MODA
GÜZELLİK
AİLE
SAĞLIK

Tüm Yaşamı Etkileyecek Bir Tarama; Yenidoğan Kalça Ultrasonu

DOĞUMSAL KALÇA ÇIKIĞI

Aileler tarafından fark edilmesi zor olan doğumsal kalça çıkığı teşhisinde son yıllarda yaygın olarak kullanılmaya başlanan kalça ultrasonografisinin yeri tartışılmazdır.

Günümüzde her yeni doğana ultrason ile kalça taraması yapılmasını önermekteyiz. Ortopedi uzmanları tarafından değerlendirilmesi gereken bu tetkik ortopedik muayene ile beraber %90' ların üzerinde doğru teşhis sağlayabilmektedir.

Kalça çıkığının tespitinde kalça ultrasonografisi iki ayrı yöntem ile yapılır, statik ve dinamik yöntem. Normal bebekte rutin tarama yapılıyorsa statik yöntem yeterli iken şüpheli kalçalarda dinamik metot ile kombine edilmelidir ve bir pediatrik ortopedi uzmanı denetiminde yapılmalıdır. Bu sayede erken teşhis edilebilen kalça çıkıkları ameliyata gerek kalmadan bandaj tedavisi veya ortez ile büyük oranda tedavi edilebilmektedir.

Erken teşhisi mümkün olamamış ve ileri yaşlarda karşılaştığımız kalça çıkıkları genellikle cerrahi yöntemler ile tedavi edilir.

Yetişkin yaşlarda teknolojinin ilerlemesi sayesinde osteotomi ve kemik uzatma ameliyatları ve kırklı yaşlardan sonra da kalça protezi ameliyatları uygulanabiliyor.

İleri yaş ihmal edilmiş kalça çıkıklarında ilizarov yöntemi ile pelvik destek osteotomisi ve kemik uzatma ameliyatı uygulanabilmektedir. Bu ameliyatın amacı kalçanın yerine getirilmesinden ziyade hastanın ağrısız, kısalığı olmayan ve topallamayan bir uzva sahip olmasıdır.

Daha ileri yaslarda ise kalça protezi ameliyatı uygulanmalıdır. Bu ameliyat en çok kalça çıkığı sonucu oluşmuş kireçlenme nedeni yapılır ve normal bir kalça protezi operasyonundan daha komplikedir.

Kalça protezi ameliyatından sonra kalça çıkığının yol açtığı kısalık büyük oranda giderilir, kalça hareketleri daha rahat bir hale gelir ve tamamen ağrısız bir kalça elde edilir.

Op.Dr. Gökçe MIK
Yetişkin ve Pediyatrik Ortopedi Uzmanı

www.gokcemik.com
0532 304 35 65

FACEBOOK:Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op.Dr.Gökçe Mık

INSTAGRAM: @opdrgokcemik

TWITTER: @gokce_mik

Yazının devamı...

Tırnak Batığında Tırnağı Çekmek Çözüm Değildir!

TIRNAK BATIĞI NEDİR?

Tırnak batığında, genellikle tırnak kenarları (tırnağın yanları) bükülür ve derinin içine doğru büyür. Tırnağın bu ‘kazısı’ sıklıkla parmakta ağrı, kırmızılık, şişme ve sıcaklık yaratarak deriyi rahatsız eder.

Eğer tırnak batığı deride bir kesiğe neden olduysa, bakteri girebilir ve bölgede göze çarpan kötü kokulu ve drenajlı enfeksiyona neden olabilir. Buna rağmen, parmak ağrılı, kırmızı, şiş, ya da sıcak olmasa bile tırnak deriye batıp enfeksiyon geliştirebilir.

NEDENLERİ

Kalıtım: Bir çok insanda tırnak batığı eğilimi kalıtım yoluyla geçmektedir.

Travma: Bazen tırnak batıkları, parmağı taşa çarpma, parmağınızın üstüne bir nesne düşürme ya da koşmak ve tekme atmak gibi parmağa baskı uygulayacak aktivitelerle uğraşmadan kaynaklanan travmaların sonucu olabilir.

Yanlış tırnak kesim: Tırnak batığının en yaygın nedeni tırnağınızı çok kısa kesmenizdir. Bu da tırnağın kenarındaki derinin, tırnağın üzerine kıvrılmasına ortam hazırlar.

Yanlış ölçüdeki ayakkabı ve çoraplar: Tırnak batığı, sıkı veya kısa çorap ve ayakkabı giyimi sonucunda oluşabilir.

Tırnak sağlığı: Tırnak batığı, travma sonucu tırnağı kaybetme veya mantar enfeksiyonu gibi tırnak problemlerinden kaynaklanıyor olabilir.

