MODA
GÜZELLİK
AİLE
SAĞLIK

Kadın Olmak

Kız çocuğu olarak dünyaya geliyorsan, işin daha zor. Çünkü Kadın'sın bilmelisin kahkaha atmamayı, bilmelisin yerini, susmalısın, çocukken evlenebilirsin, kıyafetinle yargılanabilirsin, kırıp dizini oturmalısın... Ben de varım, burdayım demek için mücadele etmek zorundasın. Başarmak için, elde etmek için, ayakların üzerinde durmak için hep daha fazla çaba göstermelisin.

Oysa ki sen Kadın'sın ... İçinde uçsuz bucaksız, bitmek tükenmek bilmeyen enerjinin, bereketin farkındasın değil mi? Erkeğin bir adım gerisinde değil tam da yanında...doğuran, besleyen, büyüten, sevgisiyle sarmalayan, şifa veren... Yeri geldiğinde anaç yeri geldiğinde zorlukları birer birer aşan savaşçı. kendi ayakları üzerinde duracak gücü bulabilen...

#bencekadınolmak dokunduğunu güzelleştirebiliyor olmak... O güç sende var.. Dünya Kadınlar Günün kutlu olsun...

8 Mart 1857 tarihinde ABD'nin New York kentinde 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları istemiyle bir tekstil fabrikasında greve başladı. Ancak polisin işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda 129 kadın işçi can verdi. İşçilerin cenaze törenine 10.000'i aşkın kişi katıldı.

26 - 27 Ağustos 1910 tarihinde Danimarka'nın Kopenhag kentinde 2. Enternasyonale bağlı kadınlar toplantısında (Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı) Almanya Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden Clara Zetkin, 8 Mart 1857 tarihindeki tekstil fabrikası yangınında ölen kadın işçiler anısına 8 Mart'ın "Internationaler Frauentag" (International Women's Day - Dünya Kadınlar Günü) olarak anılması önerisini getirdi ve öneri oybirliğiyle kabul edildi.

İlk yıllarda belli bir tarih saptanmamıştı fakat her zaman ilkbaharda anılıyordu. Tarihin 8 Mart olarak saptanışı 1921'de Moskova'da gerçekleştirilen 3. Uluslararası Kadınlar Konferansı'nda (3. Enternasyonal Komünist Partiler Toplantısı) gerçekleşti. Adı da "Dünya Emekçi Kadınlar Günü" olarak belirlendi. Birinci ve İkinci Dünya Savaşı yılları arasında bazı ülkelerde anılması yasaklanan Dünya Kadınlar Günü, 1960'lı yılların sonunda Amerika Birleşik Devletleri'nde de anmaya başlanmasıyla daha güçlü bir şekilde gündeme geldi. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 16 Aralık 1977 tarihinde 8 Mart'ın "Dünya Kadınlar Günü" olarak anılmasını kabul etti. Birleşmiş Milletler'in sitesinde günün tarihine ilişkin bölümde, kutlamanın New York'ta ölen işçilerin anısına yapıldığı yazılmamıştır.

kaynak:wikipedia

Yazının devamı...

Kocamla/Karımla Çocuktan Önce - Çocuktan Sonra

Bebeğiniz olduktan sonra karı koca olarak hayatınızda çok şey değişiyor. Hobileriniz, uyku düzeniniz, yeme içme alışkanlıklarınız, hedefler, hayaller, beklentiler, cinsel yaşam, sosyal faaliyetler...

Eskisi gibi romantik dakikalar geçiremiyorsunuz, herşeyi bırakın birlikte başbaşa sakince yemek yiyemiyor, sohbet edemiyorsunuz, tek ortak noktanızın çocuk olduğu hissiyatına kapıldığınız zamanlarınız oluyor belkide...

Annelerin hamilelik süresince aldığı kilolarla birlikte dış görüntüsünde ki değişimler, hormonlardan kaynaklanan hassasiyetlerden dolayı belki de eşinden daha fazla ilgi bekler oluyor, belki de dış görüntüsüyle ilgili güven kaybı yaşıyor, doğumla birlikte bebeğin beslenmesi anne sütüyle karşılanıyorsa annede daha fazla bir sorumluluk duygusu, acaba sütüm yetiyor mu? Sorusuyla birlikte kusursuzluk, mükemmeliyetçilik anlayışı ön plana çıkıyor...

