MODA
GÜZELLİK
AİLE
SAĞLIK

Hamilelik Döneminde Antibiyotik Kullanımı

1 ) Hamilelik döneminde antibiyotik kullanılır mı?

Hamilelik döneminde anne adayı mikroplara kaşı direnç gösteremediği için hamileliği riske girmek üzere ise, elbette ki antibiyotik kullanımı doktor kontrolü altında serbest olacaktır. Doktorlar anne adayının durumuna, hastalığına ve hamilelikte herhangi bir risk taşıp taşımadığına bakarak, kendisine uygun olan antibiyotiği verir. Kafaya göre antibiyotik kullanımı anne ve bebeğin hayatını riske sokar.

Hamilelik dönemi içerisinde kullanılan antibiyotikler B grubundadır. Bu grup antibiyotikler için gerçekleştirilen çeşitli araştırmalar sonucunda bebeğe herhangi bir yan etkisi olduğu kesin olarak tespit edilememiştir.

Hamilelik dönemi içerisinde, olabildiğince ilaç kullanmamaya dikkat edilmelidir. Ancak, ihtiyaç duyulması halinde, antibiyotikler kullanılarak mevcut olan enfeksiyon tedavi edilmelidir. Aksi taktirde erken doğum, endometrit, amnionit, zarların normal süreçten erken yırtılması gibi hayati risklere neden olacak olumsuz durumlar ile karşılaşma olasılığı bulunur.

Hamilelik dönemi içerisinde antibiyotik kullanılacağı zaman, kullandığınız antibiyotiğin bebeğe karşı herhangi bir zarar vermemesi gerekir.

2 ) Hamilelik döneminde zararlı olan antibiyotikler nelerdir?

Hamilelik dönemi içerisinde kullanılacak olan antibiyotiğin etken maddesi ve dozajı ayarlanır iken, hamileliğin kaçıncı döneminde, hangi haftasında olunduğunun da dikkate alınmalıdır.

Hamilelikte antibiyotik kullanımının en zararlı olduğu zamanlar, hamileliğin ilk ve son evreleridir. İlk evre içerisinde, bebek ve plasenta o an için tam anlamı ile bağışıklık sağlayamadığından dolayı, ikinci evrede ise, anne adayında meydana gelen yorgunluktan dolayı bebeğin korunması pek mümkün olmaz.

Hamilelik dönemi içerisinde anne adayına fazla zarar vermeyecek bazı antibiyotikler; ampisilin, safalosporinler ve amoksilin içerikli olan ilaçlardır. Bunun dışında toplum ve tıp dünyasında çok yaygın olan metronidazol içeren antibiyotiklerin bebekte kusurlu doğumlara neden olacağı kabul edilirken, son günlerde gerçekleştirilen araştırmalar neticesinde böyle bir soruna sebebiyet vermediğini ortaya çıkmıştır.

3 ) Antibiyotik kullanımının sınıflandırılması

FDA ( Food and Drug administration) tarafından hamilelik dönemi içerisinde antibiyotik kullanımı şu şekilde sınıflandırılmıştır;

Sınıf A: Kontrol edilmiş insan çalışmalarında bebeğe karşı herhangi bir tehlikenin söz konusu olmadığı gruptur. Ancak bu grup içerisinde ilaç yoktur. Çünkü bununla alakalı herhangi bir çalışma yapılmamıştır.

Sınıf B: İnsan ve hayvan çalışmalarında ciddi bir tehlike oluşturduğunu göstermeyen, hayvan çalışmalarında fetusta (bebekte) bir risk oluşturduğu ispatlanmamış, ancak herhangi bir insan deneyi yapılmadığı için hayvan çalışmalarında bebeğe yan etkileri bulunduğu halde, kontrollü yapılan insan çalışmalarında bu yan etkilerin olmadığı ilaçlardır.

Sınıf C: İnsan çalışmaları olmayan, ancak yapılan hayvan çalışmalarında fetal yan etkilerin saptandığı ilaçlardır.

Sınıf D: İnsan fetusuna karşı tehlikeli olan, ancak anne hayatını riske sokan çeşitli durumlarda bu etkilerin göz ardı edilebileceği ilaçlardır.

Sınıf X: İnsan fetusuna karşı zararlı olan, ancak anne hayatını tehdit eden çeşitli durumlar sonucunda bu etkilerin göz ardı edilmeyeceği ilaçlardır.

4 ) B GRUBU (GEBELİKTE KULLANILABİLEN ) ANTİBİYOTİKLER:

1 ) Penisilinler

2 ) Sefalosporinler

3 ) Klindamisin

4 ) Makrolidler (Eritromisin, azitromisin)

5 ) Nitrofurantoin

6 ) Metranidazol

Hamilelik döneminde antibiyotik daha önceden de bahsettiğimiz gibi kesinlikle sadece doktor kontrolü ile ve gerekli olan durumlar içerisinde kullanılması gerekir. antibiyotik, ancak doğru kullanılması halinde hayat kurtarır.

