MODA
GÜZELLİK
AİLE
SAĞLIK

Yemeyi seviyor musun? Sevmek için ye!

Hepimiz vücudumuzu ayakta tutmak ve sağlıklı olmak için yemek zorundayız. Fakat yediğimiz yiyecek ve o yiyeceği birlikte yediğimiz kişi aynı zamanda kişiliğimizin ve kültürümüzün bir yansıması ve aile, arkadaşlar ve potansiyel partnerler ile sosyalleşmek için ideal bir yoldur. Aklında romantizm olanlar için bir yemek, paylaşılan bir duygu deneyimini ifade edebilir ve çoğu zaman seçilen yiyeceklere atfedilen özel anlamlar veya inançlar olabilir. Hangi yiyeceklerin romantik duyguları artırdığına veya doğurganlıkla ilişkili olduğuna dair her toplumun ve kültürün kendine ait bir görüşü vardır. Bu görüşlerden bazılarını, örneğin erkekler için gergedan boynuzu tozu yemeyi destekleyecek herhangi bir gerçek bilimsel kanıt yok iken, doğurganlığı artırması için önerilen istiridye gibi diğer yiyecekler ise gerçekten de üreme sağlığını destekleyen çinko gibi yapı maddeleri ve önemli amino asitler içerirler.

Dünyanın pek çok yerinde çikolata romantik bir hediye olarak verilir ve kakao çekirdeğinde bulunan teobromin adlı kimyasalın aşk duygularını taklit edebilen hafif uyarıcı etkilere sahip olduğuna dair bazı deliller mevcuttur. Çikolatanın tutkulu tüketicileri olan eski Aztekler, çikolatanın tüketenlerde doğurganlığı ve canlılığı artırdığına inanırlardı. Gerçi basit bir hediye alma eyleminin beyinde şanslı alıcıya sıcaklık ve mutluluk duyguları veren kimyasal değişiklikler meydana getirdiğini unutmamak önemlidir. Dolayısıyla çikolataya eşlik eden hediye çiçekler, aşk duygusunu artırmaya da yardımcı olacaktır!

Eski Hint tıp sistemi Ayurveda, doğurganlığı ve fiziksel performansı artıran pek çok tedavi edici bitki ve baharatı tanımlar. Modern bilim hala bunlardan pek çoğu üzerinde çalışma yapmıyor, fakat üzerinde çalışma yapılmış olanlardan özellikle kış kirazı (bazen Hint ginsengi olarak da adlandırılır) ilgi çekicidir. Erkeklerde sperm sayısını ve sağlığını artırdığı fakat ilginç bir şekilde stresi de etkin biçimde azalttığı ortaya konulmuştur. O halde modern yaşamın stresinin bir problem olarak görüldüğü durumlarda, kış kirazı doğurganlık peşinde olanlar için ideal bir bitkisel tonik olabilir.

Geleneksel Çin tıbbında mantarlar iyileştirici ve tonik olarak uzun bir geçmişe sahiptir. Bunların arasında üzerinde en çok çalışma yapılan mantar tırtıl mantarıdır ve gerçekten de bu mantarın hem genç hem yaşlı erkeklerde testosteron seviyelerini artırabildiğini gösteren deliller mevcuttur. Ayrıca bu mantarın yorgunluğu azaltıp kan akışını hızlandırdığı da gösterilmiştir ki bu onu bütünüyle faydalı bir enerji ve doğurganlık artırıcı yapar. Diğer bir geleneksel Çin şifalı bitkisi olan ginseng ise artık tüm dünyada mevcuttur ve çoğu zaman canlılığı ve genel olarak enerjiyi artırmak için alınır. Bazı çalışmalar ginsengin hem cinsel isteği hem performansı artırma ve dolayısıyla üreme kapasitesini geliştirme bakımından hem erkeklerde hem kadınlarda etkili olduğunu göstermiştir.

Binlerce yıldır pek çok geleneksel yiyecek ve bitkisel ilaç kullanılmış olmasına rağmen, bunların çalışmasını sağlaması muhtemel olan mekanizmaların ortaya çıkarılması için hala bilimsel araştırmalara ihtiyaç vardır. Bu çalışmanın yapıldığı yerlerde bazı ilgi çekici bulgular beliriyor. Örneğin nar, Viagra adlı ilaca benzer bir yolla işlev gören ve doğal olarak meydana gelen bileşenler içeriyor gibi görünüyor. Antioksidan yönünden zengin olan ve genel sağlığa iyi geldiği bilinen bu lezzetli meyve, kendisini özellikle romantik eğimli olanlar için çekici hale getiren bazı özel niteliklere sahip gibi de görünüyor. Ayrıca Türkiye’deki meşhur Mesir Macunu çemenotu, safran ve zencefil de dahil olmak üzere 40’ın üzerinde bitki ve baharatla doludur ve gerçekten de kan akışını hızlandırıp enerjiyi ve cinsel isteği artırabilir.

