MODA
GÜZELLİK
AİLE
SAĞLIK

Bayram Tatilde Kaldı

Kırk yıldır değişen dünya düzenine, modernleşen kültüre, tatilleşen bayramlara, alışveriş tutkusuna, birbirini görmekten aciz olma durumuna, velhasıl bunların hepsine meydan okuyan tek bir şey vardır "aile sesi".

O sesi en çok da bayramlarda arıyor insan. Koskoca bir evde anne eline alışkın eşyalar, baba elini bekleyen tamiratlar başkasını asla kabullenmek istemez. Neyi tutsanız elinizde kalır ya da yaptığınız hiçbir şeyin tam olduğunu hissetmezsiniz. Gözünüzü kapatsanız yaptığınız temizliğin bile anneniz tarafından eleştirilip beğenmediğinde kızdığınız vakitler aklınıza gelir. Sonra şöyle bir toparlanıp cam, pencere, halı vs. yeniden başlarsınız hepsine. Demem o ki temizlik bile yeri geliyor hatıra oluyor. İllaki herkesin anne kız, baba-kız ya da baba oğul aklınıza gelen binlerce temizlik hikayesi olmuştur. Bayram kapıdan girdiğinde mütemadiyen kendini hatırlatıyor. Bayram temizliğinin hikayesi böyledir. Annelere siner, kızlarına sirayet eder, evin her köşesi o günü özellikle bekler. Sanki o bayram günü herkes evin pencerelerine bakarak yürürcesine, eve gelenler koltukların altını, avizeleri aşağı indirip toz var mı diye kontrol edercesine, herkes bayram boyunca ilk kez o evde yemek yiyecekmişçesine, perdeler sanki bütün bir yıl yıkanmamışçasına hummalı bir temizlik yapılır. Unuttuğum bir sürü şey olduğuna eminim onları siz tamamlarsınız. Küçüklüğümden beri bu duruma hiç anlam veremesem de bayram geldiğinin hissini veren en tatlı telaşlardan biri de buymuş aslında. Sanırım bunları rengi eksilmiş bayram geçirenler anlayabilir. Doğrusu "nerede o eski bayramlar" diyecek yaşta değilim. Fakat bana göre ömrümüzden düşen her dakika eski oluveriyor. Yaşadığımız her anı "en son o günü" hatırlayacakmış gibi devam ediyoruz nefes almaya. Tabii ki bir önceki hatırayı unutturacak günlere kadar…

BAYRAMI TATİL OLARAK GÖRMEK

Bir de bayramı tatil olarak görenler var. Tatile gidenleri dinlesem sonuna kadar haklılar, bayramda tatile giden çocuklarını şikâyet eden anne babaları dinlesem onlar da haklılar. Yoğun çalışanlar nefes almayı, çocuklarının kalabalığını özleyen büyükler ise bayramı heyecanla bekliyor. Bu konuda neyin doğru olduğunu tartışacak değilim. Bayramı mecburen aileden uzakta geçiren biri olarak hangisinin doğru olduğuna karar veremedim. Ama yine de en azından ilk gün kalabalık sofrada olmayı sevenlerdenim. Bu yazıyı da bayramda tatile giden ailesini eleştiren birinin ricası üzerine yazdım. Bir arada olmanın kıymetini bilmek gerek. Bu elbette diğer günler içinde geçerli, fakat bayramın tadı başkadır.

Her şeye rağmen Kurban Bayramı’nı bitirdik. Acı veya tatlı bir öncekini unutturacak güzel günleriniz ve bayramlarınız olması temennisiyle...

Yazının devamı...

Eşiniz Çok mu Para Harcıyor?

Herkesin para harcama anlayışı farklı. Bazen maddi konularda eşimizden veya ailemizden o kadar farklı oluyoruz ki, uzlaşmak zor oluyor. Örneğin, eşinizi markete gönderiyorsunuz aldıracağınız şeyin miktarını söylediğiniz hâlde bir bakıyorsunuz iki kişinin tüketemeyeceği kadar çok malzeme ile eve geri dönmüş. Arkadaşınızla dışarı çıkıyorsunuz biri devamlı bir şeyler ısmarlamak isterken, öteki asla ödeme yapmadan arada kaynıyor ve bir bakıyorsunuz bu tekrar hâline gelmiş. Bir taraf daha çok harcamacı oluyor ya da bir tarafın tutumu diğerini rahatsız edecek şekilde oluyor.

Özlem Denizmen, isimli kitabında şöyle diyor; "Para yönetimini sadece birlikte fatura ödemelerini konuşmak, planlamak olarak düşünmeyin. Birbirinizin para karakterlerinizi anladıktan sonra bireysel hedeflerinize de ulaşmanıza engel olmayacak ortak hedefler belirleyin. Araştırmalar gösteriyor ki, ortak hedefler evliliği daha sağlıklı ve uzun kılıyor." Buradan yola çıkarsak bazen para harcama sebeplerinin başında "iletişim" konusunun geldiği sonucuna varabiliriz.