5 ) B grubu antibiyotik ile hangi hastalıklar tedavi edilir?

Bu antibiyotik grubu ile anne adaylarında ortaya çıkan toplum kökenli zatüre, idrar yollarında iltahap (sistit, börek iltahabı), sinüzit, diş apseleri, selülit denilen cilt enfeksiyonu, güvenli ve etkin bir şekilde tedavi edilebilmektedir.

Bu hastalıkların dışında kalan toplumun sebep olduğu ve olmadığı zatürede ise, azitromisin içerikli olan antibiyotiklerin kullanılması tercih edilmektedir. Penisilin ve sefalosporinlere karşı alerjinin bulunması halinde, bunların dışında eritromisin güvenli bir şekilde kullanılır.

Yazının devamı...

İki Tüp Bebek Uygulaması Arasındaki Zaman Farkı Ne Olmalı?

Kadın bireyin ürettiği yumurta ile erkek bireyden gelen spermin buluşması ile kadın gebe kalır ve bunun sonucunda hamilelik durumu meydana gelir. Hamilelik beyinden salgılanan FSH yani yumurta üretimini kontrol eden beyinsel hormonun yardımı sayesinde kadın yumurtalığında gerçekleşir. Doğal yollu hamile kalma sürecinin aşamları kısaca bu şekildedir. Ancak çiftler korunmasız ve düzenli olarak ilişkiye girseler de çocuk sahibi olamayabilirler. Bu gibi hamile kalınmama ya da kısırlık gibi durumlarda çiftler tüp bebek tedavisi uygulamasını tercih edebilirler.

Tüp bebek uygulaması

Tüp bebek uygulamasındaki birinci evre kadın üreme hücresi yani kadın yumurtalıklarının uyarılması işe başlar. Bu ilk aşamada kadın yumurtalığına yüksek miktarda FSH enjekte edilir ve birden fazla sayıda yumurta üretilmesi sağlanılır. Enjeksiyonlama adetin ikinci gününde başlar ve 11 gün kadar devam eder. 11 gün boyounca da yumurtaların gelişim süreci doktor kontrolü altında izlenir. Geçen 11 günün ardında yumurtalar büyük ve bir buçuk iki santime ulaşmış hale gelir ve yumurtalara HCG (özel yumurta çatlatma iğnesi) veya Ovitral ilaçlar yapılır.

48 saatlik zaman dilimi içerisinde yumurtlama işlemi gerçekleşir ve süreci yürüten hekim yumurtaları 35. ya da 36. saatte toplamaya başlar. Toplanan yumurtalardan 8-10 tanesi genel veya lokal anestezi yoluyla vajinadan alınır ve döllenmesi amacıyla erkek bireyden alınan spermlerle buluşturulur.

Döllenme işleminin gerçekleşmesinden yirmi dört saat geçtikten sonra yumurta hücresi ikiye bölünür. İkiye bölünen yumurta embriyo haline gelmiştir. Embriyo transferi için 72 saatin geçmesi gerekmektedir. Embriyo transferi için ayrıca en kaliteli yumurtalar seçilir. 72 saat sonunda yaşanan hücre artışı ile embriyo transferine geçilmesi aşamasına gelinir. Seçilen kaliteli embriyolar vajinadan kadın rahmine aktarılır. Embriyonun ana rahmine aktarılması işlemi tüp bebek tedavisindeki son kısımdır.

Embriyo transferinden geçen 12 gün sonrasında, anne ve baba beklenen hamilelik testini gerçekleştirebilirler. Testin pozitif çıkması beklenen hamileliğin gerçekleştiğini göstermektedir. Ancak bazı durumlarda test negatif de çıkabilir ve tedavi son aşamada dahi başarısız olabilmektedir. Bu durum anne ve baba adaylarını umutsuzluğa düşürmemelidir. Bir sonraki denemeleri başarılı olacaktır. Araştırmalar ilk deneme sonrası tedavide başarılı olmayan çiftlerin ikinci veya üçüncü denemelerindeki başarı şansını yüzde 95 olarak nitelendirmektedir.

İki tüp bebek arasındaki zaman farkı ne kadar olmalıdır?

Bazı durumlardan dolayı tüp bebek tedavisi başarılı olmayabilir. Bunun çeşitli faktörleri bulunmaktadır. Embriyonun rahime tutunaması, anne adayının yaşadığı strese bağlı olumsuz ruhsal durumu gibi faktörler tüp bebek tedavisini olumsuz yönde etkileyebilir. Herhangi bir sebepten dolayı tüp bebek tedavisinde istenilen hamilelik sağlanamamışsa bir sonraki tüp bebek tedavisi beklenebilir. İki ya da üç aylık bir ara sonrası çiftler yeni bir tüp bebek tedavisini deneyebilirler. İki üç aylık süre anne adayının en az iki kez adet görmesi sonucu belirlenmektedir.

