MODA
GÜZELLİK
AİLE
SAĞLIK

Benimle Boşanır mısın?

Benimle Boşanır mısın? Kitabı Çıktı !!!

Kitabın kapağında yer alan Benimle Boşanır mısın? sorusu size ironik gelebilir. Evlenmeden önce her genç kızın duymak istediğibir sorudur: “Benimle Evlenir misin?” İşin özünde bu sadece salt bir ev paylaşma teklifi değil, bu aslında bir hayatı paylaşma teklifidir. Hayat içinde neler vardır: İyilik- kötülük, güzellik- çirkinlik, sağlık- hastalık, zenginlik- fakirlik, sevinmek-üzülmek, çalışmak –pes etmek, sevmek- nefret etmek, affetmek- ayrılmak ve daha nice birbirinin zıddı duygular ve olaylar. Aile olmak vardır. Bireyin kendi özeli vardır, bu özeli paylaşan sevdikleri, ailesi vardır. İşte Benimle Evlenir misin? sorusuna evet demek, iki kişinin özelini birleştirip yeni bir hayat kurmaları ve bu hayatı paylaşmaları demektir.

Benimle Boşanır mısın? sorusu ise Benimle Evlenir misin? sorusu gibi heyecan verici ve etkileyici değildir. Çoğu zamanda böylesine kibar ve naif bir yanı da yoktur. Sert ve acımasızdır boşanma teklifi. Evlenme teklifi gibi içine almaz, ısıtmaz ve sarıp sarmalamaz. Soğuk bir yüzü vardır. Tüm çabaları, fedakârlıkları, yaşanmışlıkları, resimleri, anıları bir kâğıdı buruşturup çöpe atmak gibidir. Mış gibi yapmaktır, mazide kalan ne varsa hiç yaşanmamış gibi silip atmaktır. Eşleri yıpratır çoğu zaman, bazende rahatlatır. Kimine kötü gelir kimine iyi. Evlilik sürecinin eşlere hissettirdiği duygulara göre değişir ayrılık sürecinin etkisi. Ama ne hissetirse hissettirsin şarkıda dendiği gibi “Her ayrılık bir vurgundur. ”Kimse vurgun yemek, acı çekmek, üzülmek ve yıpranmak istemez. Bir yuva kurarken herkesin genel arzusu; mutlu olmak ve sevdiği insanla bir ömür boyu birlikte yaşamak, birlikte yaşlanmaktır.

Hayaller , umutlar, güzel dilekler vardır evlilik yolunda.. Bazen bu hayaller kırılır, umutlar tükenir ve ilekler gerçekleşmez. Kurulan aile yuvası ortadan ikiye çatırdamaya başlar. Eşler arasında mesafeler girer, soğuk rüzgarlar eser evin içinde.. Onca emek, onca çaba yapılan hatalar yüzünden boşa gider. Bir yazarında dediği gibi: “Başkalarının hatalarından dersler çıkarın. Çünkü insan tüm hataları kendi yapacak kadar uzun yaşamıyor.”

Her ilişki ve evlilik özeldir. Ancak hatalar benzerlikler gösterebilir. Bazen hatalardan ders çıkarmak için o hatayı tecrübe etmeye gerek olmayabilir.

Benimle Boşanır mısın? kitabında birbirinden farklı ve ayrı zamanlarda yaşanmış beş hayat hikayesi yer almaktadır. Bu hikayeler ve yaşanmışlıklar size çok yabancı gelmeyecek. Kendinizden ve çevrenizden izler bulabileceksiniz. Zira evliliklerin bitmesine genel olarak tekrarlanan aynı hatalar neden olabilmektedir.

Benimle Boşanır mısın? kitabında Elif ve Samet, Özcan ve Derya, Ayşe ve Kemal, Turgay ve Pınar ile Cenk ve Layla'nın hayallerini, umutlarını, sevinçlerini, üzüntülerini, kaygılarını, korkularını, çaresizliklerini ve hatalarını okuyacak, yanlış iliklenen düğmeler gibi hataların üst üste gelmesi ve evliliklerin farklı hatalarla hep aynı çıkmaz sokağa çıkmış olduğunu göreceksiniz.

Evlilik süreci deniz gibi, hava gibidir. Bazen dingin ve huzur verici, bazen kapalı, kasvetli ve dalgalıdır. Önemli olan da bu dalgalı denizd,dalgalara kapılmadan birlikte yüzebilmek, bu kasvetli havanın ardından güneşin doğacağı inancı ile sabırla bekleyebilmektir.

Kendinizden ve çevrenizden izler bulduğunuz bu hikâyelerde her ne kadar hayal kırıklıkları ve ayrılıklar olsa da bu ayrılıklardan sonra hayatın devam ettiğini ve umudun her zaman var olduğunu da göreceksiniz.

Herşeyi hızla ve çabucak tükettiğimiz, bu devirde aşkları da beraberlikleri de hızla tüketiyoruz. Kolayca tüketilmeyen, sabır, hoşgörü, sevgi, sadakat ve fedakârlıklarla yoğrulmuş, sağlam temellere dayalı, dünyada milyarlarca kişi varken bir kişiyi tercih etmenin, onunla bir hayatı paylaşmanın verdiği mutluluğun evliliğe yansıması, evliliğin tükenmesine fırsat vermeyecektir.

Murat ATİLA

Klinik Psikolog & Aile Danışmanı

Yazının devamı...

Reklamlar Çocukları Nasıl Etkiliyor?

Reklam; bir şeyi geniş kitlelere tanıtmak, beğendirmek ve o şeyin satın alınmasını, satılmasını sağlamak için söz, yazı ve benzeri araçlarla yapılan her türlü tanıtma çabasını ifade eder. Günümüzde ise bu tanıtma çabaları hayatın her alanında daha çok kendini gösteriyor. Başımızı çevirdiğimiz her yerde karşımıza çıkan reklamlardan çocuklarda nasibini alıyor. Çocukların aileler üzerindeki tesiri ve ürün seçimindeki ısrarlı davranışlarını göz önüne alarak hazırlanan reklamlar karşısında ebeveynler kimi zaman çaresiz kalıyor ve çocuklarının isteklerini yerine getirmek zorunda kalıyorlar.

