MODA
GÜZELLİK
AİLE
SAĞLIK

O Bir Motokros Şampiyonu!

Şimdi sizlere Motokros nedir diye sorsam? Adrenalin seviyesi en yüksek ve bunun yanında engebeli arazide, dağdan tepeden motosikletle atlanılan bir spor dersiniz öyle değil mi? Şöyle de bir gerçek var ki ortaya çıktığı yıllardan itibaren bu spor dünyada ve ülkemizde çok sevildi. Sosyal medyadan kalp çarpıntısıyla takip ettiğim, bu spora emek veren 12 yaşındaki, Motokros şampiyonu Sevgili Sarp Arhan Or'a sordum;

S.A.O: Aslında doğduğumdan beri motorlu araçlara ve hız sporlarına ilgim var. Küçük yaşlarımdan beri bulduğum her boş kağıda otomobil ya da motor resmi çizerim. Motor sporlarına hep ilgim oldu. Motorlar ile ilgili birçok video seyretmeyi çok seviyorum. Özellikle anmadan geçmek istemiyorum; Altın Elbiseli Adam’ın motor tanıtım videoları benim motora olan ilgimi çok artırdı. Bir gün sosyal medyada Kilyos’ta bir motokros eğitim merkezi keşfettik ve o haftasonu deneme dersine geldik. Artık her haftasonu orada motora biniyorum. Trafiğe kapalı alanda öğrenmeye başladım bu sporu. Bu kapalı parkurda profesyonellerden ders aldım. Yaşım daha küçük. Bazen ayakkabımı annem bağlasa da, motor üzerindeyken benden beklenenden fazlasını yapıyorum, özel rampalarda 25-30 m’den daha fazla atlayabiliyorum.

S.A.O: Ben bu spora başladığımda ailemden motora binen yoktu. Ailem benim motor sporlarına olan tutkumu biliyor. 5 yaşımdan beri her yaz, gittiğimiz her tatilde jetski üzerinden inmiyorum neredeyse. 10 yaşımdayken, bir gün sosyal medyada karşıma Kilyos'taki motokros eğitim merkezi çıktı. Buranın fotoğraflarını videolarını anne ve babama gösterdim. Hemen o haftasonu deneme dersine geldik ve o deneme dersinde motor üzerindeyken yaşadığım heyecanın tarifi yoktu. Bir deneme dersi sonrası artık her haftasonu orada motora biniyorum. Babam en büyük destekçim. Hatta babam da benden sonra bu spora başladı. Artık ikimizin de baba-oğul ortak bir hobimiz var. Annem, evet beni izlerken her kadın gibi çok heyecanlanıyor. Ama, bu sporu çok sevmemden dolayı, diğer arkadaşları anneme şaşırsa da o bana destek oluyor. Benim hem yeteneğimin hem de tutkumun farkında olan bir ailem olduğu için çok mutluyum.

S.A.O: Aslında, içinde motor olan her araca karşı bir ilgim var. Adrenalini seviyorum sanırım. Lunaparklardaki tüm heyecan veren oyuncaklardan bırakın korkmayı, inmek istemiyorum. Adrenalini, motorunun torkundan gelen her türlü sporu çok seviyorum. Süper arabaları çok seviyorum. Son yıllarda formula1’e ilgim arttı. Otomobil yarışçılarının ilk deneyimilerini yaşadıkları kartingden jetskiye kadar her türlü sporu keyifle yapıyorum. Bazen kendime 4-3-2-1-0 Sarp diyorum. 4 tekerlekli karting aracından 3 tekerlekli Atv’ye, 2 tekerlekli motordan tekerleği olmayan jetskiye kadar tüm bu araçlara binmeyi çok seviyorum. Tek tekerlekli UniCycle’ı da çözdüm mü tamamdır...

S.A.O: Her sporda olduğu kadar bu sporda da gerekli fiziksel önlemleri alıp, sürüş deneyiminizi eğitimle geliştirdiğinizde her anından keyif almanız mümkün. Bu spor için özel tasarlanmış motokros giysilerini giyiyoruz. Özel giysiler, herhangi bir düşme anında tekrar kalkıp sürüşe devam edebilelim diye tasarlanıyor. Ayağımızdaki özel botlardan, dizliklere, göğüs korumasından, dirsekliklere, boyunluktan kaska kadar birçok özel kıyafet, her türlü sürüş güvenliğini sağlamak için giydiğimiz kıyafetlerden bazıları olarak sayabilirim. Her motor günü, Allah beni şansızlıklardan ve kazalardan korusun diye duamı ediyorum.

