MODA
GÜZELLİK
AİLE
SAĞLIK

Gebelikte Plasenta Previa

Doğum sırasında ya da gebelik süresince kanamaya neden olabilen plasenta previa, plasenta dokusunun rahim ağzına doğru büyümesi sonucu ortaya çıkan bir durumdur.

Plasenta, normal durumlarda rahim kenarına ya da üzerine yerleşirken bazı durumlarda plasenta rahmin aşağısına doğru büyümeye devam edebilir. Bu büyüme rahim boynunu tamamen kapatacak kadar ilerleyerek sorunlar oluşturur.

Plasenta Previa Belirtileri

Plasenta previa iki şekilde ortaya çıkar. Rahim boynunu kısmen kapatan plasenta previa kendiliğinden düzelebilirken rahim boyunu tamamen kapatan plasenta previa için müdahale şarttır.

Plasenta previa kendini gebeliğin ikinci yarısında ağrısız kanama ile gösterir. Bu oluşum daha önceden varsa ve kendiliğinden düzeldiyse herhangi bir belirti meydana getirmez.

Alt karın bölgesinde ağrı, cinsel ilişki sonrası ağrı veya kanama, gebeliğin ilk yarısında dönem dönem ortaya çıkan kanamalar plasenta previa belirtisi olabilir.

Plasenta Previa Nasıl Tedavi Edilir?

Bu sorun her zaman tedavi edilmek zorunda değil. Bazı durumlarda oluşum kendiliğinden kaybolur bazı durumlarda da oluşumun boyutları normal doğum yapmak için herhangi bir engel teşkil etmez.

Plasenta previa için kesinleşmiş bir tedavi yöntemi yok. Kişiye ve duruma göre tedavi farklılık gösterebilir. Eğer kişinin kanamaları hafif oluyorsa istirahat edilmesi tavsiye edilir.

Bu durumda cinsel ilişkiye girmemek, ağır ve yorucu hareketlerden kaçınmak kanamanın tekrarlamaması açısından oldukça önemlidir. Eğer kişinin kanamaları yoğun bir şekilde devam ediyorsa bu sefer ultrason ile detaylı muayene yapılması, farklı testler ile sorunun detaylarının incelenmesi gerekir.

Bu durumda ilaç tedavisine başlanır. Plasenta previa sebebiyle meydana gelen kanama durmuyorsa doğum süresi tamamlanmasa da sezaryen ile doğum yaptırılabilir.

Plasenta Previa İçin Risk Faktörleri Nelerdir?

30 yaşından sonra hamile kalan kadınlarda bu durumun görülme ihtimali 20’li yaşlardaki kadınlardan 3 kat daha fazladır. Sigara içmek, kokain kullanmak, myom ameliyatı geçirmek, çocuk aldırmış olmak, çoklu gebelikler plasenta previa oluşumunu tetikleyebilir.

Birden fazla doğum yapmış olmak, sezaryen ile doğum yapmış olmak ve rahim ameliyatı geçirmiş olmak da bu oluşuma neden olabilecek durumlar arasında yer almaktadır.

Op. Dr. Seval Taşdemir

Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı

Facebook: @drsevaltasdemir

Instagram: @drsevaltasdemir

Yazının devamı...

Sağlıklı Vajina

Genital sağlık hem erkek hem de kadınlar için çok önemlidir. Günümüzde hala tabu olmaya devam eden genital sağlık, aslında herkesin çok dikkatli olması gereken alanlardan birisi.

Kişinin kendisinin ve yaşam kalitesinin yanı sıra partnerin yaşam kalitesini de etkileyen bu sağlık problemleri erkenden fark edilmeli ve tedavi için mutlaka doktora başvurulmalı.

Vajina Sağlığından Nasıl Emin Olunur?

Kadınların düzenli olarak jinekolojik muayene yaptırmaları pek çok hastalığın erken teşhisi açısından oldukça mühim. Rahim ağzı kanserinden miyom oluşumlarına kadar pek çok sorunun, erken teşhis edildiğinde çok daha kolay bir şekilde tedavi edildiği biliniyor.

Bu nedenle vajina sağlığından emin olmak için düzenli olarak doktor kontrolüne gidilmeli. Sağlıklı bir vajinada vajinanın pH dengesini koruyan faydalı bakteriler bulunur. Faydalı bakteriler, asit ve zararlı bakterilere karşı koruma sağlar.

