MODA
GÜZELLİK
AİLE
SAĞLIK

TÜKENMİŞLİK SENDROMU, KALP DAMARLARINI DA TÜKETİYOR!

TÜKENMİŞLİK SENDROMU, KALP DAMARLARINI DA TÜKETİYOR!

İş hayatındaki yoğun stres ve psikososyal risk faktörleri, ruh sağlığımızı olduğu kadar kalp damar sağlığımızı da olumsuz yönde etkiliyor. Son günlerde birçok ünlüyle de gündeme oturan tükenmişlik sendorumu her iki cinsiyette de olmak üzere özellikle erkeklerin kalp damar sağlığını olumsuz yönde etkiliyor.

Yoğun çalışma koşulları, başarma hırsı ve onun getirmiş olduğu başarısızlık korkusu, aşırı rekabetçi çalışma ortamı… Modern dünyanın sunduğu tüm bu stres faktörleri ruhumuzu olduğu kadar kalbimizi de yıpratıyor. Gelişmiş ülkelerin en yaygın sağlık sorunlarının başında gelen kalp damar hastalıkları ile modern yaşamın kabusu tükenmişlik sendromu arasında sıkı sıkıya bir ilişki bulunuyor. Kalp damarlarının tıkanmasına neden olan risk faktörlerinin önemli bir bölümü psikososyal nedenlerden kaynaklanıyor. Psikososyal risk faktörleri arasında düşük sosyoekonomik durum, sosyal izolasyon, iş ve aile hayatındaki stres, depresyon, anksiyete, tip D kişilik ve tükenmişlik sendromu yer almaktadır. 52 ülkede 15 bin 152 kalp krizi vakasının incelendiği bir bilimsel araştırmada, vakaların yüzde 35’inde psikososyal risk faktörlerinin sorumlu olduğu ortaya çıkarılmıştır.

Erkekler daha çok risk altında!

Kişinin çalışma hayatında kendisini aşırı yorgun, moralsiz ve huzursuz hissetme hali olarak özetlediğimiz tükenmişlik sendromu ile kalp damar sağlığı arasındaki ilişki, ilk kez 1987 yılında ortaya çıkarılmıştır. 12 bin 895 erkek ve kadının koroner kalp hastalıkları gelişiminin izlendiği ARIC çalışmasının 2010 yılında yayınlanan sonuçlarında, tükenmişlik sendromunun kalp damar hastalıkları ile çok yakın ilişki içinde olduğu açıklanmıştır. 2015 yılı içerisinde ise 19 bin 329 kişinin 1974 yılından itibaren takip grubuna kaydedilen 45 yıllık raporların yayınlandığı Kopenhag kalp çalışması sonuçları da oldukça dikkat çekiciydi. Yapılan çalışmada, tükenmişlik sendromunun özellikle erkeklerde kalp damar sağlığı için daha fazla risk faktörü oluşturduğu ortaya çıkmıştır. Bununla birlikte her iki cinsiyette de diğer tüm risk faktörlerinden bağımsız olarak tükenmişlik sendromu, kalp damar hastalıklarının en önemli etkenidir.

Stresli iş ortamı, kalbinize zarar veriyor

İş hayatındaki çalışanların yaş skalasına bakıldığında karşımıza, 35 - 65 yaş grubu çıkıyor. Bu yaş grubunda, kariyerlerinin üst noktasında olan ve stres hormonlarının yüksek seyrettiği kişilerde kalp ve damar hastalıkları daha fazla görülüyor. Avrupa Kalp Cemiyeti’nin en son yayımladığı çalışmada, iş hayatındaki stresin ve getirmiş olduğu depresif ruh halinin kalp damar hastalıklarını önemli ölçüde tetiklediği ortaya çıkmıştır. Son yıllarda özellikle gelişmiş ülkelerdeki kişilerdeki kalp damar hastalıklarının nedenleri incelendiği zaman karşımıza obezite, şeker, yüksek kolesterol ve sigara çıkmaktadır. Her ne kadar bu risk faktörleriyle savaşılsa da kalp damar hastalıkları hâlâ birinci sırada yer almaktadır. Buradaki en önemli etken ise psikososyal risk faktörlerinde artan görülme sıklığıdır. İş ortamında yaşanan stres ile hareketsiz yaşam ve obezite gibi faktörler bir araya geldiğinde kalp hastalıklarına yakalanma riskimiz önemli ölçüde artmaktadır. Bu sebeple, kalp damar hastalığı riskini azaltmak isteyen herkese, düzenli bir beslenme programı izlemelerini, egzersiz yapmayı alışkanlık haline getirmelerini, stresi kalp sağlığına zarar vermeyecek hale getirebilecek yöntemleri kullanmayı ve sigarayı bırakmalarını tavsiye ediyorum.