Hepimizde, ailemizde gördüklerimizle başlayan, geleneklerimiz ve tecrübelerimizle gelişen bir para harcama kültürü var. Bu yüzden bazı şeyleri değiştirmek için karşınızdakini iyi dinlemeniz ve anlamanız gerekiyor. Birgün tüketici hakem heyetlerinden yetkili biri ile sohbet ederken, "Merve hanım, hanımefendilerin eşlerinden gizli internetten bir şeyler satın alması yüzünden çok boşanmaya şahit oldum." demişti. Bir hanımefendi kapıdan geçen bir satıcıdan 200 TL'lik tencere seti almış. 200 TL'lik bir tencere için senet imzaladığını düşünürken, 10 bin TL'ye yakın bir miktara imza atmış. Ertesi gün kapı çalmış ve durumdan tamamen habersiz eşi açmış kapıyı. Bu durumu öğrenince tabi evde gürültü şamata kopmuş. Bir kere öncelikle eşler birbirine karşı para ve harcama noktasında samimi olmalı. Kadın veya erkek fark etmez, saklamadan alacağınız bir şey hatalı bile gelse sorun karşısında birlikte hareket etmenizi sağlar. Aksi olduğunda yani dolandırılma ya da hatalı bir ürün geldiğinde ise eşlerden birine kötü bir sürpriz ve ailede kaosa sebep oluyor. Benim annem babamdan asla bir şey saklamazdı. Hatta mutfakla alakalı en ufak bir şey bile alsa babamla istişare ederdi ve bu bana küçükken saçma gelirdi. Fakat şu an evli birisi olarak bunun değerini anlıyor ve bu kültürle yetişmenin faydası olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla para harcama kültürü dediğim şey çocuklukta başlıyor. Siz fark etmeseniz de ileride hayatınızın bir yerlerinde o kültüre sahip olduğunuzu hissediyorsunuz.

Yaşamımızın her alanında "yanlış anlaşılma, şiddet, huzur kaçırma, gerginlik" gibi duygulara sebep olmaması için para ve harcama mevzusunu konuşmak şart.

Şikâyet ettiğiniz ve söylendiğiniz konuları konuşmanız ve doğru iletişim kurmanız dileğiyle...

INSTAGRAM: https://www.instagram.com/mervekantarciculha/

Yazının devamı...

Workshoplara Yoğun Talep

Haksız rekabetin bu kadar fazla olduğu bir çağda kendi başına marka olmaya çalışanları gerçekten takdir ediyorum doğrusu. Sosyal medya ve workshopları da bu yolun bir parçası hâline getirerek para kazanmak da artık girişimciliğin bir parçası hâline geldi. Atölye çalışması diye de adlandırabileceğimiz bu workshoplar son zamanlarda birçok insanın stres topu oldu. En güzel tarafı da çocuklardan gençlere, işsizlerden emekli ve çalışanlara kadar herkesin katılabiliyor olması.

Fiyatlar Nasıl ?

Her işletmenin ve markanın hedeflerine ulaşabilmek için geliştirdiği iş yapış ve sunum şekli vardır. Büyük firmalar için bu durum profesyonel ilerlerken küçük işletmeler de kendine göre çözüm yolları ile devam ediyor. Ama artık sosyal medya ile herkes tek başına bir marka hâline geldi diyebiliriz. Dolayısıyla kendini duyurmak ve insanlara ulaşmak günümüzde en önemli meziyet hâlini aldı. Öyle ki instagramda her gün başka bir workshop duyurusu ile karşılaşıyorum. Ekmek yapımından yağlı boyaya, heykel yapımından örgüye kadar birçok alanda atölye çalışmaları bulunuyor. Biraz araştırdım hatta bazılarına ben de katıldım ve fark ettim ki bu atölye çalışmaları artık ekonomik kazanç sağlama alanı oluşturmuş. Bir nevi küçük meblağ ile işin yapış şeklini az bir zamanda görmüş ve tatmış oluyorsunuz. Fiyatlar ise seçtiğiniz alana, zamana ve malzemelere göre değişmekle birlikte 50 TL-750 TL arasında değişiyor.

Atölyesi olanlar da var, sadece workshop için bir yer kiralayanlar da var. Önemli olan workshop yapabileceğiniz bir uzmanlık alanınızın olması ve bu alanda yapabildiklerinizi diğer insanların da yapabileceğine inandırmak. Gerisi zaten geliyor. Bir bakmışsınız yoğun talepler için büyük bir yer arayışındasınız. Ben biraz geç tanıştım ama sevdiğiniz ve kendinize hobi olarak seçmeyi düşündüğünüz bir alana yönlenmek için workshoplar harika bir fırsat. Hatta özellikle festivallerde çocuklar için biçilmiş kaftan diyebiliriz. Ayrıca meslek seçimine de büyük faydası olacaktır. Profesyonelliğin ve acemi heveslerin bir araya gelmesiyle ortaya yeni fikirler de çıkıyor. Dolayısı ile fikrinizi sahayla buluşturmayı önemsemeniz dileğiyle...