Reklamların çocuklar üzerinde olumlu ve olumsuz etkileri bulunuyor. Bu nedenle ebevenlerin çocuklarını olumsuz etkileyebilecek reklamlara karşı dikkatli olmaları gerekiyor.

Reklamların çocuklar üzerindeki olumlu etkilerini şöyle sıralayabiliriz:

1. Reklamlar çocukları dış dünya ve sosyal hayat hakkında bilgilendirmektedir. Reklamlarda yer verilen tanıtıcı ve doğru bilgiler çocuğun bilgi kapasitesinin armasına katkı sağlar.

2. Reklam izleyen çocuk yetişkin dünyasına ait nesnelerle yakınlaşması açısından önemlidir. Yeni neselerle yakınlaşma çocuğun sosyal gelişiminide olumlu etkiler.

3. Reklamlarda olumlu davranışlar sergilemesine yönelik mesajlar verilmesi ( ellerini yıka, dişlerini fırçala v.b.) çocuğun davranışlarında değişiklik göztermesini sağlar.

4. Reklamlarda çocukların bir tiyatro yada spor gösterisi yapmaları, sosyal sorumluluk projesinde yer almaları, bu reklamı izleyen çocuklarında bu tip faaliyetlere katılmalarını teşvik etmiş olur.

5. Reklamlarda sağlıklı besinlerin kullanılması ( balık, süt, yoğurt v.b.) teşvik edilmesi, çocukların beslenme alışkanlıklarını sağlıklı olmasına katkı sağlamış olur.

6. Reklamlar çocuklara tüketici olma, ürünler arası tercih yapma ve oğru ürünü seçme gibi pazar bilgisni de öğretmiş olur.

7. Reklamlarda kullanılan müzikler, danslar ve yapılan so-portif hareketler çocukların hareket etmesini sağlayarak fiziksel ve motor gelişimlerine de destek verir.

8. Kullanılar görseller, renkler, hızlı görsel değişimlerin reklamlarda kullanılması çocukların sahneleri hafızalarında tutmalarını sağlaması açısından önemlidir.

Reklamların çocuklar üzerindeki olumsuz etkilerini ise şöyle sıralayabiliriz:

1. Kısa sürede birbiri ardına sıralanmış birçok reklamın gösterilmesi çocukların dikkatlerini yoğunlaştırma yetilerini olumsuz yönde etkilemektedir.

2. Reklamlarda hazır gıdaların, şekerli, yağlı, tuzlu ve bol kalorili yiyecek ve içeceklerin tanıtılması bu ürünlerin tüketilme oranlarını arttırmaktadır. Bu nedenle çocuklarda diyabet, obezite, diş çürümesi gibi sağlık sorunlarına neden olabilmektedir.

3. Yayınlanan reklamlarda kullanılan argo sözcükler, Türkçe olmayan uydurulmuş kelimeler, ağız ve şive kullanımları çocukların günlük hayatta bu replikleri taklit etmeleri dil gelişimlerini ve konuşmalarını kötü etkilemektedir.

4. Reklamlar tanıttıkları markaların isimlerinin bilinirliğini ve tercih edilme oranını arttırmayı amaçlarlar. Marka ismini öğrenen çocuklar akranlarınında bu markayı tercih etmeleri yada varlıklı görünme adına belli markaları tercih etmektedir. Bu durum çocukların marka bağımlısı olmalarına neden olabilmektedir.

5. Cinsellik ve şiddet içeren yetişkin reklamlarına maruz kalmaları çocukların psikososyal gelimlerini, iletişim becerilerini ve cinsel algılarını olumsuz etkiler.

6. Gerçek ürün ile reklamda tanıtılan ürün arasında fark olması, reklamların yanıltıcı ve aldatıcı olması çocuğun güven duygusunu zedelemekte ve çocuğun kandırma ve aldatma davranışları sergilemesine neden olabilmektedir.

7. Ürünlerin abartılı bir şekilde tanıtılması o ürünleri isteyen çocukların sosyo-ekonomik durumu yetersiz çocukların bu ürünlere sahip olamamaları hayal kırıklığı yaşamalarına sebep olmaktadır.

8. Reklamlarda tanııtılan ürünün çocuk tarafından markette yada alış veriş merkezinde ısrarla istenmesi ebeveyn ve çocuklar arasındaki çatışma yaşamalarına sebep olabilmektedir. Çocuğun reklamda gördüğü her ürünün çocuğa alınması ise doyumsuz ve savurgan bir kişilik geliştirmesine neden olabilir.

Reklamların olumsuz etkilerinin azaltılması ve çocukların bu etkilerden korunması için ailelere düşen sorumluluklar ise şöyledir:

1. Anne-babalar çocuklarınızı bilinçli tv izleme, güvenli internet ve telefon kullanımı hakkında bilgilendirin.

2. Çocuğun TV ve internet kullanımı aşırı olmamalı ve bu konuda sınır konulmalıdır.

3. İnternette yada mobil uygulamalarda yer alan reklamların izlenmemesi ve ilgili linklere tıklanmaması konusunda çocukları uyarın. Mobil uygulamarda mümkün oldukça reklam içermeyen programları tercih edin.

4. Çocuğa iyi örnek olunuz. TV ve İnternet ile fazla zaman kaybetmeyin.

5. Çocuğunuzun izlediği kanalların olumlu içerik yayınladığından emin olun. Olumsuz mesajlar taşıyan çocuk kanallarını kanal listenizden kaldırın ve eğitici programların yayınlandığı kanalları seçmeye özen gösterin.

6. Çocuğa izlediğinin yalnızca bir film, kurgu olduğunu anlatın.

7. İzlenecek programın içeriğine dikkat edin. Çocuğun gelişimine zarar verebilecek programlar seyrettirmeyin. Çocuğu, gelişimine zarar verici internet sitelerinden uzak tutun ve gerekli güvenlik önlemleri alın.

8. İzlediğiniz reklamlar konusunda seçici olarak çocuğunuza örnek olun.