Yediğimiz yiyeceğin gerçek kimyası ve daha sağlıklı hayatlar yaşamamıza nasıl yardımcı olabildiği konusunda öğrenecek çok şeyimiz varken, doğada tüm çevremizde nasıl hissedip nasıl performans sergileyeceğimizi etkileme kabiliyetine sahip meyveler, sebzeler ve bitkiler olduğu nettir. Yiyecek olarak hediye ve aynı şekilde hediye olarak yiyecek, çoğu zaman romantik bir hikayenin önemli bir yönünü teşkil eder. Her kültürde insanlar yemenin ve yakın bir ilişkinin bir parçası olarak yiyecekleri paylaşmanın değerini bilirler. Seçtiğimiz yiyeceklerin dikkatle seçilmesi, o ilişkinin daha da yakın olmasına yardımcı olabilir gibi görünüyor.

Bu makale Birleşik Krallık’ın Londra ilinde önde gelen bir beslenme uzmanı olan Dr Adam Cunliffe tarafından yazılmıştır.

Yazının devamı...

Tüp Bebek Tedavisinin Tutmama Nedenleri

Tüp bebek tedavisi ülkemizde ve dünyada doğal yollarla çocuk sahibi olmayan çiftlerde oldukça tercih edilen bir tedavi yöntemidir. Geçmişte tüp bebek tedavisi ile kulaktan dolma oldukça yanlış bilginin yayılmasından kaynaklı olarak kısırlık sorunu yaşayan çiftlerden bazıları tedaviye sıcak bakmıyorlardı. Ancak gelişen teknoloji sayesinde insanların ön yargıları yıkılmaya başlandı ve insanlar bilinçlendi bu durum tüp bebek tedavisine çiftlerin özgürce ve korkusuzca başvurmalarına olanak sağladı.

Tüp bebek tedavisinin ilk aşaması ön görüşme ve muayene aşamasında eşler tedavi açısından değerlendirilir. Kadında ve erkekte yapılan değerlendirmenin neticesinde uygulanacak olan olası tüp bebek tedavisinden ne denli başarılı sonuç alınacağı ön görülmekte ya da tüp bebek tedavisine uygunluk durumu olamayan çiftler de ihtimaller arasında yer almaktadır bu durumda çifte izah edilmektedir. Tüp bebek tedavisinin uygulanması adına uygun görülen çifte tedavi öncesinde tedaviye hazırlık adına birtakım işlemler yapılır ve adım adım tedaviye geçilir bazı çiftlerde yapılan tüm işlemler sonucunda çifti mutlu edecek netice alınır ancak bazı çiftlerde de maalesef ki tedavi neticesinde istenilen sonuç elde edilemez.

Tüp bebek tedavisinin uygulanmasına engel faktörler olabildiği gibi tüp bebek tedavisinin uygulama aşamasında da tedavinin neticesini olumsuz yönde etkileyen faktörler mevcuttur. Bazı çiftlerde tüp bebek tedavisinde tutmama olarak adlandırılan durum gerçekleşebilir. Tüp bebek tedavisinin tutmaması adına etki eden birtakım faktörler vardır.

Tüp bebek tedavisinin tutmama nedenleri nelerdir?

Kadının daha öncesinde geçirdiği cerrahi işlemler neticesinde veya bazı bulaşan enfeksiyon sebebi ile rahim zarı incelebilir. Çeşitli etkenlerle rahim kalınlığının 8 mm ile10 mm arasında olması durumu tüp bebek tedavisinde tutmama sebeplerinden birisidir.

Rahim içerisine transfer edilmiş embriyolar, tüplere doğru ilerleyerek farklı bölgelerde takılarak dış gebelik sorununu meydana getirir. Bu olay yanlış bölgede tutunma kusuru olarak da adlandırılır. Ayrıca tüp bebek tedavisinin tutmama nedenleri arasında yer almaktadır.

Transfer edilen embriyonun doğru tutunması için rahim kasılma işlemlerinin yukarıya doğru olması gerekir aksi halde yanlış kasılmalarla embriyo yanlış bölgeye itilir ve tüp bebek tedavisi de böylelikle tutmayabilir.

Kadında tüp bebek tedavisi öncesi ultrason muayenesi ile miyom, polip gibi oluşumların incelenip tedavi edilmesi gerekmektedir. Aksi halde tüp bebek tedavisinden başarılı sonuç elde edilemeyeceği açısından uygulanması uygun olmamaktadır.

Damarlanmalarda meydana gelen sorunların olması da tüp bebek tedavisinde tutmama nedenlerinden birisi olarak sayılmaktadır.

Doğru embriyo transferi ve embriyonun doğru transfer edilmesi tüp bebek tedavisinde tutmama nedenleri arasında en önemlilerinden birisidir. Çünkü doğru embriyo transfer edilmediği takdirde tutsa bile bozuk olma ihtimali vardır ya da doğru embriyo tercih edildi ve transfer edildi ancak transfer edilme işlemi doğru yapılmadı bu durumda da tutunma işlemi sağlanamaz.

