MODA
GÜZELLİK
AİLE
SAĞLIK

Kardeş Kıskançlığını Engellemek Ebeveynlerin Elinde!

Kıskançlık nedir? diye sorsam şimdi sizlere ooo neler neler çıkar ortaya. Kimimiz deriz; "bende oldukça fazla olan bir duygu!" bir diğerimiz ise "hiç bilmediğim bir duygu!" diyerek cevap verebilir. Fazla kıskanmakla hiç kıskanmamanın davranış bozukluğu olduğunu biliyor musunuz?

O zaman azıcık kıskanmanın hiç bir zararı yok kimseye der devam ederim ben yoluma. İlkel bir duygu aslında maddi ve manevi değerin kişinin kendisinde olmamasından kıyaslama yaparak mutsuz olmasından kaynaklanıyor. Ortalama 18 ile 36 aylıkken gelişmeye başlıyor. Yani tuvalet eğitimi memeden kesilme gibi aşamalarda bir de kıskançlık ekleniyor çocuk gelişinin evrelerine. En çok bu duygu çocuklarda kardeşi olmasıyla başlıyor. Eve yeni bir üyenin katılmasıyla hayatımızın kökten değişmesine şahit olurken ilk çocuğun kıskançlık krizlerine de alışmamız oldukça zaman alıyor.

Çünkü bütün çocuklar ebeveynlerinin zamanını ve ilgisini hep isterler. Bu nedenle iki ve çok çocuklu ailelerde kardeşler arasında kıskançlık yaşanması normaldir. Tamamen ortadan kaldırmak tabii ki mümkün değildir. Kardeşinin olmasını isteyen yada istemeyen her çocukta yaşanan normal bir problemdir. Eve yeni bir bebeğin gelmesi, en sevdiği annesini paylaşmasıyla sevginin azalacağından korkan bir çocuk ortaya çıkarır. Annenin sürekli bebekle ilgilenmesi zaten ilk gün kıskançlığının sebebidir. Kardeşler arası yaş farkı ne kadar az ise kıskançlık o kadar çok artar. Üç yaşın altındaki çocuklar anneye oldukça bağlıdır ve kıskançlık duygusu daha güçlüdür.

Böyle durumlarda küçük kardeşe ilgiyi azaltın eğer minik bir bebekse sizin sözcüklerle ilginiz yerine ona dokunmanızı yeterli. "Annem tabii ki ona mama yedirecek tabii ki altını değiştirecek çünkü o bunların hiç birini yapamıyor. Kardeşimin anneme ihtiyacı var!" düşüncesi oluşur. "Sen abisin, Sen ablasın" gibi sözler sarf etmekte doğru değil. Size ne kadar saçma gelse de çocuğunuzun fikirlerini dinleyip onu anlamaya çalışın.

Çocuklar kamera gibidirler, her şeyi kaydedip hafızalarından hiçbir şeyi silmezler. Kardeşler arasında kıyas yapmamalı, dayanışmadan uzak duran kardeşler değil, birbirini arayan, görüşen kardeşler yetişmelidir.

Aile içinde çocukları birbirleriyle yarışmaya özendiren tavır varsa, kıyaslamalar yapılıyorsa bunun sonucu rekabet ve kıskançlık olur.

Ebeveynler olarak kıskançlık oluşturacak tutumlarımızı gözden geçirelim. Çocuklarımızın duygularına saygı gösterelim ki kardeşleri birbirlerine yakınlaştıralım. Çünkü bir insanın kardeşinin olması hayat boyu sürecek bir arkadaşının olmasıdır.

İpek Dağıstanlı

ipekile.com

Yazının devamı...

Diş Hekimini Seven Çocukların Dişleri Daha Sağlıklı

“Dişçi Korkusu” bu yüzyıldaki çocukların bilmediği bir kavram aman bilmesinler de...Çocukluk anılarımızın başrol oyuncusu değil miydi bu korku? Yeni nesil anneler ve diş hekimleri artık çocuklara dişçi koltuğunu sevdirmenin yollarını en hassas bir şekilde sunuyorlar. O koltuğa mutlu oturup klinikten mutlu ayrılması için ellerinden geleni yapıyor pedonti uzmanları ve aileler. Çünkü; diş hekimini seven çocukların dişleri daha sağlıklı oluyor!