INSTAGRAM: https://www.instagram.com/mervekantarciculha/

Yazının devamı...

Kadın Kanalına Beylerin İlgisi

İş görüşmelerinin insana tecrübe kazandırdığı fikrindeyim. Bu nedenle kendime olabildiğince görüşme ayarlamaya çalışıyorum. Bu sırada karşımdaki profesyonel insanları hem dinliyor hem de kendime notlar çıkarıyorum. Bu hafta Türkiye’nin ilk kadın kanalı Woman TV Genel Yayın Yönetmeni Ahu Özyurt ile görüştüm. Kendisinin samimiyeti dolayısıyla görüşmem iş görüşmesinden çıkıp bir röportaja döndü. Neden mi? Dinlerken bende hem tecrübeli bir gazeteciden neler öğrenebilirim soru işaretlerini hem de bu tecrübesini nasıl paylaşabilirim hissiyatını oluşturdu.

Evet, yanlış okumadınız Türkiye’nin ilk kadın televizyonu. Birçok programın artık evlerde sorun oluşturduğundan yola çıkarsak evlerinizde bilgi alabileceğiniz ve uzmanına soru sorabileceğiniz bir kadın kanalından bahsediyorum. Kısa sürede kanalın izleyici kitlesinin arttığını belirten Woman TV Genel Yayın Yönetmeni Ahu Özyurt, kanala aynı zamanda erkeklerinde ilgisinin yoğun olduğunu belirtiyor.

Medya sektörünün ekonomik anlamda zorlandığı günlerde yeni bir kurum olarak ortaya çıktınız ve istihdam alanı oluşturdunuz. Siz bu durumdan etkilendiniz mi?

Seçim süreci medya sektörünü çok etkiledi. Bu dönemde herkes tasarruflu iş yapmaya gayret etti. Seçim süreci uzadı ve doğal olarak medya sektörü de kendi içinde bir kriz yaşadı. Şu an sonbahara kadar dayanmaya çalışan gazeteler, dergiler ve kanallar göreceğiz diyebilirim. Sonbahar itibarıyla da belki bazı kanalların kapandığını veya birleştiğini göreceğiz. Ben Woman TV’ye ekim ayında dâhil edildim. Benden önce burası biraz daha haber kanalı olarak formüle edilmişti. Ali Güven ve ben dâhil olduk. Ardından çalışmalarımıza başladık. Biz küçük bir bütçe ve ufak bir ekiple yola çıktık. Bu nedenle bu süreçlerde fazla hırpalanmadık. Minimum ekiple çıkarak çok çalıştığınızda borcunuz olmuyor ve masrafları ona göre karşılıyorsunuz. Böyle dönemlerde niş kanallar ve kendi kendini çevirebilen medya kuruluşları, internet siteleri ayakta kalabiliyor. Fakat ana akım o kadar borca giriyor ki sonrasında bir türlü kendini toparlayamıyor. Bizim bundan sonraki amacımız, Woman TV’de saatlerimizi uzatmak ve ekibimizi büyütmek.

Kadın kanalı diyoruz. Peki, erkeklerin ilgisi nasıl? Kanalı arayan erkekler en çok hangi konular hakkında soru soruyor?

Kanalımıza erkeklerin ilgisi büyük. Biz bir süre sonra ekranda erkeklerin de dilini değiştirdiklerini gördük. Mesela sabah kuşağımız kadın kuşağı. Ama en çok bizi arayıp soru sormak isteyenler erkekler oluyor. Sağlık programlarımızda en çok eklem rahatsızlıkları ve kalp rahatsızlıkları ile alakalı konularda soru sormak için arıyorlar. Yine öğle kuşağında hukuk konularında çok soru geliyor. Özellikle nafaka konusu çok merak ediliyor. Ekranda nafakadan ve işten atıldıklarında yaşadıkları durumdan dolayı mağduriyetlerini anlatmak isteyen beyefendiler oluyor. Biz de elimizden geldiğince ekranda yer vermeye çalışıyoruz. Dolayısıyla aslında biz kadın erkek diye ayırmıyoruz. Biraz orta zemin bulunmasını, meclise gelen tekliflerin dengelenmesine katkı sağlamaya çalışıyoruz. Örneğin, evde çalışan hanımlar geldi buraya ve yaşadıklarını anlattılar. Sosyal haklarının nasıl zorlandıklarını anlattılar. Bizler de olayın hukuki boyutları hakkında onları bilgilendirmeye çalıştık. İnsanların sesini duyurabileceği bir alan oldu burası diyebiliriz.

En çok hangi alanlar ilgi görüyor?

