MODA
GÜZELLİK
AİLE
SAĞLIK

Gebelikte Geçirilen Herpes Enfeksiyonu Bebeği Nasıl Etkiler?

Halk arasında uçuk olarak bilinin herpes enfeksiyonuna herpes simpleks virüs adı verilen bir virüs neden olmaktadır. Herpesin 8 farklı çeşidi bulunmakta ancak aralarından üç türe sık olarak rastlanmaktadır.

Herpesi tehlikeli yapan şeylerden birisi de bulaşıcı olmasıdır. En çok rastlanılan üç tür arasında ilk sırada ağız ve alt yüz çevresinde görülen HSV 1 türü gelmektedir. İkinci sırada ise genital bölgeye yerleşen HSV 2 ve üçüncü sırada ise zonaya neden olan HSV 3 yer almaktadır. HSV 2 tip uçuk cinsel yolla bulaşan hastalıklar arasında yer almaktadır. Bu türe özellikle hamile kadınların özellikle dikkat etmesi gerekmektedir.

HSV 2 Belirtileri Nelerdir?

Genital bölgede meydana gelen uçuğun belirtileri kişiden kişiye göre farklılık göstermektedir. Burada belirleyici etmen kişinin daha önceden bu virüs ile karşılaşıp karşılaşmadığıdır. Virüse ilk defa yakalanan durumlar birincil enfeksiyon, tekrarlayan kişiler ise tekrarlayıcı enfeksiyon olarak değerlendirilir.

Daha önce HSV 1 virüsüne maruz kalmış kişilerde belirtiler daha hafif olmaktadır. Genital uçuk dış genital bölgeye yerleşir ve grip benzeri belirtiler gösterir. Ayrıca virüsün oluştuğu yerde ufak ve ağrılı baloncuklar oluşur. Birincil enfeksiyondan sonra tekrarlayıcı enfeksiyon görülme olasılığı oldukça yüksektir.

Tekrarlayıcı enfeksiyonda belirtiler daha hafiftir ve birincil enfeksiyona yakın bir bölgede meydana gelmektedir. Tekrarlayıcı enfeksiyon, birincil enfeksiyona göre daha bulaşıcı bir yapıya sahiptir.

Bebek Üzerindeki Etkileri

Doğum başladığı esnada birincil ya da tekrarlayıcı enfeksiyona sahip olan kişilerde sezaryen doğum tavsiye edilmektedir. Bu şekilde bebeğin doğum esnasında virüsle teması engellenmiş olur. Bunun önüne geçilmesi için gebeliğin sonlanmasına yakın herpes enfeksiyonu belirtileri gösteren anne adaylarının mutlaka doktora başvurması gerekmektedir.

Aksi takdirde doğum başladığı esnada genital bölgede yer yer alan virüsler amnios zarından bebeğe geçmektedir. Doğum türüne bakılmaksızın herpes enfeksiyonuna sahip olan annelerin doğumdan sonra bebekleri yakından incelenmekte ve gerekli tetkiklerin yapılması gerekmektedir.

Ayrıca doğumdan sonraki dönemde annelerin hijyene ekstra dikkat göstermesi ve genital bölgede yer alan lezyonların bebeğe herhangi bir şekilde temas etmesini önlemesi tavsiye edilmektedir.

Op. Dr. Seval Taşdemir

Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı

Facebook: @drsevaltasdemir

Instagram: @drsevaltasdemir

Yazının devamı...

Tüp Bebek Tedavisi Engelli Doğumları Azaltıyor

Günümüzde tüp bebek tedavisiyle hem genetik nedenle engelli bebeklerin doğumunu önlemek, hem de engelli olmalarından dolayı infertilite (kısırlık) problemi yaşayan kişilerin çocuk sahibi olmalarını sağlamak mümkün. “Dünya Engelliler Günü” dolayısıyla genetik faktörlere bağlı hastalıkların preimplantasyon genetik tanı (PGT) yöntemiyle ayıklanıp ailelerin sağlıklı bebeklere sahip olma olanaklarının arttığına değinmek istedim.

Akraba Evlilikleri Riski Arttırıyor!