TEDAVİ

Parmağınızı muayene ettikten sonra, doktorunuz size en uygun tedaviyi seçecektir. Tırnak batığında tırnak çekme işlemi çok eski bir yaklaşımdır ve tedavi edici nitelikte değildir. Enfeksiyon oluşmuşsa, oral yoldan alınan bir antibiyotik reçete edilebilir. Bazen muayenehanede yapılan ufak bir cerrahi müdahale ağrıyı azaltacak ve rahatsız eden tırnağı ortadan kaldıracaktır. Lokal anestezi uygulandıktan sonra, doktor tırnağın kenarını çıkarır. Tırnak prosedürünü takiben, gevşek bir bandaj uygulanır. Çoğu insan cerrahi müdahale sonrasında çok az acı duyar ve ertesi gün normal aktivitelerine yeniden başlayabilir. Doktorunuz oral yoldan alınan bir antibiyotik verdiyse belirtileriniz kaybolsa dahi tüm ilaçları kullandığınıza emin olun.

TIRNAK BATIĞINI ÖNLEMEK

Birçok tırnak batığı vakası şu şekillerde önlenebilir:

Doğru kesim. Ayak tırnaklarınızı düzgün bir çizgi halinde ve çok kısaltmadan kesin. Ayak tırnaklarınızın kenarlarından ve altından tırnak geçme aralığı olması gerekir.

Ayağınıza uygun ayakkabı ve çoraplar. Burnu çok sıkı veya dar olan ayakkabılar giymeyin. Özellikle koşarken veya tempolu yürürken parmaklarınıza baskı uygulanmasına neden olacak bol ayakkabılardan kaçının.

Tırnaktaki çıkıntıyı kesmeyin. Bazı insanların inandığının aksine, bu tırnağın batık olmaya eğilimini azaltmaz.

Tırnak kenarlarını tekrar tekrar kesmeyin. Tırnağı durmadan kesmek uzama şeklini değiştirmez, durumu daha kötüye götürebilir.

Tırnağın altına pamuk koymayın. Bu durum ağrıyı azaltmayacağı gibi enfeksiyonla sonuçlanabilecek zararlı bakterilerin oluşması için ortam sağlar.

Cilt üzerinden sürülerek uygulanan ilaçlar ağrıyı maskeleyebilir fakat altında yatan problemi düzeltemez.

Op.Dr. Gökçe MIK
Yetişkin ve Pediyatrik Ortopedi Uzmanı

www.gokcemik.com
0532 304 35 65

FACEBOOK:Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op.Dr.Gökçe Mık

INSTAGRAM: @opdrgokcemik

TWITTER: @gokce_mik

Yazının devamı...

10 Soruda Hallux Valgus (Başparmak Kemik Çıkıntısı)

1. Hallux Valgus hastalığının (ayak baş parmak kemik çıkıntısı) kadınlarda daha fazla oranda görülmektedir.

Hallux Valgus hastalığının tam Türkçesi ayak baş parmağının dışarı doğru eğilmesi demektir. Halk arasında bu hastalık "ayak baş parmak çıkıntısı" veya "bunyon" olarak bilinir. Bu hastalıkta ayağın birinci parmağının tarak kemiğinin içeri doğru, baş parmak kemiğinin de dışarı doğru eğilmesiyle bir köşe yapması ve köşe noktasından da kemiğin çıkıntılı bir hal almasıdır. Bu hastalık genellikle erken yaşta çok hafif düzeyde başlar, zaman içinde ilerleyerek daha ciddi bir hal alır. Belli bir açıyı aştığı zaman hastanın hayat kalitesini düşürücü, ağrı yapıcı, yürümesini ve ayakkabı giymesini zorlaştırıcı semptomlar oluşturmaya başlar.

2. Hallux valgus hastalığında parmak arası silikonlar tedavi edici midir?

Git gide deforme olmuş başparmak kemiğinin dış yüzeyindeki ciltte gözle görülür bir kızarıklık, şişlik ve enflamasyon gözlemlenir. Kişiler ayakkabı giyerken ve yürürken ağrı, acı ve uyuşma hissederler. Silikon aparatlar, ayakkabının cilde ve enflamasyon bölgesine yaptığı baskıyı kısa süre ile önleyici ve rahatlatıcı olabilirler, ancak bu rahatlama hissi geçicidir.

Silikonlar hastalığı tedavi edici nitelikte değildir, kemikteki mevcut deformiteyi (çıkıntıyı) hiç bir şekilde düzeltemezler. Ayakkabı içindeki alanı daraltacağından diğer parmakların da ayakkabıdan zarar görmesine ve başka deformitelerin oluşmasına da sebebiyet verebilirler. Dolayısıyla söz konusu silikon aparatlar, kemik düzeltici etkisi vurgulanarak hastalara sunulduğu takdirde, oluşabilecek yanlış algı ile Halluks Valgus hastalığının tedavisini geciktirmekle hastalara fayda sağlamaktan ziyade, zarar verecektir.