Endometriumun altında bulunan damarlanmada direnç edildiyse tutunma işlemi gerçekleşmez.

Tüp bebek tedavisinde başarısızlığa neden olan birincil faktörler nelerdir?

Tüp bebek tedavisinde başarısızlığa neden olan üçüncül faktörler nelerdir?

Sonuç olarak bakıldığında tüp bebek tedavisinin tutmama nedenleri çoğunlukla öncesinden saptanabilir ve önlenebilir durumlardır. Bu yüzden tedavisine karar vermeden önce tedavide başarısızlığa neden olan faktörlerin varlığı saptanmalı ve çözümlenebilecek problemler giderilmeye çalışılmalıdır. Böylelikle tüp bebek tedavisinde istenen başarılı netice alınabilecektir.

Prof. Dr. Cem Fıçıcıoğlu

Yazının devamı...

Kötü Over Yanıtına Çözüm Var mı?

Kist vücudun herhangi bir bölümünde, organda, derinin içinde meydana gelebilen içi su, yağ veya gaz dolu şişkinliklere verilen genel addır. Kistler gözle görülemeyecek kadar küçük veya içine bir bardak sıvıyı sığdırabilecek kadar büyük olabilir. Kist sözcüğünün halk arasında korkuya, endişeye sebep olmasının nedeni genelde ameliyat gerektiren, kansere yol açan durumların kistle beraber anılıyor olmasıdır.

Oysa insan vücudunda oluşabilecek yüzlerce kist türü vardır. Bu kistlerden çoğu iyi huylu iken, daha küçük bir bölümü kansere ve başka ciddi hastalıklara yol açabilen kötü huylu kistlerdir. Pek çok kişide sıklıkla kist görülebilmektedir.

Ancak kistler yüzünden ciddi problem yaşayanların sayısı bu kadar az değildir. Kistlerin bulunduğu yer, kistin büyüklüğü ve yapısı kistin tehlike durumu hakkında fikir verebilmektedir. Over sözcüğü ise, kadınlardaki yumurtalıkları tanımlamak için kullanılmaktadır. Over kisti ise yumurtalıklarda oluşan iyi ya da kötü huylu içi su dolu şişlikleri ifade etmektedir.

Over kisti nedir, belirtileri nelerdir?

Yumurtalık kistleri neredeyse her kadında karşılaşılabilen sıradan bir durumdur. Yumurtalık kistleri çoğunlukla zararlı değildir ve bir belirti vermeden, başka bir rahatsızlığın teşhisi ya da rutin kontroller sırasında tesadüfen fark edilmektedir. Bazı hastalarda yumurtalık kistleri çok şiddetli olmayan kasık ağrılarına sebep olabilmektedir. Yumurtalık kistleri bazı durumlarda adet düzensizliği, karında şişlik, karın ve kasık ağrısı, sindirim sistemi bozukluklarına sebep olabilmektedir.

Yumurtalık kistlerinde çok nadir durumlarda yırtılma, kendi etrafında dönme gibi durumlar yaşanırsa, kadın çok şiddetli ağrılar, bayılma, bulantı ve kusma gibi şikayetler hissedebilir. Bu kistler değişik büyüklükte, içi su, yağ, kan dolu kadının sağ, sol veya her iki yumurtalığında da olabilmektedir. Şikayetler sonucunda yapılan ultrasonografi ya da bilgisayarlı tomografi ışığında kistlerin tehlikeli, kötü huylu olduğu tespit edilirse tedaviye karar verilir.

Over kisti nasıl ve neden oluşur?

Yumurtalıklar hormonsal değişikliklere çok hızlı cevap vermektedirler. Ani hormonsal değişikliklerde yumurtalıklar büyüyüp kist oluşturabilirler. Hormonlarda karşılaşılan normal dışı durumlarda yumurta hücresini saran ve koruyan foliküllerin çatlayamaması ya da büyümeye devam etmesi durumunda geçirilen yumurtalık enfeksiyonları yumurtalık kistine sebep olabilmektedir.

Bunun yanında çok uzun süre ve yoğun şekilde radyasyona maruz kalma durumunda yumurtalık kisti oluşmaktadır. Yumurtalık kistlerinin pek çoğu yumurtalıklarda her hangi bir fonksiyon bozukluğuna yol açmaz ve belirti vermez.

Over kistinin kötü ya da iyi olduğuna nasıl karar verilir?

Over kistleri, jinekolojik muayenede ultrason ile teşhis edilebilmektedirler. Hastanın ileri yaşlarda ve menopoz sonrasında olması, kistlerin büyük ebatlarda ve şekli bozuk olması, kistin etrafına fazla yapışık olması ve çok hassas olması kötü huylu kist belirtileridir.

