MODA
GÜZELLİK
AİLE
SAĞLIK

TİP 2 DİYABETTEN KORUYUCU DİYETLER

Tip 2 diyabetin görülme sıklığı giderek artıyor. Öyle ki geçmiş yıllarda bugün için yapılan gelecek projeksiyonlarından bile çok daha yüksek oranlarla karşı karşıyayız. Oysa beslenme alışkanlıklarımızı değiştirerek Tip 2 diyabetten korunmak elimizde… İngiltere Chester Üniversitesi’nde İnsan Beslenmesi yüksek lisansı yapan diyetisyen Ezgi Pekgöz İngiltere’de konuyla ilgili, en güncel kanıta dayalı rehbere göre önerilerini paylaşıyor. Pekgöz “Akdeniz diyeti, Nordik diyet, DASH diyeti, Vegan ve Vejeteryan diyet ile karbonhidrat kısıtlayıcı diyet Tip 2 diyabet riskini azaltan diyetler olarak öneriliyor” diyor. Gelin kısaca bu diyetlerin neler olduğuna bakalım:

Akdeniz ve Nordik diyeti

Akdeniz diyeti lif, tam tahıl, meyve ve sebze, zeytinyağı ve fındık yağından zengin bir diyet. Bu diyette istenmeyenler arasında ise kırmızı et, işlenmiş et ürünleri ve doymuş yağ asitleri yer alıyor. Birçok bilimsel çalışmanın meta analizleri; Akdeniz diyetinin Tip 2 diyabet ile ilişkilendirilen HbA1c’yi büyük oranda düşürdüğünü gösteriyor. Nordik diyet de aslında Akdeniz diyetine oldukça benziyor. Harvard T.H.’de beslenme profesörü Dr. Frank Hu, Nordik Diyeti “Akdeniz diyetiyle birçok benzerliği paylaşan sağlıklı bir diyet şekli” olarak tanımlıyor. Nordik diyette çavdar, arpa ve yulaf gibi tam tahıldan zengin gıdalar yer alıyor. Meyveler ve sebzeler de bu diyetin vazgeçilmezleri arasında… Özellikle de patates, havuç ve lahana gibi kök sebzelerle yaban mersini ve çilek gibi antosiyaninlerden zengin kırmızı meyveler... Somon, uskumru ve ringa balığı gibi yağlı balıklar ile fasulye ve bezelye gibi kurubaklagiller de Nordik diyetin önemli bir parçası. Akdeniz diyeti ile Nordik diyeti birbirine benzese de bazı farklılıkları var. Örneğin Akdeniz diyetinde zeytinyağı bulunurken, Nordik diyette kolza yağı (kanola yağı) tercih ediliyor. Ayrıca Nordik diyetinde; tahıllar, krakerler ve tam tahıl arpa, yulaf ve çavdar ile yapılan ekmekler gibi yüksek kaliteli karbonhidratlar yer alıyor.

Harmanlamak en iyisi

DASH diyeti hipertansiyon önleyici diyet olarak bilinse de diyabetten korunmada da etki gösteriyor. Bu diyetin Akdeniz diyeti ile kombine edilmesi durumunda kardiyoprotektif etkisi de önem arz ediyor. Düşük karbonhidrattan beslenme kısa vadede kilo kaybında ve diyabetten korunmada etkili olmayı başarıyor. Ancak uzun vadede etkisi bilinmiyor. Vegan ve vejeteryan diyetler ise diyabet de dahil olmak üzere birçok hastalığın önlenmesi için etkili görünüyor. Tabii tek tip beslenmenin risklerini de unutmamak gerekiyor. Zaman zaman bu diyetleri harmanlamak en iyisi…

Kurkumin koruyucu

Zerdeçal baharatının etkin bileşiği olan kurkuminin diyabetten koruyucu etki gösterdiği bilimsel çalışmalarla ortaya koyuldu. Bu nedenle ara öğünlerinizde zerdeçallı yoğurt iyi bir seçenek olabilir. Ancak zerdeçalı tüketerek kurkuminin antidiyabetik etkisinden yararlanmak çok da kolay değil. Çünkü zerdeçalın içindeki kurkiminin emilimi oldukça düşük. Pankreatik beta hücrelerinden insülin salgılanmasını uyararak, antidiyabetik aktivite gösteren kurkuminin gerçek gücünden yararlanmak için diyabet riski yüksek olanların, doktor kontrolünde, aralıklı olarak kurkumin takviyesi alması yararlı olabilir.

Yazının devamı...

Doğal güzellik kürleri

Kış mevsiminde soğuyan havayla iyice kuruyan ve yıpranan cildinizi doğal güzellik kürleriyle şımartın.

Eczacı Selen Esener 12 yıldır maskeler yapıyor. Uyguladığı tüm maskeleri bir deftere not etti. O defterde yaklaşık bin tane maske tarifi biriktirdi. İçlerinden en memnun kaldıklarını Instagram’da (@eczacigozuylee) paylaşmaya başladı ve iki yılda yarım milyona yakın takipçisi oldu. Instagram ve YouTube’da paylaştığı kürlerinden, en iyi geri dönüşler aldığı mevsime özel güzellik ve bakım reçetelerini Esener ile konuştuk.

