MODA
GÜZELLİK
AİLE
SAĞLIK

Eylemleri Saflaştırma

Zihnin enteresan bir yapısı vardır. Herhangi bir nesne ya da olaya takıldığında, nesneyi meydana getiren parçaları yok sayarak nesnenin tek başına var olduğunu düşünür. Örneğin, zihin sürekli olarak mutlu olmak için neler yapabileceğine odaklandığında bazı eylemlere takıntılı bir şekilde bağlanır. Takıntı, insanı bağımlı yapar, bağımlılıklar da insanın muhakeme etme yetisi kör eden negatif enerjilerdir.

Bu durumu tersine çevirmek için eylemlere göz atmak gerekir. Zira bağımlılık konusu metafiziksel problemden çok stratejik/taktiksel problemdir. Örneğin alkol bağımlılığı “düşüncesinden kaynaklandığı için sorunun çözümü için taktiğe yani eyleme odaklanmak gerekir. Bu da, elde etmeyi planladığımız mutluluk duygusunu güçlendirecek güçte eylemlere yönelmek şeklinde olmalıdır. Aksi takdirde zararla sonuçlanan eylemler, beklentilerin karşılanmamasının yanında kibir ve suçluluk duygusunu da ortaya çıkartır. Kibir ve suçluluk gündemde ise hatalı kararlar vermeye başlarız. Hatalı kararlar da direk bizi etkiler. Yüzyıllar önce Buddha bu durumu fark etmiş ve yedi yaşındaki oğlu Rahula’ya eylemlerin saflaştırılmasıyla ilgili aşağıdaki tavsiyeyi vermiştir.

Buddha, Rahula'ya düşünce, söz ve eylemlerini bir ayna olarak kullanmasını, onları zihninde neler olduğunu öğrenme aracı olarak kullanmasını isteyerek kendisine ve başkalarına zarar verici eylemleri takip etmesini, eylemden beklenmedik bir şekilde kendisi ya da başkaları zarar görüyorsa durmasını, herhangi bir zarar söz konusu değilse devam etmesini söylemiştir. Eylemden ötürü uzun vadede zarar olduğunda ise, yaptıkları hakkında bir perspektif elde etmek için yolda başka bir kişiye danışmasını ve daha sonra tekrar nasıl yapabileceğine bakarak aynı hatayı tekrarlamamasını istemiştir. Başka bir deyişle, hatalarını saygı duyduğu insanlara açıklamaktan utanmamasını, hatalarını onlardan gizlemeye başlarsa, kendisinden gizlemeye başlayacağını söylemiştir. Öte yandan, eylemden ötürü kendisi ya da herhangi biri zarar görmemişse, uygulamadaki ilerleyişinden memnun olmalı ve eğitimine devam etmesini tavsiye etmiştir.

Buddha’nın önermiş olduğu eylemlerin saflaştırılması uygulaması sadece eylemlerin gücünü ortaya çıkartmakla kalmaz, hayatınızı sürdürürken keyif almak ve acı çekmek arasındaki nasıl bir fark yaratabileceğinizi gösterir. Eylemlerinizi değerlendirirken her zaman bir sürü olasılığınızın olabileceğini görme halini kazandırır. Hatalarınızdan utanmadan ya da pişmanlık duymadan öğrenir, eylemlerinizi değerlendirme sürecinde iyi niyet ve merhamet geliştirirsiniz.

Eylemleri saflaştırma uygulaması ilginizi çektiyse başlamadan önce yapmanız gereken çok önemli bir şey var. O da uygulamayı yaparken kendinize karşı dürüst olacağınıza dair söz vermek. Kendinize karşı dürüst olmazsanız “ya da “” gibi güzel ya da kötü hislerden ötürü ortaya çıkan sorularla kendinizi yargılamaya başlarsınız. Bu da insanın hatalı karar vermesine sebep olabilir. Dürüst olduğunuzda yaptıklarınızı örtbas etmek için gerçeğe uygun çıkarımlar yaratmaz ya da inkâr yoluyla gerçeklerden uzaklaşmaya çalışmazsınız.