Yazının devamı...

ÇOK OTURMAK, SİGARA İÇMEKLE EŞDEĞER!

ÇOK OTURMAK, SİGARA İÇMEKLE EŞDEĞER!

Sigara içmediğiniz için kendinizi sigara içenlere göre daha sağlıklı zannediyorsanız, bunu bir kez daha düşünün! Hareketsiz bir yaşamın, kalp sağlığı üzerinde neredeyse sigarayla eşdeğer olumsuz etkileri bulunuyor.

Teknoloji, 7’den 70’e herkesin hayatını kolaylaştırıyor. Ancak teknoloji, hayatımızı kolaylaştırırken sağlığımızdan da birçok şey alıp götürüyor. Merdiven çıkmak yerine asansörü veya yürüyen merdiveni tercih etmek, en yakın mesafeye bile arabayla gitmek hatta yürümek yerine yürüme bantlarını kullanmak…Yoğun iş-okul koşturması arasında bu şekilde zamandan tasarruf etmeye çalışırken, kalp sağlığımızı da bir yandan tehlikeye atıyoruz. Yapılan çok sayıda bilimsel çalışma, günde 15 dakika bile hafif tempoda yürüyen bir kişinin hiç egzersiz yapmayan bir kişiye göre ömrünün 3 yıl daha uzadığını gösteriyor. Dünya Sağlık Örgütü, Avrupa ve Amerikan Kardiyoloji Dernekleri haftada 150 dakika yürüme, orta şiddette egzersiz yapılmasının hem genel sağlık hem de kalp damar sağlığı açısından çok büyük önem taşıdığını belirtmektedir. Yapılan pek çok bilimsel çalışma, artmış fiziksel aktivite ile azalmış kalp damar hastalık riski arasındaki ilişkiyi göstermiştir. İsveç’te yapılan bir çalışmada, 18 yaşından itibaren 38 yıl boyunca takip edilen yaklaşık 744 bin sağlıklı erkekten, düzenli egzersiz yapanlarının kalp krizi geçirme riskinin diğer tüm etkenler dışlandıktan sonra dörtte bir oranında azaldığı saptandı. Orta şiddette egzersizin bu mutlak yararı gösterildikten sonra düşük yoğunlukta egzersizlerin kalp sağlığı açısından faydalı olup olmadığını gösteren çok sayıda yeni kanıt ortaya çıktı. Bu kanıtlar daha düşük yoğunlukta yapılan egzersizin de kalp ve damar sağlığı açısından yararlı olduğu yönündeydi.

Günde 10 saatten fazla oturanlarda ölüm oranı yüzde 34 daha fazla

Günlük oturma süresi sağlığımızı ne kadar tehdit ediyor? Bu sorunun oluşturduğu merakla son yıllarda çok önemli çalışmalar yapıldı. Yaklaşık 47 bilimsel çalışmanın analiz edildiği büyük bir rapora göre hareketsiz geçen saat dilimleri arttıkça kalp damar hastalıkları, diyabet, kanser ve tüm nedenlere bağlı ölümlerin anlamlı olarak arttığını görüyoruz. Yaşam standardı yüksek bazı ülkelerdeki yaklaşık 600 bin orta yaş üzeri kadın incelendi ve sonuç oldukça ilginçti. Günde 7 saatten fazla oturan kadınların, daha az oturanlara göre ölüm oranları daha yüksek çıktı. Üstelik günde 10 saatten fazla oturanlarda ise daha hareketli bir yaşam tarzı belirleyenlere göre ölüm oranları yüzde 34 daha fazlaydı. Bu sonuçlar da bize gösteriyor ki, gün içinde uzun oturma süreleri, sağlığı neredeyse sigara içmek kadar olumsuz yönde etkiliyor. Dünyada ve ülkemizde kalp-damar hastalıklarının en önemli sebebi sigara içmektir fakat hareketsiz bir yaşam tarzını belirleyen herkes aslında sigara içenler kadar sağlıklarını tehlikeye atmaktadırlar.