Kadın konusunun içini sadece kadınla da sıkıştırıp kalmamak amaçlarımız arasında yer alıyor. Örneğin, eğitim programlarına başladık ve herkes tarafından çok ilgi görüyor. Yine aynı şekilde sağlık programlarımızda ilgiyle izleniyor. Sonrasında belki bu halkaya çevre konusunu da ekleyeceğiz. Bu şekilde yelpazeyi genişleterek yolumuza devam edeceğiz. Siyasi bir haber kanalı olmak istemiyoruz. 7’den 70’e herkesi ilgilendirsin ama kimseyi de rahatsız etmesin. Ekranda dinlenilenlerden kimsenin rencide olmaması ve evde hanımların rahatça izleyebileceği bir kanal olması için gayret ediyoruz.

Sabah ve öğle kuşağı programları konusunda ne düşünüyorsunuz? Programları seçerken neleri göz önünde bulunduruyorsunuz?

Sabah magazin kuşağı var. Öğle kuşağında ise kadınlarla alakalı birçok adli vaka var, bu noktada insanları bilinçlendiriyoruz. Bunu yapmanın doğru yolunun da onların aile yapısını destekleyecek şekilde anlatmak olduğunu düşünüyoruz. Evet, amacımız kadın ve erkeği anlatmak fakat birbirine destek olacak şekilde konumlandıracak şekilde anlatmaya çalışıyoruz. Örneğin, kadınlar şiddet görüyorsa yalnız olmadıklarını bilsinler istiyoruz. Her zaman bize başvurabilecekleri mesajını veriyoruz ve bunun dilini de doğru kullanmaya çalışıyoruz.

İş dünyasında özellikle bazı yerlerde kariyerden önce çocuk soruluyor. Bu noktada kadınların istihdamı konusunda ne düşünüyorsunuz?

İş başvurusunda çocuk sorulup sorulmamasını doğru bulmuyorum. Bu mevzuyu birçok profesyonel arkadaşımdan da çok duyuyorum. Saçma olduğunu düşünüyorum. Kadının çocuk doğurma hakkı vardır ve sonrasında işe geri dönme hakkı da vardır. Bundan güzel ne olabilir. Bir iş gücünün içinde anne adayının olması bize ancak güç verir diye düşünüyorum. Ben iş dünyasının bu takıntısını anlamış değilim. Siz personeli iyi tutarsanız o da size o şekilde cevap verecektir. Tabi kadınlara bu konuda maddi ve manevi destek gerekiyor. İzin süresini de iyi belirlemek lazım. Çocuk doğduğunda anneyle bir bütün oluyor ve baba da dışarı atılıyor gibi oluyor. Dolayısıyla babalar da sorumluluk alsın ki annelerin gözü arkada kalmasın.

Gençlerle birlikte çalışıyorsunuz. Bu anlamda üniversite öğrencilerine ne gibi tavsiyelerde bulunursunuz?

Burada kedimizle, çiçeklerimizle ve müziğimizle oldukça rahat bir çalışma ortamı oluşturmaya çalışıyoruz. Yaz döneminde özellikle bizimle çalışan öğrenciler var. Sadece bizim kanalımız değil bütün medya sektörü ve diğer iş alanları için staj önemlidir. Ben üniversiteye girdiğim yıl staj yapmaya başladım. Hilton Otelinde staj yapmıştım. Hiç unutmuyorum. Rahmetli Demirel ve Özal’a kahve servisi yapmışlardı. O dönemdeki akılda kalan tecrübeler önemli. Genç kuşağa tavsiyem üniversiteye girdiğiniz andan itibaren yaşadığınız veya okuduğunuz şehirde mutlaka staj yapın ve iş imkânlarını araştırın. 1 veya 3 ay bile olsa o sizin cebinize girecek küçük harçlığın ve oluşturduğunuz çevrenin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Staj dediğimiz şey deftere atılmış bir imza değildir. Tamamen çevre yapma işidir. İki iyi stajla bir sonraki potansiyel işlerinizi bulabilirsiniz. Örneğin, staj yaptığınız kanala konuk gelen biri olabilir, dikkatinizi çeken biri olabilir, size önem veren dergi editörü olabilir, reklam ajansı yöneticisi olabilir… Küçük fırsatların hayatınızda neye dönüşeceğini bilemezsiniz. Kısacası iş hayatına girebildiğiniz kadar hızlı girin…

İnstagram: https://www.instagram.com/mervekantarciculha/

Yazının devamı...

Sıfır Bütçe ile Başarılı Olmak

Ülkemizde iş hayatında hâlâ hanımefendilere verilen değerin istenilen düzeyde olduğunu düşünmüyorum. Öyle ki bir işe başvurduğumuzda kariyer bilgilerinden önce evli misin bekâr mı, evliysen çocuk düşünüyor musun, nişanlıysan ne zaman evleneceksin? gibi bir yığın sorularla karşılaşmaktayız. Birçok hanımefendi mutlaka birgün işi ile ailesi arasında kalmıştır. Bu nedenle hem girişimci hem de iyi bir anne olmayı başaran kadınlar bana mail atınca anında geri dönüyorum. Çünkü her birinin mutlaka ayrı hikâyesi oluyor. Üstelik kendi işini kuracak hanımefendilere yol gösterme açısından faydalı olduğunu düşünüyorum. Bu minvalde bana mail atan Küçük İzler’in kurucusu Ebru Bayraktar hanımla güzel bir söyleşi gerçekleştirdik. Boğaziçi Üniversitesi Kimya Bölümü mezunu olan Ebru Hanım, evli ve bir çocuk annesi. İş hayatından 15 yıl sonra tamamen başka bir alanda kendi işini kurmaya karar veriyor ve hikâyesi başlıyor.