Kötü over kisti tedavi edilebilir mi?

Kötü over kisti üreme çağındaki kadınlarda tek yumurtalıkta ya da her iki yumurtalıkta da görülebilmektedir. Bu kistler kendiliğinden kaybolmazlar, cerrahi müdahaleler ile alınmaktadırlar. Kistin büyüklüğü, etrafına verdiği hasar, problemsiz alınabilme durumuna göre ya sadece kist alınır ya da yumurtalık da kistle beraber alınabilmektedir. Kötü huylu kistlerde ilaç tedavisi gibi bir alternatif kullanılmamaktadır.

Kistlerin içinde sıvının yanında katı maddeler de olması kistin kötü huylu olma ihtimalini doğurmaktadır. Kötü huylu kistler de tıpkı iyi huylu olanlar gibi çoğu zaman belirti vermemekle beraber, jinekolojik muayeneler sırasında teşhis edilebilmektedirler.

Yazının devamı...

Hamilelik Testi Ne Zaman Yapılır?

Adeti geciken ve hamilelik şüphesi olan kadınlar, eczaneden satın alabilecekleri idrarda gebelik testleri ile sonucu öğrenebilir. Ancak bu noktada bilinmesi gereken evde uygulanabilen bu kitlerin yüzde yüz doğru sonuç veremeyebileceğidir. Kesin bilgi için mutlaka bir doktora başvurmak ve kanda gebelik testi yaptırmak gerekmektedir.

Testin doğruluk oranını arttırmak için ise testi talimatlara uygun bir şekilde uygulamak, test sonucunun güvenilirliğini arttıracaktır. Günümüzde hamilelik şüphesi yaşayan bir kadın hamile olup olmadığını 3 farklı yöntem ile öğrenebilir. Bu yöntemler ise;

Hamilelik testleri ve HCG hormonu

HCG hormonu, toplum arasında gebelik hormonu olarak adlandırılabilmektedir. HCG hormonu gebeliğin başlarında ilk olarak kanda daha sonra ise idrarda da bulunan hormondur. Eğer bir kadın, hamile olduğundan şüpheleniyor ise hamileliğin kesin olarak belirlenmesi için bu hormonun saptanması gerekmektedir. Hamilelik testlerinin sonuçlarının pozitif çıkmasını sağlayan faktör, HCG hormonudur.

HCG hormonunun salgılanmaya başlaması için kadının yumurtalıklarından atılan bir yumurtanın sperm ile döllenmesi yani fertilizasyonun gerçekleşmesi gerekir. Döllenmenin gerçekleşmesi ile birlikte HCG hormonu salgılanmaya başlar.

Döllenmenin gerçekleşmesi sonrası salgılanmaya başlanan HCG hormonu ilk günler çok az miktarda salgılanır. Fakat döllenen yumurtanın rahim içine yerleşmesinin ardından daha fazla salgılanmaya başlar. Hamile olmayan bir kadında, HCG’nin düzeyi milimetrede 5-10(mlu) dan çok daha düşüktür.

Evde yapılan hamilelik testlerinde, hamileliğin tespit edilebilmesi için önceden belirlenmiş HCG düzeyleri mevcuttur. Evde yapılan hamilelik testinin tespit edebileceği en düşük miktarda HCG düzeyi; 20-50 mlu/ml arasında kabul edilir. Eğer ki hamilelik şüphesi ile bu testi yapan bir kadın hamile olsa dahi HCG hormonun düzeyi henüz 20-50 mlu/ml düzeyinin altında ise bu test bir sonuç vereyebilir.

Kan testi ile kişide bulunan HCG hormonunun tam olarak düzeyi tespit edilebilir. Sağlık merkezlerinde yapılan kan testi en erken ve güvenilir neticeyi verecektir.

Hamilelik Testi Ne Zaman Yapılır?

Hamilelik testini uygulamak için en doğru zaman adetin gecikmesini takip eden 1 haftalık zaman dilimidir.

Hamilelik testinin netice vermesi için yumurtanın sperm tarafından döllenmiş olması ve HCG hormonunun salgılanmaya başlanması gerekmektedir. Testin sonucunun negatif çıkması kesin olarak gebe olmadığınız anlamına gelmeyebilir.

Bu ihtimalleri göz önünde bulundurmanız ve yanlış sonuçlar ile karşılaşmamak için testi en doğru zamanda yapmanız çok önemlidir. Evde hamilelik testini uygulamak için adet gecikmesini beklemek en doğrusu olacaktır. Adet gecikmesinin ardından geçen 1. Ya da 2. Gün test yapıldığında şayet sonuç negatif ise adet gecikmenizin ardından bu testi mutlaka tekrar etmelisiniz.

Evde yapılan hamilelik testleri doğru zamanda ve doğru şekilde uygulandığında genellikle yüksek oranda doğru sonuç vermektedir. Evde yaptığınız hamilelik testinin sonucu pozitif çıkmış ise mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurmalı ve kan testi ile sonucunuzu teyit ettirmeniz gerekmektedir.