S.A.O: Arkadaşlarımın anneleri, benim videolarımı seyrederken kalbimiz çarpıyor, heyecandan bakamıyoruz diyorlar. Ben annesi olsaydım kesinlikle izin vermezdim diyenler var, biliyorum. Benim bu sporu yaparken hissettiklerim hız ve rekabetin ötesinde, kendimle mücadele edip limitlerimi aşmaktan ibaret. Her virajda, her rampada, önce limitlerimi buluyorum, sonra da limitlerimi aşmanın savaşını veriyorum. Rekabetim önce kendimle. Benim hayatımda karnımın ağrısına, dizimdeki ağrıyan yarama, burnumun akmasına, aslında herşeye iyi gelen tek bir şey var. O da adrenalin. Adrenalinden besleniyorum diyebilirim. Bugüne kadar pek çok spor dalını denedim. Motokros heyecan duyarak gelişim sağlamak, kendi limitlerini bulup onları aşmak için yaşadığım en keyifli spor dalı. Özellikle anne-babalara sesleniyorum. Ben keşke 5 yaşında başlasaydım bu spora. Siz de bu yaşlardaki çocuklarınızı bu spora güvenle yönlendirebilirsiniz.

S.A.O: Bu konuda oldukça dikkatliyim. Hafta sonları motokros derslerine gittiğim için Cuma günleri okuldan gelince ilk işim haftasonu ödevlerimi bitirmek oluyor.

S.A.O: Milli motokros sporcusu olmak istiyorum. Ülkemi Avrupa’daki yarışlarda temsil ederken hem çocuklara hem de ailelerine örnek olmak istiyorum. Benim videomu ya da benim yarışımı seyrettikten sonra bu spora başlayan bir çocuk olsa... Benim için gurur ve mutluluk verici olur. Beni instagram hesabımdan https://www.instagram.com/sarparhanor/ takip ederek destek olabilirsiniz.

https://www.instagram.com/ipekdagistanli/?hl=tr

Yazının devamı...

Çocuklarda Mindfulness

Türkçeye, bilinçli farkındalık olarak çevrilmiş olan mindfulness, ile kast edilen an’da olmak, an’ı yaşamaktır. Yani şu an’ki hislerimizin, şu an’ki düşüncelerimizin ve şu an tanık olduğumuz olayların tamamıyla farkında olmak, oldukları gibi algılamak ve olaylara yargısız bir şekilde yaklaşabilmektir. bunlar sadece benim bildiklerin daha fazlasını Park Tarabya Anaokulu, Mindfulness Eğitmeni, Psikolog Sevgili Deniz Babaoğlu'na sordum;

D.B: Mindfulness, hepimizde doğuştan var olan ancak düşünceye odaklanma koşullanması ile zamanla kaybettiğimiz bir becerimizdir. Biz yetişkinler her ne kadar şu an’da yaşadığımızı düşünsek de çoğunlukla kafamızın içindeki düşüncelerde yaşarız. En basit örneğiyle sabah evden çıkarken kapıyı kilitleyip kilitlemediğimizi bazen hatırlayamayabiliyoruz çünkü; hayatı adeta otomatik pilota bağlamış gibi yaşıyoruz. O anda kafamızın içinde her ne ile meşgul idiysek o kapıyı kilitleme anını kaçırmış olabiliyoruz. Ya da güzel bir yemeği tadarken tamamıyla kendimizi yemeğe ve o andaki tatlara adayacağımıza, kafamızın içinde ‘acaba kaç kalori?’ ya da ‘keşke bu yemeği akşam yemeseydim şimdi hazmedemeyeceğim’ gibi bin bir düşüncenin içinde kaybolabiliyor ve o an’daki yemeğin keyfine varmayı kaçırabiliyoruz.

D:B: Günümüz dünyasında her şeyi çok hızlı yaşamaya, her şeyde en iyisi olmaya, çalışmaya ve sürekli plan yapmaya alıştık. Bu durum bizim düşünce dünyamızda yaşamamıza neden oluyor. Düşünce dünyasında yaşam, gelecek ile ilgili kaygı ya da geçmiş ile ilgili üzüntü veya pişmanlıklar gibi düşünceleri de kapsıyor. Kimi zaman bu düşünceler fazla yoğun ve içinden çıkılamaz bir hal de alabiliyor. Bunun sonucunda da depresyon, kronik yorgunluk, stres, anksiyete gibi hastalıklar her geçen gün artıyor. An’a geri dönebilmek ve düşüncelerden sıyrılarak bir nefes almak bizim fiziksel ve ruhsal sağlığımız için çok önemli.