Yaşı 35’in üzerinde olan kadınlarda ise bekleme süresi daha kısa tutulmalıdır. Bunun sebeplerinden birisi de yüksek yaşa bağlı olarak yumurtalığın işlevindeki azalmadır. Bu sebepten dolayı 35 yaş üstü kadınlar için iki tüp bebek tedavisi arasındaki zaman farkı ne kadar az olursa o kadar iyidir. Bu süre genellikle 1 aydır ve bir kez adet görmeleri halinde yeniden tüp bebek tedavisine başlanabilir.

İki ya da daha fazla ay ara vermek isteyen adaylar nelere dikkat etmelidir?

Genç yaşta olmasına rağmen farklı sonuçlardan dolayı ara vermek isteyen anne adayları için yumurtalıklarında herhangi bir sorun bulunmuyorsa iki aydan ya da daha uzun süre tedaviye ara vermelerinde bir sakınca bulunmamaktadır. İki tüp bebek arasındaki zaman kısıtlaması sadece 35 yaş üzerindeki kadınlar için geçerlidir. 35 yaş üzerindeki kadınlarda doğurganlık oranı azalmakta ve yumurtalıkları işlevselliğini yavaş yavaş yitirmektedir. 35 yaş üzerinde anne olmak isteyen kadın adayların başarısız geçen tedavinin ardından, tüp bebek tedavisinde verdikleri aranın her ayı çok kıymetlidir.

Aylar geçtikte kadın rahmindeki yumurtalık kapasitesinde azalma meydana gelecektir. Bu yüzden tüp bebek tedavisine ne kadar az bir süre verirse ikinci denemede hamile kalma şansı o oranda artacaktır. Uzmanlar verilen aranın en fazla 1 adet görme süresi olmasını tavsiye etmektedirler.

Yazının devamı...

Embriyo Transferi Kaçıncı Günde Yapılmalıdır?

Embriyo transferi kaçıncı günde yapılmalıdır?

Embriyonlar, hayatta kalabilmek için, spesifik metabolik gereksinimlere ihtiyaç duyar. Tüp bebek tedavisinin daha yeni yeni uygulanmaya başladığı zamanlarda, embriyolar laboratuvar ortamında maksiumum 3 gün civarında hayatta kalabiliyordu. Bu sebepten dolayı da, en fazla 3 gün içerisinde embriyo transferinin yapılması gerekirdi. Zaman geçtikçe, ilerleyen teknoloji ile beraber yapay kültür sayesinde embriyolar laboratuvar ortamı içerisinde yaklaşık olarak 1 hafta civarında hayatta kalabilmeye başladı. Bu yeni kültür, embriyoların gereksinim duyduğu birçok ihtiyaca cevap verebilme durumuna geldi.

İyi kalite yumurta üretebilen ve yaşı daha küçük olan kadınlarda dahi, embriyoların üçte biri blastosist evresine ulaşabilir. İyi kalite blastosist transferi tüp bebek tedavisinde başarı elde edilmesini sağlar. Kısacası, tedavide döllenme işleminin yapılmasının ardından yaklaşık olarak 1 hafta civarında bekletilmiş olan sonra embriyolar transfer edildiği zaman, kalitesiz olanlar otomatikman diskalifiye edilmiş olur. Bu da başarıya katkı sağlayan bir unsurdur. Ancak bu aşamaya kadar embriyoların sadece 3/1 i ulaşabilir. Başarısız tüp bebek denemelerinde ise, embriyo transferi 3. gün içerisinde gerçekletirilirse daha iyi olur.

Embriyo transferi nasıl yapılır?

Jinekolojik muayene masasında aynı muayene pozisyonunda olduğu gibi hasta hazırlandıktan sonra muayene aleti (spekulum) yerleştirilir. Rahim ağzının özel sıvılar ile dezenfekte edilmesi sağlanır. Daha sonra embriyolog tarafından laboratuvardan getirilmiş olan embriyolar, ince bir kateter desteği ile rahim içerisine nakil edilir. Kaç adet embriyonun nakil edileceği ise,m çeşitli kriterler sonucnda belirlenir. Gereğinden fazla embriyo transferinin yapılması halinde, çoğul (ikiz, üçüz) hamilelik meydana gelme riski artar.

Yaşı genç olan ve kaliteli embriyoları olan hastalarda daha az sayıda embriyo transferi yapılması planlanırken, yaşı büyük olan ( 37 yaş ve üzeri ) ve embriyo kaliteleri zayıf olan hastalarda daha çok sayıda embriyo transferi yapılması planlanır.

Transferi sağlanacak olan embriyoların dış kısmında bulunan zona tabakasının kalın olması halinde, lazer aracılığı ile zonaya inceltme işlemi (AHA) uygulanabilir. Bu işlemin ardından da embriyo transfer gerçekleştirilir.

Embriyo transfer işlemi ne kadar sürer?

Embriyo transferi yaklaşık olarak, 5 dakika ile 10 dakika arasında tamamlanır. Ağrı ve rahatsızlık oluşturmadığından dolayı, işlemin uygulanması esnasında anne adayına anestezi uygulanmasına gerek duyulmaz. Anestezi uygulanmadığından dolayı da, işlemin tamamlanmasının ardından, yaklaşık 1 veya 2 saat dinlenme sağlandıktan sonra anne adayı merkezden taburcu edilir.