Yazının devamı...

Tüp Bebek Tedavisinden Sonra Bilinmesi Gereken 10 Madde

Normal koşullar altında bir bebek sahibi olamayan çiftler, modern tıbbın sunduğu imkanlarla bebek sahibi olabilmekteler. Uygun şartlarda yeterli sayıda ve sürede deneme yaptıkları halde gebelik gerçekleşmediğinde başvurulan doktor, öncelikle gebeliğe engel olan sebepleri araştırmaktadır.

Kısırlığa sebep olan etkenler göz önünde bulundurularak çift için en iyi ve etkili tedavi yöntemi seçilir. Kadından, erkekten ya da her ikisinden kaynaklanan kısırlığın tedavisi için çok çeşitli tıbbi yöntemler bulunmaktadır. Bu tedavi teknikleri arasında bu günkü tıbbi olanaklar ışığında en kısa sürede gebelik meydana getiren yöntem tüp bebek yöntemidir.

Tüp bebek nedir?

Tüp bebek; normal yollarla bebek sahibi olamayan çiftlerde kadının yumurtası ve erkeğin spermlerinin vücut dışında, laboratuar ortamında döllenmesi ve döllenen yumurtalardan en başarılı olanların seçilerek cerrahi yöntemlerle kadının rahmine yerleştirilmesidir.

Normal gebelik denemelerinden farklı olarak sadece güçlü ve gebeliğe uygun olan döllenmiş yumurtalar seçildiğinden ve hiçbir olumsuzluğa maruz kalmadan rahim içine direkt olarak yerleştirildiğinden başarılı sonuç alınabilme ihtimali çok yüksektir. Zira tüp bebek uygulaması şu an itibariyle kullanılan kısırlık tedavisi yöntemlerinin en pahalısı ve gebelik oluşumunda en etkili olanıdır.

Tüp bebekte başarı nelere bağlıdır?

Tüp bebek yönteminden başarılı sonuçlar alınabilmesi pek çok olumlu etkenin bir arada olmasına bağlıdır. Öncelikle yumurtalık rezervi fazla olan anne adaylarında gebelik gerçekleşme olasılığının daha yüksek olduğu bilinmektedir. Kadınların yumurtalık rezervleri yaşa paralel olarak azaldığından, kısırlık kesinleştikten sonra erken yaşlarda tüp bebek tedavisi olanların gebe kalma ihtimalleri daha yüksektir.

Tüp bebek, kadının yumurtaları ile erkeğin spermlerinin döllenme işlemi olduğundan erkeğin sperm sayısının ve kalitesinin de yüksek olması gebelik şansını artırdığı bilinmektedir. Bu etkenlerle beraber tüp bebek tedavisinde deneyimli uzman bir ekip tarafından gerçekleştirilen işlemlerin daha başarılı sonuçlar verdiği de unutulmamalıdır.

Tüp bebek tedavisi sonrasında dikkat edilmesi gereken hususlar nelerdir?

Yaşam koşulları düzenlenmeli: Tüp bebek tedavisi maddi açıdan zorlayıcı bir süreç olduğundan tedavi sonrasında doktorun tavsiyelerine harfiyen uyulmalı ve başarısızlığa yol açabilecek durum ve alışkanlıklardan kaçınılmalıdır. Örneğin sigara, alkol gibi sağlığı olumsuz etkileyen tüketimlerden, aşırı stresli ve yoğun iş, ev koşullarından uzak durulmalıdır.

Tüp bebek sonrası dinlenmek: Tedavinin ardından hemen ayağa kalkıp normal yaşamına devam eden kişilerle birkaç saat dinlenenler arasında başarı açısından bir fark görülmemiştir. Ancak tedavi sonrasında uzun süre evde ya da hastanede yatanların strese girdiği ve bu durumun tedaviyi olumsuz etkilediği bilinmektedir.

Cinsel ilişkiye dikkat: Tüp bebek tedavisi sonrasında hemen cinsel ilişkiye girilmesinin direkt olarak olumsuz etkisi gözlenmemiştir. Ancak ilişki esnasında nadiren de olsa kanama, yırtılma, zorlama, ağrı gibi sorunlar yaşanabileceğinden, birkaç gün ilişkiye girilmemesinin daha iyi olabileceğine dair fikirler bulunmaktadır.

laç kullanımı önemlidir: Tedaviden sonra doktorun tavsiye ettiği ilaçlar aksatılmadan kullanılmalı, doktorun izni olmadan her hangi bir ilaç kullanmamaya özen gösterilmelidir. Örneğin progesteron içeren ilaçlar ve coraspirin bu süreçte önerilen ilaçlardandır.

