MODA
GÜZELLİK
AİLE
SAĞLIK

EÇZ Yaklaşırken

3 martta gerçekleşecek Ebeveyn Çocuk Zirvesi bugünkü konum…

Ancak daha önce size benzer organizasyonlardaki izlenimlerim ve duygumdan bahsetmek istiyorum. Benzer organizasyonlar aslında hedef kitle ile ürün ya da hizmet sağlayıcılarının birbiri ile kolay temasta olmasının hedeflendiği ortamlardır. Fuar ya da benzeri mecraların amaçladığı ile hedef kitlenin amaçladıklarının örtüşmesi halinde de son derece keyifli ve başarılı çıktılar elde edilebilir.

Ben bir gözlemimi paylaşmak istiyorum belki de bu bir tespit; bu tür organizasyonların elbette bir kazanç çıktısı olacaktır ancak mutlaka fayda çıktısı da gözetilerek çok önemli çabalar harcanıyor konuşmacılar, atölyeler, etkinlikler vb organize ediliyor. Bu kadar büyük çabaya rağmen katılımcıların firmaların dağıttığı defter ya da promosyon ürünlerinin peşine düşüp sahnede konuşulan çok değerli bilgileri ve deneyimleri kaçırıyor olmaları çok üzücü. Evet belki artık bilgiye erişim çok kolay ancak alanında söz sahibi kişilerin o sırada ve o ortamda paylaştıkları bilgiye erişim için kaç kitap okumak kaç video izlemek durumundalar acaba? Konuşmacılar ya da panelistler ya da atölye liderleri kendilerini dinleyecek izleyecek birilerini beklerken katılımcıların poşet toplamalarını çok yadırgıyor ve üzülüyorum.

Bu bağlamda Ebeveyn Çocuk Zirvesi daha farklı kitle ile buluşacak diye umuyorum. Eminim ki daha alıcı ve bilinçli bir kitle için çaba harcanıyordur.

Okul tercih panelinde ise sevgili Elgiz ile Nuran Çakmakçı moderatörlüğünde konuşacağız. Valla bu konuda iddialıyım ki “fark yaratan anne baba “kitabımda da anlattığım gibi” ben başarılı bir anneyim” diyerek sazı alıp anlatacağım.

İddialı, sevimsiz, itici ama gerçek… Çünkülerini ise sorular karşında paylaşmak istiyorum bakalım Sayın Nuran Çakmakçı neleri merak edecek?

Ancak kısa bir ip ucu vermek gerekirse “iyi okul” ve “başarı” kavramlarına hangi anlamları yüklediğimize bakmak ve bu açılardan biraz çalışmak gerekli. Yoksa, o okulda şu varmış, bu okulda şu varmış ile seçilen okullardan çocuklarımıza fayda gelmeyecektir. Gelmiyor da pek çok örneğini deneyimlemiş biri olarak çok rahatım.

Elbette temel noktalar dikkate alınmalıdır örneğin okulun vizyonu gibi kadrosunun kalıcılığı gibi, okulun sahibinin ana iş alanının eğitim olup olmadığı gibi, okulun çocuğu hayata hazırlayıp hazırlamadığı gibi…

Her okul pek çok ama genelde benzer iddialarla ortaya çıkmaktadır. Burada anne babalara düşen bu iddiaların ambalajları arkasındaki gerçeği tartmak ve çocukları ile okul arasında nasıl bir eşleşme olduğunu iyi analiz etmektir.

Hani zirvede anlatacaktım…

3 Mart güzel bir tarih ajandalara alınması önemle tavsiye olunur

Yazının devamı...

Malala ve Babası

diyen Malala anne babalar için ne büyük mesaj veriyor.

Malala kız çocuklarının okuma hakkını savunan ve Talaban tarafından 15 yaşında başından vurulan ancak bu suikastten kurtulan, Nobel barış ödülüne sahip en genç kişi olarak tarihe geçen bugün 20 yaşında olan bir genç kız.

Hikâye acıklı, korkutucu ve üzücü ancak yaşadığı coğrafyada yaşanılanlardan farklı değil.

İçinde büyüdüğü ailede babası entelektüel ve ülke sorunlarına karşı duyarlı ve aktivist. Kız çocuklarının okula gitmesi gerektiğini savunan bir muhaliftti. Babasının arkadaşları ile yaptığı toplantılarda konuşulanları dinleyerek büyüyen Malala daha 11 yaşındayken ülkesinde kadınlara ve kız çocuklarına yapılanlara karşı çıkmaya itiraz etmeye, sesini yüklsetmeye başlamış.

