MODA
GÜZELLİK
AİLE
SAĞLIK

Sezgisel Yemek Nedir?

Gittikçe hızlanan günlük yaşam, anı yaşamaya fokuslandıkça anda kalmakta zorlanan bireylerin bozulan yeme alışkanlıkları ile ilgili dünya şimdi yepyeni bir akımı tartışıyor: ‘Sezgisel Yemek’...

Tüm dünyada trend olan bu akımla fazla kiloların ve bilinçsiz tüketimin önüne geçmek artık mümkün. Uzman Diyetisyen Seba Sarıtepe, sezgisel yemek disiplinini şöyle açıklıyor, "Sezgisel yemek ile her birey birer ‘sezgisel yiyici’ye dönüşüyor. Aslında her birey bebeklik döneminde birer sezgisel yiyici olarak yiyecek tüketimini sağlıyor. Bebeklerin acıktıklarında ağlaması ya da yemekleri fazla yememesi gibi özellikleri de sezgisel olarak hareket ettiğini gösteriyor. Zamanla kalıplara sığdırılan bu durum bozuluyor. Örneğin, 'Öğlen yemeği saat 12.00-13.00 arasında yeniliyor' kalıbına kendimizi sokarak, acıkmasak bile yemek yiyebiliyoruz, o kalıba uyum sağlayarak ona göre hareket ediyoruz. Oysa ki sezgisel dürtülerimizi kullanarak, acıktığımız zaman yemek yemeği tekrar öğrenmeliyiz. Bozduğumuz sezgiler yüzünden kişi yemek yediğinde, doyduğunu ya da acıktığını da anlamıyor. Kişinin kendisini dinlemesi gerekiyor. Yemeği yerken o ana beynimizi odaklamalıyız. Yediğimiz yemeğin farkına vararak kokusunu, dokusunu anlayarak tüketmemiz gerekiyor. Sezgisel beslenmede tam bu noktada devreye giriyor" diyor.

Sezgisel Beslenmeyi Öğreten ‘Üzüm Egzersizi’

Tüm dünyada yeni bir akım haline gelen ‘Sezgisel Beslenme’ bireylerin yiyecekleri farkında vararak tüketmesini sağlıyor. Bu sayede kilo kontrolünü de eline alan bireyler, birer sezgisel yiyiciye dönüşüyor. Sezgisel beslenmeyi öğreten 'üzüm egzersizi’ni bireylere uygulayan Seba Sarıtepe, "Sezgisel beslenmeyi sağlayan üzüm egzersizi aynı zamanda anda kalmayı ve bunu fark ettirmeyi de sağlayan bir egzersiz. Bu egzersiz basit adımlarla yapılıyor. Öncelikle kişi konunun uzmanıyla birlikte bir üzümü ağzında uzun dakikalarca tutup yedikten sonra, aynı şekilde başka bir üzümü çok hızlı şekilde yiyor. Bu egzersiz birçok kez tekrarlanıyor. Yavaş şekilde yenildiğinde kişi farkına vararak, ‘Aradaki fark nedir, görüntüsü, üzerindeki dokusu nasıl, rengi nasıl’ diyerek sorgulamaya başlayıp üzümü inceleyerek tüketiyor. Buradaki amaç ise meditasyon prensibindeki gibi bir yiyeceğin farkına vararak tüketilmesinin ve bilinçli beslenmenin sağlanması. Özellikle yoğun iş hayatındaki kişiler, hızlı yemek yeme alışkanlığını bu egzersizler ile değiştirebilir. Üzüm egzersizi ile kişiye verilmek istenen farkındalık mesajı, davranışlarımızı alışkanlık haline getirmemizi sağlıyor. Bu egzersiz ne kadar çok yapılırsa, kişinin davranış alışkanlıklarında o kadar fark yaratıyor. Biz kişiye özel analizler yaparak üzüm egzersizi gibi farklı egzersizlerle kişisel bir yol haritası çıkarıyoruz. Gelişen dünya düzeni ve hızlanan yaşamda farklı beslenme alışkanlıkları ile tek tip sağlıklı beslenme yolu olmadığını düşünüyoruz. Her bireyin sağlıklı beslenme düzenini yaşına, çalışma koşullarına göre özel tasarlıyoruz" diyor.

Zihnimizde Yarattığımız Besin Polisi’ni Susturmanın Yolu

Sezgisel beslenmenin hayatını diyet ve kalori hesabı yaparak geçirenler için öneminden bahseden Uzman Diyetisyen Seba Sarıtepe, “Çok fazla diyet yapmış ve çok fazla kilo alıp veren kişilerde sezgisel beslenme çok zayıftır. Kilo problemi olan ve diyet yapan kişiler yedikleri yemeklerde genellikle kalori hesabı yaparak hareket ediyor. Kendi zihinlerinde fazla kalorili yemek yiyenlerin iç seslerindeki ‘besin polisi’ harekete geçiyor. Kişi kendisini suçlamaya başlıyor. Sezgisel beslenmede ise koşulsuzca yemek yemeğe izin veriliyor. Yasaklar genel olarak insanları yemek yemeğe yönlendiriyor. Buradaki amaç ise kişinin yemeğin tadına varması, hissetmesi ve yediği miktarın kendisine yetip yetmeyeceğinin farkında varmasını sağlayarak her insanın sezgisel beslenerek birer sezgisel yiyici olması" diyor.

Yazının devamı...

Dünya Bu Bitkilerle İyileşiyor

Boğaz ağrısına karşı ahududu, uykusuzluğa karşı lavanta yağı, baş ağrısına karşı anason… Dünyanın pek çok noktasında insanlar ağrılara karşı hala kendi doğal yöntemlerini kullanıyor.

Mısır: Baş Ağrısına Anason
Doğu Akdeniz’e özgü anason bitkisi, geleneksel yöntemlerle kurutularak kullanılıyor. Özellikle baş ve mide ağrılarında çay olarak içiliyor. Merkezi sinir sistemi aracılığıyla hem beyin hem de sindirim organlarını rahatlatıcı etkisi bulunuyor. Aromaterapide de anason kullanılan üst notalardan biri. ½ çay kaşığı anason kaynar suyun içinde 10 dakika bekletildikten sonra içiliyor.