Yazımı Mahatma Gandhi’nin bir sözüyle bitirmek istiyorum

Dileyen bugünden itibaren eylemlerine bakarak önceliklerinin ne olduğunu kısa yoldan keşfedebilir. Keşfin sonunda olduğu gibi hayatınıza devam edebilir ya da eylemlerin saflaştırması uygulamasını başlamayı düşünebilirsiniz.

Her Daim Sevgi ve ışıkla

Sibel KAVUNOĞLU

Yazının devamı...

Bayram Havasından Faydalan

''Ateş olmayan yerden duman çıkmaz'' stresle ilgili kullanılabilecek en bilgece deyimdir. Stres, durup dururken ortaya çıkmaz. Belki de şimdi ''Yok canım sende, Ayşe bana şunu yaptı, Burak da bunu'' diyenleriniz vardır. Stresi hissettiğinizde dumanla kavga etmek yerine ateşin nerede ve nasıl yakıldığına bakmak gerekir.

Aslında çoğumuz sebep sonuç ilişkisinden hayatımızdaki varlığının farkında. Gerektiğinde yakınlarımızı rahatlatmak adına '' Çok çalışırsan başarılı olmaman için bir sebep yok'' ya da ''Moralini sağlam tutarsan, daha çabuk iyileşirsin'' şeklinde önerilerde bulunuruz. Kendimiz söz konusu olduğunda ise sebep sonuç ilişkisini göz ardı ederek ya öfkeyle arkadaşlık kurmayı ya da birilerine sığınmayı seçeriz. Sığındığımız kişiler de ''Bak bakalım, bunu neden yaşıyorsun'' ya da ''Sence en uygun çözüm ne olabilir?’'' şeklinde sorular sorarlar. Peki, bu tarz soruların sırrı nedir?

Kuantum bilimi bu sırrı net ve açık bir şekilde açıklamaktadır. Algılanan nesne hiçbir zaman kendisine ait özellikleri taşımaz. Nesnenin özellikleriyle kendisine bakan kişinin varsaydığı özellikler her zaman farklıdır. Bir kısım insan beş duyunun algıladığına güvenerek dürtüsel tepki verir ve bunun çok normal olduğunu düşünür. Bir kısım insan ise gerçeğe uygun yaşamayı kabul eder ve düşünceli tepkiler verir. Kıssadan hisse, dışarısı olduğu gibi algılanmadığı sürece stres peşimizi bırakmayacaktır.

Stresten kurtulmak için sizi duygusuz, hissiz, heyecansız, vurdumduymaz, ilgisiz hale getiren ilaçlara başvurmak yerine aydınlık tarafınızın ortaya çıkmasına yardımcı olacak anlayış ve aktiviteleri hayatınıza almalıyız. Şimdiye kadar yazdıklarım kafanıza yattıysa başlangıç olarak bir önceki yazımda söz verdiğim gibi stresin sebeplerini ortadan kaldıracak üç öneriye bir göz atın.

- Zihin sağlıklı değilse, fayda maliyet, ihtiyaç analizi ile zaman faktörünü dikkate almadan ihtiyacı olmadığı halde bir an önce bir şeylere sahip olmak ister. Zihnin istekleri gerçekleşmediğinde ise ıstırap çekeriz. Istırap da strese sebep olur. İstediklerimize sahip olduğumuzda ise onları korumanın yolunu ararken strese gireriz. Bu duruma son vermek isterseniz ihtiyacınız olmadığı halde neden alışveriş yaptığınıza bakın. Mesela kendinize şu soruları sorun. Neden bu kadar alışveriş yapıyorum? Alışveriş yaptıktan sonra zihnim daha huzurlu ya da daha tatmin dolu oluyor mu? Beni alışveriş eylemine iten motivasyon nedir? Bu sorulara dürüstçe yanıt verdiyseniz yapılacak birkaç aktivite ortaya çıkacaktır. Bu aktiviteleri bir kâğıda yazarak bugünden itibaren bir ya da ikisini uygulamaya başlayabilirsiniz. Zihniniz bu durumdan rahatsız olursa ki olacaktır, kendinize şunları söyleyebilirsiniz. ''Alışveriş yaptıktan sonra hem bütçem zarar görüyor hem de beklediğim gibi tatmin hissi oluşmuyor. Aksine içimdeki alışveriş tutkum hala devam ediyor.'' Zihnim alışveriş için gösterdiği tutkuyu neden yukarıda paylaştığım sorulara yanıt bulmak için göstermiyor? Zihninizden bu soruya da yanıt gelmediyse en azından şu soruyu sorun kendinize. Gerçekte kuyumu kim kazıyor?

