MODA
GÜZELLİK
AİLE
SAĞLIK

Oyun Terapisi Nedir?

Oyun Terapisi Tarihi

Oyun terapisinin tarihi Freud dönemlerine kadar uzanmakla birlikte her ne kadar oyunun çocuklar için önemi anlaşılmasa da yapılan kazılarda orta çağ dönemlerinde bile oyun araç gereçlerine rastlanmıştır. Çocuğun olduğu her yerde oyun vardır. Çünkü oyun çocuğun doğasıdır. Ünlü Oyun Terapisti Garry Landreth’ın da dediği gibi “Kuşlar uçar, çocuklar oyun oynar”. Çocuklar için oyun ancak bu kadar kolay tarif edilebilir. Her çocuk ayrı bir dünya ve ayrı bir renktir. Bu dünyaya girmenin yolu ise oyundur.

Oyun terapisinin çıkış noktası da çocukların yetişkinlerden farklı olduğu gerçeğini kabul etmeye dayanmaktadır. Çocuklar yetişkinler gibi kendini sözel olarak konuşarak ifade edemez. Çocuklar duygularını, düşüncelerini, ihtiyaçlarını oyun yoluyla ifade ederler. Oyun onların kendi ifade ettiği dildir. Oyuncaklar ise ne kadar çeşitli olursa çocuklarda o derece kendini rahatça ifade eder. Bu nedenle oyun iyileştirici gücünden faydalanılarak oyun terapisi çocuklar için bir tedavi yöntemi olarak gelişmiştir. Yapılan araştırmalar çocuk merkezli oyun terapisinin (Child-Centred Play therapy) çocukların duygusal ve davranışsal sorunlarını çözmede etkili bir model olduğunu göstermiştir ve Avrupa ülkelerinde 12 yaş altındaki çocukların tedavisinde ilaç yerine oyun terapisine başvurulmaktadır. Diğer taraftan Türkiye de oyun terapisinin önemi son 5 senedir anlaşılmış ve bir tedavi yöntemi olarak bu alanda eğitim almış uzmanlar tarafından kullanılmaktadır.

Oyun Terapisi nedir?

Oyun terapisinin birçok tanımı olmakla birlikte ortak tanımı şu şekilde özetleyebiliriz: Çocuğun, doğası olan oyun yolu ile terapötik oyuncaklarla özel olarak oluşturulmuş bir odada, eğitimli bir oyun terapisti ile terapötik, iyileştirici, güven verici bir ilişki kurarak, çocuğun kendini keşfettiği, kendi olduğu, kendini ifade ettiği, kendini gerçekleştirdiği ilaçsız etkili bir tedavi, terapi yöntemidir.

Oyun gücünü kullanarak yapılan birçok oyun terapisi yöntemi vardır. Birçok kuram terapi modeline uygun olarak çocuklarla çalışacağı oyun terapisi modelini geliştirmiş ve kuramın adını vermiştir. Genel olarak oyun terapileri; yönlendirilmiş yani terapistin yönlendirdiği, yönlendirilmemiş yani terapistin yönlendirmediği olmak üzere iki gruba ayrılır. Yönlendirilmemiş oyun terapisi tarihi oldukça eskidir ve birçok kuramın iyileştirici özelliklerini içermektedir. En önemli yönü ise terapistin değil, çocuğun yönlendirdiği Çocuk odaklı/ Yönlendirilmemiş/ Çocuk Merkezli Oyun terapisi olmasıdır. Bu yönteme de Çocuk Merkezli Oyun Terapisi (Child-Centered Play Therapy) denmektedir. Türkiye’de en çok bilenen, uzmanlar tarafından uygulanan oyun terapisi çeşidi bu modeldir.

Çocuk Merkezli Oyun Terapisi, çocuğun gelişim özelliklerine göre 2-3 yaş ile 12 yaş arasındaki çocuklara uygulanan bir modeldir. Yapılan araştırmalar bu terapi yönteminin en etkili terapi yöntemi olduğunu kanıtlamıştır. Çünkü bu terapide çocuk yönlendirmez, çocuk hazır hissettikçe travmalarını çalışır, kendinin bile farkında olmadığı ihtiyaçlarını keşfeder, nasıl ifade edeceğini bilmediği birçok zorluğun ve zorlayıcı duygunun üstesinden gelir. Kendini koşulsuz kabul eder, kendi olur. Farkında olmadığı zorlayıcı duygu ve deneyimlerin üstesinden gelir ve oto kontrolü tekrar kazanır ve kendini ve duygularını düzenlemeyi öğrenir.