Rusya: Boğaz Ağrısına Ahududu
Rusya’da hemen hemen her bahçede yetişen ahududu meyvesi, boğaz ağrısına bire bir. Kırmızı meyvelerin hemen hemen her yerde yabani olarak büyüdüğü bu ülkede hatta Sibirya'da bile, ahududu boğaz ağrısına karşı klasik bir çözüm olarak yüzyıllardır kullanılıyor. Ahududu, tahriş olmuş ve faranjite dönüşmüş mukozanın üzerinde koruyucu bir film etkisi yaratıyor. Ahududu meyveleriz yaprağıyla birlikte taze ya da kurutulmuş olarak sıcak içildiğinde oldukça etkili.
Bir avuç kurutulmuş ahududu meyvesini 250 ml kaynar suya atın, 5 dakika birlikte kaynatın ve soğumaya bırakın. Bitkinin tanenleri yutkunma sorununu hafifletiyor.

Finlandiya: Burun Akıntısına Frenk Üzümü Suyu
Finliler, burun akıntılarını geçirmek için sıcak Frenk üzümü suyu içiyor. Bu siyah üzüm, Laponya'nın geniş Moor orman bölgelerinde bolca bulunuyor. Bu tatlı meyve C vitamini bakımından oldukça zengin. Özellikle alerjik soğuk algınlığı ve ona bağlı olarak burun akıntısında etkili olduğu biliniyor. Kaynadığında vücutta iltihabı önleyen ve alerji semptomlarını azaltan bikti pigmenti ‘quercetin’ serbest kalıyor.

Portekiz: Kuru Öksürüğe Bal ve Yumurta Sarısı
Portekiz’de her çocuk ‘mézinhas’ın bal ve yumurta karışımı öksürüğü karşı özel bir sağlık kürü olduğunu çok iyi bilir. Bunun için 2-3 yemek kaşığı bal bir adet yumurta sarısı ile iyice karıştırılır. Yumurta içerdiği lesitin, protein ve zengin yağ asitleriyle bal da antiviral ve antibiyotik etkisi bulunan glukoz oksidaz enzimiyle, mukozal florayı yatıştırır ve güçlendirir. Ayrıca balda çoğunlukla arıların çiçeklerinden faydalandığı yabani biberiye, kekik ve ağaç kabuklarının iyileştirici yağları da bulunmaktadır.

Fransa: Uykusuzluğa Lavanta
Fransızlar, ülkenin en önemli bitki örtülerinden biri olan lavantanın iyileştirici gücüne sonuna kadar inanıyor. Her şeyden önce lavantanın otonom sistemi üzerindeki rahatlatıcı özelliği bilimsel olarak da kanıtlanmıştır. İçeriği linalool ve linalil asetat, tüm sinirlilik ve yorgunluk belirtileri üzerinde dengeleyici bir etkiye sahip. İyi bir uyku için yastığın üzerine birkaç damla lavanta yağı damlatın. Lavanta kokusu serotonin seviyesini artırıyor ve uykuya dalmayı kolaylaştırıyor.

Yazının devamı...

Bu Yaz Fit Olmanın Kuralları

Beslenme ve Diyet Uzmanı Özge Toy’dan yaza özel öneriler...

- Yaz aylarında kilo kontrolünü nasıl sağlamalıyız?

Bu işin formülü çok net: diyet + fiziksel aktivite... Yılın hangi döneminde olursak olalım aslında ipleri hep elimizde tutmakta fayda var. Bu işin doğrusu kış aylarında başlayıp vücudumuzu yıpratmadan, sıkı diyetlerle sabrımızı açlık sınırlarımızı zorlamadan, vücuda özellikle derimize toparlama fırsatı vererek ilerlemek... Verdiğimiz bu kiloları korumak içinse özellikle tatil dönemlerine çok dikkat! Literatürü taradığımızda insanlar tatil dönemlerinde 0.4-1.5 kg alarak döndüklerini belirtmişler. Eğer tatilde yaptığımız en büyük hata olan limitsiz yemek ve şezlongtan asla kalkmama kuralını bozarsak yaz mevsimini çok rahat kilomuzu koruyarak atlatabiliriz.

- Bu dönemde özellikle kilo almamak adına bizlere vereceğiniz anahtar tüyolar neler?

Özellikle yazın kilonuzu sık aralıklarla takip etmeniz lazım:

• Yediklerinize dikkat edin. Kilo almanıza sebep olan son zamanlarda sık tükettiğiniz kalorili yiyecekleri minimuma indirin.
Daha çok posalı besinler tüketin. Sebzeleri, tam tahıllı besinleri, baklagilleri, meyveleri diyetinizde daha çok bulundurmaya özen gösterin.
Güne kaliteli bir kahvaltı ile başlayın ve öğün atlamayın.
Bol su tüketin.
Fiziksel aktiviteyi artırın. Ya günlük aktivitelerimizi artırın ya da düzenli yapabileceğiniz sevdiğiniz bir spora başlayın.

- Özellikle yaz boyunca ‘bunlardan kesinlikle uzak durmak gerekiyor’ dediğiniz besinler hangileri?

Sadece yazın değil tüm yıl boyunca,

Bol yağlı ve özellikle basit karbonhidratlı besinleri minimum seviyede tüketmeye özen gösterin ki bunların başlıcaları kekler, bisküviler, tatlılar, börekler...
Bir diğeri çok tuzlu besinler. Hazır paketli ürünleri, krakerleri, soslar, hazır çorbaları vb. kendimizden olabildiğince uzak tutun.
Kızartma ve doymuş yağdan zengin besinlere yüz vermeyin. Özellikle cipsler, krema ve kaymak içeren yiyecekler, patates ve diğer sebzelerin kızartması, pastane ürünlerinden kaçının... Hiç yemeyin demiyorum ama olabildiğince diyet sırasında en az seviyede tüketmeye özen gösterin.
Şekerli ve tatlandırıcı içeren içecekler: Kola, buzlu çaylar, meyve suları, meyve kokteylleri, alkollü kokteyller, aromalı ve şekerli kahvelerden mümkün olduğunca uzak durun.

- Diyet sırasında dikkat edilmesi gereken noktalar nelerdir?