- Sürekli ''Ben olmazsam olmuyor, Bensiz yapamazlar, asla hata yapmamam gerekiyor'' diyorsanız, bu düşünceye sahip birinin çevresindekilere karşı davranışı nasıl olurdu? Bu tarz davranış özellikleri gösteren bir insana karşı sizin davranış şekliniz nasıl olurdu? gibi sorularına yanıt bularak zihninizde var olan ayrımcılığa nasıl son vereceğinize bakın.

- Çok fazla ciddi abicilik oynuyorsanız, aptalca bir şeyler yapın ki diğer insanları yargılamayı bağımlılık haline getirip getirmediğinizi öğrenin. Ya da biraz zeki olan tarafınıza ara verin yavaşlayın eksik ya da olması gerekenleri görmek yerine diğerlerinin sahip olduğu güzel özellikleri fark edin. Onlara bol bol şefkat gösterin ki sizinle birlikte olmak için sebepleri olsun. Bilim adamları şefkatin sağlığa çok iyi geldiğini keşfettiler. Şefkatin özgüveni arttırdığı dahi söyleniyor.

Hadi bu hafta bol bol zamanınız olacak. Bayramın iyimserlik yaratan havasından faydalanın bir süreliğine geriye çekilin, yukarıda yazdıklarımı da referans alarak strese son vermek, hayatınızdaki tüm parçaları dengeye getirmek için neler yapabileceğinize bakın.

Sevdiklerinizle birlikte keyif ve coşkuyla geçireceğiniz mutlu bayramlarınız olsun. İyimserlik hep sizinle olsun.

Her Daim Sevgi ve ışıkla,

Sibel Kavunoğlu

Yazının devamı...

Strese "Dur" Demek İstiyorum

Her insan, strese farklı şekilde tepki verir. Stresin kapsama alanı bayağı geniştir. Stres duygularımızı, davranışlarımızı, düşünce kalitemizi, fiziksel sağlığımızı kısaca hayatımızın her alanını etkiler.

Stresin en bilinen belirtilerinden biri öfkedir. Strese bağlı öfke, stresin duygu ve düşüncelerimiz üzerinde yarattığı dengesizlikten ötürü ortaya çıkar. Öfke ortaya çıktığında kontrolü kaybederiz, zihin sakinleşmekte zorlanır, hatta kendimizi değersiz bile hissedebiliriz. Stresin öfke dışında daha birçok belirtisi vardır. Mesela çevremizdeki insanlardan uzak kalmayı seçebiliriz. Bedenimizde ağrılar olabilir. Ağrıların sebebini bulmak için doktora gittiğinizde bir dizi tahlil, röntgen, MR sonrasında doktorlar ağrının sebebini bir türlü bulamadık derler. Bu sefer de düşüncesi, stres yaratır. Stres çoğalarak artar.

Bana göre stresle başa çıkılamamasının en önemli sebeplerinden biri, stres belirtilerinin normal ya da kaçınılmaz olduğunu düşünmektir. Bu yüzden de çoğu insan stresi ortadan kaldırmak için pek bir şey yapmaz. Halbuki stres hayatımızın her alanında an ve an sürekli terör estirir. Duygu ve düşüncelerimizin içine öyle sinsice sızar ki gerçeği görmenizi engeller, dışarısını gerçekte olduğundan farklı negatif olarak algılatır. Bu tarz bir algı, hayatımızdaki düşmanların sayısını arttırır. Sizin de düşmanlar grubunuz varsa grubu oluşturan insanların ortak noktasının bir zamanlar size çok yakın olan insanlardan oluştuğunu fark edersiniz. Uzağınızdaki kişilerin adı üstünde uzakta olduklarından düşman olma ihtimalleri çok zayıftır.