3. Halluks Valgus’un günlük hayata etkileri nelerdir?

Etkiler, hastalığın ilerlemesiyle beraber ortaya çıkar. En önemli etkisi hastaların hayat kalitesini ciddi şekilde düşürmesidir. Öncelikle ayak baş parmak kenarında ağrı, kızarıklık oluşmasıyla hayat kalitesi düşmeye başlar. Daha sonra hastalar ayakkabı giymekte zorlanır. Hanımlarda yüksek topuklu ayakkabı giymekte zorlanma ilk başlarda olur. Fakat ilerleyen safhalarda hastalar normal spor ayakkabıları bile giymekte güçlük çekerler. Bunun sonucu olarak hastalar hareket kabiliyetlerinde azalma hissederler. Günlük enerji yakma miktarlarını azaltırlar. Çok rahat hareket edemezler, yürüyemezler ve düzgün spor yapamazlar. Bundan dolayı normal miktarda günlük diyetlerini alsalar bile yakacakları kalorileri azaldığı için kiloları artmaya başlayabilir. Hastalar genellikle bunu şöyle ifade ederler ‘Doktor bey ben normal yiyorum, fazla abartı yok, fakat kilo almaya başladım, yediğim her şey yarıyor!’. İşte böyle durumlarda çok ilgisiz zannedilse bile ayağımızdaki bu ağrının buna sebep olabileceğini bilmeliyiz. Pasif bir hayatta, kalp, tansiyon, diyabet gibi kronik hastalıklara çok daha kolay yakalanacağımız unutulmamalı.

4. Halluks Valgus ülkemizde yaygın bir hastalık mıdır?

Hallux Valgus, Türkiye'de olduğu gibi bütün dünyada çok yaygın bir hastalık . “18-65 yarası yetişkinlerin yüzde 25’inde görülebilen bir rahatsızlıktır. Bu hastalık kadınlarda erkeklere oranla 4 ila 7 kat daha fazla daha sık görülür. 1 erkeğe karşın 6-7 kadında bu hastalığı görmek mümkün. Bunun nedeni genetik faktörler olduğu kadar, kadınların yüksek topuklu, ucu sivri ve dar ayakkabıları kullanmasının etkisi olduğu da düşünülmektedir. Bilimsel olarak bu kanıtlanmamış olsa da bu hastalığa yatkınsak ve de bu ayakkabıları çok sık giyiyorsak bu hastalığa yakalanma olasılığı artar. 65 Yaşından sonra hastalığın görülme sıklığı yüzde 35’e kadar çıkmaktadır. Toplumda her 100 kişiden 35 tanesi 65 yaş üstü bu hastalığa yakalanmaktadır. Bizim daha çok tedavi ettiğimiz grup 30-40 yaş arası aktif çalışan, genç hasta grubudur. Çünkü bu gruptaki hastaların ayakkabı giyme varyasyonları farklılıklar göstermektedir, çok hareketli ve çok spor yapan hastalar olduğu için bu yaşlarda sıklıkla bu hastalığı görmekteyiz.

5. Yanlış ayakkabı tercihi Halluks Valgus’a neden olur mu?

Yanlış ayakkabı tercihi tek başına Hallux Valgus’a yol açan bir etken değildir. Hastamızda genetik alt yapının olması yani ailesel bir yatkınlığın olması gerekir. Böyle hastalar dar, yüksek topuklu sivri burunlu ayakkabılar (stiletto) giyerlerse hastalığın ilerlemesi ve semptomların daha ciddi hale gelmesi kaçınılmaz olur.

6. Halluks Valgus ameliyatı nasıl olur ?

Ameliyat tekniği hastalığın derecesine ve tipine göre değişiklik göstermektedir. Zaten tedavinin başarılı ve kalıcı olması için hastanın öncelikle hangi tip Halluks Valgus’a hangi derecede sahip olduğunun belirlenmesi ve buna göre uygun tedavinin seçilmesi gerekir. Hastalığın tedavisi ameliyat olmadan tam olarak mümkün değildir. Ameliyatsız olarak sadece hastanın şikayetlerini azaltmaya yönelik koruyucu tedbirler alınır. Fakat tam tedavisi kemikteki deformitenin tam manasıyla düzeltilmesi, bunu tekrar etmeyecek şekilde yeninden kemiğin şekillendirilmesiyle olur.

7. Halluks Valgus ameliyatında her iki ayak aynı seansta ameliyat edilebilir mi?

Her iki ayak aynı seansta ameliyat edilebilir. Fakat biz bir ayakta Hallux Valgus daha ileri düzeyde, diğer ayakta daha erken safhada olduğu zaman, genellikle ileri safhada olan ayağı önce ameliyat etmeyi tercih ediyoruz. Daha sonra diğer ayaktaki ilerlerse onu yapıyoruz. Böylelikle ameliyat sonrası daha kolay geçiyor ve hastalar ileri derecede olan ameliyat sonrası diğerinden çok fazla şikayetçi olmayabiliyor. İki ayak da ileri derecede ise aynı anda yapılır.

Bazı durumlarda hastalık yıllar içinde çok ileri safhalara ulaştığında ise bir başka özel teknikle müdahale etmemiz gerektiğinden ayakları tek tek ameliyat etmemiz gerekmektedir.

8. Halluks Valgus ameliyatının iyileşme süresi nasıl olur?

Hastalarımız ameliyat oldukları gün, ameliyattan birkaç saat sonra ayağa kalkarak, üzerine tam yük vererek, destek almadan yürüyebilirler. Böylelikle hastalığın iyileşme sürecini kısaltmış oluruz.