Günlük su tüketimine dikkat edin. Günde ortalama 2 litre su tüketmeye çalışın. Bir ipucu: Yeterli sıvı tüketip tüketmediğinizi gün içinde idrar renginizi takip ederek anlayabilirsiniz. İdrar renginiz açık sarı ise yeterli sıvı tüketiminiz olmuş demektir. Eğer renk gitgide koyulaşıyorsa hemen su içmeye…
Tuz tüketimine dikkat edin. Günlük tüketmeniz gereken tuz miktarı 5 gram yani 1 çay kaşığı. Maalesef Türkiye’deki tuz tüketimi bu miktarın yaklaşık üç katı. Halk sağlığı uygulamaları kapsamında masalardan tuzluklar toplatıldı. Siz de de evde yemeklerinize ekstra tuz atmadan, tuzlu besinleri daha az tüketmeye dikkat ederek vücudunuzun ödem tutmasını engellemeye çalışın.
Fazla şeker tüketimi vücutta su tutar. Özellikle ek şeker ilave edilmiş, fruktoz veya glukoz şurubu içeren besinlerden uzak durmaya çalışın.
Kahve, çay, kola gibi kafeinli içeceklerin tüketimini azaltın. Bu içecekleri tükettikten sonra mutlaka arkasından su için. Diüretik etkili bitki çayları ise fazla miktarda kullanıldıklarında vücut su kayıplarını artırarak vücudun daha fazla su tutmasına sebep olabiliyor.
Fiziksel olarak aktif olun. Günlük olarak adımlarınızı takip edin. Her gün daha iyisini yapmak için uğraşın. En azından gün içinde oturduğunuz yerde pratik egzersizler yapmaya özen gösterin. Haftada 3-4 kere en azından 45 dakika olmak üzere kardiyo egzersizleri yapmayı kendinize hedef gösterin.

- Son dönemde hayatımıza iyiden iyiye giren detoks yöntemleri hakkında görüşleriniz neler?

Detoks= Arınmak

Stres
Hava kirliliği
Yediklerimizle vücudumuza aldığımız toksik maddeler (gıda tarım ilaçları, yapay gübreler, katkı maddeleri, plastik geçişleri)
Kullandığımız ilaçlar
Yapısı bozulmuş hücreler

Liste çok uzun. Arınmak lazım, detoks herkese şart.

Detoks son dönemin çok popüler konusu ve herkesin doğru ya da yanlış bir fikri var. Bana göre iki büyük hata yapıyoruz. Detoks, kilo verme amacıyla kullanılıyor. Amacına dışında kullanılan detoks geçici çözüm oluyor. Bu dönemde vücutta ciddi bir enerji açığı yaratıp, yetersiz besin ögesi alırsak vücut arınmaz. Çünkü arınmak mı hayatidir, yoksa varlığını devam ettirmek mi? Bizler için en doğrusu vücudumuza zarar vermeden, ihtiyacımız olan yeterli protein ve enerji alırken vücudumuzu arındıracak besinler/ sıvılar tüketmek. Kendimize özel doğru detoks yöntemini bulamıyoruz. Örneğin, yoğun stres altında çalışan birisi evde yemek yapmıyor, sürekli dışarıdan yiyor. Sebze ve meyve tüketimi çok az. Kanser gibi bazı hastalıklara genetik yatkınlığı ve günlük bir paket sigara tüketimi var. Bu kişi ayda 1 hafta bir öğününü sebze ağırlıklı bir juice ile değiştirmeli. Ki böylece vücudundaki toksin yükü azalabilsin.

- Bir de farklı başlıklar altında pek çok diyet yöntemiyle karşı karşıya kalıyoruz. Pek çoğunun bizim metabolizmamıza uygun olup olmadığını bilmeden uyguluyoruz. Bu yanlışla ilgili neler söylersiniz?

Herkesin doğru bildiği, iyi sonuç aldığı diyetle bizim de iyi sonuçlar alacağımızı kim garanti edebilir? Komşunuzun metabolizması yavaştır, sizden 15 yaş daha büyüktür, şeker hastasıdır, hassimato tiroiti vardır, tansiyonu yüksektir, kullandığı besin ilaç etkileşimi olan bir ilaç kullanıyordur...

Belki internet ortamındaki diyetler bazılarına uyabilir ama onun siz olduğunu nereden biliyorsunuz? Gerçekten kilo vermeyi kafaya koyduysanız, öncelikle bir diyetisyene başvurun. Kan tahlillerinizi yaptırın, detaylı bir değerlendirme ile doğru hedeflerle ve sabırla kilo vermeye başlayın. Sizi bu yolda engelleyen, sürekli kendi doğrularını anlatan kişilere de kulaklarınızı tıkayın.

- Kilo vermenin ardından kilo kontrolünü sağlamak amacıyla yapılması gerekenler nelerdir?

Çok iyi bir takip sistemi oluşturun.
Düzenli olarak kendinizi tartın. Tartı sonuçlarını kaydedin. Bunun için bir aplikasyon indirebilirsiniz.
Kendinize kilo verdikten sonra bir kilo aralığı belirleyin, +/- 5 kilo gibi…
Düzenli kilo takibi yapın. Belirlediğiniz kilo üst sınırını geçtiyseniz son zamanlarda yaptığınız diyet hatalarını belirleyin. Çok tatlı mı yediniz? Porsiyonları mı kaçırdınız? Sorunu bulup hemen diyetinizi düzeltin.
Fiziksel aktivitenizi mutlaka artırın.

Yazının devamı...

Çene Hattı Estetiği

Medikal estetik alanına yeni bir boyut getiren çene ve çene altı bölgesi uygulamaları, yaşlanma belirtilerini yüzü destekleyerek ortadan kaldırıyor. Kalıcılığını uzun süre koruyabilen bu uygulamalar ile yüzün alt bölgesi belirginleştirilerek daha ince ve genç bir görünüm sağlanıyor.