Mindfulness’ın önemli öğretilerinden bir diğeri ise bütün duygu ve düşüncelerimizi yargılamadan kabul etmek. Mevlana’nın Misafirhane adlı bir şiiri var, neredeyse mindfulness ile ilgili her kitapta alıntısı bulunabilir, bence bu durumu çok güzel bir dille özetliyor. Olumsuz duyguların da insan olmanın bir parçası olduğunu kabul etmek. Ancak, bu duyguların seline kapılmadan, onların sadece duygu ve düşünce olduğunu, bizi tanımlamadığının da farkında olmak. Bu şekilde duygularımızla özdeşleşmeden kabul, gerçekten ciddi fark yaratabiliyor. Yapılan bilimsel araştırmalarda düzenli mindfulness yapan kişilerde mindfulness’ın birçok fiziksel, ruhsal ve zihinsel faydası olduğu gözlemlenmiştir.

D.B: Çocuklar aslına bakarsanız birçok yönden bizlerden daha ‘mindful’ sayılabilir. Daha andalar ve yargısızlar. Daha önceki verdiğim yemek yeme örneğinde çocuklara bakacak olursak o an çikolata yiyorlarsa, sadece o çikolatayı yemeye odaklılar ve bunu keyifle yapıyorlar. Ancak bu beceriyi her birimizin yaptığı gibi yaş ilerledikçe onlar da unutacak ve kaybedecekler. Bu nedenle küçük yaştan itibaren yapılan aktivite ve egzersizler onların bu anda kalma becerisini kaybetmemeleri ve hatta daha da geliştirmeleri için bir fırsat aslında. Bu egzersizler aynı zamanda dikkat ve odaklanma becerilerini de geliştiriyor.

Bunun dışında mindfulness’ın çocuklara en önemli katkısı kendi duygularını öğrenmeleri. Çocuklara zor duygularla yani öfke, korku, üzüntü vb. gibi duygular ile yüzleşmeyi ve kendilerini sakinleştirebilmeleri için gerekli başa çıkma becerilerinin öğretilmesi onlara hayatta sağlanabilecek en önemli yetilerden biri. Mindfulness aktivitelerinde de, çocukların duygularını anlamaları, tanımlamaları, ifade edebilmeleri ve duygu yönetimi sağlayabilmeleri için birtakım egzersizler uygulanır. Böylece çocuk duygu ve davranışlarını ayırt edebilir, zor duyguların da diğer duygular gibi olduğunu, bu duyguların kötü olmadığını anlar ve bu duygular ile nasıl başa çıkabileceği ile ilgili beceriler öğrenir.

Amerika, Kanada ve İngiltere gibi birçok ülkede mindfulness hastanelerde, iş yerlerinde ve okullarda uygulanıyor. Yapılan bilimsel araştırmalara göre de mindfulness çocuklarda özellikle dikkat ve odaklanmayı geliştirme, duygu düzenlemeyi geliştirme, anksiyetede azalma, daha iyi uyku alışkanlıkları, şefkat duygularında artma, zorbaca davranışlarda azalma, genel akıl ve fiziki sağlıkta gelişmeler ile ilişkilendirilmiştir. Okullarda birçok şey öğretiliyor çocuklara ama belki de en önemli şeylerden biri atlanıyor; kendi duyguları ve bu duyguları nasıl anlamlandıracakları ve yönetecekleri.

D.B: İki yaştan itibaren başlayanlar var, tabii bu egzersizler genelde nefes egzersizlerini kapsıyor. Ben üç, dört ve beş yaşlar ile çalışıyorum. Yaş gruplarına uygun eğlenceli çalışmaları yoga ve nefes egzersizleri ile de destekleyerek ve çocuklar da çok keyif alarak bu egzersizleri uygulayabiliyor.

Tabii düzenli egzersiz yapmak, her şeyde olduğu gibi burada da önemli. Bu çalışmaların kayda değer etkilerini görmek istiyorsak süreklilik ve düzenli aralıklarla yapmak önemli.

D.B: Bu egzersizlerin bir disiplin aracı gibi kullanılmaması çok önemli. Çocukların bu egzersizleri benimsemesini ve sevmesini sağlamamız lazım ki burada öğrenilenleri kendi istekleriyle günlük hayatlarına da taşıyabilsinler.

Çocuğun yaş grubuna ve yeterliliğine uygun aktivite ve egzersizler seçilmeli.