Daha az otur, daha uzun yaşa!

Günümüzde gün içinde uzun süre oturmak sadece yaşlıları değil, genç, orta yaşta pek çok ofis çalışanını ve öğrenci gruplarını da risk altında bırakıyor. Üstelik sadece okul ve iş yerlerinde değil, aynı zamanda evlerde elektronik cihazların başında geçirilen süreler de dikkate alındığında bu risk daha da tehlikeli boyutlara geliyor. Bu durumda olan herkese her 30 dakikanın 20 dakikasını oturarak, 8 dakikasını ayakta ve 2 dakikasını da yürüyerek geçirmelerini öneriyorum. Uzun süreli oturmaların önüne geçmek adına; iş yerlerinde, okullarda, bilgisayar ve benzeri teknolojik aygıtların ayakta kullanılmalarına izin veren ortamların dizayn edilmesi söz konusu olabilir. Haftada en az 150 dakika yavaş tempoda da olsa yürümek çok önemlidir. Fakat yürüyüş için vakit ayıramıyorsanız, mevcut çalışma ortamınızda saatte 15 dakika ayakta durun ve 3-4 dakika bile olsa ofiste gezinin. En son bilimsel araştırmalar gösteriyor ki ayakta duranlar oturanlara göre daha sağlıklı kalıyor. Yaşamınıza hareket ve hayat katmak sizin elinizde.

Yazının devamı...

EVCİL HAYVANLAR KALBİNİZİN DE EN İYİ DOSTU

EVCİL HAYVANLAR KALBİNİZİN DE EN İYİ DOSTU

Yapılan son araştırmalar evcil hayvan sahibi olma ile kalp damar sağlığı arasında olumlu bir ilişki olduğunu ortaya koyuyor. Peki evcil hayvan sahibi olmak sağlığımızı nasıl etkiliyor, hastalıklar üzerinde hangi olumlu değişikliklere sebep oluyor?

Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de artışa geçen kalp damar rahatsızlıkları, ölüm sebepleri arasında birinci sırada yer alıyor. Hareketsizlik, obezite, stres gibi günümüz yaşamının artık vazgeçilmez birer ögesi olan tüm bu enstrümanlar, kalp sağlığının en büyük düşmanları arasında yerini alıyor. Düzenli spor yapmak, sağlıklı beslenmek, özellikle şekerden uzak durmak gibi tavsiyeler her gün uzmanlar tarafından verilse de bilim dünyasında yapılan her yeni araştırma, kalp damar sağlığını korumanın farklı yollarını gözler önüne seriyor. Yapılan son araştırmalar, evcil hayvan beslemenin özellikle de köpek sahibi olmanın kalp damar sağlığını olumlu yönde etkilediğini gösteriyor. En saygın kardiyoloji bilim derneklerinden biri olan American Heart Association (AHA), yayınladığı bilimsel bir makalesinde, evcil hayvan beslemenin ruh sağlığı kadar kalp sağlığı üzerinde de olumlu etkileri olduğunu ilan etti. Dernek, köpek besleyen ve beslemeyen iki grup üzerinde uzun yıllar boyunca bir araştırma yapmış ve bu araştırma sonucunda köpek besleyen kişilerin, beslemeyenlere göre kalp damar sağlığına yakalanma riskinin çok daha düşük olduğunu gözlemlemiştir. Yapılan bu araştırmaya göre köpek sahibi olanların fiziksel aktivitelerinin arttığı, lipid değerlerinin normalleştiği, strese karşı daha dayanıklı oldukları, aşırı kilolu kişilerin zayıflama süreçlerinin daha iyi geçtiği ortaya çıkarıldı. İlaç ve teknoloji desteği dışında, evcil hayvan sahibi olmak gibi doğal yöntemlerin kalp damar hastalıklarından korunmada ve bu hastalıkları tedavi etmede etkili olması, yeni tedavi yöntemlerine ışık tutacaktır.

