MODA
GÜZELLİK
AİLE
SAĞLIK

Kadınız doğurmalıyız etkilenmesin doğurganlığımız!

Her dişi doğurganlığıyla dünyaya geliyor ama anne olmak hayatımızın en özel sıfatı. Babalar kızmasın babalık öğrenebilinen bir durum. Aile olmak ise anne&baba sıfatıyla bir canlıyı toplum için yetiştirmek, olağanüstü birşey! Üremek, üretmek bir kadın için çok önemli. Yılların geçmesiyle birçok faktör doğurganlığımızı etkileyebiliyor. Kilo alıp vermeden tutun da çevre koşullarına kadar çoğu şey anne ve aile olmamızı yakından ilgilendiriyor. Bir yılda hamilelik şansı, 35 yaşından küçük kadınlarda ortalama yüzde 80. O yüzden biz kadınlar hep ne deriz; 35 yaşımı geçtim doğurmam lazım! ” çoğu kişiden duyduğumuz bir söylemdir öyle değil midir bu cümle?

Peki bu yüzyılda doğurganlığımızı ne etkiliyor?

Modern yaşamın en önemli sonuçlarından birisi olan stres doğurganlığı oldukça etkiliyor. Üretken olmak için stresli olan bir insanın üretkenliği kısıtlanmış oluyor.

Elektronik aletlerin de etkisi büyük. Tek bir alet zararsız olabilir ama günlük hayatta kullandığımız cihazlar bir araya gelince oldukça zararlı. Dolayısıyla bu aletleri vücuda yakın tutmamak gerekir. Ama çok ilginçtir ki, cep telefonlarının üreme organlarını etkilediğine dair bir şey daha kanıtlanmamış.

Hepimizin bildiği bir gerçek daha var ki geç kalmamak; yani biz kadınların en üretken olduğumuz yıllar 20-35 yaş arasıysa, vücut yapımız bu yaşlarda doğurmaya müsaitse, elimizi çabuk tutmalıyız. Sosyal ve ailevi nedenlerle hamileliği geciktirmek daha sonra sorun olacağı anlamına tabii ki gelmez. Ama bir kadın en fazla hamileliğini 40 yaşına kadar ertelemelidir. Sonra ki yıllar hamilelik şansı ciddi bir şekilde azalıyor. Hayat çok uzun gibi gözükse de aslında göz açıp kaparken bitiyor. 24 yaşında evlenip, ilk doğumu 25, ikinci doğumu ise 36 yaşında gerçekleştiren biri olarak naçizane tavsiyem; Bazı şeyleri özellikle anneliği ertelemeyin! Çünkü bir kadının yaşaması gereken en özel durum Anneeediye seslenildiğinde dönüp bakmaktır.

İpek Dağıstanlı

Yazının devamı...

Nedir bu kış çayı trendi?

Çayın trendi mi olur demiş olabilirsiniz başlığı görünce ama artık bu yüzyılda var! 90’lı yılların gençliği olan ben, akşam yemeğinden sonra annemin demlediği çayla büyüdüm ve bu geleneği bozmayarak her gece çay demlerim yemek sonrası. O yıllarda demlik poşetmiş, sallama çaymış, bergamot kokuluymuş nerdee… Kaçak denilen çayı, eş dost bir yerlerden getirdi mi demler demler içerdik.

Herkesin ortak bitki çayı ıhlamur, mideyi bozunca da nane limon bildiğimiz milli bitki çayımızdı. Yıllarla birlikte herşey değiştiği gibi çay kültürü de oldukça değişti. Şimdilerde yani kışın en moda şey özellikle sosyal medyada kış çayı başlığı adı altında bir fincan çay fotoğrafı paylaşmak. Peki nedir bu kış çayı trendi? Çocuklarımızla birlikte ılık ılık içebileceğimiz, onların bağışıklık sistemini güçlendirecek, lezzetli mi lezzetli bir o kadar da faydalı bir trend.