Çok küçük çocuklar ile yapılan egzersizler kısa süreli ve eğlenceli şekilde sunulmalı.

Ve tabii çocuklar en çok model alarak öğrendikleri için sizlerin de mindfulness egzersizleri yapıyor olmanız sizler için, hem de onlar için daha faydalı olacaktır.

D.B: Çocuklarda uyku problemi ebeveynler için önemli bir konu. Mindful nefes teknikleri bu konuda çok yardımcı olabiliyor. Çocuğunuzu sırt üstü yatağa yatırın ve ellerini göbeğine koyup gözlerini kapamasını isteyin. Sanki göbeğini bir balonmuş gibi hayal etmesini, her nefes alışta bu balonun şiştiğini ve her nefes verişte havanın bu balondan çıktığını gözünde canlandırmasını söyleyebilirsiniz. Küçük çocuklar ile göbeğin üstüne bir oyuncak konularak yukarı aşağı hareketi de izlenebilir. Bunu birkaç kez tekrarladıktan sonra her nefes alışta bu balona sana kaygı veren bir duygunu ya da dileğini doldurabilir ve her nefes verişte bu balonu yukarı gökyüzüne gönderdiğini hayal edebileceğini söyleyebilirsiniz. Bu balonları gözünde canlandırsın ne kadar büyükler? Ne renkler? Nasıl uçuyorlar? Bu balonların gittikçe yükselerek uçup kaybolduğunu hayal ederek bu egzersizi bitirebilirler. Bu egzersiz onları rahatlatıp uykuya hazırlayabilir.

Yaptığımız eğlenceli mindful egzersizlerinden biri de 5 duyumuzu kullanarak yemek yemek. Sizin de çocuklarla evde yemek saatlerinde uygulayabileceğiniz keyifli bir aktivite. Genellikle bu egzersizde kuru üzüm kullanıyoruz. Bu üzümü sanki hayatımızda ilk defa görmüşüz gibi tatmadan önce görsel olarak inceleyip, sonrasında koklayıp, ellerimizde dokusunu hissedip ve hatta kulağımıza yaklaştırıp parmaklarımız arasında sıkıştırarak sesini dinleyip en son olarak da tadıyoruz. Tabi her bir aşamada hissettiklerini duyumlarla ilgili olabildiğince fazla tanımlama yaptırmaya çalışıyoruz. Bu şekilde hem duyusal farkındalığı güçlendiriyoruz hem de yemek yemenin 5 duyu ile tadına varıyoruz.

Bunun dışında çocuklarla yaptığım ve en sevdiğim aktivitelerden biri ‘hava durumu’ aktivitesi. Bu aktivitede çocuklar kendi iç dünyalarını hava durumu terimleri ile kelimelere döküp tarif ediyorlar. Kimi zaman fırtınalı, bulutlu, kimi zaman güneşli. Kendi iç hava durumlarını değiştirmeleri gerekmediğini, tıpkı dışarıdaki hava durumu gibi iç hava durumlarının da kendiliğinden zaten değişeceğini öğreniyorlar. Bu da hem duygularını tanımlamaya ve anlamaya hem de kabul etmeye ve geçiciliğini benimsemelerine yardımcı oluyor.

https://www.instagram.com/ipekdagistanli/?hl=tr

Yazının devamı...

Kadın Olmasaydı Aşk Olmazdı!

Erkekler ne kadar kadınlardan güçlü olduklarını iddia etseler de kadınlar olmasaydı erkekler olmazdı! İnsanlığın anasıdır kadın. Erkeklerin ise koltuk değneğidir biz olmazsak düşerler. Fiziksel yapımız izin vermez belki güce ama irademizle anaç ruhumuzla meydan okuruz hayata! Yuvayı yapan, eşini yönlendiren, çocukların terbiyesi ve bakımından mütemadiyen sorumlu, ailenin bütünlüğünü sağlayarak ayakta durması için çabalayan bir dişi kuştur o.

Şimdi beylere bir sorum var? Hani çoğu zaman bizden çok şikayet edersiniz ya. Bizler olmasaydı kalbinizi çarpıtan AŞK denilen o duyguyu nasıl yaşardınız? Ne kıskanılacaktınız ne de kıskanabilecektiniz. Evini çekip çeviren, hastalandığında çorbanı yapan, prensim ve prensesim dediğin çocuklarının annesi ve saymakla bitmez bir çok şey kadın olmasaydı olmazdı!

