MODA
GÜZELLİK
AİLE
SAĞLIK

Hasır Supladan Çanta Yapımı

Evet kızlar yazın hasır çantamızı satın almıyoruz kendimiz yapıyoruz.

Zaten fiyat etiketlerini görünce insanın eli almaya gitmiyor malum:))

Ben her zaman yapabileceğim şeyleri kendim yapmaktan yanayım ki inanın daha zevkli ve inanılmaz bir motivasyon kaynağı..

İkea suplalarını bilmeyenler yoktur artık pazarlarda bile satılıyor adeti 10 tl ye.

İhtiyacımız olan malzemeler;

Önce suplaları birleştirmek için için arasındaki bölümü yapacağız.

İstediğiniz en de keçeyi uzunca kesiyoruz üzerine kumaş kaplıyoruz.Ben evde olan kumaşlarımı değerlendirdim.Siz de hoşunuza giden desenini sevdiğiniz herhangi bir kumaşı kullanabilirsiniz. Görsellerde gördüğünüz gibi önce bir supla ile kumaşı büzerek yapıştırıyoruz bu işlem dikilerek de yapılabilir ama bence hem zor hemde vakit alır kuvvetli bir silikon tabancası ile işlem daha kolay.Çantanın alt tabanını suplalar ile birleştirdiğinizde zaten işiniz bu nokta da neredeyse bitti..Sadece 2. suplayı yapıştırırken zorlanabilirsiniz bir arkadaşınızdan yardım alın..Keçe olmadan kalın bir kumaşla da yapılabilir.Bizim kumaşlarımız ince olduğu için keçe kullandık.

Özetlersek; önce keçeyi kumaşla kapladık sonra iki supla arasına bu kumaşı yapıştırdık. Görsellerden daha net anlayacaksınız zaten. Daha sonra eski bir çantanızdan ya da hasır iple yaptığınız çanta sapını tutacak yerine yapıştırıyoruz.Çantamız neredeyse bitti.İçinide rahat kullanmak adına kaplayabilirsiniz.Ben yine parça kumaşları değerlendirmek adına kapladım.

Dış kısmına da yıllar evvel 70 motif hedefle başladığım 15 motifle sonlandırdığım battaniyemin motiflerinin kullanmayı tercih ettim.Gayette şirin oldu.İster sapına ponpon ister üzerine tak çıkar motif kullanabilirsiniz.

Yani o kısım tamamen hayal gücü...

Yapım aşamasının görsellerini de şuracığa iliştiriyorum daha net anlayacaksınız..

Şimdiden kolay geldin bir sonraki #neroDIYproject te görüşmek üzere *

Yazının devamı...

Lohusa Kafası

Anneliğin nasıl kutsal bir şey olduğunu henüz anlayamadığım, onun yerine bedenimdeki değişimi, ağrıları, fazla kiloları, kamu malına dönüşen, gelenin gidenin “Süt çıkıyor mu” diye mıncıklayıp durduğu memeleri, durmak bilmeyen gözyaşlarımı, duygu durum değişikliğimi ve aynalara küsen yüzümü unutamıyorum. Evde gece gündüz, dizi çıkmış pijamayla gezen, üstü kusmuk kokusundan geçilmeyen, aylardır boyatmadığı saçları, aldıramadığı kaşı bıyığı yüzünden aynalara bakınca “Bu ben miyim?” dedirten kafa lohusa kafasıdır benim için… Lohusa döneminde dünya bana bebeğimin sütü, gazı, kakasından ibaret geliyordu. Yavaş yavaş gelen gözyaşlarının birden dönüştüğü ağlama krizleri, eve gelen kocayı boğazlama isteği, omuzları yere yapışacak olan bitkin bedenim yavaş yavaş error vermeye başlamıştı ve artık dur demeliydim… Benden önce bu kafaya girmiş arkadaşlarımın tavsiyelerine kulak vermek, bu dönemde yapılabilecek en doğru şeydi. Bir lohusayı ancak lohusalığı yaşamış ana anlardı çünkü. Bütün bunların farkına varıp uyandığım bir sabah verdiğim yeni kararlarla yepyeni bir bene uyandım.