Vajinada az miktarda kokusuz ve renksiz akıntı olması vajinanın sağlıklı olduğunun göstergesidir. Vajinal akıntının değişime uğraması ise bir sorun olduğuna işaret eder.

Uyarıları Dikkate Alın

Vajina bölgesinde bir sorun olduğunu anlamak aslında oldukça kolay. Bazı durumlar kolayca göz ardı edilse de soruna işaret eden oldukça net belirtiler de var.

Cinsel ilişkiden sonra kanama ya da lekelenme, vajinanın normalden kuru olması vajinal bir rahatsızlığa işaret eder. Ancak bu iki belirti kadınlar tarafından kolayca görmezden gelinir. Bunların yanı sıra vajina ve vulvada yanma hissi, kaşıntı, lezyon oluşumu bir sağlık sorunu yaşandığını gösterir. Renkli, koyu kıvamlı ve kötü kokulu vajinal akıntılar, vajinal akıntı içerisinde iltihap bulunması da bir sorun olduğunun belirtisidir.

Kendinizi Koruyun

Vajinanın su, sabun ya da duş jeli gibi maddeler ile yıkanması zararlıdır. Vajina pH değerini bozabilecek maddeler ile yıkandığı zaman bölge enfeksiyonlara ve bakterilere karşı savunmasız hale gelir.

Vajinanın normal pH değer 3,8 ila 4,5 aralığındadır. Banyo ürünlerde ise pH değerinin genellikle 5.5 olduğu bilinir. Vajinanın pH dengesinin bozulması sadece kozmetikler sebebiyle olmayabilir.

Sağlıksız beslenme, sigara ve keyif verici maddedeler, antibiyotik kullanımı, yanlış iç çamaşırı seçimi de vajina sağlığı açısından tehlikelidir.

Op. Dr. Seval Taşdemir

Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı

Facebook: @drsevaltasdemir

Instagram: @drsevaltasdemir

Yazının devamı...

Tekrarlayan IVF Başarısızlığı

Gelişen teknoloji ile beraber tüp bebek tedavisindeki başarı oranı geçtiğimiz 10 yıla göre önemli ölçüde artmıştır. Ancak bu tüp bebek tedavisinin %100 başarılı olacağı anlamına gelmemektedir.

Birçok farklı sebepten dolayı tüp bebek tedavisi başarısız bir şekilde sonuçlanabilmekte ve bu bebek sahibi olmak isteyen çiftlerin moralini bozmaktadır. Ancak tekrarlayan başarısızlıklarda moral bozmamak ve tedaviye devam etmek son derece önemlidir, çünkü 3. veya 4. denemede başarı sağlanabilmektedir.

Tüp bebek tedavisi 3 embriyo transferinden sonra gebelik elde edilemediğinde başarısız olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle tekrarlayan başarısızlıklarda çiftlerin umutlarını yitirmemesi ve tedaviye devam etmeleri tavsiye edilmektedir.

Neler Yapılmalı?

Her hastanın standart uygulamalar sonucunda başarılı olmaması son derece doğal kabul edilmektedir. Tüp bebek tedavisinde 3 kez embriyo transferinden sonra tedavi yöntemi daha kişiselleştirilerek başarı oranı arttırılmaktadır.

Başarısızlık yaşandığı durumlarda tedavide protokol değişikliği ve ilaç değişikliği ile çok sayıda yumurta elde etmek yerine daha kaliteli yumurta elde etmek tercih edilmektedir. Yüksek dozda ilaç verilerek gelişim hızı arttırılan yumurtalar, transfer sonrasında rahme tutunma konusunda zorluk çekmektedir. Ancak düşük gelişim hızları ile elde edilen daha kaliteli embriyolar rahme daha kolay tutunma sağlamaktadır.

Kişiselleştirilmiş tedavi yöntemi aynı zamanda başarısızlığa neden olan genetik faktörleri de göz önünde bulundurmayı da içermektedir. Bu durumda elde edilen embriyolara preimplantasyon genetik tarama testleri gerçekleştirilerek başarı oranı arttırılırken başarısızlığın nedeni de ortaya çıkarılmaktadır.

Diğer Başarısızlık Nedenleri

Embriyo kalitesi dışında bazı diğer başarısızlık nedenleri de bulunmaktadır. Anne adaylarında kısırlığa neden olan rahim yapısındaki çeşitli bozukluklar, miyom oluşumları ve daha önce geçirilmiş olan cerrahi işlemler sonrasında meydana gelen yapışıklıklar tüp bebek tedavisinde tekrarlayan başarısızlıklara neden olabilmektedir.