Birleşmiş Milletler’de yaptığı konuşmasında ‘’ diyen Malala bugün Pakistan’da ulusal bir figür ve tüm dünya halkları için ilham verici bir lider.

Haziran 2013’te Birleşmiş Milletler’de bir konuşma yapan Malala, Buckingham Sarayı’nda Kraliçe Elizabet ile tanıştı. Aynı yıl Eylül ayında Harvard Üniversitesi’nde bir konuşma yaptı, sonrasında da Barack Obama ile görüştü. Ekim 2014’te Londra’daki Girls Summit’e katıldı. Dünya Çocuk Ödülü’nü kazanan Malala Gazze’de 65 okulun inşa edilmesi için 50.000 dolar bağışladı.

‘Babam sadece bana MALALA ismini verdi, bu hayatı ben seçtim.’ derken o sorunlu coğrafyada bile seçimlerin yapılabileceğine işaret edip yol gösteren bir mesaj veriyor.

Günümüzde ailelerin çocukları için her türlü şeyleri planlayarak önlerine koyarak hayata hazırladığı ülkemizde bu hikaye belki de çok ütopik.

İnsan çocuğunu korumaz mı, göz göre göre tehlikeye atar mı deriz belki de.

Biz aileler olarak koruyucu ve kollayıcı olmayı bir ebeveynlik rolü olarak görüyoruz ancak bu son derece yanlış bir zannediş.

Çocuklarımızın güvenliklerinden sorumluyuz ancak onların koruyucuları olmamalıyız.

Onların nasıl kendilerini koruyacaklarını öğretmeli ve gerekli bilinci kazandırmalıyız ama fiilen onları koruma güdüsü onlar için çok büyük tehlike.

Özellikle büyük şehirlerde yaşayan ve özellikle çalışan kesim çocuğuna olan ilgiyi koruma güdüsü üzerinden yaşıyor ve bu da maalesef “yetersiz” çocuklar yetiştirerek çocuklarımıza zarar vermemiz anlamına geliyor.

Bir ebeveyn olarak ebeveynlik idealimizi ortaya koyarak, o ideali gerçekleştirecek değerler üzerinden çocuk yetiştirme yolunu izlemeliyiz.

Örneğin bir ebeyenlik ideali şu olabilir; ”kendi ayakları üzerinde durabilen bir çocuk yetiştirmek”

Bir çocuğun kendi ayakları üzerinde durabilmesi ve hayatla kendi başına baş edebilmesi için gereken değerler ise güven, özgüven, dürüstlük, çalışkanlık, sevgi, saygı vb sayılabilir. Bu ideale sahip ebeveyn ise bu değerleri çocuğunda inşa edecek şeyleri yaşatır ve çocuğuna kazandırır. O çocuk yetişkin olduğunda “kendi ayakları üzerinde durabilir” böylece ebeveynde idealini gerçekleştirmiş olabilir.

Malala’nın babası belgeselde diyor ki ”ben çocuktum, beni neden korumadın baba derse” diye korktum… O zaman Malala Malala olamayacaktı ve şimdi en az 2 çocuk sahibi bir kadın olarak yaşamını sürdürecekti, kendisi dışındaki birilerine fayda sağlamak yerine…

Ebeveyn olarak siz nasıl bir yol seçiyorsunuz?

Ebeveynlik idealiniz ne?

https://www.instagram.com/farkyaratanannebaba/

Yazının devamı...

İstismar, Taciz...Bataklığı Baştan Kurutmak

Geçtiğimiz hafta ve çoktandır yaşadığımız ve son dönemlerde çok daha zorlaşan tatsız ancak önemli konuyu anlamak istiyorum. İnsan küçük bir çocuğa, komşu çocuğuna, insan bir canlıya, İnsan kendi çocuğuna nasıl kıyar. Üstelik bu dayak, can acıtma da değil, ruhuna, canına, varlığına vahşet derecesinde kıymak. Bu durumlara nasıl gelindiğini anlarsak, nasıl çözülebileceğinin yolunu da buluruz diye düşünüyorum.

Öncelikle toplum düzenini oluşturma ve koruma fonksiyonu olan din üzerinden anlamaya çalışmak ve bir çıkış yolu bulmak istiyorum, çünkü dinin en önemli fonksiyonu insanlara bir zihniyet kazandırmak, sosyal kontrol ve meşrulaştırma sağlamak ve toplumsal düzen sağlamak ve yapılandırmaktır. Ülkemizde gittikçe artan çocuk, kadın ve diğer canlıların istismarı bana dini anlayamadığımızı ve bu noktada yapılması gerekenler olduğunu düşündürüyor.