Minik patiler kalbinizi iyileştiriyor

Yapılan araştırmalar, özellikle köpek sahibi olmanın kişiyi, tansiyona ve yüksek kolesterole karşı koruduğunu gösteriyor. Yine köpek sahibi olmak, fiziksel aktivitelerin süresini azalttığı ve sıklığını arttırdığı için kilo kontrolüne yardımcı oluyor. Başka bir ifadeyle obeziteye karşı kalkan görevi görüyor. Köpekleriyle birlikte yürüyüşe çıkan kişiler hem kendilerini ruhsal açıdan daha iyi hissediyorlar hem de egzersiz yapmayı bir alışkanlık haline getiriyorlar. Yapılan araştırmalarda, zayıflama programına alınan hastalardan köpek sahibi olanların daha kolay zayıfladıkları ve programa daha iyi adapte oldukları gözlenmiştir. Çünkü köpek, kişinin kendisine olan güvenini arttırıyor. Köpeği gezdirme gerekliliği kişinin kalp sağlığı açısından günlük yapması gereken egzersiz süresini de tamamlamasını sağlıyor. Evcil hayvan beslemenin yaşam süreleri üzerinde de olumlu etkileri olduğunun ortaya çıkarıldığı bilimsel çalışmanın alt grup analizinde, köpek sahibi olmanın kalp damar hastalıklarına bağlı ölümleri azalttığı da belirtiliyor. Başka önemli bir çalışmanın çoklu karşılaştırma analizinde ise kalp krizi geçiren ve köpek sahibi olan hastaların, kalp krizi geçiren ve köpek sahibi olmayan hastalara göre daha fazla hayatta kaldıkları sonucuna varıldı. Amerikan Kalp Cemiyeti de evcil hayvan beslemeyi, kalp damar hastalıkları riskini azaltan en önemli faktörlerden biri olarak tüm dünyaya deklare etmiştir. Hayvan seven herkesin en kısa sürede bir hayvan beslemenin sorumluluğu altına girmeyi kabul ederek evcil hayvan edinmesi hem ruh hem de kalp sağlığı açısından güzel bir döneme başlangıç yapmasını sağlayacaktır.

Yazının devamı...

DOĞUM AYINIZ KALP SAĞLIĞINIZI ELE VERİYOR

DOĞUM AYINIZ KALP SAĞLIĞINIZI ELE VERİYOR

Tıp dünyasındaki gelişmeler her geçen gün yeni bir boyut kazanırken, yapılan son araştırmalar doğduğumuz ay ve sağlığımız arasında önemli bir ilişki olduğunu ortaya koyuyor. Peki, hangi ayda doğanlar, hangi kalp rahatsızlıklarına dikkat etmeli?

Dünyada ve ülkemizde ölümle sonuçlanan sağlık sorunlarına bakıldığı zaman kalp hastalıkları gün geçtikçe hızlı bir artış gösteriyor. Bu artıştaki en büyük payı da sigara bağımlılığı, stres, hareketsiz yaşam, sağlıksız beslenme gibi nedenler oluşturuyor. Yapılan son istatistiklere göre ölümlerin yüzde 40’ı dolaşım sistemi hastalıkları grubunda olan kalp hastalıklarından kaynaklanıyor. Kalp hastalıklarının bu derece tehlikeli boyutlara gelmesi ise bilim insanlarını hastalığın risk faktörlerinin belirlenmesinde yardımcı olacak yeni araştırmalara yönlendiriyor. Araştırmalar ve yayınlanan bilimsel çalışmalar, kalp hastalıkları ve kronik hastalıkların önemli bir kısmının doğum ayıyla ilişkisi olduğunu ortaya koyuyor. Yapılan son araştırmalardan biri de Newyork-Presbyterian/Columbia Univercity Medical Center’a ait. 1900-2000 yılları arasında doğan 1.749.400 kişi ile 1688 hastalık kodu arasında doğum ayı yönünden bir ilişkinin olup olmadığı geriye dönük olarak araştırıldı. Çalışmanın sonucunda toplam 55 hastalığın doğum ayı ile çok yakın ilişki içinde olduğu saptandı. Bu araştırmanın sonucunda kalp hastalıkları arasında önemli bir hastalık grubunu oluşturan atriyal fibrilasyon, mitral yetersizliği, iskemik kalp hastalıkları, kalp yetersizliği ve hipertansiyonun doğum ayı ile ilişkisi belirgin olarak ortaya konulmuştur. Çevresel ve genetik etkenler ile bu ilişkinin seyri değişebilse de risk faktörlerinin farkında olmak, yeni tedavi yöntemlerine ışık tutacaktır.