Bu nedenle yurtdışında çocuklara psikiyatrik ilaç vermeden önce oyun terapisine yönlendirilir ve terapiden sonraki durumuna göre tekrar klinik değerlendirme yapılır. Türkiye’de son birkaç senedir aileler oyun terapisinin önemini anlamış olsa da bu alanda etik çalışan, uluslararası onaylı eğitimleri almış oyun terapisti bulmak zordur. Uluslararası onaylı oyun terapistlerinin yaptığı terapilerden sonra çocuklardaki hızlı iyileşmeyi aileler de gözlemektedir. Oyun terapisi sayısında bir sayı vermek doğru olmaz. Bazı çocuklarda 14 seans yeterli olurken, bazı çocukların 2 sene oyun terapisine devam etmesi gerekebilir. Araştırmalar ortalama en az 14-16 seans sonrasında iyileşmenin gözlendiği göstermiştir. Bu çocuğun travmasına, travmadan etkilenme derecesine, yaşına, iyileşme gücüne göre değişiklik göstermektedir. En önemlisi ise çocuğun sorunları ciddileşmeden, zaman kaybetmeden destek almak seans sayısını azaltacaktır.

Oyun Terapisti kimdir?

Maalesef Türkiye’de oyun terapisi alanında etik olmayan uygulamalarla çok sık karşılaşmaktayız. Birçok kişi Uluslararası Oyun Terapisi Derneği (Association of Play Therapy-APT) onaylı uzmanlardan uzun süreli eğitim ve süpervizyon olmadan, bu dernek onaylı olmayan kurum ve kişilerden kısa süreli eğitim alarak oyun terapisti olduğunu idea etmektedir. Hatta hiçbir psikoloji eğitimi olmayan, psikoloji mezunu olmayan birçok kişi oyun terapisi uyguladığını ifade ederek danışan görmektedir. Öncelikle herhangi bir terapi uygulamak için yasal olarak Psikoloji mezunu olmak ve Klinik Psikolojide Yüksek Lisans ya da Doktora yapmak gerekir. Bunun dışında oyun terapisi eğitimi veren kişin Uluslararası Oyun Terapisi Derneği onaylı eğitmen ve kurum olması gerekir. Birçok alanda olduğu gibi bu olanda maalesef suiistimal edilmektedir. Bu nedenle yapılan oyun terapinin işe yaradığına karar vermek için öncelikle çocuğunuzun bu alanda uluslararası alanda onaylı bir uzmandan eğitim almış mı ve oyun terapisti Psikoloji mezunu mu ve Klinik Psikoloji alanında Yüksek Lisans ya da Doktora yapmış mı bakmak gerekir.

İster “yetişkin”, ister “çocuk” danışan olsun, danışana terapi uygulama yetkisi psikolojinin yetkinlik alanıdır.

Türkiye’deki yasalara göre ister yetişkinlerle çalışıyor olsun, ister çocuklarla çalışıyor olsun herhangi bir terapi modelini uygulaması veya danışan/hasta görmesi için, terapi çeşitleri ile çocuk ya da yetişkin danışanını tedavi edebilmesi için Psikoloji/PDR mezunu olmak ve Klinik Psikoloji alanında Yüksek Lisans yapmak ya da Klinik Psikoloji alanında Doktora eğitimini tamamlamış olması gerekiyor. Bu eğitimleri almış biri çocuk ya da yetişkin danışana bakabilir ve terapi uygulayabilir. Çocuklarla çalışmak isteyenler ise bu eğitimlerine ek olarak uluslararası onaylı oyun terapisi eğitmenlerinden eğitim alarak oyun terapisi uygulayabilir.

İster “oyun terapisi” olsun ister “farklı terapi” olsun, terapi uygulama yetkisi psikoloji alanının yetkinliğindedir

Bu alanda çocuklarla çalışan uzmanlar halk arasında “Çocuk Psikoloğu” gibi kabul görmüş kavram olan “Pedagog” unvanını da kullanır. Oysa pedagog çocuk eğitimcisi demektir ve psikoloji/PDR lisans eğitimi olmayan birçok kişi ailelerin bu yanlış anlamasından faydalanarak pedagog/çocuk eğitimcisi olarak çocuk danışan görmekte ve çocuklara terapi uygulamaktadır. Eğitim gelişim danışmanlığı vermekle, terapi uygulamak, danışanı/hastayı tedavi etmek ayrı şeylerdir ve ayrı uzmanlık alanı gerektirir. Bu nedenle çocuğunuzun psikolojik süreçlerinde, terapi ihtiyaçlarında psikolojisi/PDR mezunu klinik psikologları tercih etmelisiniz. Türkiye’de yasal olarak ister çocuk olsun, ister yetişkin, danışana terapi uygulama yetkisi sadece klinik psikolog unvanı olan uzmanlarındır. Bu eğitimleri almış gerçek oyun terapistinden terapi alan bir çocukta mutlaka iyileşme olur.

Oyun Terapisi hangi konularda etkilidir?