Bu süreç genellikle şu şekilde ilerliyor. Birinci gün normal kalkıp üzerine basıp yürüyebilirler. Üçüncü günü günlük hayatta her işi yapacak hale gelirler. 1 ila 2. Haftada da normal iş yaşantılarına dönebilirler. Tabi ki bu sürekli ayakta çalışılacak bir iş değilse. Bir önemli nokta bu ameliyattan sonra herhangi bir alçı, koltuk değneği kullanılmasına gerek yoktur. Hastalara yatak istirahatına gerek yoktur. Çalıştıkları işe göre uygun istirahat süresi veriyoruz. İstediğimiz tek şey ameliyattan sonra 6 hafta boyunca verilecek olan ayakkabıyı giymeleri gerekmektedir. Normal ayakkabılardan farkı yoktur fakat hastaların ameliyat sonrası konforunu sağlayacak ve ameliyatlı yerini koruyacak bir dizayna sahiptir. Bu ayakkabıyla hareketlerinde normal günlük yaşantılarına hızla dönebilirler. Hallux Valgus ameliyat sonrası ayakkabısıyla düğün, davet ve kutlamalara uzun elbiselerle ayakkabıyı kapatarak katılan bir çok hastamız olmuştur.

9. Halluks Valgus ameliyatında uygulanan teknikler nelerdir?

Hallux Valgus ameliyatında birden fazla teknik uygulanabilir. Ameliyat tekniği hastanın hangi tip Hallux Valgus’a sahip olduğuna ve hastalığın derecesine göre belirlenmektedir. En çok karşılaşılan fazla ilerlemiş baş parmak çıkıntısı olan ve açısal olarak da belli bir dereceyi aşmamış Halluks Valgus’larda uyguladığımız sadece tek bir yerden 3.5 cmlik minimal insizyon yaparak gerçekleştirdiğimiz tekniktir. Hastalığın daha ilerleyen tiplerinde açısal farklılık ilerledikçe daha farklı teknikler uygulanmaktadır. Ayağın hem alt hemde üstten insizyon yapılarak yapılan teknik de vardır. Bu teknikte hastanın ameliyat sonrası iyileşme süreci diğer tekniğe göre daha uzun olabilir. Ama bu teknikle yapılmazsa da ileride aynı hastalığın tekrar etme olasılığı olabilir. Bu sebeple ayaktaki duruma göre doğru tedaviyi dizayn etmek gerekir.

10. Halluks Valgus hastalığı ilerledikçe tedavisi zorlaşır mı?

Aslında bütün hastalıklarda geçerli olan bir durum. Halluks Valgus’ta da çok fazla ilerledikçe, yani deformite arttıkça tedavisi daha zor demeyelim ama daha komplike hale gelmektedir. Yine tam olarak tedavi edilebilir. Hastalar tam ve kalıcı olarak sağlıklarına kavuşabilir ancak bazı farklılıkları belirtmek gerekirse; Ameliyat süresi uzayabilir ve ameliyat sonrası hastanın iyileşme süresi uzayabilir.

Op.Dr. Gökçe MIK
Yetişkin ve Pediyatrik Ortopedi Uzmanı

www.gokcemik.com
0532 304 35 65

FACEBOOK: Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op.Dr.Gökçe Mık

INSTAGRAM: @opdrgokcemik

YOUTUBE: Op.Dr.Gökçe Mık

Yazının devamı...

Kalça kırıkları ve tedavisi

Yaşlılarda genellikle basit düşmelerle veya osteoporoz (kemik erimesi ) etkisiyle, gençlerde ise genellikle düşme, kayak kazası, trafik kazası gibi travmalarla meydana gelir Osteoporoz yani kemik erimesinin özellikle kadınlarda menopoz dönemi sonrası daha sık görülmesi, yaşlılık döneminde oluşan kalça kırıklarının önemli bir oranının kadınlarda yaygın oluşunun sebebidir.

Sağlıklı yapısını ve gücünü yitiren kemik, yaşlı bir hastanın, en basit haliyle evde ayağının bir yere takılarak düşmesi sonucu kolaylıkla kırılabilmektedir.Yaşlılıkla birlikte gelişen reflekslerde yavaşlama ve kas güçlerinde azalma ve bazen düzensiz tansiyon durumu, kişileri düşmeye ve dolayısıyla kırık riskine daha açık hale getirir.

Sebebi her ne olursa olsun, gerçekleşmiş bir kalça kırığında kemik yerinden oynamış ise tanı koymak oldukça kolaydır, hastanın kendisi ya da yakınları dahi bu durumu fark edebilir. Çünkü hasta yürüyemez ve yapacağı her harekette kalçada artan ani ve çok şiddetli ağrı olur. Ancak kırıkta herhangi bir kayma söz konusu değilse, hasta aksayarak da olsa yürüyebilir ve çok şiddetli bir ağrı hissetmeyebilir. Kesin tanı için, muayene, röntgen görüntüleri ve gerekirse tomografiye ihtiyaç duyarız.

Tanısı konulmuş bir kalça kırığına, özellikle yaşlı hastalarımıza, derhal müdahale edilmesi gerekir. Çünkü yatağa bağlı olan yaşlı bir vücudun metabolizması hızla zarar görür. Kronik rahatsızlıkları varsa bunlar giderek ağırlaşır. Hasta, fiziksel ve ruhsal açıdan hızlı bir sağlıksızlaşma sürecine doğru sürüklenir. Genellikle bu süreç hastanın kaybıyla neticelenir.