Dini tanımlamak çok zordur ve pek çok farklı tanımı vardır. Ancak dinle ilgili en güzel tanımlardan biri; DİN NASİHATTIR. Nasihat ise samimiyet, samimiyeti dinin tüm paydaşları yaşar ve içselleştirirse bu topluma çok olumlu şekilde yansır ve toplumun, bütün insanların hayrına dönüşür.

İslam dini özelinde ise imani ve ahlaki tarafları dikkate alındığında, imani tarafı bireyi, ahlaki tarafı ise toplumu ilgilendir. İmani boyutta yapılması gereken ibadetler ahlaklı insan olmak için birer araçtır.

Ahlaklı olan insan ise ahlaklı davranarak diğer insanlar için de ahlaklı bir zemin ve ortam yaratıp, toplumsal düzene katkı sağlamış olur.

O halde din ahlak boyutuna odaklandığında herkes için yaşanabilir bir toplumsal düzel yaratmış olacak. Demek oluyor ki ibadeti din ve dindarlık olarak görmek toplumsal olarak bir katma değer yaratmıyor. İbadet kişi ile Allah arasındaki özel meseleyken neden biz işin bu tarafı ile çok uğraşıp asıl toplumu ilgilendiren kısmını gözden kaçırıyoruz.

Bu bağlamda nüfusunun %95’i Müslüman olan bir ülkede yaşananların daha farklı okunması ve dinin ahlakla ilişkisinin yanlış kurulduğuna dair çıkarımlar yaparak, sadece namaz, oruç, hac gibi ibadetlere odaklanmak yerine bu ibadetlerle elde edilecek kazanımlara odaklanmanın bir yolu bulunmalı.

Eğer bir baba kendi öz kızına el uzatabiliyorsa, bu babanın alnı secdeden kalkmasa bile ne fayda.

Sorun dinimizde değil, dinin yorumlanması, doğru anlatılamaması ya da doğru anlaşılmamasıdır.

Bu bağlamda ailelerin bu konuyu kendi gündemlerinin önceliğine alarak ahlaklı ve vicdanlı çocuk yetiştirmek üzere bir çalışma alanı yaratmaları önemlidir.

Ben epeydir bu konuyu dillendirmeye ve konuşup yazmaya çalışan biri olarak bir anne babanın birincil görevi çocuğunun içine “tanrıyı” koymaktır ama bunu onun içsel denetleyicisi ve yargıcı yaparak, korkutarak değil. Çocuğumuzun içindeki vicdan ile kendi içsel pusulası ona doğruyu söyleyecek ve kimsenin olmadığı hallerde bile doğru davranacaktır. Yoksa biz küçücük yaşlardan itibaren dua, sure ezberletelim ancak çocuk büyük küçük bilmez, canlı cansız ayırmaz, iyi kötü farkında olmazsa bu duaların topluma yansıması nasıl olur? Dualar nedir; Allah’ın kelamı olarak dünyayı anlama ve insani olarak tekamül etmek için Kuran-ı Kerim’e ait bölümler değil mi? Ve bunları aslında bu mesajları almak için tekrarlamak, anlamak ve içselleştirmek için söylemiyor muyuz? En azından böyle olsaydı bugün çok daha az meselemiz olabilirdi.

Dinin ibadet tarafındaki unsurlara odaklanıp hatta geleneklerle de kesinleştirip bunların güncellenmesini olanaksızlaştırarak ve de dinimizin doğduğu kültürel coğrafyayı ve insanların yaşayış biçimlerini de kutsallaştırarak oluşturulan din tablosu bugünün toplumsal sonuçlarını dönüşüyor. Sorun elbette dinin özünde değil, onu gerçekten anlamayan ve geleneklerini kendi anladığı biçimde belki de işine geldiği biçimde yaşatılmasına katkısı olan, bunları anladığı gibi uygulayan belki de kötü niyetli bazı çevrelerin ürünü.

“Yaratılanı severim yaratandan ötürü” sözünü bir çocuğun içinde filizlendirdiğimizde o çocuğun bir canlıya zarar vermesi kolay olur mu? Bir canlıya zarar veremeyen bu çocuk büyüdüğünde, genç ya da baba/ anne olduğundan kendi evladına ya da yaratılmış başka evlatlara zarar verebilir mi?

Böyle nesiller yetiştirebilmeyi başardığımızda idam mı, hadım mı, müebbet mi? Diye bölünmeyip, bataklığı baştan kurutmuş olacağız.

Yazının devamı...

