MODA
GÜZELLİK
AİLE
SAĞLIK

Modanın Kalemi Suzy Menkes

Düşünceler ve fikirlerin bu kadar yoğun olduğu bir dünyanın en tanınmış moda kalemi ismiyle tanışın; Suzy Menkes.

Bir zamanlar modanın en bilgili, dengeli ve saygın platformu olarak bilinen, şimdilerde The New York Times adına sahip Herald Tribune gazetesinde 25 yıl moda yazarlığı yaptı. 2014 Mart yılında ise şimdiki mesleği olan Vogue International’ın moda editörlüğünü üstleneceğini açıklayarak Vogue Online’da yazarlığına devam etti.

Suzy, 26 yıl boyunca IHT isimli bir şovda çalıştı, burası sektöründe popüler hale gelmesini sağladı ve mesleğinin kritiklerini dile getirdi. Suzy , şova başlamasından da önce yapılmış olan bir yoruma dayanarak keyfi bir şekilde kovulduğunda, endüstri onu destekledi ve şovu boykot etti. Bunun yanı sıra; Menkes yıllık düzenlenen lüks bir konferansı sundu.

Menkes, meşhur “Modanın acımasız ve git gide artan listesinin tasarımcılara ve onların işlerine olumsuz olarak yansıdığının” tartışmasını yaptığı New York Times T dergisinde köşe yazarlığı yaptı.

2013 yılında bloggerlar ve sokak stili ünlüleri için “moda sirki” tanımlamasını yapıp çok konuşulan şu yazıya imza attı:

“Moda gazeteciliği yapmaya başladığım ilk zamanlarda bana öğretilen “Sen beğendiğin için iyi değil, iyi olduğu için sen beğendin.” Mottosuna karşı çıkan bazı online “yazar”ların kendilerini yersiz yere büyütmesi çok gülünç.”

Suzy Menkes günümüzde halen Vogue’da yazarlık yapıyor.

Yazının devamı...

Stil Yaratmak

Günümüzde stil sahibi olmak diyince akla güncel trendlere uygun giyinmek geliyor. Bu büyük bir yanılgıdır çünkü stil kişinin kendisiyle özdeşmesidir. Giyinmek insanın kendisini konuşmadan ifade edebildiği bir sanattır. Trendleri takip etmek her zaman iyi olmayabilir, ilham olarak kullanılabilir fakat birebir kopyalandığı zaman kendinizi ifade etmekten çok sıradanlığın bir parçası olmuş olursunuz.

Aynaya bakın ve kendinize yakışan parçaların ne olduğunu sorgulayın. Dolabınızı açın ve kendinize dürüst olun bu kıyafetler sizi ifade ediyor mu yoksa sadece trend olduğu için mi satın aldınız?

Bazı günler oluyor gizemli olmak istiyoruz ve siyahlara bürünüyoruz, bazı günler ise paylaşmaya değer duygulara sahip olduğumuzu hissedip renklere sarılıyoruz. Kendimizi ve vücudumuzu sınırlandırmamak adına yeniliklere açık olmalıyız, gidin ve o çok beğendiniz mini eteği deneyin! Belki de o çok korktuğunuz desen size hiç beklenmedik bir ışıltı ve özgüven katacak.

Üzerinizdeki kıyafetler hakkında çevrenizin ne düşündüğündense sizi nasıl hissettirdiğine odaklanın.

Uzun elbiselerle spor ayakkabıları kombinleyin, şık ve sporu karıştırmaktan korkmayın. Spor bir t-shirt giydiyseniz altına topuklu ayakkabı giymeyi deneyin.

Blazer ceket ile sırt çantasını birlikte kullanabilirsiniz çünkü sırt çantasıyla kim rahat etmez ki?

"Buranın tarzı bana hiç hitap etmiyor" dediğiniz mağazalara girin, beklenmedik sürprizlerle karşılaşabilirsiniz.

Stil sahibi olmak güncel trendleri takip etmekten ibaret değildir. Kendi modanızı yaratabilirsiniz.

Pahalı bir ürün hep tarz olmadığı gibi, ucuz bir ürün her zaman rüküş olmayabilir. Pahalı ve ucuzu birbiriyle kombinleyin çünkü bir parçanın kalitesini fiyatı belirlemez.

Alışveriş için farklı yerler deneyin, pazarları ve butikleri keşfedin. Sürekli aynı markadan alışveriş yapmaktan kaçının.

Yeniliklere açık olun, kendi hayatınızın trendini siz belirleyin.

Yazının devamı...

Stil İkonu: Prenses Diana

Öldükten sonra bile etkileri günümüzde hala hissedilen ikon prenses Diana’yı tanıyalım.