İçeriğindeki hyalüronik asit ile hem cilt görünümünde hem de yüz hattında olumlu değişimler sağlayan dermal dolgu uygulamalarına her gün bir yenisi ekleniyor. Bugüne kadar kullanılan dermal dolgulara göre daha yoğun kıvamıyla dikkat çeken yeni uygulamalar, özellikle çene hattını hedefliyor. Ameliyatsız uygulamalar sayesinde çene hattı daha net bir biçimde şekillendirilebilirken gıdı görünümü de önemli ölçüde ortadan kaldırılabiliyor.

Türkiye’ye gelen dünyaca ünlü Dermatolog Dr. Patricia Ogilvie ile Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Reha Yavuzer hyalüronik asit, çene ve çene altı bölgesini kapsayan medikal uygulamalarla ilgili önemli bilgiler verdi.

Çene ve alt çene hattı kemikleri kısa olanlarda yaşlanma belirtileri daha erken görüyor

Yaşlanmanın yer çekimiyle bağlantılı üç boyutlu bir süreç olduğunu ve çene bölgesinin yaşlanma belirtilerinde etkisinin yadsınamaz olduğunu belirten Dr. Patricia Ogilvie, “Kemiklerin yapılanmasına göre her bireyin yaşlanma süreci farklılık gösteriyor. İlk dönemlerde yaşlılık belirtisi olarak yanaklarda sarkma dikkat çekiyordu ve tıbbi müdahaleler bu bölgeye yapıldı. Sadece yanaklarla sınırlı tutulan müdahalenin doğal görünmeyen sonuçlara yol açabildiği gözlemlendi. Bu yüzden yaşlanma sürecini incelerken çene ve alt çene hattına da bakılması gerekiyor” dedi. Çene ve çene altı bölgesinin yüzün daha genç görünmesindeki etkisinin son dönemde özellikle genç nesil tarafından fark edilmeye başladığına dikkat çeken Dr. Ogilvie, geniş çene ve alt çene hattına sahip insanların kemiklerinin yer çekimiyle daha iyi mücadele edebildiğini dile getirerek, “Çene ve alt çene hattı kemikleri kısa olan kişilerin yüzlerinde yaşlanma belirtileri daha erken görülmeye başlıyor” dedi.

Erken yaşta küçük dokunuşlarla sürdürülebilir genç görünüm mümkün

Medikal uygulamaların doğru yaşta, doğru bölgeye yapılması halinde, işlem görmüş bir görünüm değil sağlıklı bir görünüm sunduğunu belirten Dr. Oglivie, “Uygulama sonrasında yüzün hangi bölgesine ne yapıldığı gözle görülür şekilde fark ediliyorsa bu yüz oranının değiştiğini gösteriyor ve gözümüz bunu ayırt ediyor. Medikal uygulamaların amacı yüzün yapısal görünümünü tümüyle değiştirmek değil, yüzün doğasına uygun, sağlıklı ve genç bir görünüm vermek olmalı. Uygulamalarımızı belirlerken hedefimiz, hastanın yakınlarının yüzüne bir güzellik ve sağlık geldiğini düşünmeleri” dedi.
Bunun için daha erken yaşta yapılan dokunuşların daha kalıcı bir gençliğin anahtarı olduğunu belirten Dr. Ogilvie, “Uygulamalara yaşlanmayı beklemeden başlanırsa az müdahaleyle daha iyi ve kalıcı sonuçlar elde etmek o kadar mümkün. Müdahale için ne kadar çok beklenirse, müdahalenin boyutu da o kadar artıyor ve bir o kadar karmaşık hale geliyor” dedi. Çene ve çene altı bölgesine yapılan yeni uygulamaların daha kalıcı olduğuna da dikkat çeken Dr. Ogilvie, “Klinik çalışmalarda bu işlemlerin, kullanılan malzemeye göre 18 ile 24 ay arasında etkisini koruduğu görüldü” açıklamasını yaptı.

Orantılı bir yüz için 180 derecelik analiz yapılmalı

Orantılı bir yüzün nasıl olması gerektiğini belirlerken akademik verilerle birlikte sezgisel duyumlara da güvenmek gerektiğini vurgulayan Dr. Ogilvie, “Beyin, karşısındaki yüzün iyi, çekici, orantılı görünüp görünmediğine 200 milisaniye içerisinde karar veriyor. Hedeflenen sonucu ortaya çıkarmak için fotoğrafın sadece önden görünümünün değil 180 derecesini analiz etmek ve eksiksiz bir profil kullanımı yapmak gerekiyor” dedi.

Medikal uygulamalarda karar doktora bırakılmalı

Medikal uygulama programını belirlerken yüzün bir bütün olarak ele alınması gerektiğinin altını çizen Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Reha Yavuzer ise hastaların yüzlerinde memnun olmadıkları yaşlanma belirtilerinin tahmin ettiklerinden farklı bir bölgeden kaynaklanabileceğini belirterek “Bazı hastalar müdahale edilmesini istedikleri bir bölgeye karar vererek doktor randevusuna gelebiliyor. Ama çoğu zaman onların tahmininden farklı bir bölgeye yapılacak uygulama ile beklentilerini karşılamak için daha sağlıklı olabiliyor. Bu nedenle kararın doktora bırakılması önemli. Doktorun da hastanın beklentilerini iyi analiz ederek planladığı uygulamaların hastanın ihtiyaçlarına yönelik olduğunu doğru aktarması tedavi sürecini kolaylaştırıyor” bilgisini verdi.

İnsanların dermal dolgulara yönelik bariyerinin, abartılı örnekler olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Yavuzer, “Bir diğer konu ise insanların işlem yaptırmayı bıraktıklarında ciltlerinin doğal elastikiyetini kaybedeceklerine yönelik duydukları endişe. Klinik araştırmalar ise bunun tam tersini söylüyor. Dermal dolguların cilt kalitesini artırmaya katkı sağladığını görüyoruz. Bunun arkasında ciddi bir bilimsel birikim var. Basitçe anlatmak gerekirse, dermal dolgu uygulaması ile bir yandan da ciltteki bağ dokusunu üreten ve koruyan hücreleri uyararak, cildin kolajen üretimine destek olacak ortamı yaratarak elastikiyetini artırmasını sağlıyoruz. Yapılan bu dokunuş cilde dolgunun etkisinden de uzun süren bir katkı sağlıyor.” dedi.