Geçtiğimiz günlerde blogger anne arkadaşlarımla birlikte harika bir sabah kahvaltısının da bize eşlik ettiği Erenköy Dentamar Ağız ve Diş Sağlığı Merkezinde buluştuk. Pedonti Uzmanları Dr. Levent Yılmaz ve Berk Kırant'ı adeta soru yağmuruna tuttuk. Önce çocuklarımızla ilgili başlayan sorularımız kendimiz için diş estetiğine kadar geldi.

Peki biz neler sorduk neler öğrendik? Hemen paylaşıyorum buyurunuz;

Biberon çürüğü nedir?

İlerleyen yaşlarda biberonla beslenen çocuklarda büyük risk altındadır. Özellikle şeker ilavesiz süt bile çürük yapıcı bir gıdadır. Özellikle gece biberon kullanan çocuklarda görülen yaygın çürük durumu tamamen buna bağlıdır. Sütü doğru zamanda doğru miktarda ve katkısız tüketmeliyiz.

Emzirme sürecinde bebeklerde ağız sağlığı için neler yapmalıyız?

Çocuk doktorlarının tavsiyesi anne sütünün 2 sene alınması yönündedir, ancak anne sütünün gece alınması hem içeriğindeki şekerin çürük yapıcı etkisi hem gece alınan gıdanın ağız içinde sabah saatlerine kadar kalması hem de uyku durumunda ve emzirme halinde dişi çürükten koruyan tükrüğünde azalması sonucu dişlerin ön yüzlerinde başlayıp renk değişikliği, ağrı ve şişliğe kadar gidebilen bir tablo gözükmektedir. Dişler sürmeye başladıktan sonra ( 1 yaşından itibaren ) akşam yemeğini yedikten sonra dişler fırçalanmalı ve sabah kahvaltısına kadar ilave bir yiyecek özelliklede süt ürünü verilmemeli. Süt ürünleri sabah kahvaltısıyla akşam yemeği arasındaki süreçte tüketilmeli.

Süt dişlerde renkleşme olursa?

Biberon kullanımına, şeker tüketimi sonucu çürük oluşumuna bağlı olmakla birlikte, düşme vakaları sonrasında olabilmektedir.

Bazı durumlarda ise çürükten bağımsız ağız içi bazı bakterilerin sayısının fazla olması dişlerde siyah diş eti bölgesine yakın siyah lekeler olabilmektedir. Ergenlik dönemine kadar devam eden renkleşmeler polisaj işlemi ile temizlenebilmektedir.

Alerjik ilaçlar ve demir ilaçları diş çürütüyor mu?

Kullanılan astım ve alerji ilaçları kullanım sonrası ağızda tükürük miktarının azalmasına bağlı olarak gıdaların dişler üzerine yapışmasına sebep olur. İlaç kullanımı sonrası dişlerin fırçalanması çürük önlemede çok önemli bir yol olacaktır. Bu tür ilaç kullanan çocuklarda koruyucu diş hekimliği uygulamaları ( fissür sealant ve florlama ) şiddetle tavsiye ederiz. Mutlaka çocuk diş hekiminizle irtibata geçiniz.

Biz annelerin bitmek bilmeyen öğrenme isteğinin yerini diğer kendimizle ilgili sorular aldı.

Diş beyazlatma nedir?

Diş beyazlatma tedavileri genellikle dişlerinin renginden memnun olmayan , kısmi protez yaptıran hastalarımızın , yeni dişleriyle kendi dişlerinin estetik uyumunu sağlamak için tercih ettikleri bir tedavi yöntemidir. Evde veya klinikte farklı iki şekilde uygulanabilir. Ev tipi beyazlatma yönteminde hazırlanan apareyler içine beyazlatma jeli gösterildiği gibi uygulanıp günde 4-6 saat uygulanır ve tedavi 6 gün boyunca sürdürülür. Klinikte yapılan uygulama ise 60 - 75 dakika süren ve tek seansda biten bir uygulama yöntemidir. Daha çabuk sonuç alındığı için genelde tercih edilen yöntemdir.

Diş Estetiğini anlatır mısınız?

Doğal, sağlıklı, estetik görünen dişler için dişetinin görüntüsü de son derece önemlidir. Dişetinin sağlıklı formu, simetrisi, rengi sağlıklı ve güzel bir gülüş tasarlamak için son derece önemlidir.

Dişetinin gülerken ve konuşurken çok fazla görünmesi (gummy smile) yüz estetiğini önemli biçimde etkiler.

Bu sebeple dişetinin yeri, formu, şekli, renklenmeleri cerrahi yöntemlerle kolayca düzeltilebilir.Bu cerrahilerde lazer ya da klasik cerrahi yöntemleri lokal anestezi altından yapılabilir.

Sadece dişetlerine küçük müdahaleler yapılarak yüz estetiğinde önemli değişiklikler oluşturabilir.

Ön dişlere yapılacak estetik porselen uygulamalarından önce dişetleri mutlaka değerlendirilmeli ve gerekli ise cerrahi olarak düzeltilmelidir. Bu işlem yapılarak porselen uygulamaların estetiğine çok önemli katkı sağlar.

İpek Dağıstanlı

ipekile.com

Yazının devamı...

Bir Ergenler Kulübü Üyesi Annesini Dinliyorsunuz!

Küçüğüm daha çok küçüğüm, bu yüzden bütün hatalarım, öğünmem bu yüzden, bu yüzden kendimi özel önemli zannetmem. Küçüğüm daha çok küçüğüm, bu yüzden saçmalamam, yenilmem bu yüzden, kendime hala güvensizliğim. Ne kadar az yol almışım, ne kadar yolun başındaymışım meğer, elimde yalandan kocaman oyuncak zaferler. Küçüğüm daha çok küçüğüm, bu yüzden korkularım, gururum bu yüzden, bu yüzden çocuk gibi korunmasızlığım. Küçüğüm daha çok küçüğüm bu yüzden sonsuz endişem, savunmam bu yüzden, bu yüzden küçük bir iz bırakmam için didinmem. Küçüğüm daha çok küçüğüm… şarkısıyla ergenlik dönemini ne güzel anlatmış değil mi Minik Serçe?

Bu şarkıyı dinlerken gözlerinizi kapatın ve ergenlik döneminizi düşünün. Hayatın en coşkulu, en heyecan dolu, en kaygılı aynı zamanda en depresif dönemi değil miydi ergenlik? Aklımızın bir karış havada olduğu, dünya yanıyor deseler " aaa nerede yanıyor?" diye dönüp arkamıza bakacağımız bir ruh haliyle yaşamak. İşte bunun adı ergenlik. Benim zamanımda değişen bedenim ve ruh halimle çocukluktan erişkinliğe geçmek sanki şimdiki zamana göre daha kolaydı. Aşkı, üzüntüyü, öfkeyi, hayal kırıklığını bu dönemde öğrendik. Keşke yapmasaydım dediğimiz şeyleri de tabii ki. İşte bu dönem ergenlik kulübü üyeliğimizin olduğu dönemdi. Şimdi bizim evde bu kulübe üye bir genç var. Daha doğrusu ne genç ne yetişkin bir çocuk annesiyim ben. Artık benimde sorumluluklarım var. Çünkü bizim çocuklarımız bizden farklı ergenlik yaşayacaklar bunu kabul etmiş durumdayım. O zaman hem kendime hem ebeveynlere ipuçları;

• Ufak tefek hataları görmezden gelelim.

• Onu iyi komşu çocukları ile kıyaslamayalım.

• Tenkitte cömert olduğunuz kadar övgüde ve takdirde de cömert olalım (olumlu davranışlarını dile getirelim.)

• Bazı durumlarda yanlış yapma ve seçme hakkı verelim ki; davranışlarının sonuçlarına katlanmayı öğrensin.

• Uymasını istediğiniz kuralların nedenlerini açıklayalım ki; körü körüne itaat etmek yerine anlasın.

• Çocuğumuzu olduğu gibi kabul edelim.

• Model olup, tutarlı olmaya çalışalım ki; yalana başvurmasın.

• Güvendiğimizi hissettirelim ki; o da kendine güvensin.

• Etiketlemeyelim ki; kendinin öyle olduğuna inanmasın.

• Başkalarıyla asla kıyaslamayalım kendini değersiz hissetmesin.

Bu kulüpten geçmeden erişkinler dünyasına geçiş yok. Bu süreci başarılı bir şekilde geçirmenin anahtarı ise anlayışlı ve sağlıklı bir iletişim. Kısacası; kulüp eski ama üyeler hep yeni, ergenlik olgusu da hep aynı. Biz ebeveynlere düşen tek şey ise onların bu dönemini sağlıklı geçirecek ortamı kurarak mutlu yetişkinler olmalarını sağlamak...

İpek Dağıstanlı

ipekile.com

Yazının devamı...

Bugünün Çocukları Geleceği Yazıyor!

Şimdiki çocuklar çok şanslı diye bir klişeyle başlayayım cümleye. Çünkü ilgi duydukları alanlarda kendilerini geliştirmeleri için sonsuz fırsat var bu yüzyılda onlar için. Erken yaşta kazanılan beceriler hızlı bir şekilde pratiklik kazanır durum böyle olunca biz ebeveynlere düşen görev onların olaylara seyirci kalmamasını sağlamak, bilgisayar önünde vakitlerini tüketerek değil üreterek geçirmeleri için yönlendirmek. Şimdi size geçtiğimiz günlerde büyük oğlum Emir’in deneyimlediği geleceğin okuryazarlığı konumunda olan “Geleceği Yazıyorum” kodlama ve robotik atölyesinden bahsetmek istiyorum;

Garanti Bankası ve Bahçeşehir Üniversitesi işbirliğiyle düzenlenen “Tasarım Odaklı Düşünme” temalı kodlama atölyesi ile çocuklar, Scratch yazılım geliştirme platformu ve programlama dilini öğreniyor. Ardından, LEGO’nun We Do 2.0 setinden yararlanarak birer robot yapmaları ve bunu çalıştıracak kod yazmaları isteniyor. Etkinliğin sonunda çocuklar, programını yazdıkları robotun prototipini eğitmenlere sunuyor.

Eğitim kapsamında, 21. yüzyılda öne çıkan yaratıcı düşünme, yeni fikirler bulma, liderlik, sorumluluk, sosyal öğrenme yolları ve işbirlikçi çalışma becerileriyle birlikte, çocuklara kodlama mantığının öğretilmesi amaçlanıyor.

Çocuklar Scratch’te oyun yaparken algoritma mantığını da öğreniyorlar. Bir işi yaparken ilk neyden başlamaları gerektiğine karar vermeleri, eğer kod istedikleri sonucu vermediyse, bunun sebebini düşünmeleri ve sırayı düzeltmeleri gerekiyor. Bu da algoritmik düşünme becerisini geliştirmekte.

Algoritma, bir problemi, parçalara ayırarak ve belli bir sıra ile çözmek için tasarlanan yoldur. Analitik düşünme becerisi de, bir problemi en kolay ve en hızlı şekilde çözerek gelişir. Bu sayede pratiklik kazanan çocuk, çözüme çabuk ve doğru kararlar alarak ulaşır.

Garanti Bankası ve Bahçeşehir Üniversitesi işbirliğiyle düzenlenen bu etkinlikte biz ebeveynler de unutulmadık. Dijital Çağda Çocuk Yetiştirmekten tutun da Ebeveynlik Tutumlarına kadar bir çok konuyu Rehberlik ve Psikolojik Danışman Doç. Dr. Bilge Uzun hocamızın sunumuyla interaktif bir şekilde dinledik ve bilgilendik bu söyleşide.

Çocukların geleceğe hazırlanmasına katkıda bulunduğu kodlama eğitimleri Türkiye’nin dört bir yanında hayata geçiyor. Eğitimin sonunda programını yazdığı robotu eğitmenlere ve bize sunan Emir’in ise keyfine diyecek yoktu.

İpek Dağıstanlı

ipekile.com

Yazının devamı...

Çocuğunuzun İlk Sözcüklerini Hatırlıyor Musunuz?

Çocuklarımızın konuşmak için çabalamaya başladığı dönemler biz ebeveynlere oldukça heyecan verdiği zamanlardı. İlk oğlum Emir'in sevindiğinde "Dabırdiii" , uykusu gelince de "Goyyy goyyyy gooyyyy" diye mırıldanması aradan 13 yıl geçmiş olmasına rağmen dün gibi kulaklarımda. Hele ilk anlamlı sözcükler ve o sözcükleri mimiklerle harmanlayıp söylemesi. Hafızalardan silinmeyecek, duyduk duymadık demeyin dercesine herkesle paylaşılacak cinsten duygular.

İlk oğlum, 6. aydan itibaren kendini anlatmaya oldukça meraklıydı. Benim ve herkesin yakından ilgilenmesinin de tabii ki etkisi büyüktür dil gelişimine. Oynadığı araç-gereçleri tanıtmam, şarkılar, ninniler ve en önemlisi konuşurken göz kontağı kurmam dil gelişimi evrelerinin önünde gitmesine yardımcı olmuştu. 24-72 aylıkken Gramer Döneminde ise oldukça düzgün cümlelerle sohbete eşlik etmeye başlamıştı.

Aradan yıllar geçti 11 sene sonra ben ve eşim yine yeni ebeveyn olurken ilk oğlum da ağabey sıfatına hak kazandı. Ailemize dünya tatlısı bir o kadar da yaramazı Almir eklendi. Almir, 21 aylık. Dediğim gibi oldukça hareketli. 6 aylıktan itibaren dünyayı tanımaya çalışıyor yani emekleme 6. ayda başladı bizim evde. Masa, sandalye, yatak altı kısacası arkanı döndüğün an kaybolan Almir'in çıkardığı seslerden ne istediğini de anlayabilmeye başlamıştık o dönemde.

12-18 aylara geldiğinde ilk anlamlı sözcüklerini kurmasını beklerken istediğini ağlayarak anlatması aile bireyleri için oldukça yorucu oldu. " Su, ver, gel" demesini beklerken her şeye "Babaaa" denmesi babasını sevindirmedi değil tabii ki. Evde bol bol Almir'le konuşup sabırla diyalog kurmaya çalışıyorum. Çünkü çocuklar duydukları her şeyi kaydederler. Söyledikleri kelimelerin düzgün olmasını beklememek gerekir. İlk 50 kelimeyi çok zor öğrenseler de 20. aydan itibaren kaydettiklerini hayata geçirerek bizi şaşırtırlar.

İlk oğlumda ve şimdilerde ikinci oğlumda da severek uyguladığım yöntem gece yatarken masal anlatmak. 1 yaşından sonra her çocuğun dikkatini çeker masal. Okuduğum hikayeyi ses tonumla renklendirirken onu hikayenin içine katıp "Kedi ne yaptı şimdi? Miyaavvvv mı dedi?" diyerek dil gelişimini destekliyorum.

Almir, şimdilerde en çok ihtiyaç duyduğu yani en sık duyduğu kelimeleri öğrenmekle meşgul. Pasif bir şekilde kaydediyor hafızaya. Yaklaşık 3 ay sonra pasif anladıklarını aktif bir şekilde sunacak bize.

Yani kısacası; Kelimelerin birleştirilmesi (iki kelime) dönemi olan Telgrafik Konuşma dönemine "Hoş geldik"

İpek Dağıstanlı

http://ipekile.com

Yazının devamı...

Yepyeni kitabı Beni Ödülle Cezalandırma ile Karşınızda Özgür Bolat!

Son günlerin en çok satanlar listesini süsleyen "Beni Ödülle Cezalandırma" kitabının yazarı Özgür Bolat’la uzman 5 Blogger anne olarak Hilton İstanbul Bomonti’de buluştuk. Adeta soru yağmuruna tuttuğumuz Eğitim bilimci Dr. Özgür Bolat, kitabından tutun da akademik kariyerine ve özel hayatına kadar her şeyi Esra Ertuğrul, Alev Özkan, Sinem Gerger Akınal, Burcu Çalışkan ve bana anlattı. Harvard Üniversitesi’nde yüksek lisans yapmış, Uluslararası bir konferansta "En İyi Genç Araştırmacı" ödülüne layık görülmüş kısacası kendini bilime ve ebeveynlere adamış gencecik bir yeni nesil yazarlarından.

Koşulsuz ebeveynlik anlayışıyla birey yetiştirme yöntemini yaymak için ortaya çıkmış tam bir başucu kitabı Beni Ödülle Cezalandırma. Çocuk eğitiminde doğru bildiğimiz yanlışlar var bu kitapta. 2 günde okudum bittikten sonra da üzüldüm doğruyu yazmak gerekirse. Biz ebeveynlere bilimsel açıdan yardımcı olan Özgür Bolat, sadece çocuklara ödül vermenin görünmeyen gizli zararlarını anlatmıyor, bizlere bir model, pratik çözümler ve uygulamalar öneriyor.

Acaba ödülle ilgili tüm bildiklerimiz yanlış mı?

Cevap veriyorum. Evet!

Çünkü çocuk bir bütün olarak doğuyor. Koşullu severseniz onu değersizlik duygusu oluşuyor. Değersizlik duygusu ise kaygıyı oluşturuyor. Ödül olan yerde ise çıkarcılık vardır. Sohbetimizin konularından bazılarını paylaştım sizlerle. Biz ebeveynlerin kafalarındaki, ödül ve cezaya dair tüm soruların cevapları ve çocuğunuzla ilişkinizde anlamlı değişikler yaşayacağınızın garantisini bu kitapta bulacağınıza eminim.

İlk kitabıyla ilgili tüm detayları bizimle paylaşan Dr. Özgür Bolat’a samimiyetinden dolayı teşekkürler. Bol baskılı çok satan listeli bir kitap olması ümidiyle...

İpek Dağıstanlı

ipekile.com

Yazının devamı...

Ek gıdaların başrol oyuncusu tahıllar değil midir?

Beklenen ay geldi ve ek besinlere başladınız. Bebeğinizin başlaması demek sizin başlamanız demek değil mi? Anne bebek için yeni bir döneme hogeldiniz! Dolayısıyla sabırlı ve sakin olarak bebeğinizi besleyebilir yediği besini ona anlatabilirsiniz. Çünkü artık evde ikinci bir menü var. Buharda pişen sebzeler, kabızlık yapmaması için dikkat edilen meyveler, tuz ve salça kullanılmadan yapılan yemekler ve daha fazlası yemek listesi kurallarında yer aldı. Ek besinlere başladığınız günlerde önce çay kaşığı miktarında isterseniz sütle karıştırarak verebilirsiniz. Kaşığı reddetti ve ağlamaya başladı moraliniz bozulmasın kaşıkla beslenmeyi öğrenmesi zaman alsa da biz anneler sabırla denemeye devam edeceğiz.

Bebekler küçük yetişkinler değildir. Yetişkin biriyle bebeklerin besin ihtiyaçları farklıdır. Yetişkinden 6 kat fazla D vitaminine, 4,5 kat fazla kalsiyuma, 4 kat fazla C vitaminine ihtiyaç duyarlar. Durum böyle olunca sağlıklı bir gelişim için 1 yaşına kadar beslenmesi yetişkinlerinkinden farklı olmalıdır.

Bebeğiniz eliyle yemeye başladığında ekmek ve bisküvi gibi yiyecekleri mama sandalyesinde otururken verin. Fındık, ceviz, badem gibi kuruyemişleri ezilmiş olarak yedirin. Patates ve muzu aynı gün yedirmemek için elinizden geleni yapın çünkü kabızlık yapabilir. Yani en değerli varlığımız olan bebeğimizin ek gıdaya başlama yolculuğunda onun yanında olmak yeni tatlarla tanıştırmak aslında çok eğlenceli bir süreç. Bu süreç içindeki olmazsa olmazlardan biri de tahıllar. Tahıllar hakkında bilgi sahibi olmayan yoktur. Doyurucu olması, vitamin ve mineral bakımından zenginliği ve tabii ki bebeğimizin sindirim sistemine uygun yapıya sahip olması sadece aklıma gelen bir kaç özellik. Evde sadece iki çeşit tahılı bir araya getirirken geçtiğimiz günlerde keşfettiğim Hero Baby, 8 tahılı birleştirip biz annelerin işini kolaylaştırmış. Her gün 1 porsiyon tahıllı mamanın bebeğimizin sağlıklı gelişimini destekleyip bir o kadar da doyurucu olduğunu biliyor muydunuz? Bu sebeple çocukların 0-3 yaş arasındaki kritik döneminde tahıl tek başına tam bir beslenme modeliyse gönül rahatlığıyla her gün bir öğün tahıl yedirmekte biz annelerin görevi.

İpek Dağıstanlı

ipekile.com

Yazının devamı...

Ne zaman başka Çocuk yapmalı?

Cevap veriyorum 11 yıl sonra. Yook yook tabii ki şaka. Benim durumum planlanmamış aksine tek çocukta kalmayla başlamış bir hikaye. Bebeklerimiz yürümeye başladığından itibaren akrabalar, arkadaşlar yedi kat yabancıların en çok sormayı sevdiği soruyla karşılaşıyoruz. "Başka çocuk yapacak mısınız?" Bu sorunun devamı "Ne zaman?diye de devam eder. Bunu duymak bizim de kafamızı meşgul eder ama başka çocuk yapıp yapmamaya karar vermek alacağımız en önemli kararlardan biridir ve iyi düşünülmelidir.

İkinci çocuk deyince hemen akla, yaşam tarzımız, maddi durumumuz, iş hayatımız gelir kaygılanırız. Eşiniz ve siz, başka çocuk yapma olasılığını düşünürken, birbirinize şefkat ve saygıyla yaklaşıp ailenizi büyüterek güçlendirmeyi düşünürseniz karar vermek daha da keyiflenir. Üçer beşer yaş fark olan 3 çocuk hayalini kurmuş bile olsak başka bebekle baş edip edemeyeceğimiz her zaman soru işareti oluşturur kafada. Umutlar, korkular, hayaller ne olursa olsun, 11 yıl aradan sonra tekrar ebeveyn olan eşimle ben, kendimizi ilk kez çocuk sahibi olmuş gibi hissettik. İki çocuk arasındaki uzun yıl molasının artısı, yaş farkından dolayı kardeş rekabetinin hiç olmaması oldu. Aksine, küçük oğlum ağabeyini kahraman gibi görüyor. Ağabeyi de aşırı korumacı tavrıyla büyüklük taslıyor.

Peki eksileri var mı bunca yıl yaş farkının diye sorarsanız? Var tabii ki olmaz mı! Bunca yıl bebek bakımından uzak kalıp bu döneme adapte olmak biraz zaman aldı. Bebeğin ihtiyaçlarıyla ilgilenirken ağabeyin isteklerine koşturmak ayrı bir eksiydi.

İkinci bebeğin zamanlamasına etki eden diğer şeylerden biri de; Ebeveyn yani anne baba yaşıdır. Çocuk sahibi olmak için ilerlemişse yaş biyolojik saatle yarışmak zorunda kalıp elinizi çabuk tutmalısınız. Kadın olarak doğurganlığınız hemen hamile kalmaya elverişli değilse fazla beklememelisiniz. Eğer büyük bir aile olmak istiyorsanız , çocuklarınızın yaş aralığı uzun olmadan doğum yapmak en mantıklısı.

En önemlisi yüreğinizin sesini dinleyin. Farklı zamanlarda anne olmanın artıları, eksileri ne olursa olsun, hem siz hem eşiniz için en doğru zaman belki de şimdi...

İpek Dağıstanlı

ipekile.com

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.