Stresi azaltmak için bu konuda uzman bir doktora başvurabilir, nefes ve meditasyon gibi alternatif yöntemleri deneyebilirsiniz. Stresle baş edebilmek için sadece nefes ve meditasyon tekniğini uygulamak yetmez. Aklı da kullanmak gerekir. Nefes ve meditasyon aklınızı kullanmanız konusunda sizi desteklese de özgür irade ya da niyet denilen şey her şeyden daha güçlüdür. Üst üste unlu şekerli şeyler yediğinizde bedeninizin alarm vermesini beklemeden nasıl ayarlama yapıyorsanız zihinsel aktiviteler için de aynısını yapabilirsiniz.

Zaman zaman şu tarz sorular gelir. Sizden hap gibi tek bir nefes seans alsam sonra kendim devam etsem olur mu? Ben de onlara yıllarca stresin belirtilerinin normal ya da kaçınılmaz olduğuna inanarak geçirdiğiniz için tek seansla tüm bu yapıyı yıkamazsınız derim. Zira zihin yani akıl çok güçlüdür. Onu eğitmek için çok güçlü bir niyet ve sabır gerekir.

Bir sonraki yazımda sinsice hayatınıza giren stresi ortaya çıkmaması için aklınızı nasıl kullanabileceğinize dair birkaç öneri paylaşacağım. Bir sonraki haftaya kadar hayatınızda olduğu halde normal olarak gördüğünüz stres veren durumları ve hayatınızda yarattıkları konusunda farkındalık geliştirmeye ne dersiniz?

Her Daim Sevgi ve Işıkla

Sibel KAVUNOĞLU

Yazının devamı...

Ayrımcılığa Son Vermenin Yolu

Hangi filmi koyarsanız koyun film makinası görüntüyü olduğu gibi perdeye yansıtır. Zihin de tıpkı film makinası gibidir. Her zaman içinde olanı yansıtır. Mesela, 10 kişi aynı nesneye baksın, her biri de nesneyle ilgili farklı şeyler söyleyecektir. İşte bu şekilde dış dünyayı algılama sürecinde iki farklı gerçek söz konusudur. Bu gerçeklerden biri göreceli (relative) diğeri ise mutlak (ultimate) gerçektir.

Göreceli/Relative olan her insanın deneyim, duygu, düşünce ve öğrendiklerine göre an ve an değişir. Bu gerçek karşı karşıya gelinen nesnenin ne olduğundan bağımsız, ona bakan kişinin yetiştirilme tarzı, geçmiş öğrenme ve deneyimlerinden sürekli etkilenir. Dolayısıyla bu gerçeğe yüzde yüz güvenemeyiz. Mutlak gerçekte ise nesne kendine has özelliklerini kaybetmez, neyse odur. Bu gerçek daha güvenilir olsa da diğeri gibi kolayca algılanamadığından gözden kaçar. Hangisini seçelim derseniz, ikisini de derim. Bu iki gerçeğin aynı anda var olduğunu bilerek yaşamak insana çok şey kazandırır.

Bilinçli olarak iki gerçeğin varlığını kabul ederek yaşadığımızda yaşadığımız problem ve sorunların temelde diğer insanların da sorunu olduğunu fark ederiz. Bu da insanlığın en büyük sorunu olan ayrımcılığın gücünü azaltır. Ve böylece anlayış, hoşgörü, sabır gibi kişisel değerler güçlenerek hayatımızda daha fazla ifade bulmaya başlarlar. Kötü haber, yüzyıllardır devam eden bu durumu, öyle bir günde tersine çeviremeyiz. İyi haber hali hazırda bunu becerebilen insanlar mevcuttur. Yani istersek biz de başarabiliriz. Küçük adımlar atarak başlayabiliriz. Mesela gördüğümüz, duyduğumuz, tattığımız her ne varsa görüntünün yüzde yüz doğru olmadığını sürekli kendimize hatırlatabiliriz.

Daha büyük adımlar için ise beden ve zihin üzerinde arındırma çalışması yapmak gerekir. Başka bir deyişle film makinasına koyduğumuz şeyin yeniden düzenlenmesi gerekir. Düzenleme işini Tibetli bir Budist hocadan öğrendiğim bir metoforla açıklamak istiyorum. Bir gül fidesi almaya karar verdiniz diyelim. Onu, evin en güzel köşesine koyarsınız. Gün ve gün gelişimini izler, sular, gübreler hatta onunla konuşarak çiçek açmasını istersiniz. Ve sonunda beklediğiniz an gelir, gül açar. Zihin için de yapılacak şey budur. Bu konuda size meditasyon çok yardımcı olacaktır. Meditasyon yaparak zihni izler ve yeniden düzenlersiniz.