Saçlarınız için nem kürü:

Soğuk havalarda saçlarınız daha çok yıpranıyor ve dökülüyor. Saçlarınızın daha sağlıklı ve daha gür olması için bu kürden yararlanabilirsiniz.

İçindekiler:

- 3 yemek kaşığı hindistancevizi yağı
- 8 damla sedir yağı
- 8 damla ylang ylang yağı
- 3 damla nane yağı
- 3 damla lavanta yağı

Yapılışı:

Tüm malzemeleri karıştırıp koyu renkli cam şişeye koyun. Karışımı saçınıza sürüp boneyle kapatın. 1-2 saat bekledikten sonra yıkayabilirsiniz. Dökülmeniz çoksa bu kürden haftada üç kereye kadar yararlanabilirsiniz.

Kış serumu:

Kışın cildinizi nemlendirecek ve kırışıklıklarınıza iyi gelecek bu kış serumu tarifinden her gece kreminizi sürmeden önce yararlanabilirsiniz.

İçindekiler:

- 2 yemek kaşığı aloe vera jel
- 1 yemek kaşığı argan yağı
- 1 tatlı kaşığı paçuli yağı
- 1 tatlı kaşığı gliserin

Yapılışı:

Malzemeleri karıştırıp koyu renkli cam şişeye koyun. Karışımı bitene kadar kullanabilirsiniz. Gözünüze gelmemesine dikkat edin.

Muzlu kış maskesi

Cilt bakım rutininde haftada 1-2 kere maske uygulamak cildin sağlıklı kalması için gerekli.

Kışın cildimiz çok kuruduğu ve pul pul döküldüğü için maske yapmak özellikle önem taşıyor.

Tüm maskeleri uygulamadan önce bir alerji testi yapmayı ihmal etmeyin. Bunun için cildinizde küçük bir bölgeye bir miktar maskeden sürüp, yarım saat bekledikten sonra herhangi bir reaksiyon oluşup oluşmadığına bakın.

İçindekiler:

- Yarım muz
- 1 adet yumurtanın akı

Yapılışı:

Yarım muz ve 1 adet yumurta akını iyice karıştırın veya blenderdan geçirin. Muzun kabuğuna yakın kısmını da bıçakla sıyırıp karışıma eklemeyi unutmayın. Maskeyi yüzünüze sürdükten sonra 15 dakika kadar bekletip yıkayabilirsiniz. Maskeden sonra tonik ve nemlendiricinizi sürmeyi ihmal etmeyin.

Bu maskeyi haftada en fazla iki kere uygulayabilirsiniz.

Avokadolu kış maskesi

Avokado kışın kuruyan ve pul pul dökülen cildinizi nemlendirmede çok faydalı onun için kış maskelerinde genellikle tercih edilen bir meyve.

İçindekiler:

- 1 adet avokado
- 1 yumurta sarısı
- Yarım çay kaşığı tarçın

Yapılışı:

Tüm malzemeleri karıştırın veya blenderdan geçirin. Maskeyi yüzünüze sürüp 20 dakika bekleyin. Ardından yıkayıp tonik ve nemlendiricinizi sürün. Maskeyi haftada bir, en fazla 2 kere uygulayabilirsiniz.

Yazının devamı...

Kalıcı zayıflamanın püf noktaları

Dr. Ayça Kaya yeni kitabında kalıcı olarak kilo vermenin püf noktalarını anlatıyor. Kaya kişinin herhangi bir diyete veya ilaca bağımlı olmadan, yeme davranışlarını değiştirerek kalıcı olarak kilo verilebileceğini söylüyor.

Sayarak Zayıfla 5333” kitabıyla tanıdığımız iç hastalıkları uzmanı Dr. Ayça Kaya, yıllardır kilo problemi yaşayan kişilerle çalışıyor. Bunca yılda okuduklarını ve gözlemlediklerini de hap bilgiler şeklinde, hasta hikayeleriyle de süsleyerek yeni kitabında paylaşıyor. “Kalıcı Zayıfla, Kilo Vermenin Püf Noktaları” (Doğan Kitap) haftaya raflarda yerini alacak. Kitap çıkmadan önce Dr. Kaya ile buluştuk. Önce birlikte sabah sporumuzu yaptık sonra da sağlam bir kahvaltı… Çünkü Dr. Kaya’ya göre kalıcı kilo vermek için güne iyi bir kahvaltıyla başlamak ve egzersizi ihmal etmemek gerekiyor. Ancak bu kadarı yetmiyor! Kaya dikkat edilmesi gerekenleri şöyle sıralıyor:

Gerçeğin farkına varın

Kilo probleminiz varsa çok ciddi bir sağlık sorunuyla karşı karşıya olduğunuzun farkına varın. Öncelikle bel çevrenizi mezurayla ölçün. Kadınlarda 84, erkeklerde ise 94 santimetre ve üzerindeki değerler sorunludur. Ayrıca kilonuzu, boyunuzun karesine bölerek hesaplayacağınız vücut kitle indeksi (VKİ) de kilo sorununuzun hangi düzeyde olduğunu anlamanızı sağlar. VKİ’nin 25-30 arasında olması fazla kiloyu, 30-40 arasında olması ise obeziteyi işaret eder.