Oyun terapisi sadece duygusal ve psikolojik sorunlar, semptomlar için değil, her konuda destekleyici bir tedavi yöntemidir. Oyun terapisinin kullanıldığı en sık görülen problemlere örnek verirsek şöyle sıralayabiliriz; tuvalet eğitimi döneminde yaşanan zorluklar (kabızlık, alt ıslatma, altına kaçırma), tikler, tırnak yeme, diş gıcırdatma, kabuslar, gece terörü, okul fobisi, okul başarısızlığı, iletişim problemleri, saldırganlık, takılma ve kekemelik, korkular, fobiler, kardeş kıskançlığı, okul uyum sorunları, ders çalışmak isteme, arkadaş edinmekte sorunlar, yemek sorunları, mutsuzluk, dikkat eksiliği ve hiperaktivite bozukluğu, gelişim geriliği, konuşma gecikmesi, dikkat sorunları, depresyon, çekingenlik, oyun bağımlılığı, bilgisayar bağımlılığı, boşanma, yeni okul ve ev, kaza, kayıp, istismar çeşitleri, vb. birçok travmatik konularda ve zor dönemlerde oyun terapisi uygulanır. Çocuk Merkezli Oyun Terapisi, özel eğitim gereksinimi olan çocukların gelişimini de desteklemektedir.

Kasacısı çocuğunuzun Oyun terapisi alması için travma yaşaması gerekmez!

Oyun terapisi, çocuklarda en etkili ilaçsız tedavi yöntemidir. Birçok anne baba çocuklarında bir semptom gözlemedikçe oyun terapisi alınması gerekmediğini düşünmektedir. Oysa oyun terapisi sadece bir tedavi yöntemi değil, çocuğun gelişimini ve ruhsal iyiliğine destek olan etkili bir terapi yöntemidir.

Her çocuk kendi içinde çözemediği duygusal yükleri taşır ve anlam veremediği, kendi olmasına izin verilmediği deneyimler yaşar. Çocuğun psikolojik olarak dengede olması, kendini tanıması, kendi olması, kendi problemlerini çözmeyi öğrenmesi, öz güvenin artması, empati becerilerinin gelişmesi için oyun terapisi alması gerekir. En önemlisi ise akademik başarının çocukların hayatlarının merkezinde tutulduğu, tüm güne yakın okulda olan ve oyundan uzak büyüyen çocukların okul başarısını arttırmalarının yolu da oyun terapisidir. Çünkü beyinde öğrenmenin gerçekleşmesi için çocuğun duygusal olarak dengede olması ve psikolojik olarak sağlıklı olması gerekir. Eğer çocuk duygusal olarak bir kaos içinde ise çocuğa ne kadar baskı uygulanırsa uygulansın çocuk potansiyel öğrenme kapasitesini gerçekleştirmez ve öğrenmeye kapalı olur.

Başarının sırrı psikolojidir

Çocuğunuzun kendi potansiyelini yakalamasını istiyorsanız, çocuğunuz özellikle 2-3 yaş gibi oyun terapisine başlatarak kendi olmasına destek olabilirsiniz. Dr. Dain’ın da dediği gibi “Kendin ol, dünyayı değiştir. Öz güvenli, kendi ayakları üzerine dimdik sağlam basan, mutlu ve sağlıklı çocuklar istiyorsanız, çocuğunuzun duygularına önem verin ve çocuğunuzun duygularını ifade ederek, kendi olduğu, kendini keşfettiği, güçlendiği, hiçbir yan etkisi olmayan tedavi yöntemi olan oyun terapisi almasına fırsat verin.

Çocuğunuz özellikle okul öncesi dönemde ve ilkokulda güçlü, öz güvenli ve mutlu olursa öğrenmesi için gerekli tüm becerileri geliştirir. Öz güvenli ve mutlu bir hayatın yolu akademik “başarı” değildir. “Akademik başarının” yolu da özel okullar ve kurslar değildir. Başarı ve mutluluğun yolu sağlıklı bir çocukluk geçirmektir. Çocuğunuzun özellikle kritik olan ilk 12 yılında duygularına duyarlı olun ve çocukluk dönemlerinde bu duygularla başa çıkacağı, güçleneceği, öğrenmesini, okul başarısını arttıracağı oyun terapisi almasını sağlayın. Sadece bu da yeterli değil, çocuğunuzun doya doya oynamasına, arkadaşlarıyla zaman geçirmesine çocukluğunu doya doya yaşamasına izin verin. Böylece çocuğunuz ergenlik dönemini de daha rahat girer ve hem sizinle, hem de arkadaşlarıyla sağlıklı iletişim kurar.

Ruh sağlığı yerinde bir birey olarak kendi potansiyelini gerçekleştiren mutlu ve başarılı bir birey olur. Kısacası mutluluk, ruh sağlığı, başarıdan ya da akademik başarıdan daha önemlidir ve akademik başarının ön şartıdır.

Her çocuğun oyun terapisine ihtiyacı vardır!

Ayrıca çocuğun oyun terapisi alması bir tabu değildir. Çocuk için oyun terapisi çocuğun kendini gerçekleştirdiği, güçlendiği, iyileştiği, ilerlediği, her alanda geliştiği bir atölye çalışması gibidir. Bu yüzden oyun terapisi, çocuğunuzun sorunları olduğu için aldığı bir tedavi yöntemi değil, çocuğunuzun bir problemi olsun olmasın kendini gerçekleştirmek, kendi olmak, potansiyelini gerçekleştirmek için gittiği bir atölye çalışması ve çok kıymetli bir etkinlik gibi düşünebilirsiniz. Kısacası oyun terapisi, hem tedavi yöntemi, hem de çocuğunuzun tüm gelişimi destekleyen bir terapi yöntemidir. Uluslararası onaylı oyun terapisi eğitimi almış, danışana (çocuk ya da yetişkin) terapi verme yetkisi olan psikoloji eğitimlerini tamamlamış etik çalışan bir uzmandan alacağınız oyun terapisi çocuğunun iyileşmesine ve gelişmesine destek olacaktır.