Anne Babaların Başarı Beklentisi, Ama...

Başarı çok konuşulan kavramlardan biri…Tıpkı mutluluk gibi, aradığımız ve peşinden koştuğumuz bir kavram.

Ancak öncelikle tanımlamak gerekir diye düşünüyorum.

Başarı bizim için ne demek, başarı dendiğinde ne anlıyoruz? Para, statü, prestij, ün, güç, huzur neyi başarı olarak tanımlıyoruz?

Başarılı olup olmadığımız ya da hissedip hissetmediğimiz buna bağlı olarak değişir. Ancak ben daha çok çocuklarımız üzerinden bunu ele almak istiyorum.

Çocuk ve başarı kavramları yan yana geldiğinde akla ilke gelen şey okul ve sınav yani akademik başarı.

Bir anne olarak çocuğumdan hep elinden gelenin en iyisini yapmasını bekledim ve başarı kriteri olarak bunu koydum. İçine sor “elimden geleni yaptım ve pişmanlık duyduğum bir şey yok diyorsan tamamdır” diye söyledim. Bunu rehber öğretmenlik yaptığım dönemlerde 12 yıl önce falan da söylerdim. Çünkü gerçek inancım bu, ki son dönemlerde kişisel gelişim çevrelerinde de böyle tanımlanıyor.

Şu anda okul çağında çocuğu olan bir anneleri ele alalım, okul, ders, sınav arasında bunalmış durumdalar. Bu gerçek bir durum ancak ne kadar doğru? Annelerin çocuklarına önem vermesi doğru ancak ders, puan, sınav kısmında hem kendilerini hem de çocuklarını hırpalamaları doğru değil.

Hırpalamadan bu enerjiyi ve zamanı daha doğru, gerçekçi ve anlamlı şekilde kullanmalarını önermek istiyorum.

Şu andan ilkokula başlayan çocukların %65 i henüz icat edilmemiş meslekleri yapacak diyor futuirstler. O halde çocukları bir mesleğe hazırlama şansımız oldukça az.

Çocukları geleceğe hazırlayabiliriz ama… Hangi gelecek?

21. yy becerilerinden bahsediliyor sıkça, anne babalar buna kafa yormalı ve bu beceriler için neler yapıp yapmadıklarını sorgulamalıdırlar.

Ben küçük bir giriş yapayım;

Daha detayları ile bulabileceğiniz bu beceriler konusunda neler yapıyorsunuz?

Örneğin çocuğunuzun dil ve okuma becerisi için okuma alışkanlığı kazanması yönünde neler yapıyorsunuz? Örnek oluyor musunuz mesela?

Matematik okur yazarlığı için hangi çabalarınız var, zorlama ve korkutma dışında?

Fen okur yazarlığı, teknoloji okur yazarlığı için hangi bilinçli çaba içindesiniz? Yoksa sağdan soldan duyduklarınızla mı hareket ediyorsunuz?

İletişim ve işbirliği konusunda ne kadar çabanız var? Çocuğunuz okulda bir sorunla karşılaştığında gidip öğretmenle mi görüşüyorsunuz. Yerini değiştiriyor ya da başka çözümler mi buluyorsunuz, üzülmesin diye. Yoksa kendi sorununu halletmesi için fırsat vererek onu güçlendiriyor musunuz?

Yaratıcılık ve yenilikçilik için nasıl fikirleriniz var? Yenilik son çıkan oyuncaklar ve kıyafetler mi sizin için yoksa çocuğunuzun değişik düşünme becerileri sonucunda doğan fikirler mi? Yaratıcı olabilmesi için sıkılmasına fırsat veriyor musunuz mesela? Yoksa uyanık oldukları tüm zamanlar tıka basa dolu mu? Okul, kurslar, tablet, tv vb ile dolu olan çocuk sıkılmaya başka bir şeyler düşünmeye zaman bulamıyorsa nasıl yaratıcı olabilir ki?

Ya kendini yönetme becerisini geliştirmek için neler yapıyorsunuz? Çantasını hazırlayarak bu beceriyi baltaladığınızı ne kadar farkındasınız acaba?

Kişisel liderlik becerisi kazandırmak için ne tür zorlanmalar yaşamasına izin veriyorsunuz?

Eğer geçtiği yollardaki dikenleri ve çakıl taşlarını siz temizliyorsanız bilin ki çocuğunuzu geleceğe hazırlayamıyorsunuz, istediği kadar yüksek puanlar alsın, istediği kadar afilli okullara gitsin.

Biraz sert biliyorum ama gerçek.