Hastanın bilinçlenmesi komplikasyon riskini azaltır

Dr. Oglivie ise medikal estetik kararı alan hastaların bilinçli olmasının önemine dikkat çekerek, “Bir işlem uygulanacağı zaman hasta mutlaka kendisinde hangi ürünün uygulandığını doktorundan öğrenmelidir. Doktorlar mutlaka bu bilgiyi paylaşacaktır. Eğer talep ettiği halde doktor tarafından bu bilgiler verilmiyorsa orada bir sorun var demektir. Bu şekilde merdiven altı uygulamaların önüne geçilebilir ve insanları korkutan komplikasyonların görülme oranı önemli ölçüde azalır” dedi.

Yazının devamı...

Büyüklere Oyuncaklar

Türkiye’nin hobi ve aktivite festivali Big Boyz Festival, bu yıl 15 – 16 Haziran tarihlerinde 3. kez düzenleniyor. İstanbul Kemer Country Club’da macera ve eğlencenin zirve yapacağı, ‘büyüklere oyuncaklar’ konseptinde, bu yıl aksiyonun dozu biraz daha artacak gibi görünüyor. Festivalin detaylarını organizasyonun ev sahipliğini yapapan Alice İstanbul 'un kurucusu Tolga Alişoğlu anlattı.



Dünya genelinde ‘toyz for big boys’ büyüklere oyuncaklar kavramından yola çıkan bir hobi ve aktivite festivali düzenliyoruz. Yakın zamanda bu festivali artık yurt dışına taşımak en büyük isteğimiz. Hobi arayışında olanlar ve hobiyi hayatının parçası haline getirenler için dolu dolu geçiyor. Otomobilden motosiklete, uçaktan deniz araçlarına kadar farklı kulvarlarda ‘büyüklere oyuncaklar’ diye tabir ettiğimiz farklı firmaların getirdiği çok değişik hobi ve aktivite araçları misafirlerle buluşuyor. İş hayatının sıkışmışlığı içinde zihnini, ruhunu bu sıkışmışlıktan kurtarmak için herkesin merak ettiği, oynamaktan keyif aldığı büyüklere oyuncakları ve hobi araçları bir araya geliyor. Uçaktan kanoya, motosikletten drone’a, tekneden otomobillere kadar birçok oyuncağı bir araya getiriyoruz ve misafirlerimizin hem deneyimlemesini hem de yakından incelemesini sağlıyoruz.





Efsane arazi aracı Mercedes-Benz Unimog, dünyanın çok saygı duyulan ve yüksek performansa sahip spor otomobillerinden biri olan Lotus, Mercedes-Benz X-Class V6’yı bu yıl misafirlerimize deneyimleteceğiz. Yüzlerce motosiklet ve V8 araçlarından oluşan dev kortejle gerçek anlamda bir görsel şölene dönüştürmeyi planlıyoruz.



Festival, en keyifli ve heyecanlı macera/aksiyon oyunları ile katılımcıların, adrenalini zirvede hissetmelerini sağlayacak diye düşünüyorum. Katılımcılar “Orta-kafa-gol” VR oyunu ile olağanüstü eğlenceli bir futbol keyfi yaşarken, diğer taraftan fotoğrafçılığın püf noktalarını öğrenecek. Xbox ile oyun deneyimi, Icaros uçuş simülatörünü testi, poligonda atış eğitimi, Metal Hobi ile iş makinaları deneyimlemeye, Pitbike yarışları DJI Drone kullanımı, özel hazırlanacak parkurda ATV kullanmaktan DTV test sürüşlerine, Pony ile binicilik eğitimi, balta atma yarışması, golf, kaykay, paten ve BMX gösterilerine kadar hobi tutkunlarının aradıkları her şeyi bulmalarını sağlamayı amaçlıyoruz.

İstanbul’un en büyük deneyim alanına sahip bu etkinlikte, katılımcılarımıza nefes kesen macera dolu aktiviteler, hobiler, alana özel dizayn edilen keyifli alışveriş noktaları, çılgın partileriyle aksiyon ve macera tutkunlarına unutamayacakları 2 gün yaşatmayı umuyoruz. Bu yıl festivalin 2. günü Babalar Günü’ne denk geliyor. Dolayısıyla babasına eğlenceli heyecan, aksiyon macera dolu bir hediye vermek isteyenler için en güzel hediye olacak.



Festival’e katılanlar bugüne kadar hiç bu kadar oyuncağı bir arada görmedikleri için adeta keyfin zirvesine ulaşacaklar. Yeni dostluklar ve yeni maceralara festivalde adım atabilecekler. Her sene artan sayıda katılımcımız dev bir ailenin parçası oluyor. Bu sene 100’e yakın marka ile 10.000’den fazla ziyaretçimizi ağırlamayı bekliyoruz.

Yazının devamı...

Metabolizma Nasıl Hızlanır?

İçinde bulunduğumuz Ramazan’ın 1aylık oruç sürecinde yeterli ve dengeli beslenmenin yanı sıra değişim gösteren öğün saatlerini sağlıklı bir şekilde yapabilmek adına planlı davranmak önem taşıyor. Diyetisyen Tuğçe Karabulut, metabolizmayı hızlandırmanın 7 altın kuralını paylaştı.

• EN AZ 2,5 LİTRE SU İÇİN

Ramazan ayında uzun süre susuz kalındığı ve sıcaklık artışı sebebiyle vücudunuzun su ihtiyacı artar. İftarla sahur arasında en az 2,5 litre su içmeye özen gösterin.

• YÜKSEK TANSİYON PROBLEMİNİZ YOKSA GÜNDE 1 ADET MADEN SUYU İÇİN

Gün boyu susuz kalıp, sıcak ve nemli havaya maruz kaldığım için su ve mineral kaybı artar. Dolayısıyla mineral takviyesi için günde 1 adet maden suyu tüketmek önem taşıyor.

• GÜN BOYU ÇOK ACIKMAMAK İÇİN SAĞLIKLI SAHURLAR TERCİH EDİN

Sahur yapmadan oruç tutmak açlık süresini çok arttırır. Bunun sonuncunda da kan şekeriniz düşer ve halsizlik yaşarsınız. Bu nedenle sahurda sağlıklı tercihler yapmak çok önemlidir. Sahurda süt, yoğurt, peynir ve yumurta tercih etmeye özen göstermek gerekir.