9. Reklamları çocukları oyalama aracı olarak kullanılmayın. (yemek yedirirken, uyuturken ..)

10. Çocuğunuzun reklamda gördüğü ve istediği her ürünü almayın. Neden alamayacağınızı izah edin ve ihtiyacı olan ürünler almaya özen gösterin. Böylece çocuğunuza tüketici bilincini aşılamış olacaksınız.

11. Çocuğunuzun erken uyumasına ve geç saate kadar TV izlemesine, internete girmesine üsade etmeyin.

Reklam bonbardımanına tutulduğumuz teknoloji çağında, çocukları olumsuz içerikli reklamlara karşı korumak zorlaşıyor olsa da alınabilecek tedbirlerle zararları ve riskleri asgariye indirmek mümkündür.

Murat ATİLA

Klinik Psikolog/Aile Danışmanı

Yazının devamı...

Çocukların Yalan Söylemelerini Önlemek ve Dürüstlüğe Alıştırmak İçin 10 Etkili Yol

Yalan söyleme çocuk yada yetişkin olsun her insanda görülen bir davranıştır. Toronto Üniversitesi Çocuk Eğitim Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Kang Lee'nin yapmış olduğu araştırmaya göre okul öncesinde çocuğun yalan söylemesi Onun için yeni bir gelişimsel dönüm noktasıdır. Bu değişim, bilişsel olup çocuğun bilgi düzenleme biçimindeki değişiklikleri ifade eder. Bu normal bir gelişim adımıdır ve çocuğun patolojik bir yalancı olacağı konusunda endişelenmeye gerek yoktur. 4-17 yaş arasında yaygın olan yalanın 17 yaşından sonra azalmaktadır.

Okul öncesi önemde başlayan yalanların devam etmesi ebeveynlerin göstermiş oldukları tepkilerle ilintilidir. Çocuklar başlarına gelebilecek cezayı önlemek yada öfkelenen anne babanın gazabından kurtulmak için kendilerini yalan söylemek zorunda hissedebilirler. Doğruyu söylemesine rağmen aşağılanan, cezalandırılan çocuğun dürüst olmasını beklemek de pek gerçekçi değildir. Çocuğa karşı yalan söylemeye teşvik edici davranışlar içinde olmak yerine onların dürüst olmalarına yardımcı olabiliriz.

Aşağıda sıralan 10 öneri çocuğunuzun yalan söylemekten ziyade dürüst bir davranış sergilemesini teşvik edebilir:

1- Sakin ve Sabırlı olun

Çocuğunuz bir hata yaptığında öncelikle ona karşı nasıl bir tepki verdiğinizi düşünün. Eğer gereğinden fazla kızıyor ve bağırıyorsanız bu tepkileriniz çocuğunuzun normal zamanda benzer tepkiler vereceğiniz endişesi nedeniyle yalan söylemek zorunda kalacaklardır. Aşırı ve sert tepkiler yerine sakn bir ses tonu kullanmayı deneyin ( evet zor alabilir ama imkansız değil) Çocuğu yaptığı hata karşısında suçlamak yerine tepkinizi yapmış olduğu davranışa yönlendirirn ve beraber çözüm yolları arayınız.

2- Cevabını Bildiğiniz Sorular Sormayın

Çocuğunuzun odasının dağınık olduğunu gördüğünüz halde odasını toplayıp toplamadığını sormanyınız. Zaten cevabını bildiğiniz soruları sormak hiç bir fayda sağlamaz. Bu sadece çocuklara yalan söyleme fırsatı verir. Bunun yerine Odanı toplamak için planların neler? yada üstü başı kit içinde olan çocuğunuza "Elbiselerini temizlemek için neler yapabiliriz? diye sorabilirsiniz. Bu tutumunuz hem çocuğunuzla çatışma yaşama ihtimalinizi düşüreceği gibi beraber hareket edip çözüm üretmenizi sağlayacaktır.

3- Önyargılı Olmayın

Çocuğunuzun yalanını yakalamak için imalı sorular sormanız, ona inanmadığınızı hissettirmeniz hatta suçlamanız işleri daha kötüye götürür. Bunu yerine çocuğunuzun anlattığı şeyleri biraz daha anlatabilir misin? diyerek önyargısız bir şekilde dinlemelisiniz. Aklınıza yatmayan noktaları da yargılayıcı bir üslup kullanmadan bu konuyua yanlış hatırlıyor olabilir misin? İstersen biraz daha düşün. diyerek çocuğunuzun doğru ve gerçekleri dürüstçe anlaasına fırsat vermiş olursunuz.

4. Dürüstlüğünü Tebrik Edin

Çocuğunuz bir hatasını siz edürüstçe gelip söylediğinde ( Matemetik sınavından düşük not aldım) bu sizi öfkelendirse bile Onu sergiliemiş olduğu dürüst yaklaşımdan dolayı tebrik ediniz. Sonra da ortaya çıkan sorunun çözümü için nerler yapabileceğinizi değerlendiriniz. çocuğunuzun dürüstlüğünün takdir edilmesi bu tutumunun pekişerek devam etmesini sağlayacaktır.

5. Hatalarından Ders Çıkarmasına Fırsat Verin

"Hatalar, doğru yola götüren çıkmaz sokaklardır." Çocukların yapmış oldukları hatalar karşınında ne kadar sakin olursanız , çocuklarınızın haaları üzerinde düşünme ve ders çıkarmaları o kadar artar. Unutmayın bir bakış bile çoğu zaman sergilenen sert tepkilerden daha etkilidir. Çocuğa yaptığı her hata karşısında bağırmanız, cezalandırmanız davranışın sönmesini bir yana bırakın daha da artmasına sebep olacaktır. Hatta çocuğunuz size içten içe öfke duyup, sizi kızdırmak için çaba gösterecektir. Bu nedenle sakin bir şekilde konuşmanız oldukça önemlidir. Çocuğunuza " Sana yeni bir fırsat verilseydi hatanı düzeltmek için neler yapardın? " gibi bir soru sormak beyin fırtınası yapmanıza ve çocuğunuzun yalan söylemekten ziyade dürüst olmasına yardımcı olacaktır.