Embriyo transferi yapıldıktan sonra hamilelik testi ne zaman yapılır?

Embriyo transferi yapıldıktan 12 gün sonra, anne adayına hamileliğin oluşup oluşmadığını anlayabilmek için hamilelik testi yapılması gerekir.

Tedavi esnasında anne adayına kullandırılan ilaçlar adet gecikmesine sebbeiyet verebileceğinden dolayı, adet gecikmesi olması halinde her zaman için hamileliğin sağlandığı anlamına gelmez

Embriyo transferinin yapılmasının ardından yapılmaması ve dikkat edilmesi gereken noktalar nelerdir?

Yazının devamı...

Tüp Bebekte Çoğul Gebeliğin Riskleri

İnsan bünyesi anatomik yapısına bağlı olarak tek bir bebeğe gebelik için uygundur. Meydana gelebilecek çoğul bir gebelik durumunda anne ve bebekler için riskli bir gebelik süreci yaşabilmektedir. Özellikle de üçüz veya dördüz bebekler sonu gelmek bilmeyen sorunlar yaratabilir. Üçüz veya dördüz gebelik hem annenin hem de bebeklerin sağlığı için son derece olumsuzdur.

Söz konusu riskler tüp bebek tedavisi uygulamasında da geçerlidir. Tüp bebek yönetmelik koşulları gereğince çiftlere çoğul önerilmemektedir. Özellikle uzun süre çocuk sahibi olamamış çiftlerin çoğul gebelik istekleri ile karşılaşılabilmekte. Ancak doktorlar çiftlerin bu isteklerini hiç de tavsip etmemektedirler. Çoğul gebeliklerdeki düşük oranı daha yüksektir. Bebekler ve anne adayı erken doğum riski ile daha çok karşı karşıyadır.Çoğul gebelikler bebeklerden birinin veya hepsinin üzerinde gelişim geriliğine de neden olabilmektedir.Üçüz bebeklerdeki durum ise daha da kritiktir. Olası bir üçüz gebelik durumunda bu risk oranı 5 katına çıkmaktadır.

Tüp bebek tedevisi uygulamasında çoğul gebeliğe karşı anne yaşının önemi

Anne adayının genç olması hamilelik şansı için çok önemli bir avantajdır. Çünkü genç anne adayının üreme hormonları 20 ile 30 yaş arasında yüksek miktardadır ve bu durum hamilelik için avantajdır. Ayrıca anne adayının herhangi bir başarısızlıkta sonrakigebe kalma tedavisi içinde önünde hayli uzun bir vakit bulunmaktadır. Genç anne adayları için de tüp bebek tedavisinde çoğul gebelik için önlem almak daha kolaydır.

Anne yaşı ilerlemiş ve özellikle de 35 yaşı geçmişse tüp bebek tedavisindeki amaç sadece anneye istediği çocuğu vermektir. Bu yaş grubunun taşıdığı bazı riskler vardır. Azalan doğurganlık ve östrojen hormonuna bağlı olarak embriyonun kadın rahminde tutulma şansı da düşmektedir. Bu durum kadının gebe kalması önündeki olumsuz bir faktördür. 35 yaş üstü kadınlara tanınan iki embriyo hakkı tüp bebek tedavisindeki başarı oranını da artırabilmektedir. İki embriyo kullanımı hakkı sadece 35 yaş ve üstü kadınlara tanınmaktadır.

Tüp bebek tedavisinde çoğul gebelik ve getirilen kısıtlamalar

Tüp bebek tedavisindeki çoğul gebeliklerin önüne geçilmek amacıyla yönetmelikler gereği 35 yaş altındaki kadınlara tek embriyo, 35 yaş ve üstü kadınlara çift embriyo transferi yapılmaktadır. Bu kısıtlama sayesinde çoğunlukla çoğul gebeliğin önüne geçilebilmektedir. Çoğul gebeliğin önüne geçmenin bir yöntemi de embriyonun kaliteli olmasıdır. Seçilen kaliteli embriyolar kullanılır ve diğer embriyorlar, anne ve baba adayının isteği halinde olası bir sonraki tedavide kullanılmak üzere dondurulurlar. Dondurulma işlemi embriyoya hiç zarar vermez. Çiftlerin tüp bebek tedavilerinde başarısız olma durumunda yeniden tedavi görmek isteyebilirler. Bu durumda dondurulmuş olan sağlıklı embriyolar yeniden kullanılabilir. Bu durum tedavi sürecini de hızlandırmaktadır.

Alınan tüm önlemlere rağmen tüp bebek tedavisinde çoğul gebelik yaşanırsa ne olur?