İş Kurma Süreciniz Nasıl Başladı?

Boğaziçi Üniversitesi Kimya Bölümünü bitirdikten sonra California Üniversitesinde İşletme sertifikası aldım. 15 yıl kurumsal bir firmada ürün müdürü olarak çalıştım. 40 yaşına geldiğimde şirketin taşınması sebebiyle işten ayrıldım ve sonrasında ne yapacağıma karar verme süreci başladı. Çalışırken yurt dışı seyahatlerim oluyordu. Bu seyahatlerden birinde görüp de çok beğendiğim el heykelleri dikkatimi çekiyordu. Fakat nasıl yapılacağını bilmediğim oğlumun 3 boyutlu el izi heykelini yapmak için araştırma yapmaya başladım. Bir süre sonra neden bunu iş fikri olarak Türkiye’ye getirmeyeyim düşüncesi aklıma geldi. Sonuçta herkes için anlamlı bir hediye olacaktı. İlk etapta aklımda sadece çocuklar vardı, daha sonra ürünleri çeşitlendirip yetişkinler için de setler hazırladım. Amacım herkese sevdikleri ile en güzel anlarını ölümsüzleştirip ölene kadar saklayabilecekleri bir hatıra sunmaktı. Bu amaçla “Küçük İzler” ismiyle kendi evimde atölye kurdum ve “hayatta bazı izler kalıcı olmalı” sloganı ile yola çıktım.

Çevrenizde Tepki Gösterenler Oldu mu?

Elbette oldu. Başlangıçta bu iş fikrim ailem tarafından saçmalık olarak algılandı, başta eşim olmak üzere annem dahil “kendine düzgün bir iş bulsana o kadar deneyimin, eğitimin var” şeklinde bir yaklaşımla karşılaştım. Arkadaşlarıma söylediğimde yüzlerinde acıma dolu bir ifade ile bana baktıklarını hatırlıyorum. Ben yaptığımda henüz insanlar bu tarz bir hediye ile karşılaşmamıştı. Dolayısı ile yakın çevremden hiçbir destek almadığım gibi köstek oldular diyebilirim. Fakat bir anne olarak gördüğümde benim hoşuma gittiyse, diğer annelerin de hoşuna gideceği düşüncesinden cesaret alarak yoluma devam ettim. Sonrasında iş kurmaya başlayınca herkes destek oldu. Fikri Türkiye’ye getiren ve ilk oluşumu sağlayan kişiyim. Ardından işi aynı şekilde yapmaya çalışan bir sürü insan ortaya çıktı. Vazgeçmedim ve sabrettim. Sonuçta da karşılığını da aldım. Şu an yurt dışına satış için bile alt yapısını hazırlıyorum.

Tam Olarak Ne Yapıyorsunuz? İnsanlara Nasıl Bir Hizmet Sunuyorsunuz?

Küçük İzler, son derece kolay ve çabuk birkaç işlemle el heykellerinizi çıkarmak için kullanacağınız bir kalıp seti. Ellerinizin 3 boyutlu kopya modelini, bütün hatlarını, kıvrımlarını ve çizgilerini koruyarak sizlere hazırlama imkânı veriyoruz. Eller birleştirilerek kalıbın içerisine sokulur ve yaklaşık 1 dakika kadar donması beklenir. Sonra eller jelatin şeklinde olan kalıptan çekilerek çıkarılır. Daha sonrasında hızlı kuruyan alçımız hazırlanıp kalıp alınan boşluğa dökülmektedir. Bu şekilde yaklaşık 4 saat kuruması beklenir. Bunu hazırlarken insanların da dâhil olması işi zevkli hâle getiriyor. Bu şekilde birkaç saat içinde eşsiz ve unutulmaz bir hediye oluyor.

Ne Kadar Bütçe ile Başladınız?

Bir bütçe ayırmadım diyebilirim. Hatta sıfır bütçe ile başladım. Yaptıkça ve çevremden talep geldikçe işim kendi bütçesini oluşturdu. Bu şekilde kazandıkça malzeme almaya başladım. Evimin bir odasını atölyeye çevirdim. Hâlâ da evimde yapmaya devam ediyorum.

İş Kurma Hayali Olan Kadınlara Ne Söylemek İstersiniz?