Günümüzde kısırlık problemine sahip olan anne adaylarının önemli bir kısmında çikolata kisti oluşumu, tüplerin tıkanması ve karın içi bölgesinde meydana gelen yapışıklıklar gözlemlenmektedir. Bu rahatsızlıklar da tüp bebek tedavisinin başarısız olmasına neden olmaktadır. Bu nedenle tüp bebek tedavisine başlamadan önce anne adaylarında olan bu tarz rahatsızlıklar tedavi edilmeli ve tüp bebek tedavisi ondan sonra denenmelidir.

Op. Dr. Seval Taşdemir

Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı

Facebook: @drsevaltasdemir

Instagram: @drsevaltasdemir

Yazının devamı...

Tek Embriyo Transferi Sonrası

Tüp bebek tedavisinde, embriyo transferi sonrasında merak edilen birçok nokta bulunmaktadır. Bu adım ile gebelik testi arasında geçen süre son derece önemlidir çünkü bu süre gebeliğin başarısını yakından etkilemektedir.

Transfer işlemi yaklaşık olarak 5-10 dakika sürmektedir ve anestezi uygulaması gerektirmemektedir. Ancak hastaların özel durumları bulunduğunda anestezi kullanımı tercih edilmektedir. Transfer gerçekleştikten sonra ise rahim içini destekleme amacıyla hormon takviyesi yapmaktadır.

Bu takviye ile transfer edilen embriyonun rahme tutunma şansı arttırılmaktadır. Embriyo transferini takip eden 12. günde ise kanda gebelik testi gerçekleştirilmektedir. Bu test pozitif olduğunda hormon desteği gebeliğin 10. haftasına kadar devam ettirilmektedir.

Transfer Sonrası Dönem

Embriyo transferinden sonrasında, test aşamasına kadar olan süre son derece önemlidir ve bu sürede anne adaylarının cinsel ilişkiye girmemesi tavsiye edilmektedir.

Bu süreçte cinsel ilişki bazı riskler içermektedir. Tüp bebek tedavisinde hormon tedavisi ile yumurtalıklar uyarılarak büyümeleri sağlanmaktadır.

Bu nedenle cinsel ilişki sırasında ortaya yırtılma riski çıkabilmektedir. Bu nedenle transfer sonrasında cinsel ilişki ağrıya neden olabildiği gibi önemli ölçüde de karın içi kanamaya sebebiyet verebilir.

Bu gibi durumlardan kaçınmak amacıyla embriyo transferinden sonra gerçekleşecek olan gebelik testine kadar cinsel ilişkiden uzak durulması tavsiye edilmektedir. Gebelik testinden sonra ise doktor cinsel ilişki için yumurtalıkların durumuna bakarak onay verebilmektedir.

Yaşam Tarzında Değişiklik

Transfer işlemi gerçekleştikten sonra tek dikkat edilmesi gereken cinsel ilişki değildir. Anne adaylarının spor, beslenme, sosyal ve çalışma hayatlarında da bazı değişikliklere gitmesi gerekmektedir.

Transfer sonrasında spor yapmak vücutta mekanik bir hareketliliğe neden olmasından dolayı embriyonun tutunmasını daha zor hale getirmektedir. Ayrıca vücut ısısındaki artış da tedavinin başarısızlığına neden olabilmektedir.

Transfer sonrasında embriyonunu rahme tutunabilme şansını arttırmak için sağlıklı ve düzenli beslenme gerekmektedir. Özellikle folik asit ve vitamin açısından zengin olan bazı gıdalar gebelik şansını önemli ölçüde arttırmaktadır.

Yine transfer sonrasındaki süreçte aşırı ağır yüklerden kaçınmak ve genel olarak stressiz bir ortamda bulunmak tavsiyeler arasında yer almaktadır. Ancak anne adaylarının günlük hayatlarını sürdürmelerinde bir sakınca görülmemektedir.

Op. Dr. Seval Taşdemir

Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı

Facebook: @drsevaltasdemir

Instagram: @drsevaltasdemir

Yazının devamı...