Sizin geçmekte olduğunuz noktayı sadece kendi çocuğumla da değil binlerce çocukla geçmiş biri olarak bakışlarınızı daha uzağa koymalı ve sadece günü kurtaran zihniyetten uzak durmalısınız derim, naçizane.

Sevgilerimle

https://www.instagram.com/neslihanerdogdu/

https://www.instagram.com/farkyaratanannebaba/

Yazının devamı...

Anne Babalara Uzaktan Baktım, Bir Fuar Standından

Geçtiğimiz günlerde Pembe Nar standında İBS Anne Bebek fuarındaydım. Fuar anne ve anne adaylarının gündemleri ile ilgili olarak tasarlanmış bir çok etkinliklerin, konuşmacıların ve sohbetlerin olduğu ufuk açıcı bir program ve içerikteydi. Uzun zamandır sosyal medyadan takip ediyordum. Ayrıca İBS Yazar Buluşmaları bölümüne de Fark Yaratan Anne Baba kitabım nedeniyle de bulundum.

Hem Pembe nar hem de buluşma standında edindiğim izlenimleri ve genel olarak gözlemlerimi, duygularımı paylaşmak istiyorum.

Gördüğüm şey öncelikle şuydu; hangi stantta ne dağılıyor, ne alabiliriz zihniyeti ile dolanan bir kesim vardı ya da onlar benim gözüme daha çok çarptı. Yarışmalar, yarışmalardan kazanılacak puanlar ödüller etrafında toplanmış meraklı bir kesim, konuşma alanındaki çok önemli konuları kaçırıyorlardı.

Kaçırmak da demeyelim ya bilmiyorlardı ya da orada anlatılandan çok kazanılacakları önemliydi belki.

Bebek arabaları tıka basa dolmuş ellerde balonlar, şekerler ve daha ne alabiliriz duygusu ile etrafta dolaşma hali.

Oysa pek çok firma öyle değerli konular belirlemişler ve konuklar, konuşmacılar getirmişlerdi ki…

Elbette bunlardan yararlananlar da olmuştur. Ancak stantlardaki kişilerle de biraz sohbet edince aynı gözleme sahip olduklarını gördüm” bu sene değişik bir kitle var…” Bebeklik döneminin 2 ya da 3 yaşa kadar olduğunu düşünsek demek 1 ya da 2 yıl önceden farklı bir anne baba profili oluşuyor.

Aslında bu, benim genel gözlemimi de destekliyor.

Annelik bir furyaya ve sektöre de dönüştü aslında… Annelik deneyimlerinin paylaşılması üzerinden yürüyen bir sektör var. Dolayısıyla da anne ve anne adayları önemli bir potansiyel.

Heyecanlı, endişeli, meraklı ve özverili bir kitle. Bu kitle dış etkenler tarafından kolay manipüle edilebilecek durumda. Bu noktada anne ve babaların ve adaylarının biraz kendi ihtiyaç ve öncelikleri konusunda bilinçli olmaları önemli.

Örneğin fuara giden bir ailenin bugün neler dinleyebilirim ya da hangi stantta benim merakım, sorunum ya da sorularıma karşılık gelecek şeyler var demesi ile orada geçirilen zaman önceliklindip, sonrasında da denk gelen ilgi çeken şeylere yönelinebilirdi belki… Eminim böyle yapanlar da vardır.

Alış veriş ve bir şeyler edinme duygusunu da bizim çocuklarımıza geçirdiğimizi düşünü, fark edip kendimize bakalım derim. Aslında her şey için önce anne baba olarak kendimize bakalım.

Çocuğumuz uyumuyorsa da yemek yemiyorsa da, tutturup kendini yerden yere atıyorsa da. Dikkati çabuk dağılıyorsa da. Çok mu acaip yazıyorum… Hayır ergenlik dönemine kadar çocuğun yaptığı yapmadığı pek çok şeyde sorumluluk anne babaya ait öncelikle. Ergenlikle sosyal etki ortaya çıkıyor çünkü…

Ancak 10 yaşındaki çocuğuna söz geçiremeyip “ne yapayım arkadaşında var” diye istediğini yapan aileye göre de etkilenmeden söz edilebilir. Bu etkilenmeyi kontrol edebilecek kişinin kendisi olduğunu farkında olmayan anne babaya göre ama.

Özetle söylemek istediğim şu ki; anne babaların önce kendilerine sonra çocuklarına bakmaları önerimdir. Fuardan çıkıp beni buraya taşıyan şey ise çocukları suçlamak… Suçlamak yerine sorumluluk alın diyorum ben.