Sorunun kaynağını bulun

Kalıcı çözüm için kilo sorununuzun nedenini bulun. Yanlış bir yeme davranışınız mı var yoksa metabolik veya hormonal bir sorununuz mu, ya da çok mu az hareket ediyorsunuz?

Güçlü bir nedeniniz olsun

Kilo vermek için çabanıza eşlik edecek güçlü bir nedeniniz olsun. Daha güzel görünmek için mi kilo veriyorsunuz yoksa daha rahat nefes almak veya şeker hastalığınızın daha iyi seyretmesi için mi? Çabalarken yorulduğunuz anda mutlaka aklınıza bu nedeni getirin.

Gerçekçi bir hedef koyun

Gerçekçi hedefler koymak, hayal kırıklığı nedeniyle zayıflamaktan vazgeçmenizi engelliyor. İlk olarak beş kilo vermeyi hedefinize koyun. Ardından ikinci beş kilo… Ancak ikinci beş kilonun daha yavaş gideceğini de bilin.

Beslenme günlüğü tutun

Birçok araştırma sadece yediklerinizin kaydını tutarak yediğiniz miktarı yüzde 30’lara varan oranda azaltabileceğinizi gösteriyor. Dr. Kaya’nın takip ettiği hastalardan beslenme günlüğünü en özenli şekilde tutanların en başarılı sonuçları aldığını da öğreniyoruz.

Motivasyonunuzu artırın

Kendinizi sürekli motive etmeniz gerekiyor. Beslenme günlüğünüze yememeyi başardıklarınızı da yazın. Günde bir kez sabahları aç karnına tartıya çıkın, değişimi görün ve moral depolayın.

Çok yediğinizi düşünün

Zayıflamanın en önemli adımlarından biri çok yediğinizi kabullenmek ve bu durumu beyninizde bitirmek... Kendinizi başkalarıyla kıyaslamayın.

Yasak yok, ertelemek var

Bir yiyeceği yasak kategorisine koyduğumuzda, hep daha cezbedici görünür. Yasak koymaktansa yemeyi ertelemek, kişiyi rahatlatır ve yiyecekten daha kolay vazgeçmeyi sağlar.

Kendinize ayıp etmeyin

Çoğumuz ikram edileni karşımızdakine ayıp olacak diye reddedemiyoruz. Ancak öncelikle kendinize ayıp etmeyin! Aç değilseniz tadına bakmak için bile ağzınıza koymayın.

Yiyecekleri değersizleştirin

Yemek istemediğiniz ne varsa onu gözünüzde değersizleştirin. Mesela bir davette size su böreği ikram edildiğinde bir anda aklınıza pişmemiş çiğ, vıcık vıcık bir hamur getirerek onu yemekten vazgeçebilirsiniz.

Kilo vermek için 5 tüyo

1 “Günde 6 öğün ye, her iki saatte bir bir şey ye, yemezsen metabolizman çalışmaz” tavsiyesinin artık tıbben yanlış olduğunu biliyoruz. Yedikçe yiyesiniz gelir!

2Açlığınızı ertelemeyin, yoksa bir sonraki öğün çok aç olacağınız için dünyaları yiyesiniz gelir ve yersiniz.

3“Çocuğum yemekten önce bir şey yeme, yemekte bir şey yiyemezsin” sözünü unutun. Hatta yemekten ve davetlerden önce yoğurt gibi kalorisi düşük, tok tutacak sağlıklı atıştırmalıkları tüketin. Böylelikle sofraya oturunca kendinize hakim olabilirsiniz.

4Kontrol edemediğiniz yiyeceği kendinizden, evinizden ve sofranızdan uzak tutun.

5Yemekte su içmenin kilo aldırdığı tam bir şehir efsanesidir.

Yazının devamı...

“Bayramınız zehir olmasın”

Doç. Dr. Hande Sipahi: “Hijyenik kesim, doğru pişirme ve uygun saklama koşullarına dikkat edilmediği takdirde keyifle geçmesini umduğumuz bayramımız zehre dönüşebilir”

Kurban Bayramı birçoğumuz için et tüketim miktarlarının arttığı bir dönem olacak. “Uzmanlar et yemeli mi, yememeli mi diye tartışa dursun, biz et seven taraftayız” diyorsanız bu öneriler tam size göre. Et tüketiminden kaynaklanan sağlık risklerini en aza indirmenin püf noktalarını Yeditepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Toksikoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hande Sipahi’den öğrendik.

Ne kadar saklamalı?

- Et yüksek miktarda protein ile B12 ve demir gibi vitamin ve mineralleri içerdiğinden sağlığımız açısından oldukça faydalı bir besindir. Ancak hijyenik kesim, doğru pişirme ve uygun saklama koşullarına dikkat edilmediği takdirde keyifle geçmesini umduğumuz bayramımız zehre dönüşebilir.