Protez cerrahisinde kaydedilen teknolojik ve teknik gelişmeler sayesinde, kalça kırığı yaşayan yaşlı hastalarımıza yaşları kaç olursa olsun (80 ve 90 yaş üzeri dâhil olmak üzere) rahatlıkla protez cerrahisini uygulayabilmekteyiz.Protez ameliyatı geçekleştikten 24 saat sonra hastalarımızı, yaşları çok ileride olsa dahi, hemen ayağa kaldırıp, yürüteç yardımıyla yürütmekteyiz. Bu yürüme çalışmaları, hastanın hem iyileşme sürecini hızlandırmakta, hem de hastaya moral aşılamaktadır.

Kalça protezinde öncelikli amacımız hastayı yaşı kaç olursa olsun yatağa bağımlılıktan zaman kaybetmeden, bir an önce kurtarmak ve eskisi gibi sağlıklı yürümesini sağlamaktır. Bunun için tek çözüm cerrahi tedavidir. Gelişen teknolojiyle birlikte kullanım ömrü 30 yıla ulaşmış olan protezler sayesinde, hastalarımız uzun yıllar boyu sağlıklı bir kalça eklemine sahip olmaktadırlar.


Op.Dr. Gökçe MIK
Yetişkin ve Pediyatrik Ortopedi Uzmanı


www.gokcemik.com

FACEBOOK: Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op.Dr.Gökçe Mık

INSTAGRAM: @opdrgokcemik

TWITTER: @gokce_mik

Yazının devamı...

Çocuğum parmak ucunda yürüyor

Yürümeye yeni başlayan çocuklarda parmak ucu yürüyüşü oldukça sık rastlanan bir durumdur ve genellikle 2 yaş itibariyle düzelme görürüz, ancak elbette bazı durumlarda parmak ucu yürüyüşü kalıcı olabilir.

Şayet çocuğunuz arada sırada parmak ucuna basarak yürüyor ve çoğu zaman topuğuna basarak yürüyor ise bundan endişe etmeyiz. Bu durum her hangi bir problemi işaret etmez ve normal çocuklarda da görülebilir.

Fakat 2 yaşından sonra hemen her zaman parmaklarının ucuna basarak yürüdüğü gözlenen çocuklar mutlaka bir uzman doktor tarafından görülmelidirler. Muayene esnasında bu durumun bir hastalık nedeni ile olup olmadığı kesinlik kazanır.

Yaşça daha büyük çocuklarda parmak ucuna basarak yürüme ve bunun tek taraflı olması hâli serabral palsi (beyin felci) , duchenne musküler distrofi, miyopati, nöropati, spinal disrafizm ya da otizm gibi gelişimsel bozukluklar veya nörolojik hastalıkların bulgusu olabilir.

Diğer bakımlardan sağlıklı bir çocukta kalıcı parmak ucu yürüyüşü, seri alçılama yöntemiyle tedavi edilir. Eğer durum ileri düzeyde ise cerrahi tedavi gerektirir.

Parmak ucunda yürümeye yol açan bir diğer durum ise aşil tendonu kısalığıdır ve bunun da tedavisi yine seri alçılama ile başlar, eğer bu tedavi cevap vermezse çözüm cerrahi yöntemlerdir.


Op.Dr. Gökçe MIK
Yetişkin ve Pediyatrik Ortopedi Uzmanı


www.gokcemik.com
FACEBOOK: Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op.Dr.Gökçe Mık
INSTAGRAM: @opdrgokcemik
TWITTER: @gokce_mik

Yazının devamı...

Topuk dikeni tedavisinde doğal çözümler

TOPUK DİKENİ TEDAVİSİNDE DOĞAL ÇÖZÜMLER

Yürürken ayak kemerinin aşağı doğru yaylanmasını sağlayan Plantar Fasya adlı kasın, ayağımıza binen yükleri absorbe edici görevi vardır. Bu kasa aşırı yüklenmeler olduğu takdirde, kasta hasar ve küçük yırtıklar ortaya çıkar. Hasarlar sonucu inflamasyon oluşur; ağrı ve hassasiyet gelişir. Bu durumun sıklıkla tekrar etmesi, Plantar Fasya kasının kalınlaşmasına, esnekliğin kaybolmasına ve en sonunda da burada kalsiyum birikmesine yol açar. Röntgenlerde gördüğümüz diken şeklindeki görüntü tam da bu şekilde oluşur.

Topuk dikeni hastalığı, topuk ağrılarının en yaygın nedenidir. Türkiye’de her yıl yaklaşık 1 milyon kişi bu hastalıktan tedavi olmaktadır.