Bir söz geldi aklıma.” Baba oğluna der ki; ayağını nereye koyduğuna dikkat et” çocuk babasına şöyle cevap verdi; “sen dikkat et çünkü ben seni izliyorum.”

https://www.instagram.com/neslihanerdogdu/

https://www.instagram.com/farkyaratanannebaba/

Yazının devamı...

Yapay Zeka Annelerin İcadı !!!!

“Üzülme kızacak bir şey yok… Aç olman lazım, hadi yemek ye… Sevindirici bir olay sen de çok sevindin değil mi? Çok güzelsin, bak ben çok beğendim.”

Tüm bunlar senin duygunun hiçbir önemi yok ben senin yerine bilirim, düşünürüm ve karar veririm demek.

Bu ve benzeri ifadeleri pek çok kez duymuş ya da söylemişizdir. Ancak alt mesajının ne olduğunu bilmediğimizden ve de fark etmediğimizden eminim.

Ebeveynler olarak denge kurmakta zorlanıyoruz ve çocuklarımızın her sorununu çözmemiz gerekiyor ve o hiç üzülmeden, ağlamadan büyümeli gibi düşünüyoruz. Hem duygularını yok saymak hem de onların yerine sorun çözmek başka konular olmakla beraber bu tür yaklaşımların yaratımı ortak.

“Bağımlı ve beceriksiz çocuklar”. Bu çocuklar ki; kendi başlarına giyinemeyen, yemek yiyemeyen, ödev yapamayan, çanta taşıyamayan, oda toplayamayan, kendisini savunamayan, açıklayamayan, ifade edemeyen, sorununu çözemeyen, hep anneleri babalarına ihtiyaç duyan çocuklar.

Peki bu çocuklar hep bu yaşta mı kalacak? 3, 5, 9, 11 yaşlarında kalmayacaklar ve ne olacağını tam olarak bilemediğimiz bir geleceğe doğru giden bu çocuklar için nasıl bir gelecek hazırlıyorsunuz?

Duygularına güvenemeyen, düşüncelerini ayrıştıramayan ve karar alamayan çocuklar geleceğin neresinde kendilerine yer bulacaklar diye sormak istiyorum. İş gücünün % 70 gelecekte ne olacağını bilmediğimiz işlerde çalışacaklar.

Aslında yapay zekayı ilk Türkler keşfetti desek yalan olmaz. Türk anneleri çocuklarının “yapay zekası” neredeyse. Bazen abartıyor muyum ve haksızlık ediyor muyum diye düşünüyorum ama değil. Elbette bu benzetmelerin ya da bazı yüzleştirme cümlelerinin hedefi tüm anne babalar değil. Çok doğru ve sağlıklı yaklaşımla çocuklarını büyüten ebeveynler de var, sözüm meclisten dışarı??

Yapay zekayı, otomasyonu ve gelecekte makinalarla çalışacağımızı dikkate almadan sadece “anneyim ne yapayım, korkuyorum, üzülüyorum” diye bencil bir yaklaşımla çocuklarını yetersiz ve beceriksiz yetiştiren anne ve babalara kızıyorum.

Bazı anne babalar çocuklarına özgüven ve beceri kazandıracak şekilde davranarak ve onları zorlayarak hayata hazırlarken bazıları ise fanuslarda yetiştiriyorlar. Fanusta yaşayan bir çocuğun zorluklarla, sıkıntılarla başa çıkabilmesi ne kadar mümkün?

Elbette değil, kurumsal hayatta bu örnekleri o kadar çok görüyor ve yaşıyoruz ki. Kişisel becerileri gelişmemiş yetişkinlerin kendilerini anlaması ve iş hayatında tutunması oldukça zor ve zahmetli.

Tekrar etmek istiyorum, çocuklarınız hep küçük kalmayacak ve siz onların “yapay zeka ”ları değilsiniz, onlar yerine düşünmekten ve hissetmekten ve yapmaktan alıkoyun kendinizi.

Bu en büyük anne babalık başarısı olacak unutmayın. Şimdi farkında değilsiniz evet küçükler ve siz onların size olan bağımlılığından ve muhtaçlığından besleniyorsunuz biliyorum…

İşte bu nedenle bencil olmayı bırakın ve kendiniz için değil, çocuğunuz için doğru olanı yapın. Onları 2030 a, geleceğe becerileri ile yetkinlikleri ile doğru hazırlayın.

Evet belki sert şeyler yazdım, kızın bana ama durup düşünün ve sorun acaba ? deyin lütfen.