- Sağlıksız koşullar, ette hızla salmonella gibi bakterilerin üremesine; besin zehirlenmesi sonucunda ishal, mide krampları, bulantı ve kusma gibi rahatsızlıklara yol açar. Bu belirtiler bakteri bulaşmış et tüketimini takiben üç gün içinde ortaya çıkar. Bu sağlık risklerinden korunmak için öncelikle kurbanlık hayvanın özel kesimhanelerde hijyenik koşullarda kesilmesi gerekir.

- Şu anda yaz aylarının sonuna gelsek de havalar hâlâ çok sıcak olabiliyor. Sıcak havalar da bakterilerin daha hızlı üremesi için oldukça elverişli bir ortam hazırlıyor. Bu nedenle etin kesildikten sonra hemen yenmeyecekse soğukta saklanması gerekiyor.

- Pişmemiş eti buzdolabında üç-beş gün, derin dondurucuda altı aydan 12 aya kadar saklayabilirken; etin böbrek, karaciğer, kalp gibi sakatat kısımlarını buzdolabında bir-iki günden, derin dondurucuda ise üç-dört aydan fazla saklamamak gerekir. Et suyunun ve pişmiş et ürünlerinin saklanma süresi daha kısadır. Bu ürünleri buzdolabında üç-dört gün, derin dondurucuda iki-üç ay saklayabiliriz.

“Kavurma ve fırında pişirmeyi tercih edin”

Eti pişirirken yanan kısımlarda oluşan PAH (polisiklik aromatik hidrokarbonlar) kanserojen olduğu kanıtlanmış, kimyasal bir yanma üründür. Bu nedenle yaz mevsiminde ne kadar yapmak istesek de mangalı sınırlı tutmak, onun yerine eti kavurmayı veya fırında pişirmeyi tercih etmek gerekiyor. Ancak mangaldan vazgeçemiyorsanız da en azından etin yanan kısımlarını mümkün olduğu kadar yememeye gayret edin.

“Proteinden arındırılmış bir detoks yapın”

Uzun süre protein ağırlıklı beslenmek kemikteki kalsiyum dengesini, böbrek ve karaciğer fonksiyonlarını bozar, kanser ve kalp damar hastalıkları riskini artırır. Tüm bu sorunlardan korunmak için yüksek miktarda et tükettiğimiz bayram tatilinin sonunda birkaç gün proteinden arındırılmış bir detoks yapmak organlarımızı rahatlatmak adına faydalı olabilir.

“Eti ölçülü tüketin”

Kurban Bayramı’nda sindirim sistemimiz alışık olduğu düzeninin oldukça dışına çıkıyor. Bayram ziyaretleri esnasında her öğünde et tüketmek ve etin yanında da ağır beslenmek mide-bağırsak sistemimizi çok yoruyor. Halk arasında “bayram beyi olmak” diye bilinen durum işte bu abartılı ikramların sonucunda ortaya çıkar. Bundan korunmak için eti ölçülü tüketin, yanında da sebze tüketmeyi deneyin. Bunun yanı sıra nane, kekik ve limon karışımından hazırlayacağınız bir bitki çayı karışımı da “bayram beyi”ni rahatlatabilir.

Yazının devamı...

Eczacılar Koşuyor

“Eczacınız en yakın sağlık danışmanınızdır” cümlesini herhalde çokça duymuşuzdur. Bu boşu boşuna da ortaya çıkmış bir ifade değildir. Toplumumuz eczacılarını güvenilir sağlık danışmanları olarak görmektedir. Bir eczacı olarak meslektaşlarımın da bu güveni korumak adına harıl harıl çalıştıklarını gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. Eczacılar eğitimden eğitime koşan, “Ömür boyu eğitim” felsefesini mesleki ve kişisel gelişimleri için ciddi şekilde önemseyen, sayılı meslek grubundan biridir. Akademisyen bir eczacı olarak,öğrencilerimizin de mesleğimizin onurunu korumak adına sürekli eğitim ve gelişime açık, topluma ve toplum sağlığına duyarlı, günün gereksinimlerine ayak uyduran meslektaşlarımız olabilmeleri için, onları motive etmeyi kendimize bir borç biliyorum. İşte bu yazı da, geleceğin eczacısı olacak, harika işlere imza atan öğrencilerimiz için bir motivasyon olacak.

“Belgrad Ormanı’nda Spor Eczacılığı Koşusu”

Medipol Üniversitesi Eczacılık Öğrencileri Birliği MEDUPSA bu hafta sonu (30 Nisan 2016 Cumartesi) “PharmaRun” etkinliği adı altında Belgrad Ormanı’nda koşacak. Geleceğin eczacıları, spor eczacılığına dikkat çekmek ve bu konunun, sağlıklı yaşamın en yakın danışmanları olan eczacıların sorumluluğunda olduğunu vurgulamak için koştuklarını anlatıyor. Bize de onları desteklemek düşüyor. Haydi eczacı meslektaşlarım hafta sonu koşmaya Belgrad Ormanı’na… MEDUPSA Yönetim Kurulu Üyeleri etkinliğin ana sponsoru olan İstanbul Eczacı Odası’na ve katkılarından dolayı Argevis’e teşekkür etmek istediklerini de özellikle belirtiyor.