Dr. Sevil Yavuz

Pedagog & Klinik Psikolog

www.pedagogsevilyavuz.com

Yazının devamı...

Kreşlerdeki Skandallar Nasıl Önlenir?

Son dönemlerde çocukların kreşlerde maruz kaldığı travmaları üzülerek takip ediyoruz. Kreşlerde skandallar duymak hepimizi derinden yaralıyor. 0-3 yaştaki çocuklar travmaya karşı korunmasızdır ve başına gelenleri annesine babasına ifade edemezler. Travmayı yaşamak kadar şahit olmakta travmatiktir. Kreşte yaşanan travma sadece şiddeti yaşayan çocuğu değil, diğer çocukları da olumsuz etkiliyor. En kötüsü de çocuklara travma yaşatan öğretmen ya da bakıcılar çocuğa karşı kötü muameleyi bir defa değil defalarca yapabiliyor. Bu travma tüm eğitim dönemi ve yılı içinde devam etmekte ve çocuklar bu travmalara uzun süre maruz kaldığı için daha olumsuz etkilenmektedir. Bu yaşta travma çocuğun sadece psikolojisini değil, gelişimini de olumsuz etkiler. Travma çocuğun gelişimini durdurur ve geriletir ve potansiyel gelişimini gerçekleştirmesine engel olur. Çocukta okul ve öğretmen fobisi oluşabilir.

Diğer taraftan anne babalar çocuğun davranışlarındaki değişikliği ve okula gitmek istememesini okula alışma sürecin bir parçası gibi görebiliyor. Oysa çocuk kendini sözel olarak ifade edemediği için davranışlarıyla kendini ifade etmeye çalışıyor. Anne babaların çocuklarını çok iyi gözlemesi, davranışlarında ve yeme ve uyku düzenlerinde ani değişiklik olduğu taktirde bir şeylerin yanlış gittiğini fark etmeleri gerekir. Ayrıca mutlaka çocukların vücudunu herhangi bir morluk kızarıklık var mı diye kontrol etmeliler.

Kreşlerde yaşanan skandalları önlemek için ciddi önlemler alınmalıdır. Özellikle 0-4 yaş grubunun bulunduğu her kurum ve kuruluşun her alanında kamera olmalı ve kayıtlar istendiğinde yetkililer ve anne baba tarafından izlenebilmelidir. Bu yaş grubuna bakacak öğretmenlerin özenle seçilmesi ve bebek bakımı ile barışık olmalıdır. Bu yaş grubunda çalışacak öğretmenlerin mesleğini ve çocukları çok sevmesi, psikolojisinin iyi olması ve şefkatli biri olması gerekir. Bu yaş grubunda çalışan öğretmenlere ek eğitimler verilmeli ve psikolojik testlerle psikolojileri takip edilmelidir. Öğretmenlerin yanı sıra okul yöneticileri, servis şoförleri ve hosteslerde eğitim almalıdır. Kreşlere habersiz denetim ve kontroller artırılmalıdır.

0-4 yaş grubu için toplumsal alanda düzenlemeler yapılmalıdır. Öncelikle doğru kreş seçmenin garantisi yoktur. Her şey öğretmende biter. Yine de çocukların psikolojisine en fazla önem veren bu yaş grubundaki sınıfta bulunan toplam öğrenci sayısı en az olan ve iki öğretmenin görevli olduğu okullar seçilebilir. Şartlar izin veriyorsa annenin daha fazla izin kullanarak bebeğine baktığı zamanı uzatması ve bakıcı yerine babaanne ve annelerden destek alınması yerinde olur. Bakıcı bulunacaksa evde de mutlaka kamera olmalıdır. İlk başlangıç yarım gün olmalıdır. Yanında çocuğun güvendiği kişi olmalı ve alışma süreci gerekirse 2-3 ay sürebilir. Çocuk kendini güvende hissedene kadar güvendiği bakıcısı( babaanne, anneanne, anne, bakıcı) yanında olmalıdır. Sitelerdeki blokların giriş katları kapalı oyun alanlarına çevrilmesi ruhsat aşamasında şart kusulmalıdır ve anne babalar çocuklarını sosyalleşeceği oyun gruplarına ücretsiz götürebilmelidir. Mahallelerde kültür merkezlerinde kapalı çocuk oyun alanları ve oyun grupları hizmeti verilmelidir. Böylece çocuklar evde hapis olmaz ve gelişimleri geri kalmamış olur. Anne babalar her zaman çocuklarıyla ilgili olmalı ve davranışlarını gözlemeli ve bir sorun varsa mutlaka nedeni araştırmalı ve travmadan korumalıdır.

Pedagog Dr. Sevil Yavuz

www.pedagogsevilyavuz.com

Yazının devamı...