Peki annenin yaşadığı bu duygu dalgalanmaları eşine yansımıyor mu ? Tabiki yansıyor. Aslında bu sırada baba da daha fazla sorumluluk duygusu hissiyatlarıyla boğuşuyor.

Peki ya evlilik kurumu?

Büyük bir aşkla evlendiğiniz hastalıkta sağlıkta yanyanayız diye söz verdiğiniz aynı yastığa baş koyduğunuz eşinizle yastığınızın, yatağınızın ortasında bir bebek ağlıyorsa, şu aralar tüm dengeler alt üst olduysa ve siz ne yapacağınızı bilmiyorsanız benden size naçizane bir kaç tavsiye...

Açık açık konuşun, içinize atmayın, kırmadan inciltmeden sizi üzen kıran durumları ifade edin, eğer içinize atarsanız büyüyüp içinden çıkılmayacak duruma gelebilir ve evliliğinizi zedeleyebilir.

Herşeyi yönetmekten vazgeçin, bebeğinizin babasıyla geçireceği zamana, anneyle geçirdiği zaman kadar ihtiyacı var hem bu sayede siz dinlenin hem de bırakın onların ilişkileri de güçlensin,

Hayatınızın sadece bebeğinizden ibaret olduğu düşüncesini günde bir onbeş dakika kadar rafa kaldırın ve karı koca günlük rutin şeylerden sohbet edin..

Kendinize vakit ayırmak için eşinizden yardım isteyin yani birbirinize alanlar yaratın (örneğin dış görünüş için yeni arayışlara girebilirsiniz yada eşinizin en sevdiği oyunu oynaması için ona zaman tanıyabilirseniz :) Bu kendinizi iyi hissetmenizi sağlayacak ve dolayısıyla birinize bakış açınızı da farklılaştıracak.

Anne baba kimliğiniz fena halde kaptırıp cinsel kimliğinizi unutmayın; çünkü cinsel hayatın evlilik kurumunu besleyen önemli bir olgu olduğunu anımsayın anımsatın.

Unutmayın bu bir süreç çocuğunuz büyüytecek ve zamanın nasıl geçtiğini anlayamadığınızda el ele tutuşup sıcak kahvenizi yudumlayacaksınız...

Yazının devamı...

İçimdeki Çocuk, Sana Sesleniyorum! Orada mısın?

Bir kaç kez çaldım kapıyı ama açan olmadı bu aralar, sizinki nerelerde? Yoksa uyuyor mu?

Eğer kapıyı açarsa söyleyeceklerim var bence bu konuşmayı yapmakta geç bile kaldık.. Eminim ki bu yazıyı okuyan sizlerden de, çoğunuzda durum pek farklı değil. Uyandıralım artık onları ne dersiniz?

Çünkü içimizdeki çocuk yanımız; Hayatı pembeye boyayan, bize pembe gözlükler sunan, en saf en masum, en zor zamanlarda bi muzırlık bulup bizi gülmeye teşfik eden yanımız...

En son ne zaman içten ağız dolusu kahkaha attınız?

Yok yok kesin uyuyorlar, aslında o kadar da inatçı değiller bi yerlere saklanmış da olabilirler.. Peki nasıl bulacağız onları? Şuan da yaşadığımız en zor sıkıntılar en dönemeçli zor virajları onları sormaya, anlatmaya ne dersiniz? Uygun bir zamanınızda rahatlayın ve bu sıralar tökezlediğiniz hangi soru, hangi sorun varsa, çocukluğunuzdaki kendinize sorun!

Komik mi ? Bence deneyin en azından bir kere... Çocukluğunuzun gözünden kendinize bir cevap verin, bakın o zaman aldığınız cevaplarla bakış açınız ne kadar değişecek. Benim zor zamanlarımda denediğim bu yöntemin aslında bir adı bile varmış "İçimizdeki Çocuk" egzersizi deniyormuş. Bende bu yazıyı yazana kadar bilmiyordum, ama zaman zaman uygularım ve faydasını da görürüm.