Adaçayı, kuşburnu, ıhlamur, tarçın çubuk, zencefil ve karanfil kış çayının olmazsa olmazları. Zerdeçal, hibisküs, okaliptüs, havlıcan, kuşburnu, papatya, elma, ayva, portakal, limon, greyfurt, mandalina gibi bitki, baharat ve meyveler de kış çaylarında sıklıkla kullanılıyor. Şahsen ben tam bir kış çayı severim yıllarca tiryakisi olduğum siyah çaydan önce yeşil çaya geçiş yaptım şimdi ise kış çayı severim. Fiziksel ve ruhsal açıdan kendimi kötü hissettiğimde ecza dolabına değil de bitki çayı kavanozlarıma yöneliyorum. Öksürük, boğaz ağrısı, üşüme, titreme, grip, soğuk algınlığı, karın ağrısı, burun akıntısı, romatizma, bronşit, halsizlik ve yorgunluğa süper geliyor. Ayrıca hastalığı da engelleyici, zinde kalma, strese güle güle etkisi kesinlikle var kış çaylarının. Durum böyle olunca oldukça bilgi ve tecrübe sahibi de oldum bitki çayı yapımında, örneğin; bitki, baharat ve meyveleri su ilave ederek çaydanlıkta kaynatmak doğru değil. Acılaşıyor ve etkisini yitiriyor. Kaynamış suya atıp demlemeye bırakın, süzerek afiyetle için derim. Bitki çaylarına şeker ilave etmeyip bal yada pekmezle tatlandırmayı deneyin harika oluyor.

Gelelim son 2 yıldır kışın içmeyi ve evde yapmayı çok sevdiğim kış çayına… Baharatlı sütlü çay yani Chai Tea Latte. Takmış vaziyetteyim bu çaya aslında içtiğinizde bildiğiniz halis muhlis Salep. Ama dünya çay markaları bu içeceği Chai Tea Latte olarak bize sunuyor. Hazırlaması çok kolay baharatlarla tatlandırılmış en trend çay olan Chai Tea Latte’yi evde yapmak isterseniz işte tarifimi paylaşıyorum;

1 bardak kaynar suya, 1 adet siyah çay bardak poşeti atın ve demlenmeye bırakın. Başka bir kaba 2 bardak sütle demlenmiş çayı da ilave ederek kaynatın. 5-6 adet kakule çekirdeği, 2-3 adet karanfil, birer çay kaşığı toz zencefil ve tarçın, çay kaşığının ucuyla karabiberi sütlü çaya ekleyin. Baharatların aromalarının sütlü çaya geçmesi için birkaç dakika bekleyin. Süzerek afiyetle için. Şekersiz içmenizi tavsiye ederim ama illa tatlandırmak isterseniz balla harika oluyor yudumlamak.

Şimdi hep birlikte mutfağa kendimize ve sevdiklerimize sürpriz bir yorgunluk çayı hazırlamaya :)

İpek Dağıstanlı

ipekile.com

Yazının devamı...

Çocuktur bitlenir peki nasıl temizlenir?

Bit kelimesini duyunca hemen başlarız kaşınmaya. Her insanda, her coğrafyada, her yaş grubunda oluşabilen bulaşıcı ama kaşıntıdan başka zararı olmayan bir hastalıktır bit. Genellikle çocuklar, okula başlamalarıyla tanışırlar “Baş Biti“ denilen bit türüyle. Benimde hem öğrencilerim, hemde büyük oğlum Emir sayesinde oldukça yakından tanıdığım bir durumdur bitlenme. Yaş grubu tanımaz dediğim gibi bulaşıcıdır ama boyalı saçlara da gelmez, tutunmaz, yaşamaz. Peki nerelerde yaşar 3-10 yaş arası kız çocuklarında oldukça sık görülür. Kızların saçları uzun diye daha çok sever oralarda yaşamayı. Bitlenmede ilk olarak yumurtalar bulaşarak saça yapışır ve kepek gibi bir görüntü oluşur. Saçtan kolay kolay ayrılmaz ve deriye yerleşerek şiddetli bir kaşınma yapar. Öğrencilerimden ve ilkokuldan beri sıkça bitlenen oğlum Emir’den edindiğim bilgilerimle oldukça hakimim bu hastalığa ve konuya. Bitten kurtulmak için çocuğun saçlarını kestirmek doğru bilinen bir yanlıştır. Bitten kurtulmak için saçların kısa olmasına gerek yoktur sadece kısa saçta bitleri ayıklamak daha kolaydır. Eğer çocuğunuz saçını kestirmek istemiyorsa zorla sakın kestirmeyin çocuk üzerinde travma etkisi yaratır.