Hâlbuki ne kadar kutsaldır lohusalık. Kucağına yeni aldığın bebeğin sadece sana muhtaçtır. Senin ona verdiğin sevgiye, ilgiye, şefkate... “Sen de bütün bunları bebeğine sağlıklı bir şekilde vermek için sağlıklı bir ruh haline sahip olmalısın” dedim kendime, silkelendim. Öncelikle emzirip, gazını çıkardığım ve uyuttuğum ilk fırsatta kendimi kuaföre attım. Kendimi aynaya baktığımda iyi hissedeceğim bene kavuştum. Akıl hocası olmaya meraklı kimseye de kulak vermedim. Ben de anneydim artık ve araştırıp okuyordum, hissediyordum. Bir kere ben de çocuğum için en iyi, en doğru şeyi bilecektim. İkimiz arasına kimseyi sokmadım (anneanneden alınan yardımları saymıyorm:) ) Emziriyordum, sütüm vardı, güzel besleniyordum. Evet, kilo alıyordum ama bir gün verecektim. Kendimi olumlu şekilde motive etmeyi öğrendim. Bebeğin kırkı çıkmadan sokağa çıkmaz tabusunu yıktım bir kere. 15 günlükken attık kendimizi sokaklara... İlk evden çıkma deneyimi başarıyla sonuçlanmışsa devamı geliyor. “Emzirmek için ya bir yer bulamazsam” ve “Bebeğim çok ağlarsa” paniği en birincisiydi benim için. Önüme çıkan ilk camiye girdim ve emzirdim. Oh dedim, “Ne kadar da kolaymış, ya emzirecek yer bulamazsam” paniğine lüzum yok yani. Kendime vakit ayırdım en birincisi. Kahve içemiyorsam, kitap okurken rezene çayımı içtim. Sahilde yürüyüşler yaptım bebeğimle, temiz havayı kokladım. Ağladım yine zaman zaman, sinir krizleri geçirdim ama tek başıma değil bu sefer, eşimin dizinde… Yani diyeceğim o ki lohusa kafasıyla aynaya baktığınızda kendinizi görün, gerçek kendinizi... O sadece “Hadi yapabilirsin” telkini bekliyor. Orada yeni anne olmuş, silkelenmeye ihtiyacı olan bu kadına güç verin. Size en çok yine siz yardım edebilirsiniz…


Yazının devamı...

Mutlu Anne Mutlu Bebek

Anne olmak, mutlu olmak ve mutluluğu bulaştırmak demek değil midir sizce de? İçinde büyüttüğü minik kalbi dünyaya getirdikten sonra, kalbi bembeyaz pamuklara sarılan anne, artık bebeğiyle tertemiz ve saf bir dünyaya merhaba der. Düşünsenize, küçücük bir can sizinle atıyor ve artık ona siz şekil vereceksiniz. Sizin ellerinizden, sizin ruhunuzdan, sizin kalbinizden beslenecek ve siz ne verirseniz onunla yeşerecek, muazzam değil mi?

Biz anneler çocuk olduktan sonraki ilk dönemde kendimizi fena salarız. Emzirme, gece uykusuzluğu, kusmuk kokan tişörtler derken duş alacak ya da bir kahve içecek kadar bile vakit ayıramayız kendimize. Aksi, bebeğe haksızlık gelir. Çoğu anne kırkına kadar burnunu dışarıya çıkarmaz bile. Aynalara küseriz, çünkü aynadaki o manzara depresyon sebebidir :)

Zamanla bu süreç anneyi yıpratır ve yavaş yavaş sinir sistemini alt üst eder. Annenin girdiği bu ruh hali bebeğe de zamanla yansır ve o dünyadan bihaber minik kalp huzursuz olmaya başlar. Ağlama krizleri, peşinden uykusuz gecelerle başlar kısır döngü. Hâlbuki doğumdan sonra bebek neden kırkı dolmadan dışarı çıkamasın veya anne neden bir kahve içecek ya da kuaföre gidecek vakti bulamasın? İstedikten sonra hepsi sadece bir yaparıma bakıyor inanın. Siz hayatınıza onunla nasıl şekil verirseniz öyle de devam ediyor. Artık hep sizinle olacak ve onunda varolduğu bu hayatı en kolay, en iyi ve en mutlu şekilde sürdürmek ve formüller yaratmak sizin elinizde.

Ne ile mutlu olacaksanız, ne ile motive olacaksanız yapmaktan geri durmayın. Bebekli kadın olmak engel olmasın size. Ancak bütün bunlarla baş edebilen kadın, güçlü ve mutlu bir anne olur ve mutlu anne olmak demek mutlu bebek yetiştirmek demektir. Huzur ve sevgiyle doyan bebekler daha güvenle bakar gözlerinizin içine. Onu ne ile doyurursanız ona tok olacak bu minik kalp. O zaman daha huzurla, sevgi dolu büyüyecek ve annesinden aldığı mutluluk tebessümleri saracak dört bir yanını. Bebeklikten çocukluğa geçtiğinde, okula gittiğinde, arkadaş edindiğinde, yani topluma karıştıkça ayağı yere sağlam basan, güleryüzlü, uyumlu bir karaktere sahip olacak, çünkü temelinde annesinden beslendiği mutlu bir bebeklik yatıyor. Düşünsenize bu çocuk büyüdükçe içindeki sevgi ve mutluluk da büyüyecek, zamanla çoğalacak ve başka formlarla hayata tutunacak; aşk, sevgi, huzur, şefkat, dostluk, arkadaşlık, paylaşmak ve niceleri. Hepsinin temelinde mutluluk yatmıyor mu sizce de?