Hayallerimize kavuşmak türlü zorluklarla mücadele etmek kadın ve erkek için oldukça zor. Ama Türkiye'de yaşıyorsan ve kadınsan daha da zor. Masum hayaller kurduğumuz çocukluğumuzun finalinde güçlü kadın rolüne terfi ediyoruz. Toplumun bize dayattığı tabulara rağmen rolümüzü başarıyla tamamlamak görevimiz.

Hangi işi yaparsak yapalım mükemmel olur o zaten! Çünkü bize güçlü olmayı öğretti bu hayat, erkekler, gelenek ve göreneklerimiz. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği, kadına şiddet ve daha bir çok şey vız gelir tırıs gider be bize... Neslin devamını sağlayan, hayatı üreten, erkeğin mutluluğuna ve mutsuzluğuna, başarısına ve başarısızlığına katkıda bulunan kısacası hayatın olmazsa olmazı biziz! Biz olmasaydık, erkek de olmazdı hayatın rengi de olmazdı... Kısacası ben güçlüyüm diyen erkeleri kim doğuracaktı?

İpek Dağıstanlı

https://www.instagram.com/ipekdagistanli/?hl=tr

Yazının devamı...

Çocuklarda Teknoloji Kullanımı

Dijital çağın teknolojik çocuklarını doğurduk bu yüzyıla. Telefonu tutmayı benden iyi biliyorken bir şey izlerken reklamı atlaya hoop basıveriyor. Ne oldu da, nasıl oldu da hamilelikte içtiğimiz folik asit hapları sonucu mu oldu bunlar? Sanırım biraz evet biraz hayır. Bence bizim elimizde gördükleri telefonu öğrenmezlerse onlara kızacağımıza sanıyorlar. Şaka bir yana kafamdaki deli soruların mantıklı cevabını Park Tarabya Anaokulu, Klinik Psikoloğu Sevgili Betül Uzun'a sordum;

B.U : Çağımızın teknoloji çağı olduğu muhakkak, dolayısıyla teknolojinin sunduğu olanaklardan yararlanmamak, sadece içinde bulunduğumuz anı zorlaştırmak olur. Birçok anlamda hayatımızı kolaylaştırdığı, özellikle bilgi edinme amaçlı kullanıldığında öğrenmeyi daha kolaylaştırdığı göz ardı edilemez. Yapılması gereken faydalarından yararlanmak, zararlarından korunmaktır.

B.U: Teknolojik ürünlerin kullanımıyla geçen süre zarfında çocuk interaktif bir iletişim içinde olmadığından dil becerisi yeterince gelişmeyebiliyor, kelime hazinesi yaşına uygun olmayabiliyor. Çocuklar izlediği karakterle özdeşim kurdukları için benimsedikleri tutum ve davranışlar nedeniyle akranlarıyla ilişkilerinde bozulmalar başlayabiliyor. Konsantrasyon problemleri sıklıkla karşılaştığımız sorunlardan biri maalesef. Üretkenliğin ve yaratıcılığın olmaması hayal güçlerinin zenginleşmesini engelleyebiliyor. Fiziksel gelişim açısından da hareketsiz geçirilen zamanın yoğunluğundan kaynaklı eklem ağrıları ya da kas gelişiminde sorunlar ortaya çıkabiliyor. İzlediklerinden ve oynadıklarından etkilendikleri için de korku ve kaygı problemleri çıkabiliyor karşımıza.

B.U: Evde televizyon sürekli açık kalmamalı, telefonların sessize alındığı zaman dilimleri olmalı ki iletişimin güçlenmesi için göz göze geldiğimiz, beden dilini kullandığımız, karşımızdakini can kulağıyla dinlediğimiz etkileşimleri çocuğumuza yaşatalım.

-Mümkünse 3 yaşından önce çocuklarımızı teknolojiyle tanıştırmamalıyız. 3 ve 6 yaş arası çocuklarımızın tablet veya telefon kullanımı ise maksimum 20 dakikayı aşmamalıdır. Zaman kısıtlaması olsa dahi içeriklerin daha çok eğitsel alt yapıda olmasına özen göstermeliyiz.

-Çocukların odalarına televizyon ve bilgisayar koyulmamalıdır veya kendilerine ait bir teknolojik ürün olmamalıdır. Bu elektronik aletlerin kullanımı ortak alanda sağlanmalıdır.

-Çocuğun teknolojiyle geçirdiği vakitlerde mümkünse yanında bir yetişkin olmalıdır. Dolayısıyla herhangi bir olumsuz sahnede, çocukla doğru- doğru olmayan kavramlar üzerinden konuşup, duyduğu ya da gördüğü bilgiyi koşulsuz kabul etmesini engellemiş olabiliriz.