KARDEŞLER ARASINDA ÜÇ YAŞ FARK OLMALI

Birçok anne-baba, aileye yeni gelecek üyeyle ilgili çeşitli kaygılar yaşıyor. ‘Kardeşin gelişi, kıskançlığa neden olur mu?’ ve ‘Aralarında kaç yaş fark olmalı?’ gibi sorular, ebeveynleri düşündürüyor. Bazıları arka arkaya çocuk sahibi olurken, bazıları da en az yedi yıl bekliyor. ‘Hangisi daha doğru?’ sorusunu duyar gibiyim...

Aslında iki çocuk arasında çok yaş farkı olması da, az yaş farkı olması da doğru değil. Bu durumu, avantajlarına ve dezavantajlarına göre değerlendirmek gerekir.

Kritik döneme dikkat!

Kardeş için doğru zaman, öncelikle anne-babanın yeni bir bebeğe hazır olduğu zamanla ilgilidir. Çünkü ebeveynler ikinci çocuk için hazır değilse, yeterli bir anne-baba olamayabilirler. Çocuk açısından yaş aralığının kısa olması, uzun olmasından daha büyük problem yaratabilir. Çünkü 0-3 yaş dönemi gelişimsel açıdan çok kritiktir. Her şeyin temelleri atıldığı için bu dönemdeki ihmallerin telafisi mümkün değildir.

Anne hazır olmalı

Eğer anne-baba hazırsa, her iki çocuğun psikolojisi açısından aralarında en az üç yaş olması gerekir. Anne-bebek arasındaki bağın gelişmesi için annenin, bebeğin ihtiyaçlarını zamanında karşılaması ve ona yeterli ilgiyle sevgiyi göstermesi gerekir. Eğer anne, ikinci bebeği daha önce doğurursa, ilgi bölünür. İki çocuk da bebeklik dönemlerinde oldukları için annesine doyamaz. Bu durumda iki çocukta duygusal olarak ihmal edilir. Bebeğin anneyle bire bir zaman geçirmesi, oynaması ve şefkat görmesi gerekir. Anne her iki bebeğe yetişemez ve hem kendine, hem de çocuklarına yeterince zaman ayıramaz.

Annenin yorgun ve mutsuz olması, bebeklerin psikolojisini de olumsuz etkiler. Bu nedenle annenin mutlaka ikinci çocuğa hazır hissetmesi, şartların uygun olması kadar, iki çocuk arasındaki yaş farkının en azından üç olmasına dikkat etmesi gerekir.

Altı yılı geçmesin

Diğer konuysa iki kardeş arasında yaş farkının fazla olmasıdır. Birçok anne-baba ikinci çocuğu yapma konusunda tereddüt ediyor. ‘Çocuğumu ihmal edersem?’ ya da ‘Ona haksız edersem?’ diye düşünüyor. Böylece bir türlü ikinci çocuk için hazır hissetmiyor ve kardeşler arasında yaş farkı artıyor.

Bu durum, jenerasyon problemlerine neden olabilir. Kardeşler arasında, kardeş gibi değil de, yetişkin gibi bir diyalog gelişir. İki farklı dönemdeki çocuğa ebeveynlik yapmak, anne-babayı da zorlar. Bir çocuğu üniversiteye yerleştirmeye çalışırken diğerine ilkokul araştıran ebeveyn olmak kolay değildir.

Bu nedenle kardeşler arasındaki yaş farkının altı yılı geçmemesine özen gösterilmelidir.

Yazının devamı...

DOĞA İYİLEŞTİRİR!

Sevgili ebeveynler, özellikle büyük şehirlerde yaşayan miniklerin sağlıklı gelişimleri için doğada koşup, oynamaları şart!

Son günlerde çocukların semptomlarının artığını gözlüyoruz. Özellikle büyük şehirlerdekiler, uzun süre kapalı alanlarda bulunmak zorunda kaldığından daha fazla semptom gösteriyor. Hayatları, okul ve evde geçiyor. Birçoğunun bahçede oynama şansı olmuyor. Hem özgürce hareket edip, deşarj olamıyor hem de doğanın şifasından faydalanamıyor.

Bu durum, sadece küçükler için geçerli değil. Anne-babalar da aynı şekilde doğadan uzakta, stresli bir hayat sürüyor. Fırsat bulduklarında ailece gittikleri mekanlarsa alışveriş merkezleri oluyor.

Bu tür mekanlardaki ses ve ışıklandırma, minikleri rahatsız ediyor. Doğanın sakinleştirici etkisinden uzakta çocukluklarını doya doya yaşayamadan büyümek zorunda kalıyor. Okulların bahçesi çok küçük ve çoğu beton olduğu için özgürce hareket edemiyor. Okul ve evde sürekli sessiz olmaları için uyarılıyor. Durum böyle olunca, fazla enerjilerini dışarı atamıyor ve kendileri olamıyorlar. Bu kısıtlama içinde büyümeleri de miniklerin çeşitli semptomlara sahip olmasına neden oluyor. Onların özgürce hareket etmeye ve kendilerini gerçekleştirmeye ihtiyacı var.