6-Sevginizi Gösterin

Çocuğunuza Onu koşulsuz olarak sevdiğinizi söyleyin ve fırsat buldukça bunu gösteriniz. Yaptığı hatalar nedeniyle ondan nefret ettiğinizi düşünmesine neden olmamaya özen gösteriniz. Çocuklar onları koşulsuz bir şekilde sevdiğinizden emin olurlarsa, kendilerini sizden birşeyler saklamak, yalan söymek zorunda hissetmezler. Size karşı daha açık olurlar.

7. İyi Örnek Olun

Bir ebeveyn olarak siz yalan söylerseniz, çocuklarınızın doğru söylemesini beklmeniz abesle iştigal etmek olur. Çocuklarınızın sizi gözlemlediğini unutmayın ve onlara güzel örenek olmak için çaba gösterin.

8-Köşeye Sıkıştırmayın/ Suçlamayın

Çocuklarınızı köşeye sıkıştırmak için bir sorgu memuru gibi davranmaktan kaçının. Ne yaptın? Neredeydin? Bana Yalan Söylemeyi Kes? Beni Kandıramazsın? gibi sorgulayıcı ve suçlayıcı ifadeler kullanmanız çocuğunuzu yalan söylemeye teşvik etmekten başka bir işe yaramayacaktır.

9- Çocuğunuza Güvenin

Çocuğunuzun açıklarını aramak, her söylediği sözün yalan olabileceğini ima etmeniz O'na güvenmediğinizi gösterecektir. Bu tutumunuz, çocuğunuzun kendisine güvenmediğinizi düşünmenize neden olur. "Ben doğru söylesem bile inanmazlar ki? " diye düşünen çocuk malesef gün geçtikçe yalan söylemeyi alışkanlık haline getirecektir.

10- Çocuğunuzu Afişe Etmeyin/Etiketlemeyin

Çocuğunuz yalan söylediğinde bu hatasını eşe dosta, konu komşuya, gördüğünüz herkese anlatmayınız. Çocuğum yalan söylüyor, nasıl bu hale geldi? Kime çekti bilmem ? gibi yakınmalarınız çocuğunuzu rencide edecek ve toplum içinde küçük düşürecektir. Çocuğunuzun yalanı bırakmasını sağlamak için yapmış olduğunuz bu yöntem hiç bir işe yaramayacaktır.

Çocukların yanlış davranışlarını düzeltmenin ana yöntemlerinden biri olumlu davranışa vurgu yapmaktır. Yalan söylediği anları gündeme getirmek yerine doğru söylediği ve dürüst davrandığı anları gündeme getirmek ve takdir etmek yerinde bir tutum olacaktır.

Murat ATİLA

Klinik Psikolog

Yazının devamı...

Başarılı Bir Evlilik Kurmanın 5 Yolu

Evlilik iki farklı insanı bir araya getiren, bir ömür boyu birlikte olmanın amaçlandığı bir kurumdur. İki farkli insanın aynı ev içerisinde sürekli uyumlu ve mutlu olmalarını beklemek pek doğru değildir. Evlenen çiftler arasında bazı konularda anlaşmazlık olması ve çatışmalar yaşanması oldukça doğaldır. Önemli olan küçük sorunları büyütmeden çözüme kavuşturmak ve yaşanan çatışmaları asgari düzeye çekip bir orta yol bulabilmektir. Bu nedenle evliliği mutlu ve başarılı kılmak için çiftlerin bazı adımları alışkanlık haline getirmeleri gerekmektedir. Küçük ve basit adımları yerine getirerek evliliğinizi güçlendirebilirsiniz.

1-Sorunlarla Başa Çıkmayı Öğrenin

Evlilikte yaşanan zorluklar ve anlaşmazlıklar ilişkileri zorlayabilir. Sakin ve çatışmacı olmayan bir şekilde sorunlarınızı ele alın. Eşinizi dinleyin ve olaylara bakış açısını , yaklaşımını anlamaya çalışın. Sonra sorun ile ilgili çözüm önerisini dinleyin. Eşinizin bakış açısı anlamak ve çözüm yolunu öğrenmek sizin bakış açınız ve çözüm yolunuz arasındaki farkları görmenizi sağlayacaktır. Bu farkları analiz etme fırsatı buluğunuzda ise problemin çözümüne yönelik ortak bir yol bulmanız o denli kolaylaşacaktır.

2-Sabırlı Olun

Eşinize karşı sabırlı olmak onu daha iyi tanımanın ve ondan yeni şeyler öğrenmenin yanında sorunlarla nasıl başa çıktığını da öğrenmenizi sağlar. Sabırlı olmak evliliğinizin uyum ve mutluluk içinde geçmesi için önemlidir.

3-Pozitif Olun

Olumlu düşünen biri, genellikle başkalarının imkansız gördüğü şeyleri bile yapabiir. Eğer evliliğiniz hakkında olumlu düşüncelere sahip olursanız, olumlu sonçlara varmanızda o kadar kolay olur. Ayrıca yapılan araştırmalar insanların pozitif bakış açısına sahip kişilerle ortak yaşam alanlarını daha çok paylaştıklarını göstermiştir. Pozitif olmak eşinize ve size hayatın kaçınılmaz problemlerine birlikte karşı koymanız için güç verir.

4-Bağışlayıcı Olun

İnsan mükemmel bir varlık değildir ve her zaman başkalarını memnun etmeyen hatalara yapmaya yatkındır. Bir evliliği devam ettirmek için işin özünde affedicilik olmalıdır. Eşinizin bir hatası karşısında küsmek yada kin gütmek ilişkinize zarar vererek mutsuzluğa hatta evliliğinizin parçalanmasına neden olabilir. Bu nedenle bazı durumlarda zor olsa da affetmeyi öğrenmek gerekir. Hiç kimse mükemmel değildir. Affetmeyi başarırsanız ilişkinizi güçlendirebilirsiniz.

5-Hemen Pes Etmeyin

Evlilik, hayatınız boyunca sizinle yürümek için bir ortak seçmek demetir. Zorluklar karşısında güçlü bir irade sergileyin. Daha iyi daha güçlü adımlar atarak evliliğinizdeki sorunlar ile yüzleşin ve onlarla başa çıkmak için çareler arayın. Evliliğnizde yolunda gitmeyen durumlar ve yaşanan aksilikler karşısında umutsuzluğa düşmeyin ve asla pes etmeyin.