-Çocuğun boş vakitlerinde ilgileneceği başka bir uğraşı olursa, teknoloji tercih etmesi de oldukça azalacaktır. Fiziksel oyunlar veya çeşitli masa başı etkinlikleri ile özellikle okul dışındaki vakti nasıl değerlendirebilecekleri ile ilgili rehber olmalıyız. Ayrıca, çocuğun yeteneği ve isteği doğrultusunda herhangi bir spor ya da sanatsal faaliyete de kanalize etmek oldukça önemlidir.

-Uyumadan en az kırk beş dakika önce televizyon tablet ya da telefon kullanımı sonlandırılmalıdır ki, çocuk olabildiğince rahat uykuya geçebilsin.

-Teknolojik ürünün fazla kullanımının sağlığı olumsuz yönde etkilediği konusunda konuşmalar yapılıp, bu konuda çocuklar için farkındalık sağlamaya çalışılmalıdır.

-En önemlisi de ebeveynler olarak bizler de doğru model olmak adına her daim televizyon seyretmemeye, sürekli tabletle, bilgisayarla ilgilenmemeye özen göstermeliyiz. Çocuklarımızla birlikte fırsat buldukça açık havada, doğada daha çok vakit geçirmeliyiz.

https://www.instagram.com/ipekdagistanli/

Yazının devamı...

İyi Yaşam Festivali Tüm Hızıyla Başladı!

Sağlıklı yaşam nedir diye sorsam sizlere herkesin verilecek bir cevabı vardır. Ama doğru ama yanlış yöntemlerimizle sağlıklı yaşamak için çaba göstermez miyiz şu hayatta. Okuduğumuz kitaplar, yediğimiz yiyecekler, yaşam şekli olarak alışmamız gereken spor ve tabii ki daha az stresle yaşayabilmeye çalışmak aklıma gelenlerden sadece bir kaçı...

Günümüzde yaşam süresinin uzaması, sağlıklı yaşlanmak, kimseye muhtaç olmadan yaşama hayalleri kurmak, fiziksel ve ruhsal açıdan zinde kalmamıza bağlıdır. E tabii bu da şimdiki yüzyılı yakından takip ederek oluyor. Çünkü toplum olarak yeniliklere açık olduğumuzu düşünürsek, bilinçlendirme adına yapılan her emek bence çok değerli. İşte onlardan biriyle ben geçtiğimiz hafta tanıştım.

İYİ YAŞAM FESTİVALİ

Bu yıl ilki düzenlenen Migros İyi Yaşam Festivali tüm hızıyla Küçükçiftlik Park'ında 12-13 Mayıs tarihleri arasında gerçekleştirildi. Festivalde market raflarından tanıdığımız yüzlerce çeşit marka sağlıklı iyi yaşam adına birleşti. İyi Yaşam kavramını 2 gruba ayırarak; Spor Beslenme&Sağlık ve Kaliteli Eğlenceli&Yaşam olarak bize anlatan festival yaklaşık 12 saat sürdü.

Gündüz yapılan söyleşilerde mesleğinde başarılı mı başarılı isimler vardı;

Dilara Koçak, Alp Kavasoğlu, Hazer Amani, Hande Kazanova, Ender Saraç, Aret Vartanyan, Osman Müftüoğlu, Çağla Şikel, Ayşegül Çoruhlu, Murat Bür, Müge Boz ve Metin Hara .

Canlı performanslarıyla geceye renk katan sanatçılar ise;

Gökhan Türkmen, MFÖ, Ozan Doğulu, Sertab Erener oldu.

Halihazır etkinlik organizasyonun düzenliği İyi Yaşam Festivalinin önümüzdeki yıllarını merak ve heyecanla bekliyor olacağım. Çünkü üniversite anılarımdaki yaz şenliklerini aratmayacak şekilde nostaljik ve eğlenceliydi.

Yazının devamı...

Anneler ile Geleceğe Projesi

Bebek bezi ile tanışmam anne olmadığım abla olduğum yıllara dayanır. Aradan yıllar geçti ve ben de anne oldum. Anne olduktan sonra biz kadınlar ince eleyip sık dokuyan bebeğinin ihtiyacını en iyi şekilde karşılama görevi edinen birer kişiliğe dönüşüyor. Yenilik peşinde koşarken diğer bir yandan bebeğimizi ve bizi mutlu eden herşeyin arayışında buluyoruz kendimizi.