SAKİNLEŞTİRİCİ ETKİ YAPIYOR

Doğada zaman geçirmek, hem ebeveynleri hem de çocukları sakinleştirir ve iyileştirir. Doğanın şifasından yararlanmak için onların boş zamanına, doğayı katmak gerekir. Tatil planlarken, doğayla iç içe mekanların tercih edilmesi çok önemli. Hafta sonu etkinliklerde de alışveriş merkezleri yerine, parka gitmek kısa da olsa miniklerin sakinleşmesine destek olur. Özellikle yaz aylarında anne-babanın, programı izin verdikçe tatilini doğada, köy ve çiftlik ortamında geçirmek, çocukların ruhuna ve gelişimine iyi gelir.

Bize danışan anne-babalara, “Eğer gidecek bir köyünüz varsa, mutlaka yaz tatilini köyde geçirin” diye tavsiye ediyoruz. Bu öneriyi dikkate alan ailelerin çocukların gelişiminde ve ruh sağlığındaki olumlu gelişme tatil bitiminde fark ediliyor.

Özellikle çok stresli bir çalışma temposuna sahip anne-babaların, bu konuda daha fazla dikkat etmesi gerekir. Çünkü doğa, ruhumuzu ve bedenimizi iyileştiren doğal terapidir. Büyük şehirlerde yaşayan ebeveynler, bir süre sonra bu stresten dolayı çocuklarına daha tahammülsüz davranmaya başlar ve iletişimlerine zarar verirler. Bu stresin artmaması için anne-babaların da deşarj olması ve yenilenmesi gerekir. Doğada geçirilen her saniye, bireyi sakinleştirir ve kendi olmasına destek olur. Fırsat buldukça doğada kalmayı ihmal etmeyin.

Yazının devamı...

Kendinizi zaman ayırın!

Anne-babalar çocuklarını en iyi şekilde yetiştirmek için elinden geleni yapıyor. Onların ihtiyaçlarını karşılamak için yoğun tempoda çalışıyorlar. Özellikle okul çağında evladı olan ebeveynler, hafta sonları da onları kurslara göndermek için koşturma içinde oluyorlar. Kendilerine ayırdıkları zaman neredeyse hiç yok. Eve girdikleri zaman da çocuklarıyla ilgilenmesi ve uyku saati derken, anne-babalar birbiriyle sohbet edecek zaman bulamıyor.

Çocuklar, anne-babasının konuşmasına izin vermeden uyku saatine kadar sadece onlarla ilgilenmesini istiyor. Çalışan ebeveynler de çocuklarını ihmal ettiklerini düşünerek, suçluluk duygusuyla kendilerinden vazgeçiyor ve tüm akşamlarını sadece onlara ayırıyorlar.

Kaliteli vakit geçirin

Anne-babaların çocuklarıyla geçirdikleri zamanın miktarı değil, kalitesi önemli. Bunun için ebeveynlerin de kendine iyi bakması gerekir. Hem birey olarak kendilerine hem de çift olarak birbirlerine zaman ayırmalılar. Hobileriyle ilgilenmeleri, hem çocukları için hem de evlilikleri için önemli. Çünkü kendini ihmal eden ebeveynlerin tahammül gücü de düşük olur.

Evdeki huzursuzluk, iletişime zarar verir. Bir süre sonra eşler arasındaki ilişki kopma noktasına gelir. Unutmayın, anne-babalar robot değildir. Çiftler en azından hafta bir ya da iki defa çift olarak baş başa zaman geçirecekleri bir etkinlik yapmalı. Bu parkta bir yürüyüş de olabilir, sinemaya gitmek de olabilir. Anne-babalar, bebek olduktan sonra birbiriyle sohbet etmeyi özlüyor. Mümkün olduğunca beraber zaman geçirip, dertleşmek ve sohbet etmek duygusal bağı güçlendirmektedir. Eğer çiftler mutlu olmazsa, yeterli bir anne-baba olmaları da mümkün değildir.

Enerjiniz düşmesin

Bir insan mutlu ise mutluluk verir, değilse veremez. Çiftlerin birbiriyle iyi iletişim kurmasının kaynağı, birey olduklarını hatırlamalarıdır. Kişi sevdiği etkinliklere zaman ayırmazsa, hayat enerjisi düşer, bir süre sonra hiçbir şey onu mutlu etmemeye başlar. Anne-babaların da bireysel olarak evlenmeden önce yaptıkları etkinliklere devam etmeleri, o dönemdeki arkadaşlarıyla görüşmeleri ve sevdikleri mekanlara gitmeleri kendilerini iyi hissettirecektir.

Çocukların mutlu büyümesinin kaynağı, mutlu anne-babalardır. Evladınıza nefes almadan zaman ayırmanız, onları iyi yetiştirmenize destek olmayacaktır. Tam tersine daha tahammülsüz, stresli ve mutsuz ebeveynler görmesine yol açacaktır. Unutmayın, kendinize zaman ayırmak, çocuklarınızı ihmal etmek değildir.