Evlilik kendinizi ve eşinizi tanımak için bir fırsattır. Eşinizi tanımaya çalışmak,onu anlamak kolay olmayabilir ama faydalıdır. Birlikte sorunları çözmeyi öğrenin. Eşinize karşı sabırlı olun ve zaman içinde olgunlaşmak için birbirinize şans verin. İlişkinize olumlu bir yaklaşım gösterin. Mutlu, huzurlu, güzel bir evlilik için mücadele edin ve asla pes etmeyin..

Murat ATİLA

Klinik Psikolog

Yazının devamı...

Oyun deyip geçmeyin! oyun oynamak bir çocuğun en ciddi işidir.

Oyun ve Çocuk

Gerçek yaşamın bir parçası ve etkin bir öğrenme süreci olan oyun; genellikle boş vakitleri değerlendirmek için yapılan, bireye mutluluk veren, kural ve sınırları olan, eğlendirici bazen de öğretici faaliyetler bütünüdür. Oyun hayatın her döneminde var olan bir etkinliktir.

Hayatın her döneminde önemli bir yeri olan oyun, çocukların en temel ihtiyaçlarından biridir.Bu ihtiyaca bağlı olarak, dünyanın neresinde olursa olsun, çocuğun olduğu her yerde oyun vardır. Oyun, çocuğun hayatıdır.Çocuk, hemen her durum ve şart altında, mutlaka oynayacak bir şeyler ile oynayacak bir yer ve zaman bulur.

Oyun; çocuğu yetişkin hayata hazırlayan en etkin yoldur. Çocuğun fiziksel, sosyal ve bilişsel yeteneklerinin gelişimine katkı sağlar. Oyun bir çocuğun zihinsel gelişiminin bir aynası olmakla birlikte bedensel ve duyusal gelişiminde de aktif bir rol oynar. Kişiliğin olumlu bir yönde gelişmesine katkı sağlar. Oyun, çocuğun insan ilişkileri, yardımlaşma, konuşma, bilgi edinme, deneyim kazanma becerilerini, psiko-motor gelişimi, duygusal ve sosyal gelişimi etkilediği gibi, zihin ve dil gelişimini de etkiler. Bazı yetişkinler ise çocukların oyununu, çocuğun eğlenmesi, oyalanması ya da başlarından savmak için iyi bir uğraş olarak görürler, oysa oyun, çocuk için ciddi bir iştir. Çocuk oynadıkça becerileri artar, yetenekleri gelişir. Çevresini, bilinmeyenleri tanır, kendisi için anlaşılır duruma getirir. Çocuğun bu temel ihtiyaçtan mahrum bırakılması ya da kısıtlanması bu gelişim alanlarının sağlıksız bir şekilde gelişmesine neden olur.

Oyun oynamak özellikle okul öncesi yaşlarda çok önemlidir. Çocuğun sağlıklı bir gelişim gösterebilmesi için oyun oynaması şarttır. Ev ortamında ebeveynler, okulda öğretmenler oyunu etkin bir şekilde kullanarak, çocuğun bütün gelişim alanlarına aktif katkı sağlamalıdırlar. Bunun için; anne babalar ve öğretmenler, çocuklar için uygun oyun ortamları oluşturmalı, oyun için gerekli materyalleri sunarak onlara gereken fırsatı vermeli ve oyunlarını desteklemelidirler. Ebeveynlerin, çocuklarına oyun oynama imkânı vermesi, gerekli ortamları oluşturması, oyuncakların bulunduğu yere önem vermesi ve çocuklarının oyunlarına dâhil olmaları, çocuklarının gelişimlerini daha iyi tamamlamalarına imkân sağlayacaktır.

Çocuğun Gelişiminde Oyunun Yeri

Çocuğun duygusal ve fiziksel yönden gelişimini sağlayan en doğal ve aktif öğrenme ortamı oyun zamanıdır. Oyun, çocukların kendi kapasitelerinin ve yeteneklerinin farkına varmalarınısağlayan, sosyal, fiziksel, ruhsal ve zihinsel alanlarda gelişimlerine katkı veren önemli bir süreçtir.

Oyun, çocuğun toplumsal bir varlık olarak gelişmesinde en doğal ortam olup, kendi kişiliğini tanımasına ve kendini başkalarından ayıran özelliklerin farkına varmasına yardımcı olur. Çocuğun mutluluk ve heyecanını, taklit yeteneğini, hayal gücünü, olaylara aktif katılımını, inisiyatif alma ve karar verme becerisini, özgüvenini, iletişimini, empati kurma ve kendini tanıma kabiliyetini; hoşgörü, yardımlaşma, paylaşma, kurallara uyma, problem çözme, cinsiyetiyle özdeşim kurma, çeşitli toplumsal rolleri benimseme, kendilik değerlerini oluşturma, kendini ifade etme, sorumluluk ve risk alma, bildiklerini uygulama, yeteneklerini geliştirme, karar verme ve bunun sonuçlarına katlanma becerilerini geliştirir.

Oyunun çocukların sosyokültürel gelişimlerindeki en önemli katkılarından biri de çocukların dil becerilerini geliştirmesidir. Oyunların başında eş seçimi için yapılan sayışmacalar ve bazı oyunların içindeki tekerlemeler çocukların diksiyonları açısından fevkalade önemlidir. Çocuklar oyunlarda duygu ve düşüncelerini rahatça ifade ederler. Çocuklar oyun sırasında kızgınlık, alınganlık, saygı, sevgi mutluluk gibi bir çok duygusal tepki sergileme imkânı bulurlar. Merak ettikleri şeyleri öğrenmelerine ve farklı beceriler kazandırır. Dikkat etme ve motive olma, çevrelerini tanıma, nesneleri öğrenme, stratejik düşünme ve problem çözme becerilerini geliştirir. Oyun içinde çocuğun kendi duygu ve düşüncelerini ifade etmesi, sözleri ve tekerlemeleri tekrarı, kavramve nesnelerin ifade olarak kullanılması, kelime ve dil dağarcığınıarttırarak dil gelişimine katkı sağlar.