Tedavi esnasında çoğul gebelik ufak bir ihtimal olsa da görülme şansı olabilir. Bu durumda çiftin 10-11 hafta kadar beklemeleri gerekmektedir. Bu süre içerisinde genellikle bebeklerden birinin ya da ikisinin yaşamı kendiliğinde sonlanmaktadır. Kendiliğinden yaşamını yitiren bebekler de vücut tarafından bir süre sonra emilmektedir. Bu durumun diğer bebeğe ya da anneye bir zararı yoktur.

Eğer ki geçilen 10-12 hafta sonra bebeklerde bir düşüş yaşanmamışsa ve anne adayının çoğul gebeliği devam ediyorsa, anne doktoruyla görüşüp bir karara varır. Anne ikiz veya üçüz gebelik durumu ile karşı karşıya ise bebek sayısında azalmaya gidilebilir.

Yazının devamı...

Tüp Bebek Tedavisinde Neler Değişti?

1978 yılında elde edilen ilk başarılı tüp bebek tedavisinden günümüze kadar pek çok değişiklikler yaşandı. Tıbbın ilerlemesi ve teknolojinin gelişimine bağlı olarak tüp bebek tedavisinde de olumlu gelişmeler yaşandı. Tüp bebek çocuk sahibi olamayan kadınlara uygunalan tedavi şeklidir. Kadın yumurtası ile erkek sperminin labaratuvar koşullarında döllenmesi işlemiyle yapılır. Günümüzde kısırlık sorunu yaşayan çiftlerin ya da normal yollardan gebe kalamayan kadınlarının tedavisi için en iyi sonuçlar verecek şekilde geliştirilmiş farklı düzeylerde tüp bebek tedavileri bulunmaktadır. Tüp bebek tedavileri anne ve baba olamayan çiftlerin en büyük umut kaynakları olmuştur.

Geçmişten günümüze tüp bebek tedavisinde neler değişti?

Aşırı iğnelemeden vazgeçildi

İlk yıllarda gerçekleştirilen tüp bebek tedavilerinde anne adaylarının yumurtalıklarının olgunlaşması için anneye çok fazla sayıda iğne vurulurdu.Bu durum da anne adayının yan etkilere maruz kalmasını sağlayabilmekteydi. Ancak gelişen tüp bebek teknoloji sayesinde artık çok fazla sayıda iğnelemeye gerek kalmadığı anlaşıldı. Yumurta sayısının çokluğu değil kalitesi olması önemliydi. Yumurtanın kalitesi olması tüp bebek tedavisinin başarılı olmasını sağlıyordu. Teknolojik ve tıp imkanlarının yeterli olmadığı özellikle 1980’li ve 1990’lı yıllarda aşırı iğneleme yöntemi çok kullanılmaktaydı. Ancak imkanların da gelişmesi dahilinde fazla iğnelemeden vazgeçildi. Günümüzde yumurtalama işleminin ardından yumurtaların takibi ultrason cihazının da yardımıyla 11 gün boyunca yapılabilmekte ve içlerinde en kaliteli yumurtalar seçilebilmektedir.

Çoğul gebelik riskleri ortadan kalktı

İlk yıllarda gerçekleştirilen tüp bebek tedavilerinde çok fazla sayıda çoğul gebelik yaşanmaktaydı. Bu durum da anne adayının daha fazla düşük yapmasına ve tedavinin başarısızlık ile sonuçlanmasında etkiliydi. Sonradan anlaşıldıki tüp bebek tedavilerinde çoğuk gebelik bebek sağlığı için riskler taşıyordu ve annenin düşük yapmasında etkiliydi. Sonradan alından yönetmelik kuralları gereği 35 yaş altı kadınlarda yalnızca bir embriyonun kullanılması 35 yaş üstü kadınlarda da iki embriyonun kullanılması kararlaştırıldı. Böylelikle tüp bebek tedavilerinde çoğuk gebeliğin de önüne geçilmiş olundu.

ERA testi yöntemi

Uygulanmaya başladığı 1978 yılından günümüze kadar gelişen tüp bebek uygulamarı her sene daha da olumlu sonuçlar doğurdu. Günümüzde tüp bebek tedavisine başvuran çiftlerin başarılı olma olasılığı yüzde 95 seviyelerinde. Bunda ilk günden günümüze kadar yürütülen süreçte tedavinin geliştirilmesinin çok büyük etkisi bulunmakta. ERA testi de geliştirilen bir başka tüp bebek tedavilerinden. ERA testi, ana rahminin embriyoyu kabul edeceği en uygun zamanın tespitini belirleyen çok ileri düzeyli moleküler biyoloji tabanlı bir tes yöntemidir. ERA testi sayesinde eskiden görülme şansı olmayan rahim üzerinde faaliyet gösteren 238 farklı gen üzerine analiz yapabilme olanağına ve rahmin embriyo nakli için uygun olup olmadığı imkanına erişildi. Böylelikle tüp bebek tedavisinde, rahimin embriyoyu ne zaman kabul edip etmeyeceği bilgisine erişildi.