Embriyo Azaltmasının Riskleri

Yardımcı üreme yöntemleri ile bebek sahibi olmak isteyen çiftlerde başarılı gebelik elde edebilmek için yapılan en temel şey mümkün olan en çok sayıda yumurtayı elde etmektedir. Laboratuvar ortamında döllenen bu yumurtalar anne rahmine transfer edilmektedir.

Transfer edilen yumurta sayısı gebelik şansını arttırmaktadır ancak bununla birlikte çoğul gebelik şansı da yükselmektedir. Üçüz veya daha fazla sayıda gebeliklerde hem annede hem de bebeklerde bazı riskler meydana gelmektedir.

Bu risklerin ortadan kaldırılması ve sağlıklı bir gebeliğin sürdürülmesi için bazı durumlarda embriyo azaltma işlemi uygulanmaktadır. Embriyo azaltma işlemi sonucunda bu riskler düşürülmektedir ancak bu işleminde kendine has bazı riskleri olabilir.

Çoğul Gebeliğin Getirdiği Riskler

Çoğul gebeliğin getirdiği en büyük risk erken doğum ihtimalidir. Gebelik sayısı arttıkça erken doğum ihtimali de artış göstermektedir. Tekil gebelikte gebelik süresi yaklaşık 40 hafta, ikiz gebelikte yaklaşık 36 hafta, üçüz gebelikler de ise 32 hafta civarındadır.

37. haftadan önce dünyaya gelen bebekler prematüre olarak kabul edilmektedir. Prematüre doğumlarda en sık meydana gelen rahatsızlıklar akciğer rahatsızlıklarıdır. Bunun dışında doğum haftasına bağlı olarak zeka gelişiminde problem, göz problemleri, bağırsak enflamasyonları ve kalp problemleri de meydana gelmektedir.

Özellikle 34 haftadan kısa süren gebeliklerde bu rahatsızlıkların görülme olasılığı oldukça yükselmektedir. Bu gibi rahatsızlıkların önüne geçebilmek için çoğul gebeliklerde embriyo azaltma işlemi düşünülmektedir.

Azaltma İşleminin Riskleri

Üçüz gebeliklerde prematüre doğum ihtimali neredeyse %100 olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle üçüz ve daha üstü gebeliklerde embriyo azaltma işlemi tercih edilmektedir. Prematüre doğum riskini ortadan kaldırmak için uygulanan redüksiyon işlemi sonrasında tüm gebeliklerin düşükle sonuçlanma riski %6’dır.

Redüksiyon işlemi uygulanan embriyo sayısı arttıkça bu risk %10’a kadar ulaşmaktadır. Embriyo azaltma sonucu meydana gelen düşüklerin %70’i işlemi takip eden 2 hafta içerisinde gerçekleşmektedir.

Bu işlem ile ikize düşürülen gebeliklerde bunların dışında ikizler arası büyüme farklılığı da görülebilmektedir. Ancak bu durumun ortaya çıkma ihtimali gebeliğin düşük ile sonuçlanma ihtimaline göre daha düşüktür.

Op. Dr. Seval Taşdemir

Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı

Facebook: @drsevaltasdemir

Instagram: @drsevaltasdemir

Yazının devamı...

5 Soruda Adet Siklusu

Rahim iç zarının yaşanan hormonal değişiklikler sonrasında dökülmesine adet kanaması adı verilmektedir. Gebeliğin oluşmadığı bu dökülme 28 günde bir tekrar etmektedir.

Bu 28 gün periyodun başladığı ilk günden diğer periyodun başladığı ilk güne kadar kabul edilmektedir. Ancak bu sürenin 21 gün ile 35 gün arasında sürmesi son derece normaldir.

Siklus Dönemleri Nelerdir?

Normal bir siklusu foliküler faz ve luteal faz olmak üzere iki ana döneme ayrılmaktadır. Bu fazlar yumurtlama ile birbirinden ayrılmaktadır.

Yumurtlamaya kadar olan foliküler faz rahim içi zarının kalınlaştığı dönemdir. Adet kanamasının ilk günü ile birlikte başlayan dönem yumurtalama ile sona erer ve devamında luteal faz başlamaktadır.

Adet Görmek İçin Gereken Şartlar Nelerdir?

Adet sürecinin başlamasında beyinden salgılanan hormonlar önemli rol oynamaktadır. Salgılanan bu hormonların devamından hipofiz bezinden de hormon salgılanmaktadır. Adetin görülebilmesi için overlerde folikül bulunması ve bu foliküllerin hormonal bozukluları bulunmaması gerekmektedir.