• İFTARDA İLK ÖNCE 1 KEPÇE ÇORBA İÇMEK ÇOK ÖNEMLİ

İftarda çorbayla başlamak, devamında az yağlı besinlerle ve bol salatayla devam etmek hem midenizi rahatlatır hem de kilo almanızı engeller.

• ÖĞÜNLERDE GLİSEMİK İNDEKSİ DÜŞÜK GIDALAR TERCİH EDİLMELİ

Beyaz ekmek, pirinç pilavı gibi glisemik indeksi yüksek olan gıdalar yerine, enerji veren ancak kan şekerini dengeli bir biçimde yükselten bulgur pilavı, kepekli ekmek veya kepekli makarna gibi posalı besinleri tercih edin. Yenildikten sonra açlık hissini tetikleyen karbonhidratlı yiyeceklerden uzak durun.

• YEMEKLERİ HIZLI YEMEKTEN KAÇININ

Yemekleri hızlı yemek hızlı tokluk verip hem midenizi rahatsız eder hem de hızlı acıkmanızı sağlar. Bu nedenle özellikle iftarda yemekleri yavaş yemek gereklidir.

• GÜNDE 45 DAKİKA YÜRÜYÜŞ YAPMAK ÖNEMLİ

Uzun süre açlıkların ardından yemek yemek midenize ve size hem fiziksel hem de mental olarak ağırlık verir. İftardan sonra yürüyüş yapmak hem kalori yakmanıza hem de yediklerinizi sindirmenize yardımcı olur.

Yazının devamı...

Modanın Yeni GENleri

İstanbul Moda Akademisi'nin kurduğu ve yetenekli, gelecek vaat eden moda tasarımcılarına profesyonel kapsamda destek veren bir platform olan GEN'in, 2019'da moda dünyası ile birleştirdiği üç isim Muhammed İloğlu, Sümeyye Başbuğu ve Şebnur Günay... Hazırladıkları 2019 Sonbahar-Kış koleksiyonlarını Mercedes Fashion Week kapsamında modaseverlerle buluşturma imkanı bulan üç yetenekli modacıyla bir araya geldik.

Muhammed İloğlu: 1995 Bursa doğumluyum. Tekstil ve moda tasarımı üzerine lisans eğitimi aldım. 2017 Koza Genç Tasarımcıları Yarışması’nda kazandığım ödül ile İstanbul Moda Akademisi’nde master class programını tamamladım ve MBFWI kapsamında New Gen Sonbahar – Kış 2018/19 defilesine çıkmaya hak kazandım.

Sümeyye Başbuğu: 1997 yılında Adana da dünyaya geldim. Lise eğitimimi Adana da tamamlayıp moda eğitimi almak için İstanbul’ a geldim. İstanbul Moda Akademisinde Moda Tasarımı ve Teknolojisi bölümünde 3 yıllık bir moda eğitimi aldım. Eğitimin ikinci yılında tasarımcı olarak katıldığım ilk sergiyle tasarımımı Amsterdam ve Los Angelas’a taşıdım. 2018 yılı ilkbahar yaz sezonunda MBFW’te ilk defileme çıktım. İkinci defileme ise geçtiğimiz mart ayında Sonhahar Kış sezonuyla çıktım.

Şebnur Günay: 1998 Belçika doğumluyum. Bir yaz tatilinde İstanbul’a geldiğimizde İMA ile tanıştım sonrasında kalıp ve moda tasarımı eğitimleri aldım, geçtiğimiz yıl mezun oldum. Şu an Belçika’ya geri döndüm ve sanat okulunda eğitim almaya devam ediyorum. Bir ayağım Türkiye’de olacak şekilde Belçika ve Türkiye arası mekik dokuyorum diyebiliriz.

Muhammed: Maskülen köşeleri olan sert bir koleksiyonu kadın bedeniyle sunarak yumuşatmaya çalıştım. Koleksiyon kendi içinde çelişkileri olan bir savaş harbi içinde, siluetler karamsar ve military (askeri) gibi gözükse de renkler umut vaat edici ve sert kalıpları içinde yuvarlak hatlara da sahip. Ruh halimiz gibi iki ayrı ucu tek bir konu üzerinden işledim. Bu yolculukta tarot kartları en büyük yol arkadaşım oldu. Benliğinin kayboluşuyla başlayan varoluş hikayesini “Kupaların Şövalyesi” üzerinden işledim.

Sümeyye: Koleksiyon ismi ‘STRONG SOUL’ koleksiyon ismi çok şeyi ifade ediyor aslında güçlü bir ruh hayal ettim, tıpkı Kungfu’yu dünyaya tanıtan Bruce Lee gibi. Kungfu felsefesi beni bu konuda araştırma yapmaya yönlendirdi aslında ‘birlik ve uyum’ bu felsefeyi formlarımda ve detaylarımda geliştirerek siyah ve turuncunun hakim olduğu bir koleksiyon hazırladım.

Şebnur: Erkek giyim üzerine tasarım yapıyor ve koleksiyon hazırlıyorum. En son New Gen’de sunduğum koleksiyonumda ilham kaynağı gurbetçilerdi. Esasen kendimden yola çıkarak koleksiyonun ana temasını ve ruhunu oluşturdum; gurbetçiler ve gurbetçilik kavramı esasen kişi nereye giderse gitsin hiçbir yere ait olmamayı ifade ediyor. Ne doğduğumuz yere ne de köklerimizin olduğu ülkeye tam ait hissedememe durumu söz konusu, fikir olarak da dışa vurum olarak da biraz daha kafası karışık, her ruh halini ve düşünceyi yansıtan, renkli bir tema hakim koleksiyonuma. Kıyafetler çokça renkli, rahat ve özgür bir tavırda. Her kültürden aldığını barındıran detaylar taşıyor, gurbetçinin kendine özgü bir şekilde yorumladığı renkli iç dünyasını gözler önüne seriyor.