Elon Musk’in hayatının anlatıldığı kitaptan bir alıntı ile bitireyim;” en zor şeyin doğru soruları sormak olduğunun kararına vardı ve doğru soruları sormaya başladığı gün geri kalanı çok basit bir şekilde takip etti.”

https://www.instagram.com/neslihanerdogdu/?hl=tr

https://www.facebook.com/erdogduneslihan/

Yazının devamı...

Ebeveynlik Odağınız Nerede?

Bugünkü bakış açılarımızın çoğu anne ya da babalarımızdan duyduklarımızla oluşmuştur. Anne babalarımız eğer aksiliklerle karşılaşmamak için dileklerde bulunuyorsa muhtemelen biz de benzer şeyleri ifade ediyoruzdur.

“Kazasız belasız gidin”, “aman dikkat et hastalanma”,” dikkat et üşütürsün”, “çok gülme ağlarsın” gibi cümleler odağımızın negatifte yani olumsuz tarafta olduğunun bir göstergesidir.

Böyle bir anne baba acaba çocuğu ile ilgili olarak nelere odaklanır? Büyük oranda “yapamaklarına” ve "olumsuzluklara" odaklanır. Bu ise anne babayı müdahale eden ve kontrolcü yapar.

Kontrolcü ve müdahaleci ebeveynlere “helikopter ebeveyn” denilmekte. Bu ebeveynler her an çocuklarını düşünür, yalnız bırakmazlar neredeyse yapışık yaşarlar ve zihin her türlü aksiliğe karşı önlem almak üzere çalışır. Bu anne babalar çocuklarının yaşam becerilerini ellerinden almakta ve maalesef yetersiz çocuk yetiştirmektedirler.

En üzücü olan ise bunu “iyi anne” lik ( daha çok anneler böyle) zihniyetiyle yapmaktadırlar. Elbette “iyi anne olmak” ile ilgili toplumsal bir aktarım var ancak bunun kişisel yorumları ile çocukların hayatı zindan olmakta ve bu çocuklar yaşama 1-0 yenik belki de 2-3 /0 yenik başlamaktadırlar.

Bu yüzden sevgili anneler lütfen odağınızı “ başına kötü bir şey gelmesin ”e değil de, “çocuğum için doğru olan ne ?”,“ çocuğumun bunu yapabilmesi için ben ne yapmalıyım?”, “çocuğum bu sorunu nasıl çözer ve ben onun bunu kendisinin çözmesi için nerede durmalıyım?”, “odasını toplarken, çantasını taşırken, ödevlerini yaparken çocuğumu nasıl bir yetişkinliğe hazırlıyorum?”

Çocuğumun midesi bulanırken “midemiz bulanıyor”, ”çok çalışmamız lazım bu hafta çok önemli” derken kendinizle çocuğu ayrıştırmadığınızı farkında olun ve bunun sizin odağınızın çocuk olduğunun kanıtı olarak bunu düşünün. Düşünün çünkü hiç normal bir şey değil. Siz ve çocuğunuz doğduğu andan itibaren ayrı bireylersiniz. Çocuğunuz büyümek için size muhtaç ancak o bambaşka özelliklere ve potansiyele sahip, sizden bambaşka biri. Bu ayrımı yapamıyorsanız bu önemli bir sorun ve lütfen yardım alın.

Odağını çocuk yapan ve kendini gerçekleştirme noktasını çocuk olak gören anneler maalesef çocuklarına büyük zarar vermekteler. Örnekleri öyle çok ki; kurumsal hayatta çalışırken fazlasıyla yaşanan ilişki ve iletişim sorunlarının altında yatan çocukluk döneminin sağlıksız olması.

Doğrusu ne?

Öncelikle neyin olmayacağı ya da ters gideceğini düşünmek yerine, ”ne olursa her şey yolunda gider?" sorusu ile zihniyetimizi olumlu olarak kodlayabiliriz. “Dikkat et düşme” yerine “kendine dikkat et” denilebilir. “ ödevini yapmazsan düşük not alırsın “yerine “ödevlerin konuyu öğrenmenin için çok önemli” diyebilirsiniz.

Önerim şu öncelikle gün içinde çocuğunuza verdiğiniz “ komutları” bir kağıda yazın bunu bir hafta süreliğine yazın, gördüğünüz ne ? Onlarca olumsuz cümle.Bu olumsuz cümleleri olumluya çevirin ve çok sık söylediklerinizi de olabildiğinde azaltın.