Yazının devamı...

YOUTUBE TEHLİKESİ

Bu hafta YouTube’dan para kazanmak uğruna çocuklara cinsel istismarda bulunan ünlü bir YouTuber yakalanarak, tutuklandı. Durum, aslında daha önce de bahsettiğim tehlikeyi kanıtlar nitelikte. Çocuklar, sosyal medyada adını duyurmak ve daha fazla tıklanmak için YouTuber olmaya özeniyor. Sorun, bu uğurda yaptıkları davranışlar...

Bu platformda yer alan videolar, içerikleriyle çocukların psikolojisini olumsuz etkiliyor. Özellikle minikler zararsız gibi görünen oyuncak tanıtımına tıklayınca, yaşlarına uygun olmayan bir video çıkıyor ortaya. Anne-babalarsa bu durumdan habersiz, çocukların eline akıllı telefon ve tablet veriyor. Ne izlediklerini kontrol etmiyor ve onları bekleyen tehlikelerden haberleri olmuyor.

‘Tıklanma’ derdi

En sık görülen sorunlardan biri, çocukların yaşıtlarını görerek, kanal açmak istemesi. Birçoğu kanal açınca da ‘Neden az abonem var?’ ve ‘Niçin videom izlenmiyor?’ diye üzülüyor. Çok tıklanacak bir video çekmek için riskli davranışlara yönelebiliyor veya kendine saygısını kaybedecek türde davranışlar sergileyebiliyor. Bunlara zaman ayırması da derslerindeki başarıyı etkiliyor.

Aileler, bu konuda bilinçlenmeli ve sosyal medyadaki tehlikelere karşı çocuklarını korumalı. Anne-babalar, akıllı telefonların oyuncak olmadığını bilmeli. Minikleri oyalamak için verilen telefonun bağımlılık yaptığının farkına varmalı. Kanal açmak isteyenlere, izin verilmemeli. Bazı sanatçıların bile çocuklarına sosyal medya hesabı ya da YouTube kanalı açtığını görüyoruz. Bu, yanlış bir davranıştır.

Yasal düzenleme lazım

Sadece ailenin bilinçlenmesi yeterli değil, ilgili yasal düzenlemeler de yapılmalı. Böylece çocuklarını ekonomik açıdan istismar eden anne-babalara ceza verilmeli ve bu kanallar kapatılmalı. Aynı şekilde, minikleri istismar ederek fenomen olmaya çalışan sosyal medya kullanıcıları da cezalandırılmalı. Çok tıklanma uğruna çocukların istismar videolarını yayınlayan tüm hesap ve kanal sahipleri için işlem yapılmalı.

Her geçen gün artan sosyal medya tehlikesine karşı okullarda seminerler ve eğitimler düzenlenmeli, aileler bilgilendirilmeli. Birçok çocuk, kendisine ve derslerine ayıracağı zamanı sosyal medyaya harcıyor. Çocukları spor ve sanat gibi faaliyetlere, arkadaşlarıyla zaman geçireceği etkinliklere yönlendirmek daha doğrudur.

Yazının devamı...

YEMEĞİ BİRLİKTE YİYİN

Yemek saati deyince, aklınıza çocuğunuzun beslenme problemiyle ilgili bilgi vereceğim gelebilir. Oysa bu yazımda, miniklerin kalbinin ve ruhunun doymasından bahsedeceğim. Kültürümüzde sofraların ayrı bir yeri var. Eskisi gibi kalabalık masalar olmasa da yemek buluşmaları, aile üyeleri için çok kıymetlidir.

Özellikle büyük şehirlerde çalışan bazı anne-babaların yemek saatinde buluşma şansları olmayabilir. Ancak ailece yemek yemek önemli...

Önemli olan paylaşmak!

Eğitim dönemi yaz aylarından daha farklı. Çocuklar neredeyse tüm gün okulda oluyor ve eve geldiklerinde hemen bir şeyler yiyip, ödevlerini yapıyor. Eve geç gelen anne ya da babaysa, yemeğini tek başına yiyor. Birlikte geçirecekleri saatte de çocuğun yatma zamanı geliyor. Aile, birbirlerinin yüzünü zor görüp, sohbet bile edemiyor.

Hafta içi böyle yoğun geçerken, hafta sonu da minikler kurs ve etkinliklere katılıyor. Çoğu zamansa ebeveynlerden biri cumartesi günleri de çalışıyor.

Burada önemli olan yemek değil, anne-babanın çocuğuyla baş başa kalması ve ona zaman ayırması, sohbet etmesidir. Ailenin birliği, beraber geçirilen zamanlarda gizlidir. Eğer aile üyeleri aynı ortamda olmaz, sohbet etmez ve hal hatır sormazsa, bir süre sonra birbirlerine yabancılaşabilir, ihtiyaçlarını görmez olur. Böylece sorunlar ortaya çıkmaya başlar.

Yemek saatinde tüm aile üyelerinin birlikte aynı masada olmasının önemini bilirsek, aile bağlarımızı kuvvetlendirebiliriz.