Bu arada biz anneleri düşünüp bizler için çalışan markalara saygım sonsuz! Son günlerde sosyal sorumluluk anlayışıyla yola çıkanlardan biri olan Canbebe'nin projesini sizlerle paylaşmadan edemeyeceğim.

fikrinden hareketle geliştirilen Anneler ile Geleceğe projesi ile bebek dünyasındaki ayrıcalıkları kaldırmaya yine devam edecek. Geçtiğimiz yıl 26.600 anne ve anne adayı ile buluşulan proje kapsamında, 0-36 ay aralığındaki bebek gelişimine dair pek çok konuda değerli bilgiler paylaşıldı. Uzmanlar tarafından verilen seminerlerde 9 şehirde, 14 lokasyona gidildi. 7500 km yol alındı.

2017’de hedefe ulaşılarak başarılı olunan projeye, bu yıl 14 Mart’ta Antalya’da başlandı. Yeni doğan Hemşiresi Esra Ertuğrul ve Çocuk Gelişim Uzmanı Özge Selçuk Bozkurt ve Tiyatro Sanatçısı Seren Fosforoğlu’nun katılımıyla düzenlenecek ücretsiz seminerlerde yine annelere ve adaylarına ulaşılacak. Bebeklerde uyku rutini oluşturulmasından, evdeki ilk yardıma; bebeklerde ek gıdaya geçiş dönemi (BLW) ve oyunun bebeğin gelişimindeki etkisine kadar pek çok konu konuşulacağı seminerlerde her anneye bebeği için kullandığı boy bez de armağan ediliyor olacak. Uzman Ekip 12 Nisan’da Mersinli anneler ve anne adaylarıyla buluşacak.

Biz ebeveynler için düşünülen bu eşsiz projeyi şahsen ayakta alkışlıyorum...

Yazının devamı...

Fenerbahçe Düşyeri Çocuk Deneyim Kulübü Açıldı!

Önümüzdeki günlerde 3 yaşına girecek olan Almir bugünlerde mutlu... "Neden?" diye soracak olursanız hayranı olduğu Pepee ve onun ailesiyle tanıştı. Tanışmakla kalmayıp, hayatında ilk gittiği tiyatro oyununda kendini sahneye bile attı.

Bunları ona yapması için fırsat veren, 2 ay önce Şükrü Saraçoğlu stadının içinde açılmış olan Fenerbahçe Düşyeri Deneyim Kulubüne borçlu.

Deneyim kulubunde neler mi var; STEM+A yani Bilim, teknoloji, mühendislik, matematik ve sanat var.

Bu branşlar her saat başı eğlenceli ve eğitici bir şekilde çocuklarla buluşuyor.

Diğer en sevilen kısım ise; Çocuk Tiyatrosu "" diye kara kara düşünmenize gerek yok!

Çünküüü her ay yenilenen her saat başı çocuklarla buluşan Pepee ve arkadaşları var.

Üstelik çocuklar eğlenirken bizlerde ebeveyn kafeteryasında keyif yapıyoruz ve onları izliyoruz.

Uzun lafın kısası Almir ve ben Fenerbahçe Düşyeri Deneyim Kulübünde çook eğlendik. "Sömestr için nereye gitsek, ne yapsak, çocuklar evde pek sıkılıyor..." diye düşünüyorsanız tavsiye edeyim arkasından da anlatayım;

Fenerbahçe Düşyeri Çocuk Deneyim Kulübü; eğlenceli eğitim konsepti kapsamında hazırladığı deneyim atölyeleri ve tiyatro oyunlarıyla, 7 Aralık 2017 tarihinde kapılarını açtı.

Düşyeri’nin anne-baba-çocuk ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik oluşturduğu Fenerbahçe Düşyeri Çocuk Deneyim Kulübü; ebeveynler kahvelerini içip keyifli bir sohbet ederken, çocuklarını görebilecekleri bir alanda özel içeriklerle eğlenerek öğrendiklerine şahit oldukları, hiçbir yerde olmayan çocuk oyunlarını izleyebildikleri “Düşyeri Sahne” ile çocuklarını kaliteli tiyatro oyunları ile buluşturabildikleri çok özel bir deneyim ve tiyatro kulübü.

STEM+A Deneyimleri nedir?

Stem+A (Bilim, teknoloji, mühendislik, matematik, ve sanat) başlığındaki her branş için hazırlanan deneyimler; her saat başı, sanat ile harmanlanan eğlenceli ve eğitici deneyimlere dönüşerek çocuklarımızla buluşuyor.