Zihninizi izlemeye karar verdiğinizde, yapacak hiçbir şey ve etkileyecek kimsenin olmadığı tek başına ve tek başına oturmanın nasıl bir şey olduğunu görmeyi seçtiniz demektir. Zihninizde ortaya çıkan her şeye, filmde görülenlere açık olmayı ve izlemeyi öğrenirsiniz. Yargılamadan, bir şeylere tutunmadan neyin ortaya çıktığını izlersiniz.

Meditasyonda düşüncelerin sizi nasıl yakaladığı ile gökyüzündeki bulutlar gibi gelip gitmelerine nasıl izin vereceğiniz öğretilir. Düşüncelere tutunmadan yargılamadan izlersiniz ki şimdiye kadar alıştığınızın dışında bir alışkanlıktır. Bu uygulamayla, deneyiminizle çok fazla kalmadan, fazla düşünmeden veya bir şeyi düzeltmeye çalışmadan, güçlü ve zayıf yönleriniz, başarılarınız ve başarısızlıklarınız, engelleriniz ve girişimleriniz hakkında daha netleşirsiniz. Sabit görüşleriniz ve alışkanlıklarınız nedeniyle taşıdığınız korkunç yükü fark edersiniz. Başarısızlıklarınızın ve kusurlarınızın, başarılarınızdan daha güçlü öğretmenler olduğunu keşfedersiniz. İki gerçeğin varlığı daha fark edilir hale gelir. Sonuç, ayrımcılığın azalması belki de yok olmasıdır. Bu insana çok büyük bir rahatlama getirecektir.

Her Daim Sevgi ve Işıkla

Sibel KAVUNOĞLU

Yazının devamı...

Duygu ve Düşüncelerin Mekaniği

Bu ve bir önceki "Hiç de Kolay değil" başlıklı yazım birbiriyle bağlantılı yazılardır. )

Duygu ve düşüncelerin enteresan bir mekaniği vardır. Örneğin, korku çoğunlukla bizim için çok önemli olan konularda ortaya çıkar. İstediğimizi elde etmeyi isteme halinin kendisi, korkuyu ortaya çıkartır. Arzuların yok edilmesi gerekliliğinin gerisindeki sır da budur.

Korku, ortaya çıktığında öyle tek başına durmaz, öfkeyi ortaya çıkartır. Zira bize istediğimizi vermeyen her kimse, düşman olarak algılanır. O sırada açgözlülük ortaya çıkar ve yaşam boyu yoldaşımız olmasını istediğimiz belki de bağımlı olduğumuz kişi tarafından teselli edilmeye ihtiyacımız olduğu konusunda ısrarcı olur. Asıl düşman da bu, ihtiyaç konusudur. İhtiyaçlarımızı sevdiğimiz kişi/ler tarafından karşılanmadığında şüphe sızma şansını elde eder. Sevdiğimiz kişiyle olan ilişkinin işlevliğinden şüphe ederiz. Ve sonunda olan olur, ilişkiye olan inanç kaybolur. Zihin karmaşa içine düşer, hayal kırıklılığına doğru kollarımızı açarız.

Sevdiklerimizle ilişkilerde ortaya çıkan bu ikilemin ortadan kalkması ancak kalbi ısıtmakla, şefkatle mümkündür. Sevdiğimiz kişiyle yaptığımız tartışma sadece acı çekmenin rahatsızlığa karşı verdiği bir tepkidir. Gerilim ortaya çıktığında şunları söyleyebiliriz;

Bu söylev, öfkenin açgözlülüğünü, açgözlülüğün şüpheyi ortaya çıkarmasına kadar olan sürecin gerçekleşmesini baltalayabilir. Bu söyleve güç verdiğimizde yani onu seçtiğimizde aklın pozitif tarafının, her şeyin geçici olduğunu, karşınızdakini de genellikle çok sevdiğinizi hatırlatma şansını veririz. Size şunun sözünü verebilirim; Geçmişte her şeye rağmen sevdiklerinizle aranızdaki sevginin galip geldiği bir sürü anınız olduğuna eminim. Bu söylevi her seçtiğinizde, daha iyi olacağınıza inanabilirsiniz” Bu boş bir hayal değildir. Kendinizi kandırmıyorsunuz. Henüz denemediğiniz için burada yazılanlara değil ama anılarınıza güvenebilirsiniz. Olabilir derseniz şöyle bir yola girmiş olursunuz;