MEDUPSA etkinliklerini takip etmek isteyenler: https://m.facebook.com/MEDUPSA-1438013213135905/ sayfasına ulaşabilir.

Ecz. Metin Uyar'ın diğer yazıları içinse: https://www.facebook.com/metinuyarofficial sayfası tavsiye edilir.

Yazarın Twitter hesabı: https://twitter.com/metinuyar

Yazarın Instagram hesabı: https://www.instagram.com/metinuyar/

Yazının devamı...

Gelince bahar ayları gevşer gönül yayları

Martla birlikte ilkbahara adım attık. Bahar aylarının kuşkusuz sağlığımız ve vücudumuz üzerinde de etkileri oluyor. Baharın gelişi öncelikle bizi yoruyor. Kimimiz az kimimiz çok ama ısı değişimi nedeniyle hepimiz bu dönemden etkileniyoruz. Sonrasında doğanın canlanmasıyla üzerimizdeki depresif ruh halinin fermuarını açıyor, üzerimizden çıkarıyoruz. Hormonlarımız da değişiyor. Oksitosin artıyor, daha çok âşık oluyoruz. Deniz ve havuz sezonuna fit bir vücutla girmek için yatırım yapabileceğimiz en doğru aylara da girmiş bulunmaktayız. Artan serotonin hormonumuz sayesinde bu dönemde karbonhidrata ilgimiz azalıyor. Açık hava egzersizleri tüm çekiciliğiyle bize göz kırpıyor. Bu bilgileri öğrendiğimiz Florence Nightingale Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Başak Oğuz’la sizin için bir bahar rehberi hazırladık.

- Baharın gelişiyle birlikte gelen değişim vücudun yeniliklere kendini adapte etmeye çalışmasıyla yorgunluğu da beraberinde getiriyor. Kimi insanlarda bu yorgunluk daha çok, kimilerinde ise daha az hissediliyor. Bahar yorgunluğu mart veya nisan ayında başlayarak 15-30 gün sürebiliyor.

- Bahar girişinde değişimin doğal bir döngü olduğu ve bu değişime zaten doğal olarak adapte olacağımızın bilinciyle hareket edip psikolojimizi güçlü tutmayı başardığımızda yorgunluk bizi daha az etkiliyor. Bir ayı aşan yorgunluk durumunda ise doktora başvurmak gerekiyor çünkü o yorgunluğun altında kansızlık, B12 veya D vitamini eksikliği, demir eksikliği veya tiroit bozuklukları gibi sorunlar yatabiliyor.

“Yaza hazırlık diyetleri için en doğru zamandayız”

- Yaza hazırlık diyetleri için kesinlikle en doğru zamandayız. Fazlalıklarından rahatsız olanlar o fazlalıkları son bir ayda vermeye çalışınca hayal kırıklığına uğruyor çünkü çok kısa sürede verilen kiloların yarısından fazlası 15 gün içinde geri alınıyor. Deniz ve havuz sezonuna fit girmek için önümüzde üç ay var. Bu üç ayı iyi değerlendirmede kararlı olursak ilkbahar bizi zaten destekliyor.

- İlkbaharın gelişiyle mutluluk hormonumuz serotonin artıyor. Bu da makarna, pilav, ekmek gibi karbonhidrat içeriği yüksek gıdalara yönelik isteğimizi azaltıyor. Menü çeşitliliği de mevsim sebze ve meyveleriyle artıyor. Böylece ağır yemeklerin yerini ızgaralar ve salatalar, tatlıların yerini ise meyveler alıyor. Yani fazlalıklardan kurtulmak isteyenler baharın sunduğu fırsatlardan en iyi şekilde yararlanabiliyor.

“Açık hava egzersizleriyle daha çok kalori yakılıyor”

- Kış boyunca doğanın bir parçası olduğumuzu unutarak alışveriş merkezlerinde dolaşan robotlara dönüştük ve statik elektrikle yüklendik. İlkbahar yüklendiğimiz statik elektriği nötrlememiz için de bize şans tanıyor. Bu dönemde herkes sağlık koşullarına uygun açık hava egzersizlerine yönelerek toprakla ve doğayla temas halinde olmalı.

- Açık havada yürümek, koşmak gibi egzersizler kişilerin modunu, motivasyonunu ve direncini artırıyor. Ayrıca doğayla bütünleşerek egzersiz yapmaya başladığımızda oksijenden daha çok yararlanıyoruz. Bu da performansımızı ciddi şekilde yükseltiyor. Daha çok kalori yakılıyor.