IMSI yöntemi

Eskiden kullanılması imkanı olmayan IMSI yani yüksek optik büyütme ile daha sağlıklı ve kaliteli spermleri seçme yöntemi ile tüp bebek tedavisindeki başarı oranı da arttırıldı. İlk zamanlarda klasik tüp bebek tedavisinde kullanılan mikroenjeksiyon yöntemi sperm hücrelerini seçerken mikroskop altındaki mevut büyüklükleri en fazla 400 ya da 600 kat büyütülerek seçilebilirdi. Bu yöntem ile spermlerdeki anormallik seçilemeyebilir ve tedavi için kalitesiz spermler alınabiilirdi. Bu durum da geçmişteki birçok tedavinin başarısızlık kaynağını oluşturmuştur. Ancak günümüde kullanılan IMSI yöntemi sayesinde, büyütme oranı normalden 10 kat daha arttırılarak 8.000 kata kadar çıkarılmıştır. Bu sayede çok daha iyi ve kaliteli spermler seçilerek tedavide başarı oranı da arttırılmıştır.

Biyopsi ile yapay rahim için uygulaması

Biyopsi yardımı ile yapay rahim için uyulaması da önceden kullanılamayan tekniklerdendi. Bu teknik, özellikle tekrarlayan tüp bebek başarısızlıklarında kullanılır ve çiftler için çocuk sahibi kalmak adına tedavide umut kaynağı olan bölümdür. Biyopsi aracılığı ile rahim içi duvarından endometriyal hücreler toplanır. Bu hücreler son derece gelişmiş labaratuvar ortamında üretilmiş hücrelerdir. Bu hücrelerin yardımı sayesinde tüp bebek tedavisi ile sağlanan embriyoların gelişebilmesi için zengin ve doğal bir besin ortamı yaratılır.

Blastokist transferi

Tüp bebek tedavisi sürecinde kadın rahminde döllenmiş yumurtaların büyük çoğunluğu üçüncü güne kadar ulaşabilmektedir. Geri kalan yüzde 30’luk kısım ancak beşinci güne ulaşabilir ve embiryonun geldiği bu hale blastokist denir. Blastokist transferi ana rahmine yerleştirilen embiryonun tutunmasına yardımcı olmaktadır. Böylelikle anne adayında yüksek oranda gebelik sağlanabilecektir.

En son gelişmiş teknolojiyi barından labaratuvar ortamları

Tüp bebek tedavisinin başarıya ulaşmasında son teknolojik ürünleri barındıran labaratuvarların da etkisi yadsınamaz. Hem tıbbın hem de teknolojinin gelişmesi eskiye oranla tüp bebek tedavisinin yapıldığı labaratuvar koşullarının ortamını da geliştirdi. Geçmiş yıllardaki kısıtlı imkanlara nazaran gelişen teknik alt yapı ve donanımlar sayesinde başarı oranı eskiden düşük olan tüp bebek tedavisi günümüzde başarı oranının yüzde 95’lere kadar çıkmasını sağldı. Labaratuvarın hijyeni, teknik donanımı, uzman doktor kadrosu ve uygulama koşulları en yeterli ve iyi düzeyde olmalıdır. Bunun içinde tüp bebek tedavsine başvuracak çiftlerin bu özellikle karşılayan bir merkeze başvurup tedavilerini olmaları gerekmektedir.

Yazının devamı...

Endometriozis Sonrası Gebe Kalma Şansı Ne Kadar?

Kadınların her ay rahim içindeki gebeliğe hazırlanmış olan dokuları gebelik gerçekleşmediğinde, adet kanaması olarak dökülür. Bu şekilde adet kanaması olarak dökülen rahim içindeki gebelik olmayan dokulardır. Bunu her kadın adet olarak tanımlar. Endometriozis ise, dokuların hem adet kanı olarak aşağıya alması, hem de bir noktadan tüpler aracılığıyla geriye giderek, yumurtalık üzerine yapışması, makatın üzerine, rahmin arkasına, bağırsakların üzerine, mesaneye yapışarak buralarda tutunup yaşamasıdır. Yumurtalığın üzerine yapışmış olan hücrelerin yumurtalık içine girmesi ve oradan kanamayla birlikte biraz daha doku oluşturması durumunda çikolata kisti denilen yapılar meydana gelir.

Diğer taraftan vücutta farklı yerlerde gezinen, organlara yapışan dokular buralarda yapışıklıklara neden olarak, hastalarda önemli iki sorunun oluşmasına yol açarlar. Bu sorunlardan bir ağrıların olmasıdır. Cinsellik sırasında derin darbeler nedeniyle burada rahmin sinirlerinin üzerindeki doku parçaları ağrıya neden olur. Bunlar adet döneminde, birkaç gün öncesinde şiddetli ağrı yapabilir. Adetten bağımsız olarak iki adet arasında alakasız ağrılara neden olabilirler. Karın ağrısı, kasık ağrısı, makata kadar inen ağrı hastanın ızdırap çekmesine sebep olur.