Bu ömür boyu sürecek bir egzersizdir. Her an her gün arzuların yarattığı öfke, açgözlülük ve şüphenin oyunuyla karşı karşıya geliyoruz. Bu da her gün her an acı veren deneyimleri çekim alanımıza davet ettiğimizi gösterir. Çekim alanımıza girmelerine izin verdiğimiz sürece seni istemiyorum demek olmuyor. Ya durumu kabul edip sonuçlarına katlanacağız ya da çekim alanımıza davet etmeyerek onlardan muaf olacağız.

Doğru Tutum sadece sizin değil, diğerlerinin de hayatını kurtarır. Durup dururken iyi insan olunmuyor. Başka bir deyişle sorumluluk almadan iyi insan olunmuyor.

Her Daim Sevgi ve Işıkla

Sibel KAVUNOĞLU

Kaynak: Buddha 4 kutsal gerçek / 4 noble truth

Yazının devamı...

Hiç Kolay Değil

Geçenlerde bir türlü okumaya fırsat bulamadığım Drunvalo Melchizedek'in Yaşam Çiçeğinin Sırları I isimli kitabı nihayet okuyabildim. Kitapta var oluşla ilgili enteresan bilgiler paylaşılmış. Geçmiş, şimdiki an ve gelecek arasındaki bağlantıların nefes ve meditasyon sayesinde kurulabileceğinden bahsedilmiş ki benim de nefes ve meditasyon uygulamalarıyla haşır neşir olmamın sebebi bu. Bence an ve an her şeyin değiştiği bu dünyada başımıza gelenleri doğru olarak algılayabilmek için geçmiş, şimdiki an ve gelecek arasındaki bağlantıyı görmeye ihtiyacımız var. Bağlantıyı görmemizi engelleyen ise, aynı anda hem ateş saçan hem de ışık yayan duygu, düşüncelere sahip olmak. Onlarla birlikteyken başımıza gelenleri, var oluşumuzu anlamak hiç de kolay değil.

Kendi deneyimlerime bakarak söyleyebilirim ki geçmiş, şu an ve geleceğe bütünsel olarak bakabildiğinizde hayat daha anlamlı hale gelebilir. Özellikle sevdiklerimiz söz konusu ise bu bağlantıyı kurmak çok değerli. Gün geliyor, sevdiklerimize öfkelenebiliyor hatta istemeden kötü sözler sarf edebiliyoruz. Sevdiğim halde niçin böyle yapıyorum hesaplaşmaları başladığında ise doktora başvurup ilaç kullanmaya başlıyor ya da bir süre kişisel gelişim seminerine katılmayı deniyoruz. Onca tedavi ve eğitim sonrasında aniden bir şey oluyor, kendimizi sevdiğimiz kişiye öfkelenip kötü sözler sarf ederken buluyoruz. Aklımız birçok konuda bize yardımcı olsa da bu konuda kendisinden bekleneni gerçekleştiremiyor maalesef. Sizce neden böyle?

Bazılarımız bu durumu karma, bazılarımız ise tekâmülle açıklıyor. Hepsine de ayrı ayrı katılıyorum. Fakat bana göre karma/tekamülle rağmen daha akıllıca davranmanın bir yolu mutlaka olmalı diyorum ve duygu ve düşüncelerin çalışma mekaniğini anlayabilirsek bir şeyler yapmanın mümkün olduğuna inanıyorum.


Bir sonraki yazımda sahip olduğumuz duygu ve düşüncelerin mekaniği ile ilgili bilgilerimi örnek vererek paylaşacağım.

Her Daim Sevgi ve Işıkla

Sibel KAVUNOĞLU

Yazının devamı...

Kendinle Arkadaş Olmak

İnsanın kendisiyle arkadaşlık kurması basit gibi görünse de gerçekleştirilebilmesi pek kolay olmuyor. Aşağıda paylaştığım bilgiler kafanıza ne kadar yatacak bilmiyorum ama dünya barışı için kendimizle arkadaşlık kurmanın yolunu mutlaka bulmak gerekiyor.