- Vücut hava değişimini tolere etmek için de kalori harcıyor ve kendisini zorluyor. Abartılı egzersizlerle vücuda ekstra yük bindirdiğimizde kalp sağlığımız ciddi şekilde tehlikeye giriyor. Özellikle yaşı ileri kişilerin, ailesinde veya kendisinde kalp hastalığı, tansiyon hastalığı olanların abartılı egzersizlerden kaçınmaları gerekiyor. Açık havada yapılan yürüyüşün en iyi egzersiz olduğunu unutmayın.

“Baharda daha çok âşık oluyoruz”

- Bahar yorgunluğunu attıktan sonra yeni mevsime adapte olmuş oluyoruz. Baharın güzelliklerini karşılamaya başlıyoruz. Güneşli günlerin sayısı artıyor, açık havada daha çok vakit geçiriyoruz. Tüm bunlar depresif duygu durumunda olan kişilerin bile kendilerini daha iyi ve mutlu hissetmelerini sağlıyor.

- Baharın gelişiyle hormonal değişimler de başlıyor. Örneğin oksitosin hormonumuz daha çok salgılanıyor. Oksitosin insanları cesaretlendiren bir hormon olarak baharda aşka daha yatkın olmamıza yol açıyor. Karşı cinsi etkilememize neden olan feromonlarımız da daha çok salgılanıyor ve hissediliyor.

İyilik ve Sağlık dolu bir yaşam için: https://www.facebook.com/metinuyarofficial sayfasındaki yazıları kaçırmayın :)

Yazarın Twitter ve Instagram hesapları için: @metinuyar

Yazının devamı...

Kanserde Kişiye Özel Beslenme Hayat Kurtarabiliyor

Ekipçe iki hafta önce çok sevdiğimiz bir arkadaşımızın kanser olduğunu öğrendik.
Önce çok üzüldük, sonra “Ne yapabiliriz?” diye araştırmaya başladık. Kanser tedavisinin bir ekip işi olduğunu, hastanın sadece onkoloğuyla değil, onkopsikoloğu, onkodiyetisyeni gibi tedavi şansını artıracak, hayatını kolaylaştıracak uzmanlarla da çalışması gerektiğini biliyorduk. Ama bu alanda yetkin uzman bulmanın ne denli zor olacağını bilmiyorduk. En ünlü, en büyük hastanelerde bile böyle uzmanlar bulamayınca büyük şok yaşadık. Nihayet Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Hastanesi’nden Uzman Diyetisyen Dilşat Baş’a ulaştık. Baş kanser hastalarının yarısına yakınında beslenme yetersizlikleri olduğunu belirtti ve kişiye özel beslenmenin önemini anlattı.

“Sadece onkoloğa değil, diyetisyene de gidilmeli”

-Kanser hastalarında ciddi kilo kayıpları oluyor. Tümörün oluşturduğu kimyasallar da iştah kaybına yol açabiliyor. Bir de kemoterapi, radyoterapi ve cerrahi tedavinin beraberinde getirdiği yan etkiler hastanın beslenmesinde bozulmalara neden oluyor. Beslenme yetersizlikleri ise tedaviyi olumsuz etkiliyor. Böylece bir kısır döngü başlıyor.

-Kanser hastasının ilk andan itibaren onkoloğun yanı sıra diyetisyene de gitmesi gerekiyor. Kanser hastalarında kişiye özel beslenme planı ve takibi, hastaların tedavi şansını artırıyor, yaşam sürelerini uzatıyor ve yaşam kalitelerini yükseltiyor

-Her kanser hastasına farklı çözülmesi gereken bir bulmaca gibi bakılmalı. Ne yazık ki tüm kanser hastalarına iyi gelen tek bir beslenme programı yok. Her hastanın kanserinin türüne, ilerleme hızına, yaşına, boyuna, kilosuna ve aldığı tedaviye göre farklı bir beslenme programı oluşturulması ve düzenli aralıklarla hastanın diyetisyen tarafından takip edilmesi şart.

-Son altı ayda yüzde 10, son üç ayda yüzde 5 ağırlık kaybı bizim için beslenme yetersizliğinin göstergesi oluyor. Ağırlık kaybı olan hastalarda tıbbi beslenme ürünlerini de beslenme planına dahil ediyoruz. Rapor çıkardığımızda devlet
bu ürünlerin ücretini karşılıyor. Hastalarda tedaviye bağlı tat değişiklikleri oluşuyor. Bu nedenle hastalara kahve, çikolata, muz, çilek, vanilya, kayısı, şeftali, karadut gibi aromalardan ağız tadına uygun olanı numunelerden deneterek seçip yazıyoruz.

“Kemoterapiden sonra iştahsızlık ortaya çıkıyor”

-Mide-bağırsak sistemine radyasyon alan hastalarda ishal oluşabilir. O hastalara yoğurtlu çorbalardan, patates ve havuç gibi sebzelerden, şeftali ve muz gibi meyvelerden, acısız tarhanadan, yağsız pilavdan zengin bir beslenme programı oluşturuyoruz. Sıvı alımını artırıyoruz ama çay, kahve gibi kafeinli içecekleri azaltıyoruz. İshali kontrol altına alarak besin emilimini artırıp hastanın yiyeceklerdeki faydalı besin öğelerinden yararlanmasını sağlıyoruz.