Çünkü hep deriz ya çocukluğumuzdaki gibi masum kalsak, kaygısız olsak diye. Bizde bi zamanlar çocuktuk ve aynı tarif ettiğimiz gibiydik değil mi? O günlere gidip kendimize o gözle bakmak, bakış açımızı değiştirmek inanılmaz motive ediyor insanı. İçinden çıkılmaz konuların aslında o kadar da zorlu olmadığını farkettiriyor insana.

Biz büyüdük ve kirlendi dünya, çok doğru bir söz ama unutmayın o çocuk hala içinizde, belki de derin uykuda, şen kahkahalar ve birazda pembe gözlüklerle bakmak için yaşantınıza, bir kez şans verin onun ortaya çıkmasına, uyanmasına...

Nil Doğan

http://www.instagram.com/iletisimci.anne

Yazının devamı...

Aile Olabilmek...

“Aile toplumun temeli, yapıtaşı” Daha ilkokul sıralarında öğrendiğimiz bu cümleleri unutmamışsınızdır ama benim tasvirlemek istediğim kafamdaki resim... Bazı terimlerden bahsedince benim aklımda resimler canlanıyor, sizinde oluyor mu?

Mesela aile deyince aklımdaki resim sıcak ve huzurlu bir evde çocukların şen kahkahalarla koşturduğu annenin babanın köşelerinde oturup meyve yedikleri belki de eski türk filmlerinden bir sahne gibi... Nedense günümüzden bir kare değil aklımdaki... O kadar çok boşanma haberi aldım ki geçtiğimiz yıl, özellikle medya sektöründe olup evli kalmayı başarabilen arkadaşlarım maalesef çok az. Sizin aile dendiğinde düşüncelerinizde oluşan kare nedir?

Evleniyor olmak, aşık olduğunuz kişiyle birlikte yaşamak, yuva kuruyor olmak, aile yapmadığına inanıyorum çiftleri... Hep duyarız ya insanlar arası ilişkilerde de, sıkça yapılan paylaşımlar, uzunca geçirilen vakitler sonrasında “Aile gibi olduk” Cümlesini. aile olmak demek kendini ait hissediyor olabilmek, aidiyet hissinin zirve yapması, ve sorumluluk almayı baştan kabul etmek bence.

Çok şükür ki bu aidiyet duygusunu 7 senedir (Özellikle kızımız olduktan sonra daha da fazla) hissedebiliyorum .. Çok uzun zaman değil 7 yıl, hem yarın ne olacağını kimse bilemez diye düşünüyor olabilirsiniz . Haklısınız, herşey insanlar için bugün gülüyorsak yarın ağlayabiliriz, yada tam tersi bugün ağlıyorsak yarın gülebiliriz.Hepimizin zorlu dönemleri var bu hayatta ama hepimiz adına dilerim ki bu zorlu virajlar aile kurumumuzu zedelemez, yaralamaz çünkü eşinizle hayatı paylaşıyor olmak ve üzerine birde birlikte bir çocuk yetiştirip, onun büyümesini adım adım izlemek çok güzel bir olgu... Ne olursa olsun iletişimin esas olduğu bir ailede büyüyen bir çocuğun psikolojik olarak güven duygusunu da perçinleniyor.

Çocukluğunuza gidin, çocukluğunuzdaki ailenizi düşünün belki mükemmel bir aile yapınız vardı, belki de sürekli kavgaların çıktığı sorumlulukların yerine getirilmediği bir aileye sahiptiniz, ailenizin artı ve eksilerini bütün hayatınız boyunca üzerinizde hissetmediniz mi? Eğer davranışlarını yanlış buluyorsanız suçlayıp eleştirmediniz mi? Yada tam tersi, olduğunuz kişi ve yetiştirilme tarzınız için onlara hep teşekkür edenlerden de olabilirsiniz... Yani kısacası yuva kurup bir çocuğa sahip olduğunuzda ailenize karşı sorumluluklarınız daha çok artıyor. Gerçi evlenmek kadar boşanmanın da doğal olduğunu düşünüyorum kimse boşanmak için yuva kurmuyor. Ancak işler yolunda gitmediğinde aradaki saygı ve sevgiyi yitirmeden ve en önemlisi çocuğunuzun psikolojisine önem verdiğiniz de doğal bir süreç. Anne babanın boşanması aynı evde kalmıyor olması çocukta anne- baba kavramını zedelememeli.