Kendimizle Nasıl Arkadaş Olursunuz?

Kendimizle arkadaş olmanın yolu, kalbimizin sınırlarını, sevgimizin ve arkadaşlığımızın sınırlarını sürekli olarak genişletmekten geçer. Aslında sadece sevdiğimiz parçaları değil, sevmediğimiz parçaları da kabul etmeli ve onlara rağmen arkadaş olmayı başarmalıyız. Peki bu nasıl olacak? Tabii ki içimize bakarak.

İçimize bakarak, kendimizle ilgili gerçekte neler hissettiğimize dokunuruz. Bazen sadece kabul edilebilir tarafımızla, başarımızla, bazen de kusur ve başarısızlıklarla özdeşleşiriz. Kendimize bakmaya başladıkça her iki uçla da temasa geçeriz. Örneğin, korku kaynaklı kibrimizle karşılaştığımızda ona dürüst bir şekilde bakarsak başkalarıyla olan arkadaşlığımızda koyduğumuz sınırları anlayabiliriz.

Budist hocalardan Chögyam Trungpa Rinpoche; ” olduğunu söyler. Bu çok doğrudur. Düşünce ve düşünce akışımızın gözlemcisi olduğumuzda, kendimizi görerek anlamaya ve tanımaya başlarız. Bu şekilde herhangi bir kimliğe (tarafımıza) tutunarak kilitlenmeyi bırakırız. Bu da deneyimlerin sürekli bir akış içinde olması halidir, öyle ya da böyle olmaya karar vermemeyi öğreniriz. Yaşantımız boyunca sevdiğimiz ve sevmediğimiz şeyler olduğu gibi, gurur duyduğumuz ya da utandığımız şeyler de olacaktır. Tüm bu yönleri net bir şekilde tanıdıkça, kim olduğumuzu, kimi tehdit ettiğimizi çok fazla görmek yerine, birlikte çalışmamız gerekenleri görürüz. Kendimizle kavga etmeyi bırakır, savaş modundan barış moduna geçeriz.

Peki, Bu Süreç Nasıl gerçekleşecek?

Kendimizi her yönüyle daha yakından tanıdıkça, halının altındakiler ortaya çıkar. Her şeyi olduğu gibi kabul etmeye başladığımızda ise, kabulden derin takdire kadar giden bir yolda ilerleriz. Bildiğimiz, kabul ettiğimiz ne kadar fazla yönümüz olursa o kadar fazla özgür hissederiz. Başka bir deyişle ne kadar az saklanmak zorunda kalırsak, o kadar rahat ve sevgi dolu oluruz. Her iki tarafı da kabul etmek ortada bir yerler de hiçbir şey yapmadan durmak, neyin zararlı olup olmadığına karar vermemek anlamına gelmez. Bizi neyin büyüttüğü ve bizi neyin aşağı sürüklediği konusunda bilgi sahibi olmak anlamına gelir. Bu durum neyin kaçınılması gerektiğine, yolda ve yaşamımızda neyin geliştirileceğine karar vermemize yardımcı olur. Harekete geçmeye karar verdiğimizde gerçekçi bir bakış açısıyla ilerleriz. Daha az savunmacı olmayı öğreniriz. Bir şeyleri korumayı bırakırız ki, en ufak bir olduğunda dünyamız dağılmaz. Bu büyük bir rahatlamadır. Kendimizi koruma yükü çok ağır bir yüktür. Bence onsuz daha sevimliyiz:))

Bu Sürecin Belirli Bir Son Noktası Var mı?

Kendimizle arkadaş olma sürecinin belirli bir son noktası olmasa da yayılma olacaktır. Kalbimizi tüm kusurlarımıza açtığımızda etrafımızdakilere karşı biraz daha açık oluruz. Kendimizle bir arkadaşlık tabanı geliştirdikçe, günlük hayatımız daha keyifli hale gelir. Zira kendimize iyi gelecek olanın neler olduğu netleşmiştir. Bilerek, anlayarak, gülerek hatta kahkahalar atarak yaşantımızı sürdürürüz.