Her 5 evlilikten birinin akraba evliliği olduğu ile ilgili istatistikler ülkemizde hala bu evliliklerinin yaygın olduğunu gösteriyor.

Toplumumuzda akraba evliliklerinin çok görülmesi, ailelerin genetik hastalıklı çocuklara sahip olma riskini arttırıyor. Ancak günümüzde engelli bebeklerin doğması tüp bebek tedavisi ve preimplantasyon genetik tanı (PGT) yöntemiyle önlenebilir duruma geldi.

Preimplantasyon Genetik Tanı Yöntemi (PGT)

Genetik faktörlere bağlı hastalıkların çocuk dünyaya gelmeden preimplantasyon genetik tanı (PGT) yöntemiyle ayıklanıp ailelerin sağlıklı bebeklere sahip olmaları sağlanabiliyor.

Genetik hastalıklara sahip kişiler ve engelli bireyler çocuk sahibi olmak istediklerinde bu sorunlarının çocuklarına geçmesi de aynı yöntemlerle ortadan kaldırılabiliyor.

Ülkemizde tüp bebek ve preimplantasyon genetik tanı (PGT) tedavileri başarıyla uygulanıyor. Bu yöntemlerle, Down Sendromu (21. kromozomun 3 tane olması) gibi kromozom sayı ve şekil yapısına bağlı genetik hastalıkların kolaylıkla ayrıştırılıp sağlıklı embriyoların anne rahmine transfer edilmesiyle aileler sağlıklı bebeklere sahip olabilirler.

Ayrıca ülkemizde yaygın görülen Akdeniz Anemisi (talasemi), kistik fibriozis, kas erimesi hastalığı vb. tek-gen hastalıkları da tüp bebek tedavisi ve preimplantasyon genetik tanı (PGT) yöntemi sayesinde ayıklanan sağlıklı embriyolar ile aileler bu hastalıkları taşımayan sağlıklı çocuklarını kucaklarına alabiliyorlar.

Omurilik Felçlilerin Tüp Bebek ile Çocuk Sahibi Olması Mümkün

Ülke geneline bakıldığında gebelik takip, tedavi ve doğum esnasında yaşanan sorunlar, sonrasında trafik kazaları ve çeşitli edinsel faktörlere bağlı engelli kişilerin sayısı da maalesef fazla.

Sonradan geçirilen kazalar sonucu özellikle omurilik felçli olan erkek ve kadınlarda infertilite sorunu yaşanmaktadır. Erkeklerde azospermi (meniye sperm çıkışın olmadığı) veya retrograd ejakülasyon (meninin idrar kesesine döküldüğü) gibi durumlar görülürken kadınlarda da omurilik felci nedeniyle genital enfeksiyon sıklığı ve buna bağlı tüplerde tıkanıklık ortaya çıkıyor. Bu sorunlar nedeniyle ortaya çıkan kısırlık problemi günümüzde tüp bebek tedavisiyle çözümlenmektedir.

Yurt Dışından Tedavi için Türkiye’ye Geliyorlar

Sevindirici olan nokta ise tüp bebek ve tüp bebekte uygulanan ileri teknolojilerden preimplantasyon genetik tanı (PGT) yönteminin ülkemizde son derece başarılı bir şekilde uygulanması. Dünyada sayılı ülkelerde uygulanan bu tedavileri görmek için hastalar Avrupa, Orta Doğu ve birçok ülkeden ülkemize geliyorlar. Ülkemizde başarıyla uygulanan tüp bebek yöntemi, engellerin aşılmasında önemli bir tedavi olarak yerini almış durumda.

Op. Dr. Seval Taşdemir
Kadın Hastalıkları, Doğum
ve Tüp Bebek Uzmanı

Facebook: @drsevaltasdemir

Instagram: @drsevaltasdemir

YouTube-Ferti-Jin

Yazının devamı...

Annenin Yaşı Düşüklerde Rol Oynar mı?

Hamilelikle ilgili en büyük soru işaretlerinden birisi de annenin yaşı. Günümüzde gebe kalma yaşının giderek daha da yükselmesi ise akla ilerleyen yaşlarda yaşanan düşük problemlerini getirmektedir.