Girişimcilik bir serüven, kolay değil, bu yola çıkmak için kafanızın net olması lazım. Kadınların birçok işi bir arada yapabilme gibi bir yetenekleri var, dolayısı ile bu bizim için büyük bir artı. Hemen yüksek kâr etmeyi beklemek biraz hayalcilik olur, mutlaka yapanlar da vardır ama genel olarak sabırlı olmak gerekiyor. En önemli tavsiyem etrafınızda size yardımcı olabilecek herkesten destek almaya çalışın. En önemlisi de yaparken mutlu olabileceğiniz bir iş seçin.

Merak Edenler ve El Heykelini Denemek İsteyenler Size Nasıl Ulaşabilir?

Çeşitli etkinliklere katılıyoruz ve workshoplar düzenliyoruz. Bunları da sosyal medya hesaplarımızdan duyuruyoruz. İlgilenmek isteyen herkes takip edebilir ve bilgi alabilir.

İnstagram Adresi: https://www.instagram.com/mervekantarciculha/

Yazının devamı...

Tatilde Mağdurum, Ne Yapacağım?

Ramazan Bayramına az kaldı. Tatil kapımızda. Bazıları planını yaptı, bazıları da hâlâ arayış içinde. İlk gün aileyle geçiririm, geride kalan tatilimde ne yapsam? Bir yerlere gelişigüzel atlayıp gitsem mi, yoksa netten bir tur mu ayarlasam ya da bir otel için rezervasyon mu yaptırsam? Şu an muhtemelen birçok kişi tatile hazırlık evresinde ve bu soruları cevaplamaya çalışıyordur.

Tatiller güzel oluyor olmasına da bazen aceleyle alınan kararlar büyük mağduriyetlere sebep oluyor. Her ne kadar ben dikkatliyim deseniz de bir bakmışsınız en kötü tur paketi size denk gelmiş ya da gerçekte hiç olmayan bir otelin kurbanı olmuşsunuz.

Peki, tatil mağduriyetlerinin önüne geçmek için ne yapmalı? Ayda yılda bir gelen tatil gününü zehir etmemek için nelere dikkat edilmeli? Tüketiciler Derneği (TÜDER) Başkanı Levent Küçük ile tatilde yaşanan mağduriyetler üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik. Tatil paketlerinde dolandırıcılara ve sosyal medyada aldatmalara dikkat çeken Küçük, tatil mağduru olmamak için uyardı.

Tatil yerini seçerken dolandırılmamak için nelere dikkat edilmeli?

Geçen seneye göre bu sene tatil yerlerinde fiyatların iki kat arttığını görüyoruz. Bu bağlamda uygun fiyatta yer bulmak isterken, dolandırıcılara karşı da dikkatli olmak gerekiyor.

Bilindik kurumsallaşmış yıllardır hizmet veren turizm firmaları, acenteleri tercih edilmeli

Özellikle sözleşmelerdeki hükümlere dikkat edilmeli. Tur paketi alırken sözleşme maddelerini mutlaka okunmalı. Hatta tanıtım kılavuzunda belirtilen özelliklerin sözleşmede de yer verilmesine dikkat edilmeli.

Uygun fiyat için erken rezervasyonlardan faydalanmalı

Tatilde mağdur olma durumunda ne yapılmalı?

Bazen tatilde bize vaat edilen hizmeti göremediğimizde sadece yakınıyoruz. Lütfen bununla kalmayalım. Mağduriyetin giderilmesi için tüketici hakem heyetlerine veya tüketici mahkemesine başvurabiliriz. Ama başvuru yaparken delille yapmamız lazım. Yani mutlaka şikâyet edilen konuyla alakalı fotoğraf çekilmeli. Mümkünse bizim dışımızdaki kişilerle tutanak düzenlenmeli. Bunlar genelde ihmal ediliyor. Tüketiciler, Turizm müdürlüklerine de şikâyette bulunulabilir. Çünkü onlar, Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) denetimine tabi, oraya başvurabiliriz. Her şeyden önemlisi mağdur olmamak için tatil paketlerinde iyi araştırma yapılmalı ve kurumsal firmalar tercih edilmelidir.

En çok hangi konularda şikâyet geliyor?

Tatil şikâyetlerinin başında konaklama tesisinde odaların birden fazla kişiye satılmış olması geliyor. Bu durum senede bir veya iki kere gidebileceğiniz tatilinizde hayal kırıklığı yaşamanıza sebep oluyor.

Otelin tanıtımda anlatılan özelliklerin gerçekte olmaması; örneğin, tanıtımda otele plajın 1 dakika yürüme mesafesinde olduğu belirtiliyor, fakat tatil yerine gidildiğinde plajın söylenenden çok daha uzakta olduğu görülüyor. Tatilcilere erkek ve kadınlara özel ayrı bölümlerin olduğu söyleniyor, fakat otele gelen tatilciler, aslında otelin böyle bir imkânı olmadığını görüyor.

Temizlik şikâyeti; bazı otellerde yeterli personel olmadığı için havlu temizliğinden tutun da mutfak ve plaj temizliğine kadar birçok şikâyet geliyor. Bu durum tatilde birtakım hastalıklara da davetiye çıkarıyor.