İş koşulları önemlidir: Tüp bebek sonrasında çalışmaya devam etmenin gebelik oluşma şansını düşürdüğüne dair bir veri bulunmamaktadır. Ancak yoğun kimyasallara ya da stresli saatlere maruz kalınan bir işte çalışılıyorsa tüp bebek tedavisi sonrasında kısa bir izin kullanmak daha iyi olacaktır.

Tedavi öncesi var olan üreme sorunları olumsuzluğa sebep olabilir: Kısırlığa sebep olan yumurtalık ya da rahim problemleri tamamen ortadan kaldırılmadan uygulanan tüp bebek başarısızlıkla sonuçlanabilir.

Sıvı tüketimi artırılmalı: Tüp bebek süresince kullanılan progesteronlu ilaçlar bağırsak hareketlerini azalttığından bu dönemde anne adayları kabızlık sorunu yaşayabilirler. Bunu en aza indirmek adına sıvı tüketimine, lifli gıdalarla beslenmeye ve özellikle de günde yaklaşık 2 litre su içmeye özen gösterilmelidir.

Spor ve yoğun fiziksel aktiviteler tehlikeli olabilir: Tüp bebek tedavisi sonrasında çok fazla hız ve efor gerektiren sporların, ağır fiziksel etkinliklerin yapılmasının embriyonun rahme tutunmasını zorlaştıracağı bilinmektedir. Ani ve zor bir hareket anında embriyo yerleştiği yerden hareket edebilir ve düşük olabilir. Bu sebeple tüp bebek tedavisi sürecinde en uygun spor yürüyüştür.

Genetik problemler testlerle tanımlanabilir: Tüp bebekte gebelik yakalandıktan sonra normal gebelik sürecinde olduğu gibi doktorla iletişim halinde olunmalıdır. Bu süreçte tedaviyi gerçekleştiren doktor tarama testi, ikili test ve üçlü test ile genetik sorunların varlığı ya da yokluğuna dair tespitlerde bulunacaktır.

Solaryum ve sauna yasak: Tüp bebek tedavisi sonrasında özellikle solaryum ve sauna gibi yüksek sıcaklık olan ortamlardan kesinlikle uzak durulmalıdır. Ayrıca havuza girilmesi de enfeksiyona sebep olabileceğinden kesinlikle önerilmemektedir.

Yazının devamı...

Menopoz Sonrası Kemik Erimesi ve Nedenleri

Kemik erimesi, kemik kitlesinin içindeki mineral ve kalsiyum gibi besin ögelerinin zamanla azalması sonucu meydana gelebilir. Kemik yapısındaki bu bozulması sebebiyle de kemikler güçsüzleşip, daha çabuk kırılabilir. Kadının menopoza girmesi sonucu vücudundaki östrojen hormonu azalmaktadır. Vücuttaki östrojen hormonunun azalmasına bağlı olarak kadında kemik erimesi riski artmaktadır.

Kemik erimesi çok sık karşılaşılan bir iskelet hastalığıdır. Kemik erimesi en çok omurlar, kalça kemikleri ve bileklerde görülmektedir. Kemik erimesinin esas nedeni kemiklerdeki kalsiyum oranının azalmasıdır. Kemik erimesinin tıp literatüründe ismi, osteoporozdur.

Kemik erimesi sorununda, kemiğin darbelere karşı direnci azalır. Örneğin; basit bir düşme ya da ufak bir darbede kemiklerde kırık söz konusu olabilir. Kemik erimeleri genellikle 40-45’li yaşlarda başlar. Kadınlar, sonrası dönemde kemik erimesi riski ile karşı karşıyadır.

Menopoz sonrası kemik erimesinin nedenleri nedir?

Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki her insan, yaşın ilerlemesi ile birlikte gelişen kemik erimesi riski ile karşı karşıyadır. Önemli olan kemik erimesi ciddi boyutlara ulaşmadan, gerekli önlemleri almaktır. Bazı faktörler, osteoporozun ilerlemesine yol açar. Bu risk faktörlerinin bazıları değiştirilemez. Bu faktörler arasında: yaş, ırk ve genetik yapı bulunmaktadır.

Ancak dengeli beslenme, hareketli yaşam tarzını benimseme ve sigara kullanmamak gibi faktörler kemik erimesi riskinin azalmasını sağlamaktadır. Özellikle çocukluk döneminde yeterli kalsiyum alımı hem büyüme, hem de gelişme döneminde sağlıklı bir kemik gelişimi için oldukça önem teşkil eder. Yeterisiz kalsiyum, vitamin ve minarel tüketimi kaynaklı olarak kemiklerdeki gelişim olumsuz etkilenebilir.

Kemikler, kadınlar için özellikle 35 yaşından sonra içerdiği kalsiyum miktarını kaybetmeye başlar. Bu durum menopoz döneminde meydana gelen hormonal durumlar sebebiyle hızlanır. Ayrıca kadınların kemik erimesi ile karşılaşma riski, erkeklere oranla daha fazladır. Bu durumun sebebi, menopoz sonrası dönemde östrojen hormonunun salgılanmasının azalmasıdır. Östrojen hormonunun azalması kadınlarda, kemik erimesinin temel nedenidir.