Sosyal yaşamın getirdikleri ve kariyer fırsatlarını değerlendirmek çiftlerin hamileliği daha da ertelemesine neden olmaktadır. Günümüzde artık birçok çift yaklaşık 30 yaşından sonra anne baba olmayı düşünmektedir. Ancak kadınlarda doğumun sağlığını yaş yakından ilgilendirmektedir.

Özellikle 35 yaşından sonraki hamileliklere ileri yaş hamileliği adı verilmektedir. 35 yaşından itibaren yumurtalıklarda üretilen yumurta sayısı azalmakta ve bu nedenle gebe kalma şansı da giderek düşmeye başlamaktadır. İleri yaş gebeliğinde düşük riski yaklaşık %40 - %50 oranlarına gelmektedir.

Ortaya Çıkan Riskler

İleri yaş gebeliğinde sadece düşük yapma riski değil aynı zamanda daha birçok risk de bulunmaktadır. Bunların başında ise down sendromlu bebek riski gelmektedir. Diğer taraftan düşüğün yanı sıra erken doğum ya da dış gebelik riski de önemli ölçüde artmaktadır.

İleri yaşta doğrum yapmak isteyen anne adaylarının genellikle sezaryen olması gerekmektedir. İleri yaş hamileliklerinde anne adaylarında hipertansiyon ve diyabet gibi faktörler ortaya çıkmaktadır.

Bu rahatsızlıkların bebeğe herhangi bir şekilde zarar vermemesi için gebeliğin yakından takip edilmesi gerekmektedir. 35 yaşından sonra yaşanan gebeliklerde, 20’li yaşlardaki gebeliklere göre ölü doğum görülme riski de 2-3 kat artış göstermektedir.

Dikkat Edilmesi Gerekenler

İleri yaş gebeliklerinde anne adaylarının dikkat etmesi gereken birçok etmen bulunmaktadır. Anne adaylarının yaşam tarzlarında önemli değişiklikler yapmaları gerekmektedir. İleri yaşta gebe kalan anne adaylarının ilk olarak sağlıklı ve düzenli beslenmesi gerekmektedir.

Bu durum hamilelik şekerinin kontrol altına alınmasına yardımcı olmaktadır. Ayrıca hamilelik ile birlikte alınacak olan kilolar için de düzenli spor tavsiye edilmektedir. Normal hamilelikte olduğu gibi ileri yaş hamileliklerinde de alkol ya da sigara gibi zararlı maddelerden uzak durulması gerekmektedir.

İleri yaşta gebelik düşünen kişilerin hamilelikle beraber gelecek olan riskleri iyi anlaması son derece önemlidir. İleri yaşta gebe kalmak isteyen çiftlerin tüp bebek tedavisi gibi yardımcı tedavileri de göz önünde bulundurması tavsiye edilmektedir.

Yazının devamı...

Blastokist Transferi Nedir?

“Blastokist transferi” olarak adlandırılan işlem tüp bebek tedavisinin en önemli işlemlerinden biri. Laboratuvar ortamında oluşturan embriyo, oluşumunun 5. ya da 6. gününde kadına transfer edilir.

Blastokist transferi ile yapılan işlemlerde embriyonun transferinin daha kaliteli bir şekilde gerçekleştirilmesi mümkün. Tüp bebek tedavilerinde sıklıkla karşılaşılan çoğul gebelik ihtimalini de azaltan transfer yöntemi, ailelerin çocuk sahibi olma planlarını daha rahat yapabilmelerine yardımcı oluyor.

Blastokist Transferi ile Elde Edilen Avantajlar Nelerdir?

Blastokist transferinde elde edilen en büyük avantaj ise başarı oranının çok daha yüksek olması. Potansiyeli yüksek olan embriyoların seçilebilmesine olanak sağlayan transfer yönteminde ayrıca canlılığı yüksek olan embriyo sayısı daha düşük tutuluyor. Bu da çoğul gebelik oluşma ihtimalinin azaltmasında çok etkili.