-Özafagusa uygulanan radyoterapi çok ciddi yutma güçlükleri oluşturabiliyor. Bu dönemde radyoterapi nedeniyle zarar gören sağlam dokuları daha da tahriş etmeyecek yiyecekler tüketmesini sağlıyoruz. Asidik şeyleri koymuyoruz beslenme programına ama mukoza iyileşmesini sağlayacak glutamin aminoasidini almasını sağlıyoruz. Ağız yaralarıyla karşılaştığımızda domates çorbası, salçalı yiyecekler, çok sıcak yemekler önermiyoruz, tuzu azaltıyoruz.

-Kemoterapiden sonraki bir haftalık dönemde hastaların yüzde 50’sinden fazlasında iştahsızlık ortaya çıkıyor. İştahsızlık uzun sürdüğünde hem kilo kaybı oluyor hem de direncimiz düşüyor, bu da tedaviye verdiğimiz yanıtı olumsuz etkiliyor. Bunu önlemek için hastaların beslenme programını erken saatlerde başlatıyor ve toplam enerji ihtiyacını 6-8’e bölerek, sık sık ve az az besleneceği bir beslenme programı ayarlıyoruz. Yeme konusunda çok zorlananların, ara öğünlerde shot bardaklarında beslenme destek ürünleri içmesini sağlıyoruz.

Nelere dikkat etmeli?

-Kanser ve beslenme bir araya gelince mucize beklentiler oluşuyor. “Süt içmeyin” gibi şehir efsanelerine inanmayın veya “Şu meyveyi yiyerek iyileşin, bu sebzeyle kanseri yenin” gibi bilimsellikten uzak tavsiyelere kanmayın. Tek bir süper besinle kanser iyileşmez. Ama hasta doğru beslenirse, tedaviye yanıtı ve yaşam kalitesi artar.

-Kanser hastasının enerji ihtiyacının yüzde 30’dan daha azının yağlardan gelmesi sağlanmalı. Yağ olarak zeytinyağı ve diğer bitkisel sıvı yağların karışımından yararlanılmalı. Şeker yüzde 5-10 aralığında tutulmalı. Bu da günde en fazla bir kutu şekerli içecek içmek veya bir dilim kek yemek ya da bir kase hafif sütlü bir tatlı tüketmek anlamına geliyor.

-Kanser beslenmesinde posayı artırmak gerekiyor. Bunun için tam tahıllı kepek veya çavdar ekmeğini tüketmemiz gerekiyor. Posayı artırmak için günde 5-9 porsiyon sebze-meyve yenmesi öneriyoruz. Sebzeleri pişmiş, meyveleri de mevsim meyveleri olarak tüketmelerini tavsiye ediyoruz. Kuru baklagiller de önemli posa kaynakları.

-Sağlıklı pişirme tekniklerine uymak da kanser beslenmesinde çok önemli. Yumurtayı etrafında yeşil halka olmadan, kuru baklagilleri iyi ıslatıp pişirme suyunu dökmeden pişirmeli. Eti yakmamalı, kızartma ve kavurma yerine haşlama,
ızgara ve fırınlama tekniklerini kullanmalarını öneriyoruz.

“Kanser ilaçlarıyla besin etkileşimleri önemli”

-Kanserde beslenme tedavi boyunca aynı kişide bile değişkenlik gösteriyor. Örneğin kanserden önce diyabeti olmayan birinde tedavinin yan etkilerine bağlı diyabet gelişebiliyor. O durumda bizim beslenme programını değiştirmemiz gerekiyor.

-İlaç-besin etkileşimleri de bu noktada doktor, eczacı ve diyetisyenin ortak çalışması gereken önemli bir alan. Örneğin kanserden korunmada yararlandığımız böğürtlen, karadut, greyfurt, nar, yaban üzümü gibi meyveleri ve karışık bitki çaylarını kemoterapi esnasında kesinlikle kullanmamaları gerektiğini belirtiyoruz. Bunlar ilaçların etkinliğini azaltıyorlar. Yine meme kanseri hastalarının tamoksifen ilacıyla yüksek fitoöstrojen içeren soyalı ürünler ve keten tohumu gibi yiyecekleri birlikte tüketmemesi gerekiyor.

Yazarın diğer yazı ve röportajlarına ulaşmak için: https://www.facebook.com/metinuyarofficial

Yazarın Twitter / Instagram hesabı için: @metinuyar

Yazının devamı...