Kemik erimesine yol açan diğer faktörler ise:

Yazının devamı...

Bebek Anne Karnında Nasıl Durur?

Bebeğin anne karnındaki duruş pozisyonu nasıldır?

Bebek anne karnındaki amniyon sıvısı sayesinde sürekli olarak hareket halindedir. Anne karnındaki amniyon sıvısı bebeğe rahat hareket edebilme şansı tanır. Bebek, gebeliğin her haftasının yavaş yavaş geçmesiyle beraber doğumun yaklaştığı zamana göre son pozisyonunu almaya başlar.

Doğumun yaklaşmasıyla birlikte bebeğin duruş pozisyonu baş aşağı olmalıdır. Bunun sebebi normal bir doğum için bebeğin doğum kanallarına baş aşağı girmesi gerektiğidir. Bazı durumlarda bebekler anne karnında baş aşağı değil de popolarının doğum kanalına baktığı pozisyonu alabilirler. Bu durumda bebek doğum kanalına ters girme riski ile karşı karşıyadır. Bu gibi durumlarda doktor normal doğuma müsaade etmeyebilir. Ancak bu durum nadir karşılaşılan bir durumdur. Bebekler gebeliğin 31. haftasından itibaren doğum için baş aşağı pozisyonunu yavaş yavaş alırlar.

Haftalara göre bebeğin anne karnındaki duruş pozisyonları

Bebek anne karnında 4. ila 10. hafta arasında çok küçük bir nokta halindedir. Bebeğin ultrason yardımıyla görüntülenmesi ve cinsiyetinin belli olması da 14. ila 20. haftalar arasında olmaktadır. Bu dönemde bebek çok küçük olacağı için anne karnında hareket etme şansı çoktur.

20. haftayla birlikte bebeğin duruşu makatının doğum kanalına baktığı şekildedir. Cenin pozisyonunda bulunan bebek, gebeliğin ilerlediği her hafta duruş pozisyonunu doğuma göre ayarlamak için değiştirecektir. 31. haftadan itibaren de bebek baş aşağı dönerek olması gereken doğum pozisyonunu alır. Böylelikle doğumun gerçekleşeceği 37. ile 40. haftalar arasına kadar bu şekilde beklemeye başlar.

Anne adayları bebeklerinin karınlarındaki duruş pozisyonlarını nasıl anlayabilirler?

Anne adayları bebeklerinin duruşlarını anlamaları için öncelikle bebeğin tekmelerine dikkat etmeleri gerekir. Bebeğin pozisyon almasına yardımcı olan bu topuk darbeleri anne adayları için bebeklerinin duruş pozisyonları hakkında bilgi sahibi olmalarını sağlayacaktır.

Anne adayları ellerini karınlarına dokundurarak sert mi veya yumuşak mı olduğu hissine vararak bebeğin duruşu hakkında bilgi sahibi olabilir. Ancak bunlar tahminidir, bebeğin duruş pozisyonu yalnızca doktor tarafından anlaşılabilir. Unutulmamalıdır ki; bu yöntemler kesin bilgiler vermemektedir. Bebeğin anne karnındaki duruş pozisyonunun kesin olarak anlaşılması için 36. haftada ultrasın görüntülenmesine ihtiyaç duyulacaktır.

Bebek anne karnında son duruş şeklini gebeliğin hangi haftasında alır?

Bebeğin anne karnındaki duruş pozisyonunda asıl önemli olan 36. haftadan sonrasıdır. Ultrason ile yapılan görüntülemede, 36. haftayla birlikte bebeğin artık doğum için son şeklini aldığı görülecektir.

Yapılacak olan ultrason görüntülenmesinde de bebeğin anne karnındaki duruş pozisyonu net olarak incelenerek doğumun nasıl olacağına karar verilecektir. Eğer ki bebek baş aşağı bir pozisyonda duruyorsa normal bir doğum için anne adayının önünde hiçbir engel yoktur. Ancak bebek ters duruyorsa (poposu doğum kanalına bakıyorsa) bu durum normal doğum için engel teşkil etmektedir.

Yazının devamı...

Tiroid Hormonları Gebe Kalmayı Engeller mi?

Tiroid bezinin normalden fazla olarak büyümesi haline guatr denmektedir. Az miktarda iyod alımı ile birlikte oluşmaktadır. Bu durumu önlemek için iyotlu tuz kullanımında kendi kendine normal haline dönmektedir.

Önemli olan guatr oluşumunun farkına varılması ve yeterli düzeyde iyot alımı ile hastalığın ilerlemesine mani olup normale dönülmesini sağlamaktır. Bunun için yaşadığımız bölgede iyotun az olup olmadığını iyi bilip takviye olarak iyot alımı ile bu hastalığın oluşmasına mani olmak yapılabilecek en iyi uygulamadır.