Adet siklusu rahim iç tabakasının kalınlaşması ile olmaktadır bu nedenle iç tabakanın hormonlara karşı duyarlı olması gerekmektedir. Ayrıca meydana gelen kanamanın dışarı akmasına engel teşkil edecek herhangi bir rahatsızlığın bulunmaması adet görmek için gereken şartları oluşturmaktadır.

Siklus Sırasında Neler Meydana Gelir?

Siklus esnasında gelişen yumurta hücresi fallop tüplerinden geçerek rahme ulaşmaktadır. Hamileliğin olmadığı durumlarda döllenmemiş olan yumurta rahme yerleşmez ve bu nedenle kalınlaşmış rahim iç tabakasına gerek kalmaz. Bunun sonucunda kalınlaşan tabaka dökülür ve kanama yoluyla vücuttan atılır.

İlk Siklus Ne Zaman Başlar?

İlk adetin tam olarak kaç yaşında görüleceği kesin değildir. Bu süreç çevresel ve genetik şartlara göre değişiklik gösterir. Genel olarak ilk adet kanaması 11 ile 14 yaşları arasında gerçekleşmektedir.

Kanamayı takip eden ilk iki yıl boyunca kanama süreci düzensizdir ve bazen ayda 2 defa bazı durumlarda da 3-4 ayda bir meydana gelmesi son derece normaldir.

Adet Gecikmesi Neden Olur?

Bazı durumlarda 2 Adet siklusu arasında geçen süre uzayabilmektedir. Bunun çeşitli nedenleri bulunmaktadır. Çeşitli hastalıklar, aşırı stres, yaşın ilerlemesi, yoğun spor yapma ve ani kilo değişiklikleri adet gecikmesinin ortaya çıkmasına neden olmaktadır.

Yumurta döllendiğinde ve hamilelik görüldüğünde de adet görülmemektedir. Bu nedenle adet gecikmesi aslında hamileliğin gecikmesine neden olabilmektedir.

Op. Dr. Seval Taşdemir

Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı

Facebook: @drsevaltasdemir

Instagram: @drsevaltasdemir

Yazının devamı...

Sitoplazma Transferi Nedir?

Sitoplazma transferi özellikle ileri yaşta hamile kalmak isteyen anne adayları için önemli bir kurtarıcı tedavi olma yolunda hızla ilerler. Günümüzde kadınların daha çok profesyonel hayata ağırlık vermesi ile çocuk sahibi olma yaşı hızla artıyor.

İlerleyen yaşlarda çiftlerin doğal yollardan gebelik elde etme şansı düşüyor. Özellikle 40’lı yaşların başında ise artık doğal yolla gebelik imkansız hale gelmektedir ve tüp bebek tedavileri ön plana çıkar.

Tüp bebek tedavisi ile birlikte uygulanan sitoplazma tedavisi ebe kalma şansını önemli ölçüde arttırmaktadır. Yaşın ilerlemesi ile beraber yumurta kalitesinin düşmesi ve buna bağlı olarak elde edilecek olan embriyonun da düşük kaliteli olacak olması nedeniyle sitoplazma transferine ihtiyaç duyulabilir.

Sitoplazma Transferi Nasıl Gerçekleştirilir?

Tüp bebek tedavisinde kadından yumurta ve erkekten sperm hücresi alınır ve bu hücreler bir araya getirilerek döllenir. Daha sonra döllenmiş yumurtanın blastosit halini alması beklenir. Sitoplazma transferinde ise sürece üçüncü bir kişiden alınan yeni bir yumurta hücresi daha dahil olur.

Sitoplazma transferinde ise yumurta hücresi döllenmeden önce çekirdeği alınır ve daha sonra diğer yumurta hücresinden alınan çekirdek yerleştirilir ve bu şekilde döllenir ve daha sonra ise embriyonun anneye transferi gerçekleştirilir.

Sitoplazma transferinin aynı zamanda anneden çocuğa geçecek olan genetik hastalıkların önlenmesinde de önemli rol oynadığı düşünülmektedir. Bu işlem herkese değil sadece gönüllü olarak isteyen anne adaylarında tercih edilir.