Daha çok soru sorun… “sence ödev verilmesinin amacı ne olabilir?”,önüne bakmadan yürüsen neler yaşayabilirsin?, “arkadaşlarınla ilişkilerinde sen neyi farklı yapabilirsin?,” yeterince başarılı olmadığın ders için senin çözümün ne? Sorular daha doğru iletişim kurmanıza yardımcı olacaktır.

Bu ise sizin odağınızı her şeyi kontrol etmekten, kontrollü akışa bırakmanıza, çocuğunuza alan açmanıza katkı sağlar. Unutmayın her şeyi kontrol edemez ve her zaman çocuklarınızın yanında olamaz, onları koruyup kollayamazsınız. Bugün başına gelen bir sorunu kendisi çözemezse yarın patronu ile yaşadığı sorunu da çözemeyecek ya da kız/erkek arkadaşıyla olanı da.

Aklıma gelen güzel bir söz “öldürmeyen güçlendirir”, elbette çocuklarımızın güvenliğin sağlamak bizim sorumluğumuz ve onları tehlikeler karşısında bilinçlendirmek. Ancak her an onların başına gelecek olumsuzlukları düşünerek onları hayat boyu koruyamazsınız, kendilerini korumayı ve yönetmeyi öğrenmeliler.Bu da onalrı güçlendirecek ve yaşam becerisi kazandıracaktır.

Bu yüzden siz biraz kendinize odaklanmalı ve çocuğum için doğru “iyi” yapayım derken ona nasıl zarar veriyor olabilirim e neyi farklılaştırabilirim? ” diye düşünün olur mu?

Bu ise "fark yaratan bir anne ya da baba" olmanız için güzel bir adım..

Sevgiyle kalın:)

https://www.instagram.com/neslihanerdogdu/?hl=tr

https://www.instagram.com/farkyaratanannebaba/?hl=tr

Yazının devamı...

Her Şey Geçer Anılar Sizinle Kalır

Her Şey Geçer Anılar Sizinle Kalır

Sahiden de notlar, puanlar,aşklar her şey ,her şey geçer geriye sadece anılar kalır.

#anibiriktir mek kolaymış gibi görünen ancak özel ilgi gerektiren bir durum. Emek,çaba,özen istiyor çünkü. Ve yanı zamanda kendi bakış açımızın dışında çocuklarımızın gözünden bakabilmeyi gerektiriyor.

Bunu neden söylüyorum Fark Yaratan Anne Baba kitabımı yazarken rastladığım ve kitap da kullandığım bir sosyal deneyden bahsetmek istiyorum kitaptan şöyle alınıtılıyorum;

Görüldüğü gibi çocukların anıları ile anne babalarınınki çok başka… Aslında çocuklar sizlerden çok anormal şeyler istemiyor onları isteyen sizsiniz ve kendi bakışınız ile çocuklarınızın sizin pencerenizden gördüklerinizle mutlu olacağına inanıyorsunuz..

Bizler yetişkin olarak kendi algılarımıza ve belki ihtiyaçlarımıza göre senaryolar ya da varsayımlarda bulunuyoruz. Ve bunun üzerinden de beklentiler oluşturuyoruz.

Anne babaların temel beklentileri okul başarısına, notlara puanlara dayalı oluyor çokça da…

Şu anda sizlere sorsam hanginiz biyoloji dersin hücre konusunda ki organelleri ve görevlerini bir bir sayabilir ya da zarf ve fiilimsileri örneklendirebilir. Y ada almış olduğunuz düşük puan için annenizden işittiğiniz azar ya da aldığınız yüksek puanın önemi bu gün ne kadar?

Yaşam başarısı okul başarısından büyük ve nihaiyi amaç bir olmalı aslında. Yaşam başarısı ise doyumlu bir çocukluk yaşamaktan anne baba sevgisine doygunluktan geçtiğine göre. Bu doygunluk ise belki biriktirilen anılarla somutlaşıyor. Anıbiriktirmek işte bu noktada büyük önem kazanıyor. Ancak görüyoruz ki anne babalar çocuklarıyla anı biriktirmek yerine ellerine tabletleri verip rahata eriyorlar, sonrada “notun kaç?”,”puanın kaç?”, “sınıfta senden yüksek alan var mı?”, “şu kaç aldı?” vb sorularla, ilgili anne baba pozu takınıyorlar.

İleriye doğru yaşarken anlamadığım geriye bakarken anladım şeylerden biri de “anı biriktirmenin” çok çok değerli olduğu. şimdi anne babalara sorsam kendi anne babaları ile akıllarında kalan anılara geri gitseler neler bulacaklar acaba? Ya çocuklarının kendileriyle olan anıları nelerden ibaret acaba?

Sevgiyle

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.