Endometriozis çikolata kisti oluşturmadan, bunların ultrasonla görülmesi mümkün değildir. Bu nedenle hastalığın bu aşamasında ağrıların sebebi başka rahatsızlıklarla karıştırılabilir. Çikolata kisti oluşunca teşhisin konması daha rahat olur. Hastalığın diğer önemli sorunu kadınların gebe kalamamasına neden olmasıdır. Hastalık odaklarının yapışıklıklara neden olması, yumurtalık dokusunun anatomisini bozması, tüplerde tıkanıklık yapması gibi etkenler kısırlığın gelişmesini sağlayabilir. Bu daha çok ileri evrede olan kistlerde görülmektedir.

Endometriozis risk grupları kimlerden oluşur?

Bu hastalıkta risk gruplarının genetik bir tarafı vardır. Fakat genetik etkenler fazla açıklayıcı değildir. Ancak ailesinde yakın çevrede endometriozis tanısı alan kadınlar varsa, bu kişiler daha fazla risk altındadır. Bu kişilerin 7 kat fazla riskli olduğu söylenebilir. Fakat genetik etki % 100 kadınları etkilemez. Ancak önemli bir faktör olarak kabul edilir.

Endometriozis teşhisi nasıl yapılır?

Dokuların çikolata kisti oluşturmasıyla, bunlar ultrason altında rahatlıkla görünür hale gelirler. Bu kistin görülmesinin ardından kan tahlili yapılarak Ca125 denen bulguyla desteklenmesi sağlanır. Bu araştırmaların yapılması sadece kistin oluşumuyla yapılabilir. Kadının muayenesinde farklı ve sert yapışıklık tarzında oluşumların olmasında yani rahmin arkasıyla makatın arasında ya da rektum denilen bölgede yapışıklık olduysa bunlarda belirlenebilir. Muayene sırasında rahmin arkasındaki 2 tane ağrı sinirinde ağrı hissedildiğinde, bu tanı için oldukça önemli bir bulgu olur. Fakat hafif endometriozis olduğunda kist ve yapışıklık yoksa bunun ultrasonla anlaşılması imkânsızdır. Bunlara sadece laparoskopiyle gözle tanı konulabilir.

Endometriozis gebeliğe engel olur mu?

Endometriozis hastalığının gebeliğe engel olduğu söylenebilir. Fakat endometriozis hastası olmayan kadının gebe kalma olasılığının yarısı kadar bir risk taşımaktadır. Yani endometriozis hastası kadınlar gebe kalamaz denemez. Her ay içinde hasta olmayanlara göre gebe kalma şansı yarı yarıya azalır.

Hasta olan kadının yaşı gençse, bu etki kadını fazla etkilemeyebilir. Çikolata kisti olan kadınların çocuk istemesi durumunda, öncelikle kist alınmadan nasıl gebe kalabilecekleri konusunda doktoruyla görüşmesi daha uygun olacaktır. Bu kistin hemen ameliyat edilmesi düşünülmemelidir. Özellikle henüz çocuğu olmayan kadınların bu şekilde bir yol izlemesi daha uygun olur. Günümüzde laparoskopik cerrahiyle oluşan hasarlar en aza indirilmiş olsa da, daima cerrahiden önceden gebe kalma yolları denenmelidir.

Ameliyat her zaman son çare olarak ele alınmalıdır. Zorunluluk halinde, yani çok ciddi ağrıların olmasında, kadının genç yaşta olmasında ameliyat yumurtalık dokusuna fazla zarar vermiş olmayabilir. Çocuk istemeyen kadınlarda ameliyat yapılması daha doğru bir tercih olabilir. Bu sayede çektikleri sıkıntılar azalır. Zaten bu yaştaki kadının yumurtalık rezervi azalmış, çocuk yapma gibi bir isteği bulunmamaktadır. Ameliyattan sonra menopoza kadar rahat bir dönem geçirirler. Menopozda zaten var olan çikolata kistleri de küçülür, hatta kaybolabilir. Bu kararlar doktorla birlikte alınmalıdır.

Endometriozis hastalığı nelere yol açabilir?

Çikolata kistleri ilk olarak şiddetli ağrılara yol açabilir. Kistin 1 cm den 15 cm ye kadar büyümesi söz konusu olabilir. Kadının tüplerinde yapışıklık sorununa neden olabilir. Kist aynı and yumurtalıkta, tüpte ve rahimde yapışıklığa neden olabilir. Yumurtalığın içinde ağır bir seyirle büyür. Bu konuda kistin yırtılması hakkında tereddütlerde vardır. Ancak kistin yırtılması nadiren görülür. Bu konuda kistin çok özel bir büyüme göstermesi gerekir. Hastalığın tedavisinde daha özgür yaklaşımlar olabilir. Tedavide doğum kontrol hapı, ağrı kesiciler, ameliyat gibi seçenekler düşünülebilir.

Endometriozis hastalığı tedavi yöntemleri nelerdir?