Evlenmek aynı çatı altında olmayı resmileştirmek bence işin en kolayı, meşakkatli olan aile olabilme sorumluluğunu hissedebilmekte. Ben boşanmış anne babanın çocuğu ve anneanne dede ile büyümüş biri olarak yukarı da bahsettiğim, onlara teşekkür eden kısımdanım, şanslıyım .. Umarım bizlerin çocuklarıda aileleri için kendilerini şanslı kısımda sayanlardan olur temennisiyle, sevgiler

Nil Doğan

http://www.instagram.com/iletisimci.anne

http://www.instagram.com/iletisimci.anne

Yazının devamı...

Lohusa Annelere Kitaplarda Yazmayan Naçizane Bir Kaç Tavsiye

Anneliğe yeni adım atmış, lohusa arkadaşımı ziyarete gittikten sonra kendimi 2,5 sene öncesini, ilk doğurduğum zamanları düşünürken buldum.. Neleri yanlış, neleri doğru yaptım? Şimdiki aklım olsa ilk annelik deneyimim nasıl olurdu acaba? Düşüncelerimi taze anneler için kaleme almak istedim.

Sevgili taze anne, öncelikle hayırlı uğurlu olsun :) Belki çetin bir hamilelik sürecinden geçtin, yada her şey tozpembeydi neyse neticede bebeğini kucağına aldınn.. Macera başlıyorr.. Artık hiç birşey eskisi gibi olmayacak bu net.. İki kişilik ailenize bir birey daha katıldı, şimdilik sadece ağlıyor, uyuyor, karnını doyuruyor, altına yapıyor. Bebeğin gözlerini açıp etrafı seyrederken sende onu izliyorsun.. Şimdilik faaliyetleri bunlar, hee birde gaz çıkarma seramonisi var.. Seramoni diyorum çünkü biz bu konuda çok çektik..ilk kırk günden sonra başladı bir gaz problemi ki sormayın. Öyle yapıyoruz olmuyor, böyle yapıyoruz olmuyor, gazdan uyumuyor, ağllıyor .. Başa çıkamayıp benimde bebeğimle birlikte oturup ağlama kısımlarına girmiyorum.. tabii her kafadan bir ses çıkıyor..

-Aç bu çocuk ondan ağlıyor...

-Emzirdin mi? Çok mu emzirdin? Az mı emzirdin? Emzirirken bişey yedin mi?

- Ayağına çorap giydin mi? Çorapsız olur mu hiç ?

Bunları mutlaka yaşayacaksın çünkü bebek bakım konusunda herkesin söyleyecek bişeyleri mutlaka vardır..

Benden sana ilk tavsiye:

-KULAK ASMA

Tamamen yok say demiyorum, oku, araştır, dinle ama içine ne siniyorsa onu yap, sağdan soldan herkesin dediği herşeyi deneyip kendini de bebeğini de deneme tahtasına çevirme.Yani diyeceğim, annelik iç güdülerine güven.. Sen bir annesin bebeğin için yapılacak en iyi şeyi yine sen bilebilirsin...

Daha hastanedeyken başlayan bir diğer soru sütün geliyor mu? Doğurduğunu duyan yan apartmandaki komşu teyze bile sana bu soruyu yöneltebilir. Şaşırma.. Acaba sütüm geliyor mu gelmiyor mu sıktım duvara fışkırmadı gibi paranoyakça olaylara girme, ki benim girmişliğim var oradan biliyorum...Sütüm gelsin diye şerbetli tatlı, helva gibi yiyeceklerin sakın seni ele geçirmesine izin verme..Tahin helvası, üzüm, baklava, kadayıf önüme koyup kombo yaptığım zamanları biliyorum. Sadece psikolojimi rahatlattı ama ne oldu sonra hepsi bana kilo olarak geri döndü. Uzman görüşleri de bu yönde ama o aşamada kim takar uzmanı modunda olduğum için... Komşu teyzenin gelini leylanın amcasının kızının sütü baklavayla gelmiş hemen bi tepsi yiyelim moduna girme .. Girme ki sonradan benim gibi pişman olma

Herşey yolunda gidiyor ve rutin doktor konrollerine gideceksiniz ama kalbinde bir çarpıntı, aklında yankılanan sorular : Acaba kilo aldı mı? Kaç kilo oldu? Boyu uzadımı? internette araştırdım "bilmemkim annenin oğlu tam 5 kilo olmuş bizimki ona göre çırpı" Kesin sütüm yaramıyor... işte başladı kıyaslamalar...