Bazen anne ya da babanın işi eve uzak oluyor ve trafik yüzünden geç kalabiliyor. Tavsiyem, hafta içi 2-3 kez yemek saatlerine yetişecek şekilde işlerini düzenlemeleri... Hafta sonuysa mümkün olduğunca beraber vakit geçirilmeli ve akrabaların da bulunduğu büyük masalar kurulmalı. Paylaşmanın artığı masalarda bulunmak, hem büyükler hem de küçükler için değerlidir.

Teknolojiyi kenara bırakın

Yemek saatlerini birlikte geçirirken nelere dikkat edilmesi gerektiğinden de bahsetmek istiyorum. Bazen anne ya da baba çocuğun neyi, ne kadar yediğine çok önem verir. Bu yüzden keyifli dakikalar, ilişkilerin zarar gördüğü süreçlere dönüşüyor. Ailenin çocuğa baskı yapmaması gerekir. Anne-babanın akıllı telefonlarını masaya getirmemeleri ve sesini kısarak bir kenara bırakması gerekir. Aynı şekilde çocukların da ellerinde dijital bir cihaz bulunmamalı.

Bir diğer önemli konuysa, çocuklara yaşına uygun sorumluluklar vermektir. Masanın hazırlanmasında ve basit yemeklerin yapılmasında sizlere destek olabilir. Bu görev, sorumluluk duygusunun gelişmesini sağlar. Her fırsatta aile birliğinizi hissedeceğiniz etkinlikler yapın ve birbirinize yabancılaşmayın.

Yazının devamı...

OKUL BAŞARISININ KAYNAĞI

Yeni eğitim yılıyla çocuklar, uyum haftasını geride bıraktı ve okula alışma sürecine girdi. Dersler ve ev ödevleri de başladı. Bazı öğrenciler okula kolay uyum sağlayıp daha başarılı olurken, bazıları da zorlanıyor.

Akademik başarının sırrı, aslında miniğin öncesinde yaşadığı deneyimlerle ilgili. Yani nasıl büyüdü, okul öncesi eğitim aldı mı ve yaşına uygun sorumluluklar verildi mi? Tüm bu konular, onun okuldaki uyum ve başarısının kaynağıdır.

Öz becerilerini destekleyin

Bazı anne-babalar, çocuklarını korumacı bir yaklaşımla büyütüyor. Onların kendi başına bir işi başarması ve çevresini keşfetmesi gibi konularda fırsat vermiyor. Minikler de ebeveynlerine bağımlı yetişiyor ve izin almadan hareket edemiyor.
Bu şekilde büyüyenler, problem çözme becerisini de geliştiremiyor. Ortak özellikleri de öz bakım becerilerinin çok zayıf olması...

Annesi tarafından ayakkabısı giydirilen, yemeği yedirilen ve elleri yıkanan çocuk, okula başladığında kendine bakmakta zorlanıyor ve uyumu da zorlaşıyor.

Minik, duygusal ve sosyal açıdan okula hazır değilken, ondan akademik başarı beklemek doğru olmaz.

Bu nedenle, okul öncesi dönem boyunca evde birkaç kavramı öğretmek yerine, beceri kazanmasına odaklanmalıyız. Çocukların potansiyelini ortaya çıkarmak için çevresini keşfetmesine ve kendi işini kendisinin yapmasına izin vermeliyiz.

Okula başlamadan önce yemeğini yiyebilmeli, kıyafetlerini giyebilmeli ve tuvalet hijyenini sağlayabilmelidir.

Temel öz bakım becerileri gelişmeden eğitime başlarsa, bir yetişkinin desteğine
ihtiyaç duyar ve bu nedenle uyum sağlamakta zorlanır.

Yaşına uygun sorumluluk

Diğer bir hataysa, anne-babaların sürekli çocuklarını eğlendirmeye çalışmaları... Minikler, her an uyarıcıya maruz kalıyor ve birisi onunla bire bir ilgilensin istiyor. Masa başında oturup, uzun süreli bir işe konsantre olamıyorlar.

Ebeveynlerin görevi, evladını eğlendirmek değil. Çocuklar kendini meşgul etmeyi, kendi başına oynamayı ve bir görev üzerinde uzun süre çalışabilmeyi deneyimlemeli. Böylece sırada oturmakta ve dersi dinlemekte zorlanmayacaktır.

Okul başarısını etkileyen diğer konu da sorumluluk duygusudur. Çocuğa, yaşına uygun sorumluluk verilmediği taktirde, okulun sorumluluklarını almakta zorlanır. Bu duyguyla ilk defa sınıfta karşılaştığında, sorumluluklar ağır geliyor ve gitmek istemiyor. Bu nedenle her yaşta, ona uygun sorumluluklar vererek, bu bilinci kazandırmalıyız.

Minikler, okula başlamadan önce gerekli becerileri kazanırsa, uyumu kolaylaşır ve potansiyelini göstereceği için başarısı da artar. Bunun yolu da anne-babaların onların yaşına uygun sorumluluk vermesi, öz bakım becerilerini geliştirmesi ve kendi başına oyun kurmasına fırsat vermesidir.

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.