Sağlık haritanız doğum ayınızla şekilleniyor

Yapılan bilimsel araştırmalar, genel olarak kalp hastalıkları açısından en masum aylarıneylül, ekim, mayıs ve haziran olduğunu, en riskli ayların ise mart ve nisan ayları olduğunu ortaya koyuyor. Bununla birlikte,eylül-aralık ayları arasında doğanların kalp damar hastalıklarının gelişmesine karşı daha dirençli olduğu, ocak-nisan ayları arasında doğanların bu hastalığa daha yatkın oldukları da yapılan araştırmalar sonucunda ortaya çıkmaktadır. Mitral yetersizlik en fazla mart ve ağustos ayında doğanlarda görülürken, atriyal fibrilasyon mart ve eylül-kasım ayları arasında doğanlarda daha fazla gözlenmektedir. Ülkemizde en sık görülen hastalıklardan biri olan kalp yetersizliği ise en fazla mart ayında doğanlarda, hipertansiyon da en fazla haziran ayında doğanlarda karşımıza çıkmaktadır. Özellikle son yıllarda ortaya çıkma yaşı oldukça düşen kalp krizi açısından en sorunlu aylar, mart ve nisandır. Kalp krizi açısından en şanslı olanların ise eylül ayında doğanlar olduğunu söyleyebiliriz. Her ne kadar kalp hastalıkları açısından risk aylarını tanımlamanın önemli olduğunu belirtsek de hiçbir zaman sağlıklı beslenmenin ve spor alışkanlığının elden bırakılmaması gerekmektedir. Düzenli bir beslenme ve spor alışkanlığı kadar sigaradan da kesinlikle uzak durulmalıdır.

Yazının devamı...

YAZIN SPORU HAYATINIZDAN ÇIKARMAYIN

YAZIN SPORU HAYATINIZDAN ÇIKARMAYIN

Güneşin tadını doyasıya çıkarttığımız bu güzel mevsimde, bilinçli ve düzenli yapılan sporlar hem bedenimizi hem de ruhumuzu dinlendiriyor. Sağlığımızı kaybetmeden daha sağlıklı hale gelebilmek için hangi aktivitelerin nasıl yapılabileceğini bilmek ise çok büyük önem taşıyor.

Güneş, spor ve eğlencenin iç içe olduğu yaz mevsiminde egzersizi hayatımızın önemli bir parçası haline getirerek hem enerjimizi hem de sağlığımızı koruyabiliyoruz. Sağlığımıza katkı sağlamak ve vücut deformitelerimize şekil kazandırmak için yaptığımız spor, yaz mevsiminde dış ortamlarda yapılan bilinçli aktiviteler ile aynı zamanda eğlenceye dönüşüyor. Yaz boyunca bireysel, takım halinde ve aile ile yapılacak pek çok aktiviteyle hem sağlığınızı koruyabilir hem de hayatınıza keyif katabilirsiniz. İşte tüm yaz boyunca yapabileceğiniz aktiviteler ve sağlıklı spor yapmanın ipuçları;

Ritim - Dans

Forma girebilmek ve kalp ritmimizi düzenlemek için eğlenceli ve etkili yöntem olan dans, hem kilo kaybına hem de kasların güçlenmesine katkı sağlar. Vücudumuzun zor yerlerindeki yağ dokusunu eritebilmenin ideal yöntemlerinden biridir.