· Sert yüzeyde koşu, jogging, zıplama içeren faaliyetleri aşırı yapmak,

· Ayak kemerini desteklemeyen ayakkabılar giymek, örneğin babet, sandalet, parmak arası terlik, çok yüksek topuklu ayakkabılar gibi,

· Aksayarak yürüme,

· Aşırı kilo, obezite,

· Düz tabanlık veya yüksek kemerli ayak,

· İlerlemiş yaş (tendon ve bağlardaki esnekliğin azalması, topuk yağ yastığının azalması)

· Diabet Hastalığı'na sahip olmak,

· Çok yürümek, çok ayakta durmak, ayakta duruyorken tek ayağının üstüne yük vermek,

Plantar Fasya kasında hasar oluşturan durumlardır, bir başka deyişle topuk dikeni oluşumuna yol açan durumlardır.

Belirtileri Nelerdir?

Topuk dikeninde en temel bulgu; hastalarda sabah uyandıktan sonra ilk bir kaç adımda hissedilen topuk ağrısının yürümeyle kendiliğinden geçiyor oluşudur. Gün içinde bir yerde uzun süre oturup ilk kalkmada oluşan ve aynı zamanda günün sonunda da ağrı olması yine başlıca bulgulardandır.

TOPUK DİKENİ EGZERSİZLERİ

Topuk Dikeni tedavisinde önceliğimiz; ayak tabanında fonksiyonunu tam yerine getiremeyen Plantar Fasya kasını uzatıcı ve görevini yapmasını sağlayan aşil germe egzersizlerine başlanmasıdır. Bu egzersizleri kısaca tarif etmek gerekirse;

Bacağın Arka Adelelerini (aşil) Germe Egzersizi: Bu egzersizde hasta ayaktayken avuç içlerini omuz paralelinde duvara yaslar. Sağ ayağını öne doğru, duvara yakın olarak yerleştirir, sol ayağı yaklaşık 30 cm kadar geride kalır. Her iki ayağın burun kısmı öne doğru bakar. Arkada kalan sol bacağı gergin tutarak, önde yer alan sağ dizimizi bükeriz. Bunu yaparken amaç sol bacağın arka adelelerini germektir. Gergin vaziyette 10 saniye kadar dururuz. Bunu yaparken arka dizin bükülmemesi ve arka adelelerde gerilme hissedilmesi gerekir. Bu egzersiz, her iki ayak için toplam 20’şer kez tekrarlanmalıdır.

Plantar Fasya Germe Egzersizi: Bu egzersizin sabah yataktan çıkmadan, yani yürümeye başlamadan önce yapılması gerekmektedir. Evinizde varsa bir pilates esneme-germe lastiğini ayağınızın altından geçirip her iki elinizle birer ucundan tutup kendinize doğru çekebildiğiniz noktaya kadar çekin ve bunu yaparken bacak arkası kaslarınızın uzadığını hissedin. (eğer lastik yoksa, havlu veya uzun bir çoraptan da yardım alınabilir) . Bu egzersiz de her germede 10 saniye bekletilerek, iki ayak için toplam 20’şer kez tekrarlanmalıdır.

Plantar Fasya Soğuk Egzersiz: Su dolu bir küçük boy pet şişe buzlukta dondurulur. Dondurulmuş pet şişe ayağın altındaki çukur bölgeye yerleştirilir ve ileri-geri hareket ettirilir. 3 dk kadar bu harekete devam edilir. Dinlendikten sonra 3 dk daha yapılır. Bu egzersiz gün içinde yapılabildiği kadar sıkça tekrarlanabilir.

AYAKKABI SEÇİMİNİZ ÖNEMLİ !

En az egzersizler kadar önemli bir diğer husus; ayakkabı seçimi ve ayakkabı giyme alışkanlıklarıdır. Öncelikle ayağa uygun bedende ayakkabı seçimi esastır, dar ya da bol olmamalıdır. Ayakkabı alışverişlerinin daima günün sonunda yapılmasını öneririz, çünkü ayak olabildiğince yorgun ve şiş haldedir. Her zaman giyilen tarzda bir çorapla ayakkabı denenmelidir. Ayak parmaklarımızın ayakkabı içinde rahatlıkla bükülebilir olması en sağlıklı ayakkabı seçimini işaret eder. Yani mümkün olduğunca sivri burunlu modellerden kaçınmak, Topuk Dikeni başta olmak üzere bir çok ayak hastalığından koruyucu olacaktır. Ayağın en uzun parmağının ayakkabının burnu ile arasındaki mesafe, başparmağımızın kalınlığı kadar olmalıdır. Elbette satın almadan önce ayakkabıyla mağaza içinde birkaç tur yürümek önemlidir. Bu aşamada dikkat edilmesi gereken en önemli husus topuğun ayakkabı içinde yukarı ve aşağı doğru hareket etmiyor oluşu ve ayakkabının ayağı sarıyor oluşudur.