-KIYASLAMA

Her çocuğun gelişimi kendine özeldir, boy kilo gibi kıstaslarla kendini yorma doktorunuz normal dediyse ama filancanın kızı 2 kilo almış deme. Doktorunuz herşey yolunda diyorsa, altında bir çapanoğlu aramaktan vazgeç, keyifli keyifli evinize dönün ve özellikle internetten boy kilo baş çevresi gibi araştırmalarda boğulma.. Hele evdeki tartıya bebeğinizle birlikte çıkıp kendi ağırlığıızı tartıda çıkan toplam kilodan çıkarıp bebeğinizin kilosunu ölçmek gibi olaylara girişmeyin girişmişliğim var doğru sonuçlar elde edilmiyor...

Evinize bebek görmeye gelenleri bir mikrop taşıyıcısı ve hastalık yuvası olarak görüyorsun.Çok normal,tipik lohusa davranışı... Muhtelemen biri eve girdiğinde acaba ellerini yıkadı mı? Sigara içti mi? Parfümünü çok mu sıktı? Bebeğimi öpecek mi, hatta yeni uyudu acaba uyandıracak mı? Gibi sorularla beynini yiyip bitirmekle meşgul oluyorsun.İçin içini yemesindense açık yüreklilikle ve karşındakini de kırmadan içinden geçenleri dile getir.. Sigara içip bebeğini kucaklamak isteyen birinden anlayış beklemek bence yeni doğum yapan bir anne olarak en doğal hakkın...

-HİSSETTİKLERİNİ SÖYLE

Tabi abartma! Gelenleri dezenfektanla yıkama fikrinden uzaklaş.. Aklından geçiyordur mutlaka değil mi?

-KENDİNİ SUÇLAMAKTAN VAZGEÇ

Lohusa topuzu, mordan siyaha dönen göz altları, kilolu vücut, bakımsız cilt için aynaya her baktığında kendini suçlama,gayet normal aslında,geçici bir süreç.. kendini salma ama yapamadıkların, yetişemediklerin için kendini harap etme unutma bebeğin için psikolojinin iyi olması ve stres yapmaman gerek.

-YARDIM ALMAKTAN ÇEKİNME

Yeni doğum yaptığında herşeyi ben hallederim modunda olma, hastaneden eve gelince o kadar insan içinde yapma etme demelerine kulak asmadan evi süpüren biri olarak diyorum ki: "Kime neyi ispatlayacaksın. Otur daha sen yeni doğum yaptın tadını çıkar" Etrafında sana yardım etmek isteyen birileri varsa bırak yardım etsinler. Etmiyorlarsa bile sen rica et çünkü bu yolculuğun zorlu parkurları var daha uykusuz geceler, banyo yapamadığın günler olabilir ufukta...

-HERŞEYİ KONTROL ALTINDA TUTAMAZSIN

Herşeyi yönetiyor olmaktan ilk etapta keyif alıyor olabilirsin ama bir müddet sonra nasıl olsa bitap düşeceksin o yüzden kendini o noktaya getirmeden eşinle iş bölümü yapmaya alış, alış ki "Bu çocuk sadece sende susuyor, çok ağlıyor al bunu, ne yapacağımı bilmiyorum" gibi sorulara maruz kalma yada yemek yapamadığında "Hayatım tencerelerin yeri nerdeydi" gibi bi soruyla karşılaşınca sinir kat sayın artmasın...