Gebelik Sonrası

Sitoplazma transferi ile kombine şeklinde uygulanan tüp bebek transferi ile elde edilen gebeliğin diğer tüp bebek gebeliklerinden herhangi bir farkı bulunmamaktadır. Tüp bebek tedavisi görmüş olan anne adaylarında olduğu gibi gerekli kontrollerin yapılması, anne ve bebek sağlığının yakından takip edilmesi genellikle yeterli.

Özellikle ileri yaşta gebelik yaşayan anne adaylarının gebelik sürecinde oldukça dikkatli olmaları ve yaşam tarzlarını değiştirmeleri gerekmektedir. Bilhassa leigh hastalığı gibi tekrarlayarak düşüklere neden olan ve merkezi sinir sistemini ciddi derecede etkileyen hastalıklarda sitoplazma transferi bu hastalığın bebeğe geçmesini engellemektedir. Sitoplazma transferi ile yumurtalarda meydana gelen yaşa bağlı fonksiyonel bozuklukların önüne geçilir.

Op. Dr. Seval Taşdemir

Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı

Facebook: @drsevaltasdemir

Instagram: @drsevaltasdemir

Yazının devamı...

Laparoskopi Nedir ve Nasıl Uygulanır?

Laparoskopi, karnın alt bölgesine açılan küçük kesiler üzerinden gerçekleştirilen jinekolojik operasyonların genel adıdır. Bu yöntem ile jinekolojik ameliyatların neredeyse %95’inin yapılması mümkün hale gelir.

Karnın alt bölgesine açılan kesiler yaklaşık 3 ile 5 mm arasında olduğu için operasyon sonrasında herhangi bir şekilde ameliyat izi bulunur. Laparoskopi ameliyatı da genel anestezi ile gerçekleştirilir. Yakın gelecekte jinekolojik ameliyatların hepsinin bu yöntemle uygulanacağı tahmin edilir.

Operasyonda optik cihaz ile karın içi görüntü yansıtılır ve karın içi elemanların daha iyi görüntülenebilmesi için karın boşluğuna karbondioksit gazı verilir. Ancak bu operasyon yöntemi her hastaya değil sadece belirli kriterleri karşılayan hastalara uygulanabilir.

Laparoskopi Nasıl Gerçekleştirilir?

Laparoskopi ameliyatı hasta genel anestezi etkisi altındayken yapılır. Anestezi ile uyutulan hastaların göbek deliğinin alt kısmından veress iğnesi uygulanır. İğnenin uygulanmasından sonra karın bölgesinin karbondioksit gazı ile şişirilmesi sağlanır.

Gaz uygulaması aynı zamanda iç organların çok daha net bir şekilde görülebilmesine olanak yapılır. Karın bölgesinin şişirilmesi ile beraber içeriye kamera yerleştirilir daha sonra ameliyatta kullanılacak diğer aletlerin girişini sağlamak için göbek deliğinin etrafına yine yaklaşık 5mm’lik kesiler açılır ve bu şekilde ameliyat gerçekleştirilir.

Ameliyatın tamamlanması ile beraber kamera ve diğer aletler çıkarılarak hastaya verilen gaz boşaltılır ve açılan kesiler kapatılır. Bu şekilde hastanın operasyonu tamamlanır.

Laparoskopi İçin Kimler Uygun Değildir?

Laparoskopi her ne kadar klasik ameliyat yöntemlerine göre çok daha avantajlı olsa da bazı durumlarda uygulanamaz. Bunların başında ise kanser nedenli operasyonlar gelir. Ayrıca hamilelik durumunda dış gebelik oluşan anne adaylarında laparoskopi işlemi gerçekleştirilmez.

Laparoskopinin uygulanabilmesi için hastanın ideal kilosunda ya da ideal kilosuna yakın bir konumda uygulanması gerekir. Aşırı zayıf ya da aşırı kilolu kişilerde bu operasyon uygulanmaz.

Bunların dışında ise rahmin alınmasında, endometriozis bulunduğu durumlarda, tüplerde meydana gelen bozukluklarda, myom veya polip gibi oluşumlar meydana geldiğinde ya da karın içi kısımda yapışıklıklar gözlemlendiğinde laparoskopiye başvurmak mümkün olmaz.

Son olarak kronik akciğer rahatsızlığı yaşayan ya da kalp hastalığına sahip olan hastalarda laparoskopi yerine klasik operasyon yöntemleri tercih edilir.

Op. Dr. Seval Taşdemir

Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı

Facebook: @drsevaltasdemir

Instagram: @drsevaltasdemir

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.