TOPUK DİKENİ TEDAVİSİNDE DOĞAL ÇÖZÜMLER

Magnezyum: Kemik oluşumunda önemli bir mineraldir. Aynı zamanda kalsiyumun kullanımının da efektif olmasını sağlar. Vücudumuzdaki magnezyumun yarısından fazlası kemiklerimizde depolanır. Topuk dikeni tedavisinde doğal yollardan biri Epsom Tuzu ile ılık ayak banyosu yapmaktır. Epsom Tuzu; Magnezyum Sülfattır. Ağrıyı ve inflamasyonu azaltmaktaki faydaları bilinmektedir. Epsom Tuzu suyla karıştırılıp nazikçe ayak topuğuna ve ayak çukuruna masaj yapıldığında rahatlatıcı etkileri gözlemlenir. Ayrıca Magnezyum içeriği zengin besinlerin tüketilmesinde de fayda görüyoruz; Avokado, Muz, Ispanak, Siyah Fasülye, Kuru Fasülye, Pirinç, Bal Kabağı Çekirdeği, Mercimek ve Kuru İncir gibi.

B5 Vitamini: Vitamin B5 eksikliğinin en önemli bulgusu kaslarda zayıflama ve ağrıdır. Sinir fonksiyonlarının çalışmasında yardımcıdır, özellikle de asetilkolin adlı molekülün üretilmesinde önemli görev üstlenir. Asetilkolin, sinirlerde oluşan sinyallerin kaslara iletilmesinde rol oynar. Yani vücudun sinir hasarından ve zayıflamasından korunmasını sağlar. B5 vitamini aynı zamanda vücudun iyileşme hızını arttırır. Doğal olarak B5 vitamini içeren besinler ; Avokado, Ayçiçeği Çekirdeği, Yumurta, Somon ve Mercimek’tir. B complex vitamin takviyesi alımıyla eklem ağrılarında azalma, kas gücünde artış ve kas/eklem ağrılarının azalması sağlanır.

Proteolitik Enzimler: İnflamasyon, vücudumuzda doğal olarak proteolitik enzimler sayesinde azalır. Araştırmalar göstermiştir ki Proteolitik enzimler iyileşme süresini kısaltmakta ve tedaviye cevabı hızlandırmaktadır. Aynı zamanda eklem ve kas ağrılarının tedavisinde, kanser tedavisinde ve yaşlılığa bağlı hastalıkların tedavisinde deneme aşamasında kullanılan elementlerdendir. Proteolitik enzimlerin bir örneği Bromelain’dir. Bromelain, inflamasyon ile savaşır ve ödem oluşumunu engelleyici görev yapar. Kanda bulunan “fibrin” isimli maddeyi aktive ederek ödemin azalmasını sağlar. Bromelain içeren mevyelerden biri olan Ananas, özellikle ameliyatlardan önce iyileşme zamanını hızlandırmak, inflamasyonu azaltmak için önerilir. İnflamasyonun azalması, Topuk Dikeni'nin iyileşmesinde ve Plantar Fasya kasına binen basıncın azalmasında önemli rol oynar.

ENJEKSİYON TEDAVİSİ

Yukarıda belirttiğim yöntemlerden fayda görmeyen Topuk Dikeni hastalarında, enjeksiyon çözümü devreye girer. Kortizon yada prp enjeksionları denenebilir. Hastalığın esas tedavi yöntemi enjeksiyondur. Bu tedavinin başarısını belirleyen önemli husus; iğnenin yapıldığı nokta ve kullanılan ilaçtır. İlaveten, hastaların egzersiz yapmaya ve tabanlık kullanımına devam etmeleri de önemlidir.

AMELİYAT KARARI

Şimdiye kadar belirtmiş olduğum yöntemlerin hiç birinin fayda sağlamaması halinde, Plantar Fasya kasının kısalmasıyla birlikte, kasın yakınından geçen sinirin de sıkıştığı düşünülerek ameliyat planlanabilir. Fakat ben cerrahi hekimlik hayatımda topuk dikeni ameliyatına çok nadiren gerek duyduğumu belirtmeliyim.Enjeksiyon tedavisi doğru noktaya uygulandığında başarılı sonuç veren ve ameliyata gerek bırakmayan bir tedavi yaklaşımıdır.

Op.Dr. Gökçe MIK
Yetişkin ve Pediyatrik Ortopedi Uzmanı


www.gokcemik.com
444 44 24

FACEBOOK: Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op.Dr.Gökçe Mık

INSTAGRAM: @opdrgokcemik

TWITTER: @gokce_mik

Yazının devamı...

DİZ KİREÇLENMESİ İHMALE GELMEZ!

Gonartroz, diz ekleminde oluşan kıkırdak kaybı hastalığıdır. Halk arasında "Kireçlenme" olarak bilinir ve yarattığı algı diz ekleminde bir birikme şeklinde olsa da, gerçekte kıkırdakta bir kayıp söz konusudur.

Kireçlenme'nin Sebepleri Nelerdir?

Genetik faktörler, aşırı kilo, genel eklem gevşekliği ve yaşlanma gibi temel etkenlerin yanısıra, kazaya bağlı gibi bir travma sonucu oluşan eklem içi kırık, geçirilmiş enfeksiyon, menisküs ve ön çapraz bağ yaralanmaları ve romatoid artrit gibi iltihaplı eklem hastalıkları kireçlenmeye sebep olan etkenlerdir ve her hastada kireçlenmenin derecesi farklıdır.

Peki Diz Kireçlenmesi (Gonartroz) Nasıl Tanınır?