Prenses Diana bir diğer ismiyle Diana Spencer soylu bir aileden geliyordu ve ailesi sebebiyle kraliyet ailesiyle hep bir yakınlık içerisinde oldu.

1 Temmuz 1961 yılında kraliçenin özel mülklerinden biri olan Sandringham’da dünyaya geldi ve çocukluk yıllarını da orada geçirdi. Diana’nın babasının bir dönem kraliyet ailesi için çalıştığı da söyleniyor. Annesi, Diana henüz küçükken onları terk etmiş bu nedenle Diana içine kapanık bir çocukluk geçirmiş.

Diana, küçükken teyzesinin peri masalı kitaplarını okuyup ondan çok etkilendiği için öğrenim hayatı boyunca hayatına hiç kimseyi sokmamış, önemli biriyle evleneceğinden emin olduğu için kendisini ona saklamak istemiş.

Prens Charles’ın, Diana’dan önce kız kardeşi Sarah Spencer ile ilişkisi vardı bu sayede Diana ile tanıştı. İlk tanıştıklarında Charles 28, Diana ise 16 yaşındaydı. Diana o dönemde bir anaokulunda öğretmenlik yapıyordu. Prens Charles, Diana ile yalnızca 13 kez görüştükten sonra ona evlenme teklifi etti.

Medyanın tüm ilgisi bir anda Diana’nın üstüne çevrildi, her yerde onu takip etmeye başladılar. Düğün tarihi yaklaşırken Prens Charles’ın eski sevgilisi Camilla’ya altın bir bilezik hediye aldığını öğrenen Diana, Charles ile evlenmenin iyi bir fikir olduğuna dair şüpheler duymaya başlamış ve bu durumu kız kardeşiyle paylaşmıştı, düğün bir an önce olsun ve tüm bu şüpheleri sona ersin istiyordu.

Prenses Diana’nın tasarımcısı düğünden önce gelinliğinin medyaya sızmaması için farklı tonlarda farklı kumaşlar sipariş etmiş böylelikle kimse asla nasıl bir gelinlik olacağını tahmin edememişti. Rüya gibi bir gelinlikti, metrelerce uzanan kuyruğu, kabarık eteğiyle İngiltere’nin peri masalı yaşanmıştı. Ancak işler hiç de göründüğü gibi değildi. Balayına çıktıklarında Charles, Camilla’nın ona hediye ettiği kol düğmelerini takmış, Diana’nın kilolarıyla dalga geçmişti ve bu Diana’yı yıkmıştı. Henüz ergenlikten çıkmış olan Diana, blumia hastalığına yakalandı.

Medyanın gözü sürekli üzerindeydi, her adımı, her giydiği moda oluyordu, insanlar saçlarını onun gibi kestiriyordu. Diana medyayı nasıl yöneteceğini çok iyi biliyordu, şimdiye dek hiçbir kraliyet ailesi üyesinin yapmadığı şeyleri yapıyordu; insanlarla tokalaşıyor, sarılıyor, onları dinliyor ve konuşuyordu. 2 çocuğunu kraliyet ailesinin sıkılığına göre yetiştirmedi, her şeyden önce onların bir çocuk olduğunu asla unutmadı.

Evliliği yürümeyince kendisini çocuklarına ve hayır işlerine adadı. Daha önce dünyada konuşulması bile ayıplanan AIDS hastalığına dikkat çekti, hastalarla bir bir görüştü, Afrika’da çocukları ziyaret etti, New York’ta rahibelerle bir araya geldi. Medyanın ona olan çılgın ilgisini hassas konulara dikkat çekmek için kullandı.

Evlilikleri bitince bile Prenses unvanını kaybetmeyen Diana, her şeye rağmen medyaya biten evliliğiyle ilgili herhangi bir şey yansıtmamaya çalıştı ancak Prens Charles’ın Diana’yı Camilla ile aldattığını itiraf eden açıklamasından sonra buna sessiz kalmayan Diana meşhur intikam elbisesiyle medya karşısına çıktı, o zamanki stilistine milyon dolarlar gibi gözükmek istediğini söyleyen Diana Christina Stambolian tasarımı siyah elbisesini kraliyet etkinliğinde giyerek herkesi şok etti. Muhteşem zerafetiyle, vücut hatlarını belli eden bu cesur elbise tamamen kraliyet kurallarını çiğniyordu. Ertesi gün manşetler Diana ve elbisesinden bahsediyordu. Elbisenin sadece seksi bir elbise olmadığı, Diana’nın dik duruşu ve net tavrının bir simgesi olduğu söyleniyordu. Bu elbiseyle Charles’ın açıklamalarına sessiz ve zarafetle cevap vermiş oldu.