Çocuklar oyun oynarken bedenlerinde biriken enerjiyi boşaltma imkânı bulurlar. Kas gelişimleri hızlanır ve gelişir. Oyun yolu ile yapılan etkinlikler hem el-parmak gibi küçük kasların, hem de bacak, kol gibi büyük kasların gelişimini destekler. Özellikle fizik gücü gerektiren oyunlar (koşma, atlama, tırmanma vb.) vücut sistemlerini çalıştırarak büyümeye yardımcı olur.

Zihinsel yeteneklerin uygulamada etkili olabilmesi zekâfaktörüne bağlıdır. Oyun çocuğun öğrenmesini sağlar.Öğrenme, davranışta nispeten sürekli bir değişikliğin ortaya çıkma sürecidir. Çocuk oyunda her çeşit kavramı ve nesneyi tanıyarak, kullanma özelliklerini, görevlerini öğrenir. Bu öğrenme, zihindebir bilgi birikimi ve çalışma açısından gelişmedir.Oyun çocuğunalgılama, yorumlama, değerlendirme ve karar verme gibi zihinsel yeteneklerin gelişmesini sağlar.

Çocuğun oyun yoluyla zihinsel, fiziksel, sosyal alanda gelişme göstermesi aynı zamanda psikolojisini de olumlu etkiler. Çocuk kendini daha iyi ve sevgi dolu hisseder.

Murat ATİLA

Klinik Psikolog

Kaynak: Atila,M. İlgi Çocuk Yayınları, 2016, İstanbul

Yazının devamı...

Çocukla Kaliteli Zaman Geçirirken Nelere Dikkat Edilmelidir?

KALİTELİ ZAMAN NEDİR?

Kaliteli zaman; ebeveynlerin çocuğun yaş ve gelişim özelliklerini göz önünde bulundurarak, onun duygusal, sosyal, bedensel ve zihinsel gelişim alanlarını destekleyen etkinliklerin gerçekleştirildiği, oyunların oynandığı, ruhen ve bedenen çocuğun yanında oldukları, karşılıklı etkileşim içinde keyif aldıkları, çocuk ve ebeveyn ilişkisini besleyen, çocuğa ayrılmış sürekli ve tutarlı bir şekilde devam eden özel zamanlardır.

Çocukların her şeyden öce anne babalarıyla vakit geçirmeye ve sağlıklı ilişkiler kurmaya ihtiyaçları vardır. Çocuklar anne babalarının kendi dünyalarına aktif katılımını beklerler. Onlarla eğlenmek, etkinlikler yapmak ve oyunlar oynamak isterler. Çocuklarına vakit ayırmak, bir anne babanın en önemli görevidir. Çocuklara vakit ayırmadan onları tanımak, onlarla ilgilenmek, onları gözlemlemek ve ihtiyaçlarını tam anlamıyla karşılamak ve etkili bir ebeveyn olmak mümkün değildir. Ancak yoğun yaşam temposu nedeniyle birçok aile çocuğuna vakit ayıramamaktadır. Ve bu durumun vicdani rahatsızlığını yaşamaktadırlar. Özellikle, çalışan ve dolayısıyla çocuklarıyla baş başa geçirilecek zamanları yetersiz olan anne-babalar bu kaygıyı daha yoğun yaşamaktadırlar. Bu nedenle de kısa da olsa çocuklarına zaman ayırmaya çalışırlar. Aslında her aile kısa ya da uzun süreli olsun çocuklarına zaman ayırır. Ancak çocuk gelişiminde önemli olan çocuğa ayrılan zamanın uzunluğu değil, çocuğa ayrılan zamanın kaliteli ve verimli geçmesidir.

Kaliteli zaman uygulamasında ana unsur, çocukla ebeveynin baş başa zaman geçirebilmesidir. Bu zaman içinde neler yapılacağı ise kişisel tercihlere, zamana ve çevresel koşullara göre değişebilir.

KALİTELİ ZAMAN GEÇİRİRKEN NELERE DİKKAT EDİLMELİDİR?

Kaliteli zaman geçirmek için özel bir zaman belirlemeye gerek olmayabilir. Önemli olan kısa bir zaman dilimi de olsa o zamanın karşılıklı doyum içinde keyifle geçmesidir. Ebeveynler gün içinde çocuklarıyla birlikte yaptıkları her etkinliği keyifli öğrenme deneyimlerine ve kaliteli zamana çevirebilirler. Çocukla birlikte mutfakta yemek hazırlamak, market alışverişi yapmak vb. etkinlikler hem öğrenme hem de eğlenme fırsatı olabilir. Ama düzenli ve tutarlı bir şekilde kaliteli zaman geçirmek için aile bireylerinin müsait oldukları bir zaman da belirlenebilir. En az 20 dakika olacak şekilde, geçireceğiniz süreye birlikte karar verilebilir. Bir ebeveynin çocuklarına vereceği en büyük hediye zamanlarıdır. Günlük işlerin yanı sıra ailece planlanan oyun akşamları çocuğun sosyal, duygusal ve bilişsel becerilerinin gelişimini desteklediği gibi, aynı zamanda aile içi iletişimi de güçlendirir.

Çocuklar ile geçirilen zaman tutarlı bir şekilde devam ettirilmelidir. Aileleriyle geçirdikleri kaliteli zamanların devam edeceğine dair çocuğa güven verilmelidir. Bu güven, çocukların kendilerini değerli hissetmelerine ve ebeveynlerine güvenmelerine katkı sağlayacaktır.

Anne ve babanın çocuklarıyla birlikte vakit geçirmeyi gerçekten istemesi ve bundan keyif alması çok önemlidir. Anne baba çocuklarıyla zaman geçirmeyi bir ödev ve zorunluluk olarak görmemelidir. Eğer aile böyle bir tutum içinde olursa çocukla geçirdikleri zamandan keyif almak yerine çabucak sıkılacaklardır. Bunu hisseden çocuk da anne babası ile vakit geçirmek istemeyecektir.