İlgi Duymak Bilmeyi, Bilmek Kabullenmeyi, Kabullenmek Sevgiyi Getirir…

Aslında her şey çok basit.

Her Daim Sevgi ve Işıkla

Sibel KAVUNOĞLU

Not: İçerik ilginizi çektiyse bir önceki yazımda Kendinizle olan arkadaşlığınız nasıl zayıflar? Her şey ne zaman başladı? Kendimizle arkadaş olmanın kuralı nedir? Sorularının yanıtlarını paylaştım

Kaynak Judy Lief- Making friends with yourself

Yazının devamı...

Kara Kediden Kurtulmak

Anlaşılmadığını ve/veya anlayamadığınızı düşünüyorsanız kendinizle olan arkadaşlığınızın arasına kara kediler girmiş demektir. İnsanın kendisiyle arkadaş olması, sahte kimlik ve maskelerini bırakmaya karar vermesiyle başlayan uzun bir yolculuktur. İsterseniz önce bir durum tespiti yapalım.

?

Umarım kendinizle olan arkadaşlığınızın tatmin edici bir puanı vardır. Bu yazımda kendisiyle arkadaş olmayı arzulayanlar için birkaç aydınlatıcı soru ve yanıt hazırladım.

Kendinizle olan arkadaşlığınız nasıl zayıflar?

Zihnin çalışma şekli çok enteresandır. Zihin, zıtlıkları görür ve bir tanesini seçmeye zorlar. Sürekli karşıtlıklara doğru çekilip dururuz. Bu şekilde karmaşık duygular, kararsızlıklar, şüphe ve endişelerin hayatımızdaki kapladığı alan genişler. Acılı anılar daha kolay ortaya çıkmaya başlar, duygular dayanılmaz olur. Bu durumda bazı deneyimleri ret ederek kendimizi birkaç bölüme ayırırız. Deneyimler yok sayıldığında, kendimizle olan arkadaşlığımız zayıflar. Sevmediğimiz, nefret ettiğimiz şeylerle aramızda büyük bir güvenlik duvarı/ları oluşur. Güvenlik duvarlarının sayısı arttıkça dostluk ile sevmenin de kapsamı daralır.

Her şey ne zaman başladı?

Her şey insanı duygusal ve zihinsel düzeyde etkileyen travma/larla başladı. Onlardan kurtulmak için attığımız adımlar ileride daha fazla acıyı getirecek seçimlere yöneltti. Bu durumu budist öğretilerden öğrendiğim bir metaforla anlatmak istiyorum. Travma okun bedeninize saplanmasıdır. Bir daha olmaması için acemice yapılan seçimler, okun saplandığı yerden daha derinlere inerek yarayı derinleştirir.

Zayıf ve kötü parçalarımızdan kurtulmaya çalışma ve bu parçaları hatırlatanlara savaş açma, sınırlayıcı kurallar koyma gibi stratejiler travmayı yok etmez. Aksine kendimizden daha da uzaklaştırır. (Eminim, şu an dahi aklınıza geçmiş bir deneyiminiz gelmiştir)

Kendimizle arkadaş olmanın kuralı nedir?

Kendimizle arkadaş olmanın kuralı, bazı deneyimleri ya da halleri sevmek, bazılarını ret etmek ya da kurtulmaya çalışmaya dayanmaz. Sevgimize ve dostluğumuza neyin ya da kimin layık olduğuna dair şartlar koyarsak, sevgimiz bu koşulları karşılanmadığında kolayca hayal kırıklığına hatta nefrete dönüşebilir. Sürekli kendi kendimizi savunmaya başlarız. Gerçek dostluk, sevme ya da sevme meselesi değildir, hiçbir şeyden kurtulmaya dayanmaz.

Bir sonraki yazımda Kendimizle Nasıl Arkadaş Oluruz? Süreç nasıl geçekleşecek? Bu işin sonu var mı? Gibi sorulara yanıt bulmaya çalışacağız. Bir sonraki haftaya kadar yukarıda soruların gerçekliğini hayatınızdan örneklerle test etmeniz güzel olabilir. Aklınıza soru ya da fikir var gelirse bana yazabilirsiniz.

Her Daim Sevgi ve Işıkla

Sibel KAVUNOĞLU

Kaynak Judy Lief- Making friends with yourself

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.