Blastokist transferi ile embriyonun gelişimi daha iyi gözlemlenebilmesi mümkün. Bu gözlemler sayesinde embriyonun gelişim potansiyeli yüksek olduğu dönemlerde dondurulmasıyla gerçekleşir.. Oldukça avantajlı olan transfer tekniği ile artık tüp bebek gibi stresli bir süreç sorun olmaktan çıkıp daha konforlu bir şekilde geçirilir.

Blastokist Transferinin Farkı Nedir?

Blastokist transferi son yıllarda kullanılan, gelişen tıp teknolojilerine bağlı olarak klinikler tarafından da her geçen gün daha fazla kullanılmaya başlanan bir yöntem. Tüp bebek tedavisi ilk uygulandığı dönemlerde transfer işlemi embriyoların döllenmesinden sonraki 48 saatin sonunda yapılırdı. Çünkü bu transfer sürecinde embriyonun ne kadar canlı kalacağı belirlenemezdi.

Embriyonun geliştirildiği solüsyonun sürece olan etkisi bile tahmin edilemiyordu. Gelişen teknikler ile birlikte embriyoların yapısı ve gelişimi çok daha etkili bir şekilde gözlenebilir hale geldiği için tüp bebek tedavisinde başarı oranı oldukça yükselmiş oldu.

Günümüzde ise transfer için beklenen süre 48 saatten 72 saate kadar yükseltildi. Blastokist transfer yönteminde ise transfer işleminin 5 ve 6 gün sonra yapılması mümkün oluyor. Bu durumda başarı ihtimali yüksek olan embriyoların daha kolay bir şekilde seçilmesine yardımcı oluyor. Transferin adının blastokist olmasının nedeni de embriyonun rahme tutunmadan önce geçirdiği son aşamaya da bu adın verilmesinden kaynaklanıyor.

Bu transferde başarı oranının yüksekliği, çoğul gebelik oluşumuna neden olan çok sayıda yüksek canlılık oranına sahip embriyo transfer edilmesi ihtimalinin ortadan kalkması tekniğin gelişmesine ve yaygınlaşmasını sağlar.

Op. Dr. Seval Taşdemir

Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı

https://www.facebook.com/drsevaltasdemir

https://www.instagram.com/drsevaltasdemir

Yazının devamı...

Bağışıklık Sistemi ve Düşük İlişkisi

Hamilelik döneminde bağışıklık sisteminde değişimler meydana gelebilir. Bu nedenle de hem gebelik planlayan hem de gebe olan kişilerin mutlaka sağlıklarına dikkat etmesi gerekmektedir.

Bağışıklık Sistemine Ne Oluyor?

Gebelikte bağışıklık sistemi oldukça savunmasızdır. Hamilelikte vücudun fetüsü hedef almaması için hamile kadınlarda bağışıklık sistemi geriler. Hormonların dengesizliği ve hCG hormonunun salgılanması da bağışıklık sistemini etkileyen durumlardan birisidir. Bazı durumlarda bağışıklık sisteminin embriyo ile savaşması mümkündür. Çocuk sahibi olmak isteyen çiftlerin bazılarında doğurganlığa zarar veren immünolojik uyuşmazlık görülebilir. Anneye aktarılan embriyo her iki ebeveynden genler aldığı için eğer anne ile uyum sağlayamazsa annenin bağışıklık sistemine bağlanamaz. Bu durumda da annenin vücudu embriyoyu yabancı bir oluşum olarak algılayarak savaşmaya başlar. Bu durumun sonucunda da bağışıklık sistemine bağlı olarak düşük yapılabilir.

Bağışık Sistemine Bağlı Düşüklerin Nedeni?

Sağlıklı bir hamilelik geçirmeye engel olacak bazı durumlar vardır. Anne adayının koruyucu hücre üretememesi, kanda anormal derecede inflamatuar sitokin üretilmesi, çölyak hastalığı, lupus, çikolata kisti, polikistik over sendromu gibi sorunlar embriyonun anne vücudu tarafından reddedilmesine sebep olabilir. Bu tür faktörlerin yanı sıra annenin stresli olması, sağlıklı beslenmemesi de bağışıklık sistemi kaynaklı düşüğe neden olabilmektedir.