Çocukla kaliteli zaman geçirirken hem annenin hem de babanın katılımı önemlidir. Eğer bu mümkün olmuyorsa farklı zamanlarda bu faaliyet gerçekleştirilebilir. Aile bireylerinden birinin eksik olması çocukla kaliteli zaman geçirmeye de engel olmamalıdır. Herkesin katılacağı bir zaman ayarlanabileceği gibi çocukla her an ve her zaman kaliteli zaman geçirilebilir.

Çocukla kaliteli zaman geçirmek onunla fiziksel ortamı paylaşmayı yeterli görmek anlamına gelmemelidir. Başka bir işle meşgulken, aynı zamanda çocuk ile ilgilenmek kaliteli zaman sayılmaz. Çocukla geçirilen zamanda anne baba ruhen ve bedenen çocuğun yanında olmalıdırlar. Ebeveyn dikkatini tamamen çocuğa vermeli, ilgi ve sevgilerini çocuğuna hissettirmelidirler. Duygusal yakınlaşma ve paylaşım alanları olan bu özel zamanlar iyi değerlendirmelidir.

Çocuğa ayrılan zaman onun, ihtiyaçlarını, mutluluklarını, kızgınlıklarını, üzüntülerini, kaygılarını anlamaya yönelik olmalı ve çocuğun kendini ifade etmesine imkân verilmelidir.

Çocukla kaliteli zaman geçirebilmek için çocukların kapasitelerini ve gelişim dönemlerinin getirdiği ödevleri, neleri yapıp neleri yapamadıklarını bilmek gerekir. Planlanan etkinlik çocuğun yaşına, kapasitesine uygun olmalı ve çocuğun ilgisini çekmelidir. Çocuğun yaşına uygun olmayan bir etkinlik çocuğun ilgisini çekmeyebilir ya da onu zorlayabilir.

Birlikte geçirilen zamanın kaliteli olması için mutlaka çocuğa bir şey öğretmek gerekmez. Önemli olan güzel ve verimli vakit geçirmektir. Ebeveyn ve çocuk arasında karşılıklı, sağlıklı bir etkileşim kurulmuşsa çocuk, gelişimini destekleyen birçok şeyi gözlem yaparak ve uygulayarak öğrenebilir.

Kaliteli zaman geçirirken, çocuğun çabası ve başarıları mutlaka övülmeli ve takdir edilmelidir. Çocuğun güzel sözlerle teşvik edilmesi kendisini mutlu hissetmesini sağlayacaktır.

Kaynak: Atila,M. İlgi Çocuk Yayınları, 2006, İstanbul

Murat ATİLA

Klinik Psikolog/ Aile Danışmanı

Yazının devamı...

Çocukların Kötü Alışkanlıklarını Düzeltmek İçin 7 Basit İpucu

Çoğu ebeveyn çocuklarının tırnak yeme, saç çekme, parmak emme, ısırma v.b. davranışlarından şikayetçidir. Malesef bu olumsuz davranışlar çocukluk döneminde başlayıp bazılarında yetişkinlik döneminde bile devam edebilmektedirler.

Çocuklar çoğu zaman bu davranışları zararsız ve masum bir eylem olarak görürler. Dolayısıylda bu kötü alışkanlıkları bırakmak için çaba göstermezler. Çocukların bu davranışları sergilediklerini görmek çoğu anne babayı endişelendirerek kaygıya sürükleyebilir.

İyi haber ise irade olduğu yerde değişimin var olduğudur. Kötü alışkanlıkları değiştirmek zor ama imkansız değildir. Sabır, ilgi, gözlem ve bilinçli çabalar ile çocuklarınızın bu olumsuz davranışları bırakmalarına yardımcı olabilirsiniz.

Kötü Alışkanlıkları ortadan kaldırmada bazı önemli noktalar şunlardır:

1-DİKKATE ALMAMAK

Kötü alışkanlıklara aşırı dikkat etmek ve cezalandırmak aslında olumsuz bir etkiye neden olabilir. Çocuğunuzun davranışına dikkat ettikçe, çocuk bu davrnışın tekrar edilmesi için teşvik edilmiş olacaktır. Dolayısıyla rahatsız edici davranışı başta dikkat vererek önlemeye alışmak yerine çocuğunuzun zamanla bu davranıştan kurtulmasına fırsat vermelisiniz.

2- ÖVGÜ ve ÖDÜLLENDİRMEK

Çocukları iyi davranışlar sergilerken övmek ve ödüllendirmek, kötü davranışları önlemek için oldukça iyi bir stratejiktir. Çocuklarınızın iyi davranışlarına dikat çekmeniz ve övmeniz o davranışları pekiştirmelerini sağlarken, kötü davranışlardan uzak durmaları içinde iyi bir neden olacaktır.

3-EĞİTMEK

Çocuğunuz ancak bilinçli olursa kötü davranışı bırakabilir. Yaptığı davranışın neden kötü olduğunu çocuğun anlaması gerekmektedir. Çocuğunuza yaptığı davranışın neden hoş olmadığını ve olası zararlarını anlatın ve onu bilinçlendirin.

4- DİKKATLİ OLMAK

Çocuklar birden fazla olumsuz ve kötü davranış sergileyebilirler. Bu davranışların hepsini aynı anda ortadan kaldırmaya çalışmak yerine en az zararlı olan davranışı ortadan kaldırmakla yola başlamak önemlidir. Acele etmeyin. Sakin ve sabırlı olun. Çocuklarınızı bu davranışı sergilediği zaman özellikle toplum önünde azarlamayın ve onu utandırmayın. Özel olarak uyarmayı yada konuşmayı tercih ediniz.

5- ASIL NEDENİ BELİRLEMEK

İstenmeyen bu kötü davranışlar (saçını çekme, tırnak yeme, saldırganlık, ısırma, parmak emme v.b.) genellikle bir stres nedeiyle ortaya çıkar. Çocuğun bu davranışı sergilemesine neden olan stres ve baskı unsurunun tespit edilmesi oldukça önemlidir. Bu stres kaynağını bulmak ve onu ortadan kaldırmak çocuğun bu istenmeyen davranışıda bırakmasına yardımcı olabilir.