Hastalığın tedavisinde hastanın doktora başvurma nedeni oldukça önemli olmaktadır. Kadının sadece gebelik isteğinin durumuyla, sadece ağrının olmasıyla, hem gebelik isteği, hem de dismenore denilen sancılı adetleri varsa bunlar tedavide ayrı değerlendirilecek hasta gruplarıdır. Hastaların bir kısmı yaşam kalitesinin bozulması nedeniyle, bir kısmı gebelik isteğiyle, bir kısmı da her ikisinden olan şikâyetleriyle tedavi programına alınırlar.

Bebek isteği olan kadınlarda endometriozis hastalığı önceliği olmayan bir sorun olarak kabul ediliyor. Bu hastalarda uygulanacak tedavide öncelikle kadının yaşı dikkate alınıyor. Genç yaştaki bir kadında yumurta rezervinin yeterli miktarda olduğu düşünülerek, tedavide kesin sonuç alınacak laparoskopik cerrahiye gidilebilir. Bu hastalarda yumurtalık uyarma, aşılama tedavisi yapılabilir. Tüplerde yapışıklık varsa, bu yapışıklık iki tüpte birden gelişmişse laparoskopik yöntemle bunların açılmasına çalışılabilir. Bunlardan sonuç alınamazsa, tüp bebek tedavisine geçilebilir.

Yaşı 35’i geçen hastalarda yine ameliyatla kistin alınmasına gidilmez. Bu hastaların yapışıklıkları varsa bunlar giderilir ve yardımcı üreme yöntemlerine başvurulur. Tedaviden sonra 6 ay kadar kendiliğinden gebe kalabilmeleri beklenebilir. Yaş 40 ve üzeri olan kadınlarda ise, direkt olarak yardımcı üreme yöntemlerine geçilebilir.

Bebek isteği olmayan, ancak şiddetli ağrı çeken hastalarda öncelikle kuvvetli ağrı kesici ilaçlar kullanılabilir. Bunların yetersiz kalması halinde, doğum kontrol ilaçlarıyla tedaviye başlanabilir. İlaçlar düşük dozda olduğundan, hastalık odaklarının gelişmesini ve büyümesini önledikleri gibi, organlarda yapışıklık oluşma riskini azaltabiliyorlar. Doğum kontrol haplarını sürekli olarak kullanan hastalarda sorun rahat bir şekilde çözümlenebiliyor.

Endometriozis hastalığında uygulanan tedavinin bebek sahibi olmaya etki eden faktörleri

Hastalık için uygulanan tedavi basamaklarında kadınların bebek sahibi olmasını etkileyen faktörlerin başında kadının yaşı gelmektedir. Genç yaşta olan kadınlarda cerrahiye kadar gidebilecek tedaviler daha rahat uygulanabilir. Bunun dışında kadının yumurta rezervinin belirlenmesi ve buna uygun hareket edilmesi gerekir. Kadının gebe kalmak için ne kadar süre uğraştığı, bunun için beklediği de önemli bir etkendir.

Ayrıca kadının gebe kalmasını engelleyebilecek endometriozis hastalığı dışında olabilecek sorunlarının değerlendirilmesi gerekir. Bu etkenlerin doğru bir şekilde değerlendirilmesi halinde, endometriozis hastalarında daha kolay bir gebelik elde edilebilir. Bu yapılmadığında, kadının direkt olarak ameliyat edilmesi halinde yumurta rezervi azalmış kadınlarda erken menopoza girme durumu meydana gelebilir.

Bu gibi tespitlerin yapılması halinde, yani kadının yumurta rezervinin sınırda olduğunun belirlenmesi durumunda, hastanın endometriozis odakları tedavi edilmeden hemen tüp bebek tedavisine alınarak, gebe kalmasına çalışılmalıdır. Sonuçta endometriozis gebe kalmaya engel teşkil etse de, bunların aşılması için farklı yollar bulunmaktadır.

Yazının devamı...

Aşılama Nedir, Nasıl Yapılır?

Aşılama nedir?

Aşılama yöntemi son derece basit bir yöntem olup uzun süre gebe kalamayan kadınlara uygulanmaktadır. Aşılama, erkeğin sperm hücrelerinin alınarak kadının rahminin içine bırakılmasıdır. Aşılama işlemi esnasında, erkekten alınan spermler gelişmiş enjektör iğneler yardımı ile rahim içine bırakılır. Bu işlem sonucunda yüksek ihtimalle döllenme sağlanır. Aşılama yöntemi çiftlerin çocuk sahibi olma şanslarını yüzde 20 oranda arttıran bir faktördür.

Aşılama süreci nasıl gelişir?

Aşılama tedavisine başlanmadan önce çiftlerin normal yollardan gebe kalınması için her yolu denemeleri gerekmektedir. Çiftler korunmasız ve düzenli olarak 1 sene boyunca ilişki yaşadıktan sonra istedikleri çocuğa sahip olamazlar ise yapılan testler sonucu aşılama yöntemine geçilir.

Aşılama yöntemi son derece hızlı ve basit bir yöntemdir. Tıbbın gelişmesi ve teknolojinin de ilerlemiş olmasına