Mutluluk bulaşıcıdır, bulaştırın ...

Yazının devamı...

Çalışan Anneleri Üzmeyin

Bugün çalışan bir anneye dönüp sorsanız ben de dahil olmak üzere duygu durumumuzu özetleyen tek kaçınılmaz kelime suçluluk olur..Malesef çevre faktörleri ve yine malesef ki mahalle baskısı da bu duyguyu perçinledikçe içimizde büyüyen bu suçluluk duygusu katlanır da katlanır.

Kızımı bırakıp işe başladığım ilk gün belkide hayatımın en zor günüydü. Kokusunun sindiği badiyi çekmecemden çıkarıp kokluyordum, gözlerim doluveriyordu hemen. Sirkelenip ''bunu yapan tek anne ben değilim ben kötü bir şey yapmıyorum herşey onun geleceği için'' diyerek kendime bu cümleleri tekrar edip duruyordum.. Elbette bazı tercihler bizim seçimlerimizle şekillenir. Çalışma hayatını anne olduktan sonra bırakıp bırakamayacak olmak ta bir seçimdi benim için.. Ben kızıma daha iyi bir gelecek sunmak adına çalışmalıydım. Zaten zor olanı seçmiş bununla baş etmeye çalışıyordum.

Ama geç kalmayan mahalle baskısı zor olan günlerimi daha da zor hale getirmekte geç kamadı. "'Bir anne kücücük bebeğini bırakıp nasıl işe dönebiliyor?"

Bekar bir arkadaşımın bu cümlesi hala ona karşı negatif elektriğimi pozitife çeviremiyor mesela.

Sizin kolayca cümlesini kurup yargıladığınız şeyi aslında , bu kadın zaten içinde dev gibi yaşıyor ve bununla baş etmeye çalışıyor, zorlaştırmak niye?

Bence çalışan anne olmak ciddi güç ve denge gerektiren bir şey.Güçlü kadınlar bununla gerçekten baş edebilir.Akıl, kalp,vicdan, mantık ve duyguları birbirinden ayırarak sevgi dolu bir çocuk yetiştirmek çalışma hayatıyla baş eden anne için daha zor ve bununla baş edebiliyorsa güçlüdür bu kadın.Güçlüyüm, güçlüsün sen.Güçlüyüz çalışan anneler!

Çocuk doğumundan itibaren anne ile büyüse daha güvenli bir bağlanma duygusu oluşacağı aşikar ama şartlar bazen el vermiyorsa yapacak birşey yoktur.Ve benim için okul çağı yani ilk alacağı eğitimi anne ile birlikte almak daha önemli çünkü ilk temel eğitimi öğretmen ve anne birlikte oluşturuyor çocukta...Çalışırken de çocuk anne ile sevgi dolu güvenle bağlanabilir biz kızımla bunu başarabiliyoruz mesela..

Şu an çalışıyorsam yine onun için.Dışardan ahkam kesip yaşamadığı bir şeyi insana yorumlamak yada ayıplamak kolay geliyor.Ama keşke insanoğlunda konuşmadan önce empati kurmak bu kadar zor olmasa.. Bilse ki hemcinsi olarak zaten yavrusunu bırakıp çalışan anne olmak yeterince zor..Kaldı ki çalışırken de anneyiz çalışırken de ev döndürüp yemek yapıyoruz ütü ya da bulaşık, çamaşır.Çalışırken de eşiz.Sorumluluklarımız var..Bunlar elbette çalışan bir kadın için çalışmayan kadına göre daha zor ve bir de anneysen..

Ben kızım için iş dışında bütün vakitlerimi onunla kaliteli değerlendirmeye çalışıyorum ve bundan da mutluyum evet bazen bazı şeylere yetişemiyorum ama onunla olan vaktim benim için herşeyden daha önemli.. Sabah erken kalkmak zorunda olmama rağmen ev işlerimi o uyuduktan sonra hallediyorum çoğu zaman.Ben şuan çalışıyor ve onunla olmam gereken vakitten vazgeçiyorsam bu en çok bana zordur..Manevi olarak içimizde yarattığı duygu karmaşasını yaşamayan bilemez, bu yüzden lütfen anlamsızca eleştirmeden önce empati yapmayı deneyin hiç bir anne çocuğunda keyfi ayrılmak istemez neticede..Çalışan bütün anneler diğer hemcinslerine göre bir tık daha güçlü benim için.Çünkü onları anlıyorum.Bu duyguyu göğüslemek güç ister...Şimdi bütün hemcinslerimi ayırmadan selamlıyorum ve kucaklıyorum ...

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.