Bağışıklık Sistemine Bağlı Düşükler Önlenebilir mi?

Düşük gerçekleştikten sonra bu durumun nedeni araştırılmalıdır. Eğer düşük yapılmasının nedeni genetik değilse bağışıklık sisteminin incelenmesi gerekir. Düşüğe neden olan faktörün öğrenilmesi için doku analizi yapılması gerekir. Genetik açıdan sağlıklı bir embriyo normal bir hamilelik oluşturamaz ve süreç düşük ile sonlanırsa bağışıklık testi yapılmalıdır. Bağışıklık sorununu ortadan kaldırmak için çeşitli tedaviler uygulanmaktadır. Gerekli araştırmalar ve tetkikler yapıldıktan sonra endometrial biyopsi ile birlikte tedavi süreci başlatılır.

Bağışıklık sisteminin embriyoyu zararlı görmemesi için ilaç tedavisi, bağışıklık aşıları(monosit aşısı, lenfosit aşısı), intravenöz immunglobulin, intravenöz lipid ve steroid protokolü uygulanabilir. Bunun yanı sıra embriyo kalitesinden emin olunan durumlarda genetik açıdan sorunu olmayan bir fetüs ile düşük yaşanırsa ya da fetüsün kalp atışı tespit edildikten sonra düşük meydana gelirse anne ve baba adaylarının ailelerinde oto-immün hastalık geçmişi olup olmadığına da bakılması gerekmektedir.

Op. Dr. Seval Taşdemir

Kadın Hastalıkları, Doğum

ve Tüp Bebek Uzmanı

https://www.facebook.com/drsevaltasdemir

https://www.instagram.com/drsevaltasdemir

Yazının devamı...

Vajinismus ve Kısırlığa Etkisi

Vajinismus hastaları yaşadıkları cinsel sorunlardan dolayı yıllarca çocuk sahibi olamıyor.

Cinsel ilişki sırasında endişe ve korku yaşama sonucunda vücutta ortaya çıkan istemsiz kasılmalar cinsel birlikteliğin tamamlanamamasına neden oluyor. Çiftler her ne kadar ön sevişme sürecinde haz alsa da birleşme anında yaşanan korku nedeniyle hastalar geri çekilmektedir. Bu da vajinismus hastalarının gebe kalmasını olanaksız hale getirmektedir. Bazı vajinismus hastalarında cinsel terapi bir çözüm olsa da bazı hastalar bu tedaviye cevap vermemektedir. Bu kısırlıkla çok karıştırılmaktadır ancak vajinismus herhangi bir şekilde kısırlığa yol açmamaktadır. Ancak hastaların istemesine rağmen cinsel ilişkiye girememesi durumunda genel olarak yardımcı üreme yöntemlerine başvurulmaktadır.

Vajinismus ve Tüp Bebek Tedavisi

Vajinismus hastalarında cinsel birliktelik gerçekleşmediği için doğal yolla gebelik de mümkün olmamaktadır. Ancak tüp bebek gibi yardımcı üreme yöntemleri vajinismus hastalarının da çocuk sahibi olabilmesini sağlamaktadır. Tüp bebek tedavisini engelleyici herhangi bir sağlık problemi olmayan vajinismus hastaları rutin tüp bebek uygulamaları ile başarılı bir şekilde gebe kalabilir ve çocuk sahibi olabilirler.

Vajinismus hastalarında tüp bebek tedavisi herhangi bir farklılık göstermemektedir. Yumurta ve sperm hücreleri laboratuvar ortamında bir araya getirilerek embriyolar elde edilir. Daha sonra elde edilen bu embriyoların en sağlıklıları ve en canlı olanları seçilir. Kaliteli embriyolar rahme yerleştirilir ve böylelikle tedavi süreci tamamlanmış olur. Yalnızca farklı olarak transfer işlemi anestezi altında yapılmaktadır.