Diz kireçlenmesi yavaş ilerler.Genellikle başlarda merdiven inip çıkarken ve dizlerin bükülmesiyle hissedilen ağrı, ilerleyen yıllarda hastanın günlük basit aktivitelerinde dahi görülebilmektedir. Daha ileri yıllarda ise, yaşlanma dolayısıyla kas güçsüzlükleri nedeniyle yürüme daha da zor hale gelir. Zamanla her iki bacak içe çarpık hale gelir ve günlük aktiviteleri yapmak dahi zorlaşır. Çok ileri seviyeye ulaşmış diz kireçlenmesinde ise hasta, koltuk değneği, yürüteç (walker), tekerlekli sandalye ile günlük yaşamını idame ettirebilir duruma gelir.

Hastalarımız genellikle “Namazımı oturup yerde kılamıyorum”, “Yere çömelemiyorum”,”Merdiven inip çıkarken çok zorlanıyorum”, “Yürüme mesafem kısaldı, eskiden şu kadar yol yürürdüm şimdi artık imkansız” “Sabah uyandığımda yataktan kalkınca attığım ilk adımda çok şiddetli ağrım oluyor” gibi şikayetlerle bizlere başvurmaktadırlar.

Diz Kireçlenmesi Önlenebilir Mi?

Diz kireçlenmesinin oluşumunu önlemek veya var olan kireçlenmenin etkilerini geciktirmek için bazı önlemler tabii ki alınabilir.

Bunlardan ilki kiloya dikkat etmekle başlar. Aşırı kilo, obezite, özellikle diz kireçlenmelerinin oluşmasında veya ilerlemesinde çok önemli bir etkendir.

Bir diğer korunma faktörü de doğru fiziksel aktivitelerde bulunmaktır. Doğru fiziksel aktivite demek; Yapacağınız sportif faaliyetlerin tümünün, vücuda faydalı olmadığı anlamına geliyor. Yani dize aşırı baskı yapan spor dalları uzun vadede kireçlenmeye yol açan etkenler arasında kabul edilir. Örneğin koşmak yerine yürüyüş yapmak veya bisiklet sürmek hem ayak bileği ve diz sağlığı açısından yararlıdır, hem de formda kalmanızın keyifli yollarından biridir. İmpakt sporlardan olmayan, yerçekimi etkisi olmaksızın uygulanan yüzme de yine diz sağlığı ve genel vücut sağlığı açısından son derece faydalı bulduğumuz bir daldır.

Evde egzersiz yapmak isteyen hastalarıma ise en çok pilates yapmaları önerisinde bulunuyorum. Tüm kas ve iskelet sağlığı açısından faydalı olan pilatesi, diz eklemi ve ayak-ayak bileği sağlığı açısından da yararlı buluyorum. Bacak ve kalça kaslarının güçlü kalması, diz kireçlenmesine karşı alınabilen en önemli önlemlerdendir.

Diz Kireçlenmesi Tedavi Yaklaşımları

Kireçlenmenin ilk aşamasında bizim öncelikli hedeflerimiz bellidir; Hastalığın seyrini yavaşlatmak, hastamızın ağrılarını dindirmek ve hastamızı fonksiyonel halde tutmak. Bu yaklaşımla, ağrı kesiciler ve kas gevşeticilerle bir tedavi düzenleriz.

Yine hastalığın ilk aşamalarında, yani kıkırdak kaybının tam olmadığı hastalarımızda, kıkırdak besleyici diz içi enjeksiyonlarla tedavi düzenleriz.

Tedavide önemli unsurlardan biri de her gün uygulanması gereken ve dizi korumaya yönelik bir egzersiz programının hastaya sağlanmasıdır.

Bu uygulamalara rağmen hastamızın şikayetleri halen devam ediyorsa cerrahi tedavi yöntemleri uygulanır.

Cerrahi Tedavideki Yenilikler

Dünyada son 5 yılda diz kireçlenmesi cerrahi tedavisinde çok önemli gelişmeler kaydedilmiştir.

Bu gelişmeler sayesinde hastalar genel anestezi olmadan, sadece bacakların uyuşturulduğu yöntemle ameliyat edilmektedirler. Ameliyat oldukları günün ertesi günü ayağa kalkıp yürüyebilmekteler ve ameliyatın ardından 3. gün kendi günlük ihtiyaçlarını yardımsız yapabilmektedirler. Cerrahi teknikte ameliyat yarasının daha küçük açılması ve kaslara yapılan minimal kesiler sayesinde iyileşme süreci oldukça kısalmıştır. Hastalar çoğunlukla kimsenin yardımı olmaksızın ameliyat sonrası süreci yalnız ve tam sağlıklı geçirebilmektedirler.

Ameliyat sonrası enfeksiyon riski, hekim cerrahın kullandığı cerrahi teknik ve gelişen teknolojinin yardımıyla alınan önlemler sayesinde tarihe karışma aşamasındadır.

Op.Dr. Gökçe MIK
Yetişkin ve Pediyatrik Ortopedi Uzmanı

www.gokcemik.com
0212 296 94 50

Facebook: Op.Dr.Gökçe Mık

Instagram: @opdrgokcemik

Twitter:@gokce_mik

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.