Doğa yürüyüşleri

Ailenizle beraber yapabileceğiniz bu aktivite sırasında hem yürüme hem de doğanın gözden kaçırdığınız güzelliklerini gözlemleme şansınız olacaktır. Çocuklarınız için bulunmaz bir aktivite ve doğayla iç içe olma fırsatı tanıyacaktır. Hayvanat bahçesi, botanik bahçe yürüyüşleri, kuş gözlemleme aktiviteleri, dağda yaban mersini, böğürtlen, dağ çileği gibi yemişleri toplamak için eğilip kalkmalar bile sağlığınız için son derece değerli aktivitelerdir.

Plaj, deniz, havuz aktiviteleri

Kenarları kalkık büyük bir şapka takıp en az 15 faktörlü güneş koruyucularını sürüp yürüyüş yapmanın tam zamanı. Üstelik yumuşak kum üzerinde yürüyüş yapmak bacak kaslarını güçlendiren ve kalbe tempo kazandıran etkili bir aktivitedir. Bununla birlikte havuzda yapacağınız egzersiz hareketleri de sağlığınız için çok değerlidir. Yarım saat süre ile büyükçe bir havuzun içinde baştan başa yürüyerek bile keyifli bir egzersiz yapmış olabilirsiniz. Yaz sporları sadece iyi bir eğlence fırsatı değil aynı zamanda iyi bir enerji kaybetme yöntemidir. Bireysel olarak yapılabilen surf, paddle surf, kiteboarding dayanıklılık ve iyi yüzme bilmek gerektiren aktiviteler olup profesyonel koçların gözetiminde yapılmalarında yarar vardır. Bu sporları yapmak isteyen özellikle orta yaş ve üzerindeki bireylerin kalp ve akciğer fonksiyonları yönünden kontrolden geçmeleri gerekmektedir. Ayrıca, takım halinde yapılabilen plaj voleybolu, su topu ve su basketbolu gibi sporlar vücutta gerek değişik kas guruplarının koordinasyon ve gelişimine katkı sağlayan gerek de kalp, akciğer kapasitesini artıran yararlı spor aktiviteleridir.

Spor yaparken sağlığınızı kaybetmeyin

- Nabzınızı kontrol edin. Sıcakta kalp hızı artar. Egzersiz yoğunluğunuzu, kaldırabileceğiniz maksimum nabız değerine ve soluğunuzun kesilmeye başladığı etkinlik düzeyine göre ayarlayın.

- Günün en sıcak saatlerinde 11.00 ile 15.00 arasında içerde veya gölgede kalın

- En az 15 faktörlü güneş koruyucularınızı 2 saat ara ile kullanın.

- Günde en az 8 bardak su içmeyi unutmayın. Her nereye giderseniz gidin yanınıza su almayı ihmal etmeyin. Egzersiz veya denize girdikten sonra ilave su içmeniz gerektiğini hatırınızda tutun.

- Sıcak saatlerde kafeinli içecekler ve alkol tüketmemeye çalışın. Bu içeceklerin vücuttan su kaybına neden olarak dehidratasyon ve sıcak çarpmasını tetikleyebileceğini unutmayın.

- Dayanılmaz sıcak ve nem oranı çok yüksek günlerde dış ortamlarda spor yapmak için ısrarcı olmayın.

Yazının devamı...

KALP SAĞLIĞINIZ YAZA GÖLGE DÜŞÜRMESİN

KALP SAĞLIĞINIZ YAZA GÖLGE DÜŞÜRMESİN

Yaz sıcaklarının kendini iyiden iyiye hissettirdiği bugünlerde, kalp sağlığı her zamankinden daha fazla önem kazanıyor. Hayatınızda kolayca uygulayabileceğiniz bazı basit öneriler ise kalp atışlarınızın daha sağlıklı atmasına yardımcı oluyor.