Yaza kadar sekiz kilo verip sıkılaşmak için egzersizler

Geçen hafta; "Yaz sezonunu açmamıza ne kaldı? Sadece iki ay! Eminim daha şimdiden gideceği plajların hayalini kuranlar vardır. Tabii kumsal için bedeni şimdiden forma sokmak gerekiyor. Zayıflama ve sıkılaşma işini son günlere bıraktığımızda şok diyet ve ağır antrenmanlar sağlığımızı tehdit ediyor. Bu nedenle uzmanlara 'Önümüzdeki iki ayda nasıl beslenir, hangi egzersizleri yaparsak yaza formda girebiliriz?' diye sorduk. Önerilerini uyguladığımızda iki ayda sekiz kiloya kadar verebileceğimizi ve vücudumuzun sıkılaşacağını söylediler. Şimdi, fazlalıklarından şikayetçi olanlar için harekete geçme zamanı." diye yazmış ve nasıl bir beslenme programı ile beslenmemiz gerektiğini uzman diyetisyen Necla Özgüneş'ten öğrenmiştik. Yazının ikinci bölümünde de yaza kadar uygulamamız gereken doğru egzersiz programını bireysel spor danışmanı Murat Bür'den öğrendik.

“Egzersize basit hareketlerle başlayın”

- Yaz mevsimine yaklaştığımız bu aylar spor açısından en riskli aylar.Yıl boyunca hiç spor yapmayan kişiler, bu dönemde bir anda ağır antrenmanlara başlayarak kendilerini sakatlayabiliyor. Oysa vücutlarını zorlamadan basit hareketlerle egzersize başlar ve iyi bir diyet programına göre beslenirlerse iki ayda sekiz kilo verip kaslarını sıkılaştırabilirler.

- Yaza kadar genellikle kendi vücut ağırlıklarını kullanacakları egzersizleri tercih etmeliler. Egzersiz öncesinde yarım saatlik bir yürüyüşle vücutlarının ısınmasını ve egzersiz performanslarının artmasını sağlayabilirler.

- Çok yoğun çalışan kişilere uyanma vaktini bir saat öne almalarını veya iş çıkışı üç günü 30-45 dakikalarını yandaki egzersizlere ayırmalarını öneriyorum. Hiçbir şey yapamıyorlarsa o gün yürüsünler veya evlerinin merdivenlerini inip çıksınlar. Motivasyonu düşük kişilerse Fitwell gibi ücretsiz egzersiz uygulamalarını cep telefonlarına indirerek, oradan gelen bildirimlerle motivasyon ve performanslarını artırabilirler.

Kolay yapılacak 5 egzersiz

1- Çömelme:Ayaklarınızı omuz hizasında açarak dik durun. Nefes verirken kalçanızı dışarı doğru çıkarın ve ağırlığı topuklarınıza verin. Bu şekilde bir sandalyeye otururmuşçasına kalça yere paralel oluncaya kadar çömelin. Yere doğru alçalırken dizlerinizin ayak parmak uçlarını geçmemesine dikkat edin. Hareket sırasında bel bölgesindeki doğal kıvrımı muhafaza edin. Göğsünüzün açık, başınızın karşıya bakacak şekilde olduğundan emin olun. Nefes alırken başlangıç pozisyonuna doğrulun. 15 tekrardan üç set yapılabilir.

2- Şınav:Eller omuz hizasında yerde, kollar vücuda yakın, parmaklar ileri bakacak şekilde şınav pozisyonu alın. Dirsekleri yana açmadan bükerek göğsü yere yaklaştırın. Ellerle yeri itip kolları düzleştirerek başlangıç pozisyonuna dönüp tekrarlayın. 15 tekrardan üç set yapılabilir.

3- Plank:Matın üzerine yüzükoyun uzanın. Kolları dirsekten 90 derecelik
bir açıyla bükerek, dirsekler omuzların hemen altında olacak şekilde kolunuzun dirsekten sonrasını yere koyun. Karnınızı da yerden kaldırarak ayaklarınızın ve kollarınızın üzerinde durun. Karın ve kalça kaslarının sıkılı, vücudunuzun düz olduğundan emin olun. Nefes alıp vererek 30 saniye-1 dakika kadar bu pozisyonda kalın. 15 tekrardan üç set yapılabilir.

4- Crunch:Bu mekik hareketi tüm karın kaslarını çalıştırdığından karın bölgesindeki yağları eritmek için tercih edilebilir. Ellerinizi ensenize alın, boynunuzu oynatmadan gövdenizi yerden yavaşça kaldırın. Gövdeyi hafif öne doğru büküp karın kaslarınızı hissettikten sonra yavaşça aşağı doğru dönün ve ikinci tekrara başlayın. 15 tekrardan üç set yapılabilir.

5- İp atlama:Sağlam bir ip seçip çift ayak ip atlama yapıyoruz. İpi el bileğinden seri bir şekilde çevirmeye başlayıp zamanla çok tekrar ede ede istediğimiz tempoya yaklaşabiliriz. Yoruluncaya kadar bir dakika ip atlayıp iki dakika dinlenerek devam edebiliriz. Bu hareket vücudumuzdaki bütün kasları çalıştırırken baldır ve bacak kaslarını özellikle geliştirir. Kadınlara selülit problemlerinin giderilmesi, kalçalarının dikleştirilmesi ve bacakların biçime girmesi açısından yardımcı olur.

Şüphesiz hareketlerde zorlanıyorsanız doktorunuza danışın.

Yazarın güncel sağlık yazılarını takip etmek ve yazarla iletişim kurmak için : https://www.facebook.com/metinuyarofficial

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.