Muhammed: Ruh çok önemli. Ve her koleksiyonda beni heyecanlandıracak farklı kumaş ve materyaller ile çalışmak. Ama en önemlisi sıkıcı olmaması, bir koleksiyona başlarken ilk önce her şeyiyle beni heyecanlandırmalı sıkıca olan her işe karşıyım. En eğlendiğim kısım ise styling kısmı bu bana büyük zevk veriyor.

Sümeyye: Kalıp ve formlarımın ihtiyaçlara karşılık veriyor olması önceliğim.

Şebnur: Renk benim için çok önemli; renkler hareketli ruhumu yansıtıyor. Bunun yanı sıra kalıp çok önemli. Ve tasarımlarımda sıkça rastlanan kendi tasarladığım baskılar, detay ve aksesuarlar benim önceliğim.

Muhammed: Aslında belli bir kişi yoktu. Koleksiyon hazırlarken hayalimde bir karakter yaratıp onu giydirmek daha özgür ve kuralsız hissettiriyor. Belli bir kişiye bağlı kalmak sınırlandırabilir ama yarattığım silueti kendinden bir parça hisseden herkes üzerinde taşıyabilir tabii ki.

Sümeyye: Gücün ruhtan geldiğine inanan, sakin biri.

Şebnur: Rahat ama bir o kadar da kendinden emin, başkalarının ne düşündüğü çok da umrunda olmayan, cool ve kendine has; cesaretli tavrı olan bir erkek.

Muhammed: Stil ikonu diyemeyiz ama daha çok ingiliz tasarımcılardan örnek alıyorum. Yarattıkları siluet ve dramatik tavırları ile John Galliano ve Alexander Mcqueen ilham verici.

Sümeyye: Kwon Ji Yong

Şebnur: Belirli bir stil ikonum yok esasen. Instagram ve diğer bir çok sosyal mecradan, gözlem yaptığım bir çok insan ve hikayeden, gördüğüm bir obje ya da müzikten; her seferinde çok farklı şeylerden ilham alıyorum ve onları mix etmeyi seviyorum.

Muhammed: Kariyerim hakkında çok düşünmüyorum açıkçası değişen dünyamız ve hayallerim doğrultusunda içime sinen işleri yapmaya gayret ediyorum. Mutlu olduğum yerde ve konumda olmak benim için en önemli hedefim. Şimdilik yeni mezun genç bir tasarımcı olarak biraz iş hayatını deneyimlemek istiyorum, okul hayatına biraz ara verip sonra yurtdışında bir master programı için kolları sıvayabilirim.

Sümeyye: Kendi markamı kurmak için hazırlanıyorum. Şu an için Türkiye’de kalmak ve Türk erkeklerine kendi tarzımı yansıtmak istiyorum.

Şebnur: Sanatı ve modayı karıştırıp daha farklı şeyler yapmak istiyorum. Almış olduğum moda tasarımı eğitimini şu an sanat eğitimi ile pekiştirme amacım da tam da bu.

Yazının devamı...

2019 Dünya Estetik Trendleri

Kadınlar artık kendilerinin yenilenmiş görünümlü hallerini istiyor. Son araştırmalar da gösteriyor ki, güzellik artık sadece genç görünmekten öte geçmiş durumda. Allergan’ın önderliğinde Ipsos tarafından yapılan ve aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 18 ülkeden toplam 14.584 tüketicinin ve 1.315 doktorun dahil olduğu Estetik Raporu’nun Monaco’da gerçekleştirilen AMWC’de (Aesthetic & Anti-Aging Medicine Congress) açıklandığı kongrede, 2019 estetik trendlerini dünya ile aynı anda öğrendik.

Medikal estetik uygulamaların popülerliği, toplumsal tabuların geçmiş yıllara oranla giderek azalması, teknolojik gelişmelerin hızlanması ve ortalama 21-35 yaş arasında olduğu belirlenen estetik hastalarına, erkeklerin de büyük oranda katılmasıyla giderek artıyor.

2016’da 10.12 milyar dolarlık bir değere sahip olan dünya medikal estetik pazarının, 2024 yılında yaklaşık olarak 26.53 milyar dolarlık bir değere sahip olacağı öngörülüyor. Son yıllarda cerrahi olmayan uygulamalara özellikle de yüz enjeksiyonlarına olan talep artıyor. Sağlık hizmeti sektöründe, bu talebin gelecek yıl yüzde 25 oranında artacağını belirtiliyor.




Dünya Estetik Endüstrisi

Medikal estetik uygulamalara en yüksek ilginin yaşandığı günümüzde, konuyla ilgili olarak şimdiye kadarki en kapsamlı ve güvenilir çalışmalardan biri hazırlandı. ‘Allergan 360 Aesthetic Report’ adı verilen bu çalışma, 18 ülkede 1300 hekim eşliğinde -kendilerini daha iyi görünmek ve bunun için harcama yapmaktan çekinmeyen istekliler olarak tanımlayan- estetik konusuna duyarlı 14.500 kişiyle gerçekleştirildi. Peki, bu çalışmanın misyonu neydi? Amaç, farklı yaşlarda, kültürlerde, cinsiyetlerdeki kişilerin farklı perspektiflerinin ve onları tedavi eden uzmanların bakış açılarının daha yakından incelenmesiydi.

Ancak bu bir seferlik çalışma değil. Hedef, bu araştırmaları düzenli olarak yenileyerek, doktorlar, hastalar ve endüstri genelinde daha iyi anlaşılması konusunda gelişme sağlamak. Bu üç sacayağından oluşan anlayışın, artan inovasyonun teşvik edilmesine, daha iyi tedavi sonuçlarına ve erişimin daha kolay sağlanmasına yardımcı olması amaçlanıyor. Bu raporun bir diğer amacı da toplanan tüm verilere dayanarak ortaya çıkan trendleri incelemek ve paylaşılması amaçlanan açık bir kaynak oluşturmak. Şimdi, bugün estetik endüstrisinin nerede olduğunu daha detaylı inceleyelim…

Çalışma grubunda yer alan Chicago’lu Plastik Cerrah Steven Dayan, estetik uygulamaların günümüzde genel sağlık ve kişisel bakımın büyük bir parçası haline geldiğini belirtiyor. Araştırma sırasında soru sordukları kişilerin yüzde 69’u ‘kariyerim ve günlük aktivitelerim için elimden gelenin en iyisini yapmak önemli’ derken, yüzde 64’ü ‘Zinde ve sağlıklı görünmek, moda ve güzellik trendlerini takip ediyor olmak kendime olan güvenimi artırıyor’ cevabını veriyor.