Açık hava yürüyüşleri, denize/havuza girme, piknik gibi aktiviteler yaz mevsiminin olmazsa olmazları arasında yerini alıyor. Ancak hava sıcaklığının artması bir yandan mutluluk verirken, kalp sağlığını ise olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Hava sıcaklığındaki artış kalp çarpıntısından kalp krizine kadar pek çok kalp rahatsızlığını tetikleyebilmektedir. Hem de bu durum sadece kalp hastalarını değil, 7’den 70’e sağlıklı olan herkesi etkileyebilmektedir. Özellikle kalp hastalarının ve sağlığına önem veren herkesin güvenli bir yaz mevsimi geçirmesi için şu önerilere dikkat etmeleri gerekiyor;

- Kalp hastasıysanız ve 50 yaşın üzerindeyseniz, kilonuza mutlaka dikkat etmelisiniz. İdeal kilonuzdan fazla kilonuz varsa, yazı fırsat bilerek fazla kilolarınızdan kurtulmak için kalp doktorunuzun size vereceği tavsiyeler eşliğinde diyet ve egzersiz programına başlayın.

- Kullanılan birtakım kalp ve tansiyon ilaçları, vücutta tuz ve su kaybına neden olabiliyor. Özellikle bu ilaçların sıcakla birlikte etkilerinin artacağını unutmayın. Yaz aylarında tansiyon düşme eğiliminde olduğundan, tansiyon ilaçlarının kış aylarında kullanılan sayı ve dozlarda kullanılması gerekmeyebilir.

- 50 yaşın üzerinde olan kalp hastaları sıcağa maruz kaldıklarında su içmeyi ihmal etmemeliler. Yürüyüş için sokağa çıkıldığında, yanınıza mutlaka su alın ve susamasanız dahi ara ara su için. Bu, sıcağın ve kullandığınız ilaçların etkisiyle kaybettiğiniz su ve tuz miktarını yerine koymak için önemlidir.

- 10.00-15.00 saat dilimleri arasında dışarıda zaman geçirmemeye ve spor yapmamaya dikkat edin.

- Yağlı, bol kalorili yiyeceklerden uzak durarak taze sebze ve meyve tüketmeye özen gösterin. Hazır ve raf ömrü uzatılmış gıdalardan uzak durun.

- Dışarıya çıkarken ince, kolay hava alabilen, daha az terleten açık renkli tercihen pamuktan yapılmış kıyafetler giyin ve açık renkli bir şapka takın. Mutlaka en az 15 koruma faktörlü bir güneş kremi kullanın.

- Yürüyüşe çıkacağınız zaman yürüyüşten önce mutlaka 1-2 bardak su için. Yürüyüşün ortasında serin ve gölge bir yerde 1-2 dakika kadar dinlenin ve ondan sonra yürüyüşünüze devam edin.

“Sıcak çarpması” deyip geçmeyin!

Aşırı sıcaklar ve nem nedeniyle vücut ısısının ayarlanamaması sonucunda ortaya çıkan sıcak çarpması düşünüldüğü kadar önemsiz değildir. Sıcak çarpması, önlem alınmadığı takdirde vücutta kalıcı hasarlar bırakabilmekte hatta ölümcül sonuçlara dahi neden olabilmektedir. Sıcak çarpması; baş ağrısı, aşırı terleme, soğuk, nemli bir ten ve titreme, baş dönmesi, baygınlık, nabzın zayıflayarak hızlanması, kas krampları, bulantı, kusma, nefes alışın yüzeyselleşmesi ve hızlanmasıyla kendisini göstermektedir. Belirtiler ortaya çıkar çıkmaz tıbbi yardım çağırılması gerekmekte, sağlık ekipleri gelene kadar hastanın ateşi düşürülmeye çalışılmalı ve hasta havadar bir yerde tutulmalıdır. Hastanın bilinci yerindeyse içecek bir şeyler verilmeli, eğer yerinde değilse boğulmaya sebep olabileceğinden kesinlikle verilmemelidir. Vücut sıcaklığı takip edilmeli ve sıcaklık 38-39 dereceye düşene kadar soğutma işlemlerine devam edilmelidir.

Yazının devamı...

RAMAZANDA KALP SAĞLIĞINIZI BİR KEZ DAHA DÜŞÜNÜN

RAMAZANDA KALP SAĞLIĞINIZI BİR KEZ DAHA DÜŞÜNÜN

Oruç tutanları zorlu bir ramazan bekliyor. 17 saat süren oruç nedeniyle özellikle kalp rahatsızlığı olan hastaların daha bir dikkatli olması gerekiyor. Ramazan boyunca sağlığınızı tehlikeye atmadan oruç tutmak sizin elinizde!