Hamileliğin Vajinismus Üzerine Etkileri

Gebe kalmak ya da doğum yapmak vajinismus için bir çözüm değildir. Ancak bazı durumlarda doğum yapmak anne adaylarının üzerindeki sosyal ve çevresel baskıyı ortadan kaldırmakta ve onların daha rahat hissetmesini sağlamaktadır. Bu gibi durumlarda çocuk sahibi olan vajinismus hastaları cinsel ilişkide daha az endişe yaşamakta ya da bu hastalığı tamamen atlatabilmektedir. Ancak bu durum nadiren ortaya çıkmaktadır.

Vajinismus hastalarının tek problemi gebelik elde etmek olmadığı için bebek sahibi olduktan sonra da tedavi seçeneği düşünülmektedir. Vajinanın yapısında herhangi bozukluğun olmadığı, isteksizliğin tamamen psikolojik ve duygusal olduğu durumlarda uygulanacak cinsel terapi yöntemleri vajinismusun atlatılmasına yardımcı olmaktadır. Fizyolojik temelli vajinismusda ise bu fizyolojik bozukluk ortadan kaldırıldığında hastalar kendilerine daha fazla güvenmektedir.

Op. Dr. Seval Taşdemir

Kadın Hastalıkları, Doğum

ve Tüp Bebek Uzmanı

https://www.facebook.com/drsevaltasdemir

https://www.instagram.com/drsevaltasdemir

Yazının devamı...

Gebelikte Sigara Kullanımının Zararları

Sigara kullanımının vücuda büyük zararları bulunmaktadır. Gebelik sürecinde sigara tüketimi ise hem daha büyük riskleri beraberinde getirmekte hem de bebeğin sağlığını olumsuz yönde etkilemektedir.

Anne adaylarının hamilelik süreçleri boyunca sigara tüketmemeleri ve sigara tüketilen ortamlarda bulunmamaları gerekmektedir. Çünkü aktif içicilik kadar pasif içicilik de vücuda büyük zararlar vermektedir. Sigara içeriğinde yer alan zift, nikotin, DDT, karbon monoksit ve diğer zehir içerikli maddeler başta üst solunum yolları olmak üzere vücudun birçok bölgesini etkilemektedir. Bu maddeler nefes yoluyla alındıktan sonra bronşlar aracılığı ile kana geçer ve böylelikle sadece tüm solunum sistemi değil aynı zamanda kalp ve damarlarda dahil olmak üzere vücudun tüm organlarına ulaşır.

Sigaranın Bebek Üzerindeki Etkileri

Sigaranın bebek üzerinde oldukça tehlikeli etkileri bulunmaktadır. Bunların başında ise erken doğum gelmektedir. Sigara kullanan anne adaylarında erken doğum riski kullanmayan annelere göre oldukça yüksektir. Ayrıca sigara kullanan annelerde doğum sırasında açılması gereken kese, çok daha erken açılabilmektedir. Bu da bebeğin daha gelişimini tamamlamadan doğum yoluna girmesine sebebiyet vermektedir.

Sigara kullanan annelerde bebeğe giden kandaki oksijen ve besin miktarı çok daha düşüktür. Bu da bebeğin anne karnında gelişme geriliğine neden olmaktadır.

Sigara kullanan anne adaylarında bebeğin ani ölüm riski de önemli ölçüde artmaktadır. Bunların dışında hipertansiyon, bebeğin anne rahmindeyken plasentanın ayrılması, bebekte doğum sonrası solunum güçlüğü, süt miktarının ve besleyiciliğinin daha az olmasına da neden olmaktadır.

Sigara Kullanımı ve Tüp Bebek Tedavisi

Sigara kullanımı sadece gebelik sürecinde tehlikeli değil aynı zamanda gebelik öncesinde de tehlikelidir. Özellikle tüp bebek tedavisi görecek olan hastaların anne olmaya hazırlandıkları dönemde de sigara kullanmaması gerekmektedir.

Sigara tüketen kadınlarda kısırlık, sigara tüketmeyen kadınlara göre daha fazla görülmektedir. Sigaranın rahim, yumurtalık ve hormonlar üzerindeki olumsuz etkileri tüp bebek tedavisinde istenilen sonucun elde edilememesine neden olmaktadır. Sigara kullanımının süresi ve miktarına bağlı olarak yumurtalıklarda büyük hasarlar meydana gelebilmektedir. Sigara kullanımı ile beraber vücutta östrojen hormonu miktarı düşer ve döllenme oranı daha da azalır.