Diana her zaman stiliyle de ön plana çıktı, zarafetinden asla ödün vermedi. Her zaman bulunduğu yerin hassasiyetine göre giyindi, pek çok mücevheri imitasyondu. Medyayı yönetirken, aynı zamanda onunla savaştı. Güneş gözlükleri, mücevherleri Diana’nın imzası haline gelmiş detaylardı.

Medya ona karşı hep acımasız ve doyumsuzdu, sanki onun insan olduğunu unutmuşlar ve her zaman kusursuzluk beklemeye başlamışlardı. Her yerde, her adımını takip ediyorlardı. Çocuklarıyla çıktığı kayak tatili, sevgilisinin terası, teknesi… Her an gözetleniyordu, fotoğrafları milyonlar ediyordu. Medya onun sonunu getirdi. Paris’te paparazzilerden kaçarken trafik kazası geçirerek hayatını kaybetti. Tüm dünya yasa boğuldu, insanlar halkın prensesini kaybetmenin acısıyla medyaya saldırdı. Prenses Diana günümüzde hala etkisini kaybetmeyen ikonik bir isim.

Yazının devamı...
Yazının devamı...

Victorian Dönemi Modası

19.Yüzyılda İngiltere'de döneme adını veren Kraliçe Victoria 18 yaşındayken tahta çıkmıştı. İngiltere her ne kadar sanayi devrimiyle birlikte diğer ülkelere karşı üstünlük kazansa da halkın büyük oranı fakirdi. Sınıf ayrımı, kadına baskı, yobazlık ve çatışmalar hakimdi. Dönemin modası da buna göre şekillendi. Kadınlar elbiselerin içinde rahat hareket edemiyorlardı çünkü burada amaç erkeklerin cinsel duygularının harekete geçmesini engellemek düşüncesiyle vücut kıvrımlarını gizlemekti. Bu elbiselerde görsel işçilik ön planda olduğu için maliyeti çok pahalı olduğu için azınlık olan zengin kesime hitap ederdi, orta ve alt sınıf tarafından giyilemezdi. Buna rağmen dünyanın çoğu yerine yayıldı. Kraliçe Victoria, gençliğinde Avrupa'nın stil öncülerinden biri olarak kabul görmüştür, farklı kumaşlardan aynı model elbiseler yaptırmıştır. Kalp kesime sahip dekolte yakalar, kabarık kollar, çemberli jüponlar, drapeler, önü düz, arka tarafı hareketli etekler Victoria dönemi modasının bilinen imzalarındandır. Dönemin bir diğer imzalarından biriyse Kraliçe Victoria'nın eşinin vefatından sonra büründüğü yas nedeniyle inzivaya çekilmesiyle birlikte gelen koyu tonlarda, düz kollu, kapalı yakaları olan kabarık elbiselerdir.

1840- 1860 Yılları arasında elbiseler gittikçe kabardı, korseler, tarlatanlar kullanıldı ve kadınların elbiseler içerisinde rahat hareket edebilecek alanları daraltıldı. Tarlatanları her kıyafetin altında kullanmak zorunluydu. Bu yıllarda elbiseler daha sade, genelde çiçek desenleriyle süsleniyordu. Birkaç farklı kalıba ve kesime sahip olan bu elbiselerde popüler olarak yeşil renk kullanılıyordu.

Göz alıcı zenginliğin ön planda olduğu bu dönemde yasaklar çok sertti. Her türlü cinsel dürtü ve aktiviteyi bastırmak en temel ögeydi. Tavuğun göğüsüne boyun denirdi, piyanolara ve masaların alt kısımlarına örtüler serilirdi. Kraliçe Victoria İncil'in cinsel çağrışım yapan kısımlarını sildirip yeni bir İncil bastırmıştı. Dönemin modası da bu yasaklara göre şekillendi.

1860-1890 Yılları arasında kadınların gündelik elbiselerine daha büyük ve dantelli aksesuarlar da eklenmeye başladı. 1880'lerde tarlatansız etek ve ceket takımları kullanılmaya başlandı. Uzun yakalı gömleklerle birlikte peçeli şapkalar kullanılmaya başlandı, bu şapkalar dönemin zenginliği ve üst sınıf statüsünü simgeleyen sembolü haline geldi, daha sonra bu sembollere broş, yelpaze, şemsiye ve eldiven de eklendi. 1890'ların sonlarına doğru kadınlar kıyafetlerini seçmekte özgürleşmeye başladılar. Kraliçe Victoria'nın vefatından sonra ise tamamen özgürlük ilan edildi.

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.