MODA
GÜZELLİK
AİLE
SAĞLIK

Savunma Mekanizmaları

RUHUN SAVUNMA YOLLARI

BÖLME( Splitting)
Şahsım olarak bilişsel düzeyde insanları iyiler ve kötüler diye ayırmayı bırakalı çok oldu...
Samimiler , samimiyetsizler...
Başarılılar başarısızlar... vb . Liste böyle uzayıp gider...
Bunların hepsi sensin, benim ve onlar...
İyi de sensin, kötü de sen... iyi de benim, kötüde...

Tüm parçalarımızla bir bütünüz hepimiz... Artılar ve eksiler aynı hanede...
Bütünleştiremiyoruz tüm bunları , sorunumuz bu toplum olarak...

Bana iyi hissettirdiğin kadar sen de iyisin, sana iyi hissettirdiğim kadar ben de sana iyiyim.

Nedir bu sorun ???

İlkel “bölme” (splitting) savunma mekanizması :
İlkel diyorum çünkü insan yavrusu, doğduğunda bilişsel süreci henüz gelişmediği için bu mekanizmayı kullanmak zorundadır. Fakat yeterince sevgi ve güvende hissettiği bir ortamda büyürse 3-5 yaşlarında iyi ve kötüyü bir potada eritip bütün olarak algılamaya başlayacaktır.

Bu savunma yöntemini biraz açacak olursak; bir bebek düşünün annesinin memesi ağzında karnı doyuyor ohhh cennette... Bu meme “ iyi meme” ş aynı meme bir neden sen dolayı ağzından çıksın ,bebek doymadı kıyameti koparır yani o an cehennemde... Bunu da “ ayrı- meme-kötü meme olarak algılayacaktır. Yani bebeğin ihtiyaçları giderildiğinde mutlu , huzurlu, güvende sakin değilse tam tersi avazı çıktığı kadar bağırır...

Bu bebeği düşünelim , bu bebek büyürken yeterince sevgi verilmemiş, ihtiyaçları yeterince giderilememiş , yani ihmal edilmiş , yeterince güvende hissedememiş , yetersiz ve değersizlik algıları ile büyüsün. Böyle bir ortamda büyüyen çoçuk bu değersizlik ve yetersizlik duyguları ile başa çıkabilmek için , yani benlik bütünlüğünü koruyabilmek için bu ilkel “ bölme mekanizmasını kullanmak zorundadır..
Yani kendimize biraz yakından bakarsak , bu bölme belasını görebiliriz! Bazılarımızda azıcık ucundan bazılarımızda devasal...
Bazı bireyler vardır bir bakarsınız mutlu neşe dolu, özverili arkadaş , insan canlısı , dersiniz ki “vay beee bu insandan süper arkadaş, eş dost olur” ??? Süper iyi hissedersiniz onunla , sonra bir bakarsınız kötü kendiliğe geçmiş yaşatır cehennemi size şaşarsınız!

Toplumsal olarak da baktığımızda , siyah ve beyaz yaşayan, algılayan , grileri pek kullanmayan bireyler olduğumuzu görebilirsiniz.
Bu savunma mekanizması , bir spektrum olarak algılayabilirsiniz. Şiddet düzeyine göre kişilik problemleri değişkenlik gösterir. Kişinin hayat işlevini bozacak düzeyse ise yardım alması gerekir. Ancak önce kişinin bu farkındalığı olması gerekir . Fakat bizde oldukça yaygın olan içimize gitmek, bazı eksiklerimizi gözden geçirmek yerine başkalarını suçlamak en kolayıdır. Ama sürekli başkalarını suçlamak beyhude bir çabadır, asıl değiştiren dönüştüren kendimizle yüzleşmelerimizdir...

Yazının devamı...

Terk Depresyonu



Nilüfer’in çok eski ve çok sevdiğim parçalarından biri olan bu şarkı sözlerine biraz yakından bakalım:

Şarkının yazarı sevdiğini o kadar yüceltmiş o kadar yüceltilmiş ki öyle fedakârlıklarla uzaklardan ona geldiğini, içinde bitmeyen bir hasretle yanıp tutuştuğunu ve öyle derin öyle çok sevdiğini, bu sevginin yokluğunun bir ölüm gibi hissedildiğini yansıtmış mısralarına...