6-KURALLAR KOYMAK

Kuralları belirmek önemlidir. Tutarlı ve kararlı olun. Destekleyici olun ve çocuklarınızın sorumluluk almalarına ve kendi kararlarını vermelerine imkan sağlayın. Aldıkları kararların olumlu yada olumsuz sonuçlarına katlanmaları gerektiğini öğreterek sorumluluk duygularını geliştirin. Böylece yaptıkları kötü davranışları düzeltmek adına inisiyatif almalarını sağlamış olacaksınız.

7- MORAL VERMEK/ MOTİVE ETMEK

Çocuğunuzu istenmeyen bu davranışı bırakabileceği yönünde cesaretlendirin. Çocuğunza neyin doğru neyin yanlış olduğunu izah edin. Bu süreçte yanında olduğunuzu ve ona destek verdiğinizi hissetirin.

Murat ATİLA

Klinik Psikolog/ Aile Danışmanı

Yazının devamı...

Hep Hastalıklar Bulaşacak Değil Ya. Bulaşıcı Olduğu İddia Edilen 8 Davranış

Esneme ve kahkahanın bulaşıcı olduğu söylenir. Peki bunlara benzer bulaşıcı davranışlar var mı?
İşte insanlar arasında hızla yayılan 8 davranış:

1-MUTLULUK


Online ifade duyguları( hem olumlu, hem olumsuz) bulaşıcıdır. Facebook'un bugüne kadar yapmış olduğu en büyük çalışmalarından biri iki yılda 1 milyar mesajın duygusal içeriğini incelemek oldu. Yazılım her yazının duygusal içeriğini analiz etmek için kullanıldı. Ortaya çıkan sonuçlar duyguların bulaşıcı olduğunu göstermiştir. Olumlu duygusal mesajların olumlu duygusal tepkiyi sağladığı, olumsuz mesajların olumsuz duygusal tepkilere neden olduğu görüldü.

2-ANKSİYETE

Anksiyetenin bulaşıcı olduğu ve genellikle velilerden çocuklarına geçtiği yapılan araştırmalarla tespit edilmiştir. Araştırmayı yürüten Prof. Dr.Thalia Eley'e göre: " Velinin yaşadığı kaygının çocuk tarafından gözlemlenip öğrenilmesi kaçınılmazdır. Sorun ile başa çıkabilmek için biraz risk alınabileceği çocuğa gösterilmelidir. Çocuk ve ergenlerde anksiyeteti azaltmak için evde yapılacak pek çok şey vardır."

3-KABALIK (NEZAKETSİZLİK)

Yapılan bir çalışma iş yerinde kabalık ve nezaketsizliğin bulaşıcı olabileceğini göstermiştir. Kaba bir davranış sergileyen birinden bu davranışı daha sonra tekrar yapmasını beklemek olasıdır. Bu beklenti bu insanların daha sonra diğerlerinden daha fazla kaba davranışlar sergilemelerine neden olmaktadır.

4-KAHKAHA


Yapılan araştırma kahkaha atıldığı zaman karşıdaki kişinin yüz kaslarının gülmeye hazır hale gelerek hafifte olsa kasıldığını göstermiştir.

Çalışmanın yazarlarından olan Prof. Dr.Sophie Scott şunları ifade etmektedir: "Güldüğünüz zaman tüm dünyanın sizinle güldüğünü hissedersiniz.Bir insanla konuşurken onun sesini, yüz hareketlerini kopyalama durumunda oluruz. Yapılan çalışmada kahkanın, gülmeninde karşıdakini etkilediğini göstermiştir."

5-RİSK ALMAK

İnsanlar risk almaktan kaçındıkları bir durumda başkalarının risk alıp almamasına bakarak hareket etmektedirler.

Bu önermenin sahiplerinden Dr. Shinsuke Suziki şunları ifade etmektedr: " Bir risk almak yada riskten kaçınmak genelde başkalarını o durum karşısında aldıkları tavra göre belirlenmektedir. Örneğin, bir finansal piyasa alanında hisse seneti alımına yönelik risk alma yada almama durumu diğer yatırımcıların risk alma durumunun gözlemlenmesi ile ortaya çıkabilir."
6- ESNEME

Esnemenin bulaşıcı olduğuna dair genel bir kanı vardır. Hatta bu yazıyı olurken bile esneme kelimesinin geçmesi sizi esnemek zorunda bırakabilir. Esnemenin aynı aile üyeleri, arkadaşlar ve en son aybancı kişiler arasında yaygın olduğu tespit edilmiştir. Ancak esnemeye karşı herkes aynı duyarlılıkta olmayabilir. Empati yeteneği fazla olanların esnemeye karşı daha hassas olduğu söylenebilir. Sizde şimdi bir arkadaşınızın yanında esneyerek onun için bir empati testi yapabilirsiniz. Yada Google görsellere esneme yazarak, esnemekte olan insanların resimlerine bakabilirsiniz. Kısa süre içinde esnediğinizi göreceksiniz.

7-GÜLÜMSEME

Birine gülümsemeye karşılık geri gülümsenmesi otomatiktir. Çünkü neredeyse fark edilmeden yapılan bir refleks haline gelmiştir. Ancak dikkat edilirse geri gülümseme herkeste görülmemektedir. Bu oran %50 civarındadır. Buna karşılık, kaş çatana karşı kaş çatma ise pek görülmez.

8-TİTREME

Birisini titrerken görmek kendinizi üşüyormuş gibi hissetmemiz için yeterli olabilir. Araştırmayı yöneten Dr. Neil Harrison şunları söyledi: "İnsanlar derinlemesine sosyal varlıklardır. Karmaşık toplumlarda birlikte çalışmak ve yaşayabilmek insanın yeteneklerindendir.- Empati kurmak, başkalarının duygularını ve düşüncelerini anlamaya borçluyuz. İnsanlar kendilerine sıcak yada soğuk görünenlere karşı tutumlarını belirlemekte olduklarına dair araştırmalar da bulunmaktadır."

Kaynak: http://www.spring.org.uk/2016/04/8-behaviours-contagius.ph

Murat ATİLA
Klinik Psikolog

http://www.psikoist.net

http://www.psikoyasamakademisi.com

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.