Nerdeyse 17 saat süren açlık sonrası iftar ve sahurda yanlış beslenme, kalp hastalarında ortaya çıkabilecek risk faktörlerini artırabilmektedir. Ramazan öncesinde, “Sağlığımı tehlikeye atmayacak şekilde nasıl oruç tutabilirim?” sorusu özellikle kalp ve tansiyon hastalarının en çok merak ettiği soruların başında gelmektedir. Bu yıl ortalama 17 saat sürecek oruç konusunda, özellikle kalp ve tansiyon hastalarının çok dikkatli olması gerekmektedir. Kalp hastalarının oruç tutma durumu, hastalığın derecesine göre değişim göstermektedir. Son 1 yıl içinde kalp krizi hikayesi olmayan, semptomları ilaç tedavisiyle kontrol altında stabil tutulan kalp-damar ve yüksek tansiyon hastaları oruç tutabilirler. Ancak hastanın kalp rahatsızlığının stabil olduğuna, kalp doktoru karar vermelidir. Yine hasta, ramazan boyunca doktorunun önerdiği ilaç kullanımına ve diyet önerilerine sıkı sıkıya uymalıdır.

Kalp yetersizliği olan hastalar oruç tutmamalı

Kalp yetersizliği nedeniyle semptomları stabil olmayan, fonksiyonel kapasitesi azalmış, vücudunda ödem bulunan ve çok sayıda ilaç kullanan hastaların oruç tutmaları, kalp sağlığı açısından zararlı olabilmektedir. Özellikle sıvı ve mineral kaybına neden olan diüretik ilaç kullanan hastaların oruç tutmaları çok tehlikelidir. Hem kalp hem de böbrek yetersizliğine sahip hastaların uzun yaz günlerinde oruç tutmaları halinde hastalıklarının artma ihtimali de ne yazık ki çok yüksektir.

Hipertansiyon hastaları dikkat!

Kalp hastalarında olduğu gibi hipertansiyon sorunu yaşayan kişilerin de oruç süresince çok dikkatli olmaları gerekmektedir. Hipertansiyona eşlik eden kalp ve böbrek hastalıkları gibi başka hastalıkları olan ve çok sayıda ilaçla tansiyonu kontrol altında tutulabilen hastaların kesinlikle oruç tutmamaları gerekmektedir. Hipertansiyon hastaları ise mutlaka doktor kontrolünde oruç tutmalıdır. Özellikle uzun yaz günlerine denk gelen oruç aylarında vücuttan su ve tuz kaybına neden olan diüretik ilaçların yerine başka tansiyon ilaçları tercih edilebilir. Tansiyon ilaçlarının kullanımının doktor tarafından düzenlenmesi ve doktor önerisi alınarak 24 saat etkili, günde tek doz alınan ilaçlar kullanılmalıdır. Hipertansif krizlerden korunmak için ise özellikle iftarda, tuzlu ve aşırı yağlı, sindirimi zor besinlerden uzak durulmalıdır.

Sağlıklı bir ramazan geçirmek için;

- İftar ve sahurda gün içinde kaybedilen su miktarının yerine konması çok önemlidir. Bu yüzden iftar ile sahur arasında en az 2 litre su tüketin. Boyalı ve gazlı içeceklerden uzak durmaya çalışın.

- İftarda ve sahurda yağlı, kızarmış, yüksek oranda tuz veya şeker içeren yiyeceklerden uzak durun. Bu tarz yiyeceklerin yerine bol miktarda sebze ve protein tüketin. Karbonhidrat kaynağı olarak da esmer pirinç, yulaf, arpa yönünden zengin gıdalar yiyebilirsiniz.

- Beyaz ekmek ve pide yerine kepek ekmeğini tercih etmelisiniz. Bu besinlerin kalp hastaları için gerekli olan potasyumdan zengin olduğunu da unutmayın.

- Kesinlikle sahuru atlamayın. Sahuru kahvaltı gibi yapın. Peynir, yumurta ve yoğurt vazgeçilmez besinlerinizden olsun.

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.