Tesisattaki arızalar; özellikle banyo ve klimalarda ortaya çıkan arızalar tatilcileri çileden çıkarıyor.

Yeme içme şikâyeti; çok lüks oteller dışında olan oteller yeme içme kalitesini düşürdü. Bunda artan fiyatların da etkisi oldu elbette. Fakat zehirlenmelere karşı dikkatli olmakta fayda var.

Sosyal medyanın tatil mağduriyetlerine etkisi oluyor mu?

Sosyal medyayı son yıllarda bir bomba diye tanımlayabiliriz. Orada tatil paketlerine yönelik cazip fiyatlar sunuluyor. Buradaki satışlar, birkaç firma dışında tüketiciler için büyük tehlike. Sosyal medyada yapılan satışların yasal güvencesi yok. Yani tüketicilerin en büyük sıkıntısı bu aslında. Bir paketin ya da ürünün olduğu değerin çok altında satılmasının ihtimali yoktur. Gerçek fiyatı 2000 - 5000 TL arasında olan bir tatil paketinin 300-500 TL şeklinde sunulduğunu görüyorsanız mutlaka bunu sorgulamalısınız.

Doğru Tur Paketini Nasıl Seçeriz?

Bu konuda TÜRSAB ve Kültür ve Turizm Bakanlığının iyi denetleme yapması gerekiyor. Firmaların dışında çok sayıda özel şahıs tur düzenliyor. Bir başka sorun da bir bakmışsınız herhangi birisi otobüs kiralayarak, konaklama konusunu da ayarlayarak gezi düzenliyor. Bunu da genellikle il çevresinde yakın yerlere yapıyorlar. Hiçbir can güveliği yok. Konaklama yerinde güvenlik yok. Dolaysıyla tur paketlerinin mutlaka turizm belgesi olan turlardan, konaklama paket tur yapabilecek turizm işletme belgesine sahip olanlardan veya Turizm Bakanlığından izin almış firmalar tarafından satın alınması gerekiyor. Yoksa maddi zarara uğradığınızda muhatap bulamazsınız. Tüketici kanununca taraflardan birinin tüketici, birinin tacir olması lazım. Eğer siz işletme ve vergi mükellefi olmayan birisinden bir tur alırsanız yarın bir gün tüketici kanunu kapsamında bir hak da arayamazsınız. Bu konuda çabanız da boşa gider. Yani kısacası Turizm Bakanlığından belgesi var mı TÜRSAB denetiminde mi bunlara bakılması gerekiyor.

Bayram ve yaz tatili yaklaşıyor. Dolayısıyla en güzel günleri en kötü geçirmemek için bilinçli tüketici olmanız dileğiyle...

İnstagram: https://www.instagram.com/mervekantarciculha/

Yazının devamı...

Nasıl İsraf Ediyoruz?

Gıdaları tüketmeden çöpe atıyoruz, ihtiyaç fazlası kıyafetleri dolapta bekletiyoruz, en yakın mesafelerde araç kullanıyoruz, dolmayan çamaşır makinesini çalıştırıyoruz, makyaj yaparken neredeyse ıslak mendil kutusunu bitiriyoruz, hatta hiç açmadığımız kozmetik ürünleri var; tarihi geçince çöpe atıyoruz, abdest alırken milyonlarca insanın bir damlasını bulamadığı suyu bir dakikada harcıyoruz, iftar yaparken sabit menülere teslim oluyoruz, misafir geldi ayıp olmasın diye ihtiyaçtan fazla ekmek alıyoruz, restoranda bazen peçete dağlarına sebep oluyoruz, çocuğun tabağındaki bitiremediği yemeğini çöpe atıyoruz…

Bu listeyi uzatmak mümkün. Bunların hiçbirini yapmayanları takdir ediyorum ama gelin görün ki mutlaka birini yapıyoruz. Ticaret Bakanlığının İsraf Raporuna göre dünyada her yıl üretilen gıdaların 1,3 milyon tonu, başka bir deyişle üçte biri, çöpe atılıyor. Bu rakam, dünya enerji tüketiminin %10’undan fazla bir değere eşit. Ekonomik yükü ise 750 milyar dolar. Şöyle bir baktığınızda okuryazarlık arttı, üniversite mezun sayısı arttı, bilinçlenme arttı; fakat sonuçlar öğrenim ve gelir düzeyinin artmasına paralel olarak yemek israfının da arttığını gösteriyor. Dünyadaki bütün ülkeleri biz düzeltemeyiz ama kendi ülkemize dokunabiliriz.

Öğrenim Düzeyi Arttıkça İsraf da Arttı

Gıdaları tüketmeden çöpe atma nedenleri arasında birinci sırada “bozulması”, ikinci sırada “tüketilememesi” geliyor. Gıdaların fazla satın alınması ya da pişirilmesi, gıda alışverişlerinde gereğinden fazla saklama koşulları, son kullanma tarihi, dayanma süresi vb. noktalara dikkat edilmeden gıda alışverişinde bilinçsiz davranılması da bu nedenleri besliyor diyebiliriz.