Maalesef bunlar kitaplarda yazmıyor yani gerçekten tecrübe edince anlayabileceğin şeyler. Eminim bebeği biraz büyümüş annelerin çoğunun başına gelmiştir yazdıklarım.Hatta belki daha da fazlası... Yeni annelik heyecanı, hormonların verdiği yetkiye de dayanarak bazen komik bazen tiraji komik hallere sokabiliyor insanı. Yinede herşeye rağmen tadını çıkarmak gerek her anın her dakikanın. Kızım iki buçuk yaşını geçiyor anlayamıyorum ki ne zaman geçti bunca vakit. Beni bırak, annem benim büyüdüğümü daha kabullenemiyorken, zaman bu kadar hızlı akıyorken geriye dönüp baktığımızda yeni anne olduğumuz zamanlara, uykusuz gecelere duş bile alamadığınız günlere gaz sancılarına, saçma sapan şeyleri nasılda dünya meselesi haline getirdiğimize, gülüp geçeceksiniz emin olun ...

Sevgili taze anne bu yazıyı sonuna kadar okuduysan kendine bu vakti yaratabildiysen bile ne mutlu sana doğru yoldasın KENDİNE AZ DA OLSA ZAMAN AYIRMAYI UNUTMA bu da son naçizane tavsiye olsun..

Nil Doğan

Yazının devamı...

Yetersiz Annelik

Merhabalar, kızı için kariyerini bırakmış bir anneden selamlar sevgiler size…

Kızım doğduktan beş ay sonra işime geri döndüm ve tabiri caizse benim için asıl macera ondan sonra başladı… İtiraf etmeliyim ki o zamanlar iyi geliyordu işe gitmek. Lohusalık günlerimden sonra giyinip süslenmek, tabiri caizse diz izi yapmış pijamalarımı çıkarıp insan içine karışmak motivasyonumu artırmıştı. ama zamanla uykusuz geceler, gece emzirmeleri , diş çıkarma dönemleri , süt sağma vs. derken çok yıprandığımı hissettim..

Ama işin önemli kısmı fiziksel yorgunluktan öte hissettim yetememe duygusuydu, günler aylar geçti bu duygu geçmedi aksine çoğaldı, bir de üstüne kızımın yarım yarım konuşmaya başlayıp “gitme” anne demesi… Aramızdaki hasret kızımı hasta yatağında bırakıp işe gitme mecburiyeti, yetersiz anne olma hissiyatımı perçinledi de perçinledi…

Anneydim, her türlü zorluğu aşmak gibi süper güçlerim vardı benim… ama öyle olmadı olduramadım işimden ayrıldım , artık evdeydim çalışırken birlikte geçirdiğimiz 2 saat değil tüm gün bizimdi artık, yetebilirdim ama sonra şunu fark ettim ki yetersizlik hissiyatına kapılmak için çalışıyor olmak gerekmiyormuş... Bu sefer mahalle baskıları başladı parktaki teyze giydir üstünü üşür dedi, yan komşu yoğurdu kendin mayalamıyor musun dedi, babasına bırakıp kuaföre gitmek büyük bir lükstü, bazı pedagoglar sadece anneyle büyüsün, 2 sene baba altını dahi değiştirmesin ne gerek var dedi, sosyal medyada gördüğüm aktiviteler ben çocuğumla aktivite yapmıyor muyum acaba dememe sebep oldu… (liste burada uzuyor… )

Sonra durdum, düşündüm... Üşümüyor bu çocuk, evet mamayla da büyüyebilir, kızımı eşime bırakıp kuaföre gitmek de lüks değil, bireysel olarak kendime zaman ayırdığımda suçluluk duygusu hissetmemeliyim... Çünkü en başından beri atladığım ve ananeler, büyük anneler, komşu teyze, bazı pedagogların ve hatta babaların da atladığı bir şey var; Ben iyiysem çocuğumda iyi, benim psikolojim yerindeyse, mutluysam çocuğumda mutlu... Lütfen biz annelere yardımcı olun sütün geliyor mu diye sormayın, alternatif bilgiler ve nasihatler vermek yerine, “İyi misin biraz uyumak ister misin? “Gir bi duş al ben bakarım çocuğa ilgilenirim” diyin mesela ve babalar lütfen elinizden gelen desteği vermeyi unutmayın ...

O zaman daha sağlıklı düşünen “Yeterli” anneler olarak çocuklarımızı da mutlu edeceğimizi unutmayın…

Sevgili okur, şimdi ben bir kahve yaptım kendime eğer sende yazımı okuduysan bir kahve al kendine ve dediklerimi mutlaka düşün… Unutma sen aslında Yeterli Bir Annesin!

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.