nur ŞEN

İçerik Sihirbazı ve İletişim Danışmanı

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.