Araştırmaya göre gıdaları tüketmeden çöpe atma nedeni olarak tüketilmemesi ve saklama yeri olmamasını belirten erkeklerin oranı kadınlardan önemli derecede yüksek. Gıdaların çöpe atılmasının öğrenim düzeyi arttıkça artması da ayrı bir yazı konusu. Eğitim artarken bu rakamlar niye? Herkes kendini sorgulamalı...

Ne Yapabiliriz?

Her şey bizim elimizde. Dünyayı güzellik kurtaracak diye sosyal paylaşımlar yapmasına yapıyoruz ama altını dolduramıyoruz.

Alışverişe liste ile gidilmeli

Gıdaların kalan bölümü değerlendirilmeli

Fazla gıdalar derin dondurucuya kaldırılmalı

İsraf olacağının bilinciyle gıdalar ihtiyaç kadar, tüketilecek kadar satın alınmalı

Çöpe atmamak ve daha az para harcamak için son kullanma tarihi yakın olan ürünler satın alınmamalı

Yemekler tüketilecek miktarda pişirilmeli

Hiçbir şey yapılamıyorsa fazla olanlar paylaşmalı

En önemlisi de çocuklarımıza ve eşlerimizde israfın ne demek olduğunu anlatalım

İnstagram: https://www.instagram.com/mervekantarciculha/

Yazının devamı...

Alışverişte Çocuğu Kısıtlamak

Çocuğunuz ya da yeğenleriniz için harika bir oyuncak ya da çok güzel bir kıyafet gördünüz, önce fiyatını mı sorarsınız yoksa hemen kasaya mı yönlenirsiniz? Genelde dayanamayız. “Onun için almaya değer” anlayışıyla hareket ederiz ve çocukları fark etmeden olağanüstü doyumsuz olma dünyası ile tanıştırırız.

Alışveriş yaparken hepimiz denk gelmişizdir; çocukların ebeveynlerine bir yığın oyuncak veya herhangi bir şey aldırmak istemelerine, çığlıklarına, huysuzluklarına... Bunun karşısında “oğlum o satılmıyormuş, kasiyer abisi bu satılmıyor değil mi, evde aynısından bir sürü var.” şeklinde çocuklarını sakinleştirmeye çalışan anneler ve babalar… Doyumsuzluk tam olarak nedir? Nasıl başa çıkılır?

Ebeveynler, artık belli bir metotla, uygulama ile değil de çocukları çocuk olarak görmeden hareket etmesi gerektiğini anladı anlamasına da hâlâ değişime nereden ve nasıl başlayacağını bilmiyor. Bence işe, “Benim zamanımda çocuklar böyle değildi, benim çocukluğumda bu kadar oyuncağım bile yoktu.” sözlerini bırakmakla başlamalı. Bir kere artık zaman sizin zamanınız, sizin çocukluğunuz, sizin şartlarınız değil. Burada herkes hemfikir olmalı. Teknoloji çağındayız. Çocuklar; robotlar, telefonlar, tabletler gibi birçok akıllı elektronik aletin içine doğuyor. Hatta bir bebeğin profesyonel fotoğraf makinesiyle tanışma yaşı bile 0’ın altına düştü.

“Bunları biz de biliyoruz da peki ne yapacağız?” dediğinizi duyar gibiyim. Psikolog arkadaşlarımdan ve akademisyen hocalarımdan aldığım bilgilere göre “çocuğun her istediğini yapmamak” ana kuralların başında geliyor. Özellikle doyumsuzluktan ötürü söylediklerini yapmak tam anlamıyla çocuğa kıymak demek oluyor.

Neler yapılabilir?

Anne baba her şeyi alır profilinden uzak durmanız gerekir. Her şeyin emekle alındığını öğretin.

Ona ufak görevler verin. Görevi tamamladıktan sonra takdir edin. Böylece hem sorumluluk duygusu artacak hem de özgüveni gelişecek.

Tasarrufu öğretin. Basit bir örnekle her gün kullandığı suya, aslında başka çocukların ulaşamadığını anlatın. Afrika’daki çocukların fotoğraflarını gösterin. Bu şekilde verdiğiniz somut örnek suyu kullanırken aklına gelecektir.

Size yardım etmek istediğinde “sen çocuksun, yapamazsın içeride oyuncaklarınla oyna” demeyin. Yaptığınız işi onun da oyuncaklarıyla yapabileceğini gösterin. Hatta aynı işi onun da yanınızda yapmasına izin verin.

Çocuğa hediye alacağınız zaman her şeyi almış olmayın. Geride mutlaka almadığınız, onun hayalini süsleyebilecek şeyler de kalsın.

Listeyi uzatmak mümkün. Bunların yanında çocuk müzesi, fuarları ve etkinlikleri gibi bir sürü şey var. Çocuklarınızı tabletle kenara almak yerine buralara götürün. Çünkü artık teknoloji, sadece çocukların değil bizlerin de vazgeçemediği bir öğün hâline geldi.

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.