Örneğin: Karadeniz bölgesinde yeterince iyot olmadığı bilinmekte ve guatr hastalarının bu bölgede daha fazla olduğu istatistik olarak saptanmaktadır. Bu bölgedeki insanların sofra tuzları iyotlu olmalıdır.

Ayrıca farklı guatr çeşitleri de vardır. bunlar troid bezinde meydana gelen kitle oluşumları veya farklı nedenlerle troid bezi büyümesi gelişerek guatr oluşabilmektedir. Bunlar az miktarda gelişmektedir.

Hipotiroidi (az çalışan tiroitler)

Genellikle otoimmun dediğimiz bir hastalık nedeni ile tiroid bezi çok zarar görür. Troid bezinin tahrip olması nedeni ile performansı düşer ve daha az çalışmaya başlar. Otoimmun: hiçbir sebebi olmadan vücudun kendi dokularına karşı yabancılaşması ve bu dokuyu bağışıklık sisteminin düşman olarak algılamasıdır. Bağışıklık sistemi bu dokuyu dışarı atmak için çabalamaya başlar ve böylece tiroidler de tahribat meydana gelir.

Bu tahribat bazen iltihaplanmaya kadar gidebilir. Otoimmun guatr ile birleştiğinde hashimoto troidit diye bir hastalık oluşmaktadır. Burada dikkat edilmesi gereken bir hususta şudur. Tiroidit; iltihaplanma ya denir enfeksiyon değildir. Karıştırılmamalıdır.

Hipotiroidi her yaşta görülse de genellikle ilerleyen yaşlarda görülmektedir 60 yaşından sonra daha çok görüldüğü ve yaş ile birlikte arttığı gözlenmiştir.

Tiroid hakkında genel bilgi verdikten sonra gebeliği önler mi sorusuna yanıt verelim…

Tiroid gebe kalımını engeller mi?

Evet engel olabilir. Ancak bu durum tek başına bir sebep olamaz. Şayet kadında her hangi bir kısırlık belirtisi ve sebebi var ise tiroid işte bu noktada etkili olur ve o kısırlık sebebinin etkisini artırır.

Kadınlarda hipotiroidi aktif hale getirecek 3 tane zaaf dönemi vardır. Bu dönemlerde kadınların hormonel dengesi bozuk olduğundan tiroid aktif hale gelebilir. Bu 3 zaaf dönemi şöyledir:

Başta anlattığımız gibi hipotiroidinin insan vücudunun dengesini bozması halini hatırlarsınız. Denge bozulunca beden sıhhatli çalışmaz. Vücutta pek çok organı etkilediği gibi kadınlarda elbette ki rahim ve yumurtalıkları etkiler. Doğurganlığa mani olacak gelişmelere sebep olabilir. Başta dediğimiz gibi kendisi sebep değildir. Sebeplere destek kuvvettir.

Tedavisi mümkün müdür?

Tedavisi mümkündür gebeliğe mani durumları gerekli hormon tedavisi uygulanarak ortadan kaldırmak şartı sorun çözülmektedir. Bunun için genel kontroller çok önemlidir. Kişiler düzenli olarak sağlık kontrollerinden geçmelidir.

Tiroit hastalığı düşüğe neden olabilir mi?

Direk düşüğe neden olur demek doğru değildir. Dediğimiz gibi sorunlu gebeliklerde ya da kısırlık tedavisi gören kısırlık gibi bir sorunu olan hastalarda tetikleyici olur. Bunun için direk düşük sebebidir diyemeyiz. Ancak katkısı vardır diyebiliriz. Doktorlar böyle durumlarda tiroidi tedavi etmek için ilaçlar verip tirodin olumsuz etkilerini ortadan kaldırmaya çalışmaktadırlar. Böylece bebek düşme riskinden kurtulmaz fakat tiroidin bu düşüğe herhangi bir katkısı olmaz.

Hâsılı, tiroid bir kısırlık problemi değildir. Ancak kısırlık problemi olan hastalarda kısırlığı tetikler ve daha etkili hale getirir. Bu nedenle kısırlık tedavisi gören hastaların tirodine bakılmalı ve şayet tiroid problemi var ise mutlaka tedavi edilmeli ve kontrol altına alındıktan sonra kısırlık tedavisine başlanmalıdır.

Gebelik düşünen bayanların ön bir sağlık taramasından geçmesinde ve hormonlarına bakılmasında tiroidi var mı yok mu tespit edilmesinde büyük fayda vardır. Böylece tedavide herhangi bilinmeyen bir olumsuzlukla karşılaşılmaz ve varsa tiroidi tedavi edilir. Vücudun çalışma sistemini bozduğu ve düzensizlik oluşturduğu için vücuttaki tüm organların işleyişlerini engeller bozar ve varsa hastalıklar, sıkıntılar onların büyümesine yardımcı olurlar.

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.