Son zamanlarda biten, yarım kalan aşk hikâyelerinden sonra terk depresyonuna düşen, hayatın anlamsız olduğunu büyük bir boşluk içerisinde olduklarını, yaşamak bile istemediklerini vb. gibi ayrılık acısını anlatmaya yönelik birçok mail aldım. Bu nedenle bu yazıyı yazma sorumluluğu hissettim.

İnsan bir başkası tarafından sevilmeye, takdir edilmeye, özel hissetmeye, dokunulmaya, paylaşmaya ihtiyaç duyan bir varlıktır. Birlikte bir bütün gibi hissettiğin, onunla gelecek planladığın, birinden ayrılmak elbette çok üzüntü verici dir. Elbette zordur. Fakat ayrılığın, ölümle eşdeğer şekilde yoğun hissedilmesi, büyük bir boşluk yaratması hayatın durması gibi duyguların hissedilmesi normal olmayan bir durumdur. Bütün bunların bugünkü sevgiliyle, “terk edenle” ilgili olmadığını söylesem, ne düşünürdünüz?

Bir bebek düşünelim annesinin karnında cennette yaşarcasına mutlu huzurlu ve dengede... Annesinden bütün ihtiyaçlarını karşılıyor oksijeni bile sıvı şekilde alıyor. Sonra bebek dünyaya geliyor ve bu denge bozuluyor. İlk nefes alıp ciğerlerini kullanmaya başlaması bile çocuğa büyük acı veriyor. Daha sonra fiziksel ve duygusal ihtiyaçlarını karşılaması için bir bakım verene ( Anne, bakıcı, büyükanne, baba) İhtiyaç duyuyor. Önceleri simbiyotik (iç içe geçmiş)bir ilişki içerisinde var olan bebek, zamanla, anneden bağımsız bir varlık olduğunu fark etmeye ve ayrışmaya doğru gittiği bir gelişim dönemi içerisinde ilerliyor. Bu dönemde çocuk adeta dünyayı keşfederken büyük bir coşku içerisinde merakını gidermeye yönelik davranışlar içerisine giriyor. Bu kendini gerçekleştirme döneminde annenin veya bakım verenin, aşırı korumacı ya da kontrolcü bir şekilde bu keşfe engel olması ve çocuğu kendi kafasındaki gibi yaratmaya çalışması çocuğun benliğine damgasını vuruyor.

Çocuk bu dönemde yeni şeyler keşfetmek kendi başına karar almak gibi dünyaya dair coşkusuna son vermek zorunda kalacaktır, çünkü annesi onaylamıyor. Annesinin sevgisinden vazgeçemez, bu sevgi çocuk için çok elzem, bir yakıt, bir oksijen gibi... Çocuk gerçek kendiliğinden vazgeçmek zorundadır çünkü annesinin yokluğu ona, depresyon, korku, kızgınlık, suçluluk, çaresizlik ve boşluk gibi duygular yaratacaktır.

Bu gelişim döneminde (ayrışma-bireyleşme)takılı kalmış bireyler yetişkin ilişkilerinde de ayrılığı çok şiddetli bir şekilde deneyimlerler.

Anne ve baba ile kurduğumuz bu duygusal ilişki yetişkinlikte ki aşk ilişkisinde tezahür eder.

Bu durumdaki yetişkinler ayrılık acısına katlanabilmek için bir takım savunmalar geliştirir. Yemek yemek, alışveriş yapmak, alkol ve madde kullanımında artış, tehlikeli işler yapmak vb. gibi maliyetli başa çıkma yöntemleri kullanırlar. Bazen de eski ilişki döngüsüne çok benzer birini bulur ve acıyı bir şekilde yatıştırır. Gerçekten âşık olduğunu düşünür, yeniden heyecanlanır, yeniden bağlanır. Çoğunlukla da bir önceki ilişkide olduğu gibi yine terk edilir. Sonra “hep böyle birileri beni bulmak zorunda mı ?” diye isyan eder ve tekrar bu duyguyla başa çıkmak için maliyetli yollara başvurur ve bu böylece sürüp gider... Özellikle kişiler ayrılık sürecinde bir terapiste başvurur ve bu dönemde gerçek kendiliğine doğru gidebilecek güçte ve kararlılıkta olunursa, çocuklukta yaşanan ayrışma ve bireyleşme yeniden yapılandırılabilir. Sağlıklı duygusal ilişkiler kurulabilir.