Güzelliğin Yeni Tarifi

Günümüzde güzelliği tanımlamak için yaygın olarak kullanılan terimler arasında doğal, sağlıklı, güçlü ve düzgün vücutlu terimleri öne çıkıyor. Amerika’da 21-35 yaş arasındaki genç grupta yer alan kadınlar arasında kendileri için ‘düzgün vücutlu’ terimini kullanmayı 56-65 yaş arasındaki yaşlı grupta yer alan kadınlardan daha fazla tercih ettikleri görülüyor. Araştırmada yer alan California’lı plastik cerrah Dr.Grant Stevens bu sonucun, “Vücutları hakkındaki pozitif tanımlamalar, özellikle genç nesillerdeki güzellik tanımlarımızı genişletti” diyor.

Dünya çapında tüketiciler, güzelliği tanımlamaya yardımcı olmak için en çok ünlü isimleri kullanıyor. Amerika, Kanada ve Hindistan’da kadınların güzellik tanımı, ünlülerden ziyade arkadaş ve aile çevresinden yapılıyor. Allergan’ın ‘360 Aesthetic Report’ raporuna göre, estetik uygulamalar 5 yıl öncesi olduğundan daha sosyal ve kabul edilebilir olarak algılanıyor. Kısacası, medikal estetik konusunda ‘şeffaflık çağı’na girmiş bulunuyoruz. Tüketiciler artık doktorlarının yardımıyla istedikleri görünümü elde etmekten çekinmiyorlar. Amerikalı tüketicilerin yüzde 62’si, görünümlerini canlandırmak veya kendilerinin yenilenmiş versiyonları gibi görünmek istiyorken, yüzde 83’ü ise görünüşlerine yatırım yapmaya ve para harcamaya meyilli.

Popüler Y Kuşağı

Güzellik anlayışı, dünyanın pek çok ülkesinde önemli bir ölçü. Türkiye’de de kadınların en çok endişe duydukları şeylerden biri, yanaklarının volümünü, yüzünün de yuvarlak formunu keybetmesi… Estetik uygulamalar da işte bu endişeler dolayısıyla ihtiyaçlar ışığında popülerliğini giderek artırıyor. Araştırma buna bağlı olarak, dünya çapındaki tüketicilerin yüzde 73’ü önümüzdeki yıl estetik uygulamalar için para harcamayı beklediğini ortaya koyuyor. Bu oran, geçtiğimiz yıl yüzde 50 civarında idi.

Dünyadaki estetik cerrahların yüzde 62’si ise önümüzdeki birkaç yılda estetik uygulama yaptırmak isteyenlerin hacminin artacağına inanıyor. Bu geniş çaplı araştırmaya katılanlardan biri olan Californialı Dermatolog Dr. Sabrina Fabi’ye göre, sosyal medyada yetişkinliğe adım atan Y kuşağının kendini nasıl gördüğü büyük oranda etkilediği kesin, “Bu kuşak estetik uygulama yaptırıp yaptırmayacağını değil, ne zaman başlaşacağını düşünüyor” diyor.

Araştırma esnasında soru sorulan 21-35 yaş arasındaki tüketicilerin:

- % 98’i hayatlarının herhangi bir döneminde profesyonel bir estetik dokunuş yaptırmayı düşündüklerini belirtiyor.
- % 82’si cerrahi olmayan uygulamaların sosyal açıdan kabul edilebilir olduğunu belirtiyor.
- % 63’ü genel görünümün başarıyı önemli ölçüde etkilediğini söylüyor.
- % 69’u hayatının bir noktasında, kırışıklıkları azaltacak bir uygulama yaptırmayı düşündüğünü belirtiyor.
- % 52’si hayatının bir noktasında dermal dolgu enjeksiyonu yaptıracağını belirtiyor.
- % 36’sı “Sosyal medyada bir fotoğraf yüklemeden önce vücudumda bir şeyi değiştirmek veya silmek için her zaman aplikasyonları kullanıyorum”, diyor. (ABD’li tüketici)
- % 34’ü ‘Sosyal medyada fotoğrafımı yüklemeden önce yüzümde bir şeyi değiştirmek veya silmek için her zaman aplikasyonları kullanıyorum” diyor. (ABD’li tüketici)

Her Şey Gözlerde Biter

Dünya genelindeki endişe yaratan başlıca bölgeler –yaş ne olursa olsun- üst yüz bölgesindeki çizgiler ve kırışıklıklar. Cape Townlu Nükleer Tıp Uzmanı Dr. Izolda Heydrenrych, “Göz teması empati ve güvene giden yolda atılan ilk adım. Bu yüzden başkalarında fark ettiğimiz ilk özelliklerden biri. Dolayısıyla kendi gözlerimizin nasıl göründüğünün farkında olmamız şaşırtıcı değil” diyor. İngiliz Estetik Cerrah Dr. Jonquille Chantrey de estetik uygulamaların giderek daha çok kabul edilir olmasının, dünya genelindeki kadın ve erkeklere bu seçeneği kendi potansiyellerini geliştirme sürecinin bir parçası olarak görmelerini sağladığını belirtiyor.

Yine dünya genelindeki araştırma sonuçlarına dönecek olursak, tüketicilerin:

- % 32’si gelecek yıl yüzüne cerrahi olmayan uygulama yaptırmayı düşünüyor.
- Kadınların %54’ü göz altı torbalarının büyük bir sorun olduğunu düşünüyor.
- Kadınların %36’sı göz çevresindeki kırışıklıkların büyük bir sorun olduğunu düşünüyor.
- % 53’ü cerrahi olmayan vücut şekillendirme uygulaması yaptırmayı düşünüyor.
- % 34’ü önümüzdeki yıldan itibaren bu uygulamayı yaptırmayı düşünüyor.
- % 32’si, vücut şeklinden memnun iken % 19’u, önümüzdeki yıl içerisinde bu uygulamayı yaptırmayı düşünüyor.

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.