Çocuklarımıza kaliteli vakit geçirmeleri ve dünyayı üretici bireyler olarak algılamaları için dizayn edilen deneyimler, Fenerbahçe Düşyeri gücü ile tüm çocuklara eğlenceli saatler yaşatıyor.

Düşyeri Sahnesi

Birbirinden eğlenceli, gülmeceli, düşünmeceli tiyatro oyunları, Pepee Tiyatro Gösterileri, Fenerbahçe Düşyeri Sahnesinden çocuklarımıza tarifsiz bir tiyatro deneyimi yaşatıyor.

Macera, keşif, eğlenceli şarkılar ve yaratıcılık dolu tiyatro oyunları ile gösterilere interaktif katılabilen çocuklarımız, unutulmaz saatler yaşayıp düş kurmayı öğreniyor.

Ebeveyn Kafeteryası

Fenerbahçe Düşyeri Çocuk Deneyim Kulübü’nde ebeveynler de unutulmadı. Çocuklar kaliteli ve eğlenceli saatler geçirirken, ebeveynler de çocuklarını görebilecekleri şekilde özel tasarlanmış ebeveyn kafesinde kahvesini yudumlayıp lezzetli yemek ve atıştırmalıkların tadına bakabiliyor. Özel Çocuk menüleri ile tüm aile Fenerbahçe Düşyeri Çocuk Deneyim Kulübü ayrıcalığını yaşıyor.

fenerbahcedusyeri internet sitesinden ve Fenerbahçe Düşyeri Mobil Uygulaması ile Fenerbahçe Düşyeri Çocuk Deneyim Kulübü’nü her zaman takip etmek mümkün.

Ayrıca website, mobil site ve mobil uygulama üzerinden barkod sistemi ile online bilet alarak aileler; rezervasyonlarını çok önceden yaptırıp direkt telefonlarına ulaşan biletler ile hızlıca deneyim ve tiyatrolara girişlerini yapabiliyor.

İpek Dağıstanlı

http://ipekile.com

https://www.instagram.com/ipekilee/

https://www.facebook.com/ipekilecom/

Yazının devamı...

Down Sendromu 1 Eksiklik Değil 1 Fazlalıktır Gününü Kutladık!

Down Sendromu nedir? diye sorsam hepimizin bir bilgisi ve anlatacak hikayesi vardır. En basit tanımıyla çocuğun vücudundaki hücrelerin 46 yerine fazladan bir kromozoma, yani 47 kromozoma sahip olmasıdır. Down Sendromu bir hastalık değil genetik bir farklılıktır. Ve genetik farklılıkla dünyaya gelen çocuklar çok özeldir. Tıpkı her çocuk gibi. Geçtiğimiz günlerde İstanbul Gedik Üniversitesi tarafından Pendik Belediyesi ve Pendik Kent Konseyi işbirliğinde Doğa Okulları Kurtköy Kampüsünde 21 Mart Dünya Down Sendromu Farkındalık Günü etkinliği gerçekleştirildi. Öğretmenlik yaptığım yıllar 21 Martta anlattığım bu günü o özel çocuklarla birlikte bu yıl geçirmek benim için harika bir anı oldu.

İstanbul Gedik Üniversitesi, İstanbul Kalkınma Ajansı tarafından desteklenen “Aktifiz Toplumun İçindeyiz; Bütünleşik Fiziksel Aktivite Merkezi” projesi kapsamında Doğa Okulları Kurtköy öğrencilerini Down Sendromlu çocuk ve gençlerle bir araya geldim.

Down Sendromu hakkında toplumsal farkındalık yaratmak, Down sendromlu bireylerin ayrımcılık ve önyargıya maruz kalmasını önlemek, erken ve sürekli eğitimin önemine dikkat çekmek amacıyla düzenlenen etkinlikte 0-24 yaş arası 35 Down sendromlu çocuk ve genç akranları ile birlikte fiziksel aktivite programına katılım gösterirlerken ebeveynler de “Down Sendromlu bireylere yönelik tutumlar; engeller ve destekler” konulu çalıştaya coşkulu bir katılım vardı.

Etkinlik kapsamında gerçekleştirilen Bütünleşik Fiziksel Aktivite Programı ile gerek öğrenciler gerekse ebeveynler ile yürütülen bu çalışmaların Down sendromlu çocuklar için kapsayıcı ve destekleyici bir toplum oluşumuna katkı sağlayacağı beklenmektedir. Böyle bir projeyi hayata geçiren İstanbul Gedik Üniversitesi'ni ayakta alkışlarken hem bir anne hem bir eğitimci olarak kalben destekliyorum.

İpek Dağıstanlı

ipekile.com

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.