Gerçek kendiliğinizle sevebileceğiniz, hissedebileceğiniz günlere...

Web Sitesi

Instagram

Facebook

Yazının devamı...

Deneyime Dayalı Öğrenme

Bir gün Napolyon düşman askerlerinden kaçarken, bir bakkal dükkânına girmiş. Bakkala hemen kendisini saklamasını emretmiş. Bakkalda Napolyon’u müsait bir yere saklayıp, biraz sonra gelen düşman askerlerini de “ az evvel biri koşarak şu tarafa kaçtı” diye savuşturmuş.

Bir süre sonra Napolyon’un muhafızları yetişmişler. Bakkal ömründe bir daha karşılaşamayacağı Napolyon’a sormuş: “efendim, af buyurun ama merak ettim, ölümle bu denli burun buruna gelmek nasıl bir duygu?” Napolyon birden öfkelenmiş. “ Sen kim oluyorsun da benimle böyle dalga geçercesine konuşabiliyorsun?” diye bağırmış. Hemen askerlerine, adamı kurşuna dizmelerini emretmiş. Askerler bakkalın gözünü bağlayıp, karşısına dizilmişler. Mermiler namlulara sürülmüş, artık “ateş” emri verilecek. Bakkal içinden “ah, ne yaptın sen? Şimdi ölüp gideceksin” diye düşünürken, arkadan bir çift el uzanmış, gözündeki bağı açmış. Karşısında Napolyon varmış. Tek cümleyle cevaplamış Napolyon: ”İşte böyle bir duygu!“

Hikâyede anlatıldığı gibi deneyime dayalı öğrenmenin bazen çok ağır bedelleri olabilir.

Bazı insanlar anlatılanları dinleyerek, bazı insanlar araştırarak bazı insanlar önceki tecrübeleri rehber olarak yapacağı davranış veya eylemi planlayabilir.

Yaşayarak öğrenme biçimi bedeli en yüksek öğrenme biçimi olsa da insanın kendisini en iyi şekilde olgunlaştırabildiği ve içsel olarak en iyi anlayabildiği bir yol olarak da düşünülebilir.

Bir grup insan vardır ki deneyime dayalı öğrenmenin sonucunda ki bedeli öder hatalarını ve yanlışlarını görür, bunlardan ders çıkarır. Bu öğrenme süreci olumsuz olsa bile kişinin öğrendiği ve kendine kattığı en olumlu şey “büyümek“ tir.

Hayatımda birçok şeyi en iyi deneyime dayalı olarak öğrendim. Bu benim için bir seçim değildi. İstemsiz bir şekilde hayatımda vereceğim önemli bir kararı bu öğrenme yöntemi ile şekillendirdiğimi yine böyle bir deneyimim sonucu fark ettim.

Kayıplarım oldu, üzüldüm, kırdım, kırıldım belki, ama ANLADIM- FARKETTİM...

Bu farkındalığın, deneyime dayalı öğrenmenin maliyetini görmemi ve kararlar alırken daha çok mantık süzgecini kullanmayı, duygularımı daha şeffaf görebilmeyi ve ayırt edebilmeyi öğretti.

Bu bağlamda yaşadığın olumsuz bir olaya, daha yakından baktığında belki sana bir mesaj iletiyor olabilir. Öğren, olgunlaş, eksilerini gör ve artıya çevir... Böyle bir durum belki de hayatın verdiği doğal bir terapidir senin için...

Farkındalıklarla dolu deneyimlere...

Web Sitesi

İnstagram

Facebook

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.