Op. Dr. Seval Taşdemir

Kadın Hastalıkları, Doğum

ve Tüp Bebek Uzmanı

https://www.facebook.com/drsevaltasdemir

https://www.instagram.com/drsevaltasdemir

Yazının devamı...

Erkek Üreme Kanallarında Tıkanıklığın Nedenleri

Erkeklerde görülen kısırlığın en büyük nedenlerinden birisi de üreme kanallarında meydana gelmiş olan tıkanıklardır. Bu tıkanıklar çeşitli nedenlere bağlı olarak ortaya çıkabilmektedir. Tıkanıklığın nedenlerine göre tedavi yöntemleri de değişiklik göstermektedir. Erkek üreme sisteminde spermler testislerde üretilmektedir ve epididimde hareket yeteneğini kazanır.

Olgunlaşmış olan spermler tohum kanalı aracılığı ile dışarı çıkmaktadır. Sperm hücreleri dışarı çıkarken seminal vezikül ve prostat sıvıları ile birleşerek meni içeriğini oluşturur. Kanalların tıkanık olduğu durumlarda ise menide hiç sperm hücresi bulunmamaktadır. Bazı durumlarda ise bu kanallar doğuştan oluşmamıştır. Menide hiç sperm hücresi bulunmaması durumuna obstrüktif azoospermi adı verilmektedir. Obstrüktif azoospermi durumlarında doğal yolla gebelik pek mümkün olmamaktadır.

Tıkanıklık Neden Meydana Gelir?

Erkek üreme sisteminde epididimde, vas deferens ve ejekulatuar kanallarında tıkanıklıklar meydana gelmektedir. Bazı durumlarda ise bu kanallar doğuştan oluşmamaktadır. Daha önce geçirilmiş olan tüberküloz, bel soğukluğu ya da gonore gibi enfeksiyonlar sonucunda bu tarz tıkanıklar meydana gelebilmektedir. Ayrıca bir travma sonrası oluşan kanama da bu kanallarda iletimin sağlanmamasına neden olmaktadır.

Prostat bölgesinde yer alan ejakulatuar kanallarında ise enfeksiyonların yanı sıra idrar yolu enfeksiyonları, prostit, prostatta meydana gelen kistler ve prostat taşları tıkanıklığa neden olabilmektedir. Bu kanalların ince çaplı olması tıkanıklık riskini de arttırmaktadır. Fıtık ameliyatı gibi cerrahi müdahaleler sonrasında da tıkanıklıklar meydana gelebilmektedir.

Nasıl Tedavi Edilir?

Tıkanıklığın çift taraflı olması azoospermiye ve sonuç olarak kısırlığa neden olmaktadır. Tek taraflı yaşanan tıkanıklarda ise diğer tarafın sağlam olması nedeniyle herhangi bir bulgu ortaya çıkmayabilir.

Tıkanıkların giderilmesi için vazovazostomi, epididimovaztomi ve TUR-ED gibi cerrahi müdahaleler söz konusu olmaktadır. Bu müdahaleler sonucunda tıkanıklar giderildiğinde hastaların menilerinde sperm hücrelerine rastlanabilmektedir. Bu gibi durumlarda doğal yollardan gebelik şansı bulunmaktadır.

Ancak tıkanıklığın herhangi bir şekilde giderilemediği ya da müdahale sonrasında menide sperm hücresine rastlanmadığı durumlarda MicroTESE gibi mikrocerrahi işlemleri ile testislerin içerisinde sperm hücresi araması gerçekleştirilebilmektedir. Bu şekilde elde edilen sperm hücreleri tüp bebek tedavisinde kullanılabilir. Obstrüktif azoospermi rahatsızlığında kullanılan bu cerrahi işlemler ile sperm hücresi elde etme şansı oldukça yüksektir.

Op. Dr. Seval Taşdemir

Kadın Hastalıkları, Doğum

ve Tüp Bebek Uzmanı

https://www.facebook.com/drsevaltasdemir

https://www.instagram.com/drsevaltasdemir

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.