Büyük oğlum Emir’in bitle tanışması tabii ki okulda oldu. Okuldan biz velilere gelen mesaj; “Okulda bit salgını var, lütfen çocuğunuzun saçını kontrol edin!” o anda kendi kafamı kaşıyarak hemen Emir’in saçları arasına daldım. Sonuç; “Ohhh miss tertemiz bitin B’si yok!” Eskiler bilir bunu bilir, bit konusundaki engin tek bilgim annemin yakama taktığı Kafur’dur. Etkiliyeci kokusu olan bez içine sarılıp yakaya takılan 80’li, 90’lı yılların en popüler ve etkili bit kovar sistemiydi. Bu sisteme bit uğramazdı. Bende eczaneye gidip salgın varmış Kafur alayım diye düşünürken birkaç gün geçti ve bir akşam tv karşısında saçlarının arasından parmaklarını alamayan Emir “Anneee benim saçım kaşınıyor”demez mi? “Eyvahh eyvah!“ deyip gecenin bir saati evin tüm ışıklarını açarak karıştırmaya başladım saçlarını ve göz göze geldik sirkelerle. Nöbetçi eczaneye koşan eşim imdadımıza yetişti. Hemen fısfıs bit spreyini saça sıkıp aradan geçen zamandan sonra tarayarak bit şampuanıyla yıkayıp bir tedavi uyguladık. 1 hafta sonra aynı işlemi tekrar yaptık. 10. gün sonunda sirkeye dönüşen bitlerle vedalaştık. Ama maalesef bitlenme yaklaşık ben diyeyim 8, siz deyin 18 kere geldi bizi buldu. Kısacası bitler, onları duyduğum an, önce benim sonra Emir’in, hatır hutur kaşınmasını sağlamayı yıllarca başardı.

İpek Dağıstanlı

ipekile.com

Yazının devamı...

Yıllardır cevap arayan soru: Hamile saç boyatır mı?

Bu soru biz kadınları oldukça ilgilendirir. Gözlemlediğim kadarıyla da cevabı net olmayan, her kafadan ses çıkan, yoruma oldukça açık bir konudur saç boyama ve kestirme. Peki soruyorum size hamileyken saç kestirmek ve boyatmak bebeğe zararlı mı?

Siz düşünürken ben hemen cevap vereyim; İki gebelik geçirmiş oldukça güzellik işlerine meraklı bir kadın olarak hamile hamile hep gittim kuaföre. Saç kesimi de yaptırdım boyada. Tabii ki doktorumdan izin alarak bu işlemleri gerçekleştirdim. Malum gebe olduğumuzu öğrendikten sonra bir sürü yasaklarla geçiyor 9 ay. Onlardan biri de kuaför yasağı. Ama ben gebeliğimin 16. haftasından sonra kendimi kuaförde buldum. Amonyak içeren boyaların yerine organik ve bitkisel dediğimiz boyaları tercih ettim. Eğer kuaför yerine evde saç boyamayı tercih ediyorsanız piyasada satılan kutusunun üzerinde "amonyaksız” yazan ürünleri almalısınız.

Saç boyası saçlarda 30 dakika hatta daha fazla süre kalır. Bu süre içinde boyanın içindeki maddeler saç derisine temas eder ve küçük miktarda da olasa hamile kadının kanı tarafından emilir. İlk 3 ay içinde plasentanın oluşumu sürdüğü için zararlı maddeler anne karnındaki cenine zarar verebilir.

Ama 16 haftadan sonra yapılan bitkisel ve doğal boyaların zararları daha ispatlanmamış. Bu yüzden tercih sebebim oldu şahsen benim. Bir de kuaför salonlarına sabah saatlerinde gitmenizi tavsiye ederim. Çünkü salondaki hava daha temiz oluyor. Hamilelik sırasındaki bağışıklık sistemimiz zayıfladığından alerjiye daha meyilli oluyoruz o yüzden sabah gitmek en iyisi. Saçınızı boyamadan veya boyatmadan önce bir test yapın alerjiye yatkınlığınız ortaya çıkar. Küçük bir boya kulağınızın arkasına sürün eğer derinizde kızarma kaşıntı gibi yan etkiler olursa saç boyasında değişiklik yapmalısınız. Ben hamileliğim sırasında Ombre denilen yeni nesil bir yöntem denedim. Saçın ortasından boya yapıldığı için deriye temas olmuyor dolayısıyla hiç bir zararı yok.

Peki gelelim hamilelikte saç kestirmeye. Kullandığımız vitaminler saçımızı oldukça hızlı uzattığı için kestirmek istememiz gayet normal ve hiçbir sakıncası yok. Hatta ben iki defa kesim yaptırdım. Ama anneme maalesef bu durumu söyleyemedim çünkü kendisi batıl inançlara oldukça inanır. Halk arasında bilinen “Bebeğin ömrü kısalırsöylemi saç kestirmemizi duygusal olarak etkiliyor. Durum böyle olunca da hamilelikte saç kesimi biraz zor oluyor.

Yıllardır cevabı aranan sorunun cevabını kendimce veriyorum; Hamile halimle belli kurallara uymak şartıyla saçımı da boyattım, batıl inançlara da pek fazla takılmayarak güzel de bir kesim yaptırdım :)

İpek Dağıstanlı

ipekile.com

Yazının devamı...

Ne kadar çok "Hayır" o kadar çok "İnat" getirir!

İlk annelik acemilik, ikinci annelik tecrübe derlerdi de inanmazdım. "Olur mu öyle şey her kadın annelik içgüdüsüyle doğar ve her zaman hazırdır annelik tecrübesine" diye düşünürdüm. Taa ki doğuruncaya kadar, hiç de düşünülenler uygulanamıyor ve yaşanmıyor yeni anne olunca. Tecrübesizliğimizi , heyecan ve paniğimizle herkese tanıtıyoruz. Eee tabi eş dostun, her kafadan bir sesle karışması da harika mı harika ele veriyor bizi. Ama yıllar akıp giderken tekrar alınca o güzel haberi, yeniden anne oluyoruuummmla böbürlenerek , "Amaaannn uykusuz geceler mi, alerjik öksürük nöbetlerimi, okula gitmek istememe tepinmelerimi, herşeye hazırım!" demiyor muyuz? Dünyaya getirdiğimiz her çocuk aynı gen ve değişik mizaçla aramıza katılıyor. Bazıları sessiz, bazıları oldukça girişken, bazıları çekingen ve bazılarıda inatçı oluyor. Durum büyle olunca değişik stratejilerle yetiştirme taktikleri geliştirip büyütüyoruz en sevdiğimiz varlıklarımızı. Son yıllarda çevremde oldukça inatçı çocuk görmeye başladım gerek iş hayatıma (sınıftaki öğrencilerim) gerekse arkadaşlarımın çocukları oldukça zorluyorlar inatlarıyla biz büyükleri.

Peki nasıl başa çıkılır inatçı çocukla?

Elbette bunun sihirli ve kolay bir yolu yok. Ancak şunu unutmamalıyız ki ebeveyn olarak sakinliğimizi koruyarak. Çocukluğumuza gidelim. Muhtemelen birçoğumuz inat yapmışızdır çoğu şeye ama yetişkin olunca durum değişti. Çocuğumuzda yetişkin olacak ve o günlerdeki inadını hatırlamayacak. O zaman sabırla ona yaklaşmalıyız. Öfke, şiddet biz yetişkinlere yakışmayacak davranış şekli. Sabırlı olmak uzun vadede zahmetli ama bir o kadar da olumlu ve kalıcı sonuç getiren bir yaklaşım.

Sabırla çocuğumuzun inadını yenmek için öncelikle yaş dönemlerini iyi tanımalıyız. Kritik dönemleri bilirsek işimiz kolay. Aileleri zorlayan 4 kritik dönem vardır. 18-30 ay civarı, 4 yaş, 6 yaş ve 12-13 yaşlar. Tabii ki gelişim özelliklerine göre bu yaşlar değişiklik gösterebilir. Ama şunu bilmek gerekir ki bu yaşlarda çocuklar oldukça öfkeli ve inatçı olabiliyorlar.

Öncelikle 2 çocuk anneliği deneyimlerime dayanarak şunu yazmalıyım; İnada "Hayır" ile karşılık vermeyin. Çünkü anlamayacak ve "Hayır" kelimesi daha çok inatla birlikte kriz getirecek. Çocuğa ne kadar çok “Hayır” dersek onun inatçılığını körüklemiş bize “Hayır” demesine zemin hazırlamış oluruz. Bir şey yapmasını istediğimizde veya sınır koyduğumuzda sözlerimizi “Hayır” cevabı almayacağımız şekilde ayarlamamız gerekir. Eğer yemekte çocuğun tabağını kendi elimizle doldurup, “Tabağındakini bitirmeden masadan kalkmayacaksın” dersek büyük ihtimalle “Hayır, bu yemek çok, hepsini yemek istemiyorum” cevabını alırız. Böyle yapmak yerine “Herkes tabağına yiyeceği kadar yemek alabilir, ama aldığını da yesin lütfen” diyerek herkesi bağlayan bir kural koyabilirsiniz. “Sütünü iç” diye dayatmak yerine, “Sütünü cam bardakla mı yoksa fincanla mı içmek istersin” diye seçenek sunmak daha doğru olacaktır.

Sonuçta çocuğunuzun inat edeceği şeyler bellidir ve biz ebeveynler de bunları gayet iyi bilir. İnada karşı strateji geliştirmek, ne söylediğimizden çok nasıl söylediğimiz her zaman çok önemlidir.

İpek Dağıstanlı

ipekile.com

Yazının devamı...

Yeni Yıldan Ne İsteriz Ne Gelir?

Yeni yıl yaklaşırken hepimizde bir durum güncellemesi ortaya çıkıyor. Sosyal medya sayesinde yeni yıl dileklerimizi bağıra bağıra evrene yollarken herkes herkesin hemen hemen ne dilediğini biliyor. Yeni ev, yeni araba, yeni aşk, eski dostluklar, hamilelik, evlilik, para, şöhret gibi olumlu dilekler dışında başka dileklerde olmuyor değil :) Bu yıl itibariyle 37 yaşına "Merhaba!" diyen yıllardır da yeni yıldan çeşitli şeyler bekleyen ben artık taleplerimi dondurdum. İste iste nereye kadar, düşüncesinden çıkarak şimdiye kadar sadece Noel Baba'nın çocukluk yıllarımda ki hayallerimi gerçekleştirdiği kanısına vardım. Noel Baba da zaten ya babam ya dedemmiş :) Umutla bir yıla başlamak, gerçekleştirilebilecek hayallerin kararlarını almak 2016 mottom. Örneğin; geçmiş yıllarda, keza aklıma gelmeyen bir çok şeyi yeni yıl bana verdi, istediklerimin çoğunu da vermeyi unutarak:) Aldığımız güzel şeyler kaybettiklerimizin hiçbir zaman yerini tutmadı. Hayatın döngüsü yaşamın bir parçası diyorum ben bu duruma sitem etmeyerek. Her zaman herkes için sağlık ve uzun bir ömür benim istek listemin en başındadır. Diğerleri yaşam şartlarıma ve yaşlarıma göre hep değişti. Bu yıl 2 çocuklu koskocaman bir anneyim. Biri bebek diğeri ergen annesi hemde.

Peki anneler ne diler?

Çocuklarının yeni yıl ve diğer yıllarda da mutlu olmaları, derslerinde başarılı , toplum içinde sevilen, az öksürük, bol gülücük, "Tebrikler ne güzel yetiştirmişsiniz!" iftihar cümlesi, paha biçilmezdir her anne için.

Peki biz yetişkinler yeni yıldan hep ne isteriz yada yeni yıl acaba bu sene bize ne verecek?

En gizemlisi de o bizim istediğimiz değil bize bu yılın neler getireceği :) Şahsen ben bu yılda da doğru bildiğim şeyleri yapmaya devam edeceğim, yeni dostlar yada dostluklara hiç açık olmadığıma, günleri koşarak değil yürüyerek yaşayacağıma, kredi kartıma bilinçli davranmaya, ayakkabı ve makyaj malzemesi tutkunluğumu törpülemeye, sahilde oltacıların arasında soğuk olmayan havalarda yürüyüşe, kitap hedefimi rekora taşımaya, kocamla kolkola sinemada mısır yemeğe hazırım.

Evet 2016, ben neyi istediğimi gayet iyi biliyorum ama senden ne gelir onu kestiremiyorum:)

Sonuç olarak; Ne istediğimizi bilmezsek , istemediğimiz şeyleri çatır çatır yaşarız...

İpek Dağıstanlı

ipekile.com

Yazının devamı...

İlk adımla atılan ayakkabı bebeğimiz için doğru olmalı!

Beklediğim an geldi artık Almir tutunarak ayağa kalkmaya çalışıyor, ayakları üzerinde tay tay duruyor hoop poposu üzerine düşüyor. Bu ne demek "Artık yürümeyi merak ediyorum, tutmayın beni Sevgili Annecim, Babacım" demek değil mi? Öncelikle bebekler emekleyeceği ve yürüyeceği zamanı gayet iyi bilirler. Bu yüzden onları zorlamak çok yanlış. Fiziksel ve ruhsal açıdan kendini hazır hisseden her bebek 10-18 ay arası yürür. Onlar için de en önemli şey rahatlıktır. İlk oğlum Emir, 8 aylık emeklemeye başlamıştı daha doğrusu bizde onunla birlikte emeklemeye başlamıştık. "Hadi Emir, geell ha gayret hadiii" diye diye emeklemesine yardımcı olduk yerlerde sürüne sürüne. Ama Almir abisinin tam tersi, pek bir meraklı emeklemeye 6. aydan sonra evin içinde keşfetmediği yer kalmadı şimdi 10 aylık emeklemeden sıkıldı, yürüme ve etrafı karıştırma telaşında. Evin içinde yumuşak tabanlı kaydırmaz çoraplar ve patiklerle emekleyip tutunarak kalkıp adım atmaya çalışıyor. İlk adım heyecanı hem Almir'i hem bizi sarmış vaziyette. Sıra ilk adım ayakkabısı almada. İtiraf etmeliyim ki Almir doğmadan önce ben ve çevrem başladı ayakkabı alışverişine :) Ayy ne şirin rengine bayıldım derken ayakkabı dolabı oldukça çoğaldı peki sadece şıklığına mı vurulup ayakkabı almak doğru mu? Eğer yetişkinsek Evet :) şaka şaka bizim içinde ayak sağlığı ve rahatlığı önemli ama söz konusu minicik ayaklarsa daha da önemli bir mevzu bu. Evde kaydırmaz çoraplarla özgürce takılsınlar ama sokağa çıkarken giydireceğimiz ayakkabının özellikleri önemli;

İlk adım ayakkabısı, ayağa uygun, sıkmayan, bileği saran olmalıdır. Ayak topuğunun arkasına gelen kısım sert, ayak tabanının çukurluğuna gelen kısım yüksek, taban kısmı da esnek olmalı.

İlk adımla birlikte ayaklar sürekli büyüyor. Düztabanmış gibi görünebilir yada içe doğru basabilir korkmayın doktora bu durumu sormayı unutmayın ama. Çünkü ayak problemleri küçük yaşta düzeltilebilir. 2-3 ayda bir büyüyen ayaklar rahat esnek ayakkabı seçimiyle sağlıklı büyür.

Ayrıca bebek ve çocuklar ayakkabı konusunda inatçı olurlar. Bazıları ayakkabıdan nefret eder, çorap giydirmek çok zordur, her zaman çıkartırlar. Onlar inat yaparken biz sakin olup ayakkabılarını giymesi için zorlamalıyız bu konuda mücadele etmesine izin vermeyin. Ama tam tersi de olabilir bu durum, bazı çocuklar ayakkabısız gezmez yere çıplak ayakla kesinlikle basamaz. Tabii her çocuk farklı karakterle doğar büyürken mizacı oluşur. Biz ebeveynler çocuklarımıza oyunlarla doğru olanı anlatarak sevdirmemiz ve öğretmemiz lazım. Hayatı boyunca atacağı adımları için sadece görüntüsüne kapılıp ayakkabı almayalım. Ayak bileğinin hareketlerini engellemeyen , yürümesi kolaylaştıran, sıcağı ve soğuğu içine almayan ayakkabıları tercih edelim ki minik ayaklar sağlıkla büyüyüp, geleceğe başarılı adımlar atsın...

İpek Dağıstanlı

http://ipekile.com/

Yazının devamı...

Kitap aşkı yılbaşı ağacına dönüştü!

Son yıllarda yılbaşı deyince akla ilk gelen ışıl ışıl çam ağacı ve altındaki hediyeler. Çocukluğumda (90'lı yıllar) hiç böyle bir gelenek yoktu. Tüylü tüylü süslerle salonu falan süslerdik cips, kuruyemiş, muz yılbaşı menüsüydü saat 12ye doğru tombala hazırlıkları başlar, Yeni yılla birlikte zengin olma ümidi içimizi sarardı. Ailece veya anne, babamızın arkadaşları teyze amcalarla tombala oynamak en güzel eğlence değil miydi biz çocuklar için...Dahada eskiye gidersem tabii ki dört gözle beklediğim Noel Baba hep mi hep istediğim Barbie bebeği getirirdi. Nerden bilirdi her çocuğun hayalini :) Koşarak kaçtığı yada ışınlandığı için onunla tanışamamak üzerdi beni. Taa ki 9 yaşındayken Berlin'e halamların yanına yılbaşı kutlamasına gidinceye kadar:) Orada tanıştım hemde Alman Noel Babayla:) sonradan anladım ki İstanbul'daki Noel Babalar ya dedem yada babammış:)

Yılların geçmesiyle çam ağacı geleneği Türkiye'yi de kasıp kavurmaya başladı. Çin malı, plastik , sağlık tehdit eden ağaçları ve süsleri malesef evlerimize sokar olduk. Bazılarımız dinimize uygun değil derken bazılarımızda inançla alakası yok sevdim ben bu geleneği dedi. İşte ben o gruptakilerdenim hiç bir ideolojisi olduğuna inanmıyorum. Plastik bir çam ağacı süslemenin ve hindi yemenin İslam dinine aykırı olduğunu da sanmıyorum. Aksine benim için anne olduktan sonra ağaç süslemek tam anlamıyla çocuğumla yaptığım eğlenceli bir etkinlik ve terapi. 11 yaşındaki oğlum küçükken ne eğlenirdik o ağacı süslerken yok yook süslemeye çalışırken:) Özellikle yılbaşı günü onu zor tutardım hediye paketlerinin yanını yırtıp bakmasını engellemek için :)

Bu yıl aramıza Almir katıldı. Şu sıralar 10 aylık kendisi ve inanılmaz hareketli. Saniye durmuyor mereklı mı meraklı durum böyle olunca bizim çam ağacı süsleme eğlencemiz kursağımızda kalacak diyorduk ki sosyal medyadan görüp evet hemen bizde yapmalıyız dedirten bir fikirle tanıştım. Kitaplardan Yılbaşı Ağacı. Hemen evimizdeki ışıklı süsleri biraraya getirdik veee kütüphanedeki kitaplarımızı da büyüklü küçüklü ayırdık. Sıra yapım aşamasında tabii ki yere yapamayız çünkü anında yerle bir edecek meraklı emekliyor evin içinde. O zaman yemek masası bu fikir için süper diyerek başladık kakara kikiri güle oynaya dizmeye.

Sonuç; kitapları dizerken içlerini karıştırarak çok eğlendik bir o kadar da bilgi dolu bir yıl bizi bekliyor dedik. Kısacası; kitap aşkımız ağaca dönüştü. "Biz hazırız 2016 seni bekliyoruz!" Geri sayım başlasın o zaman 10, 9, 8, 7,…….. hoop Hoşgeldin 2016 :)

İpek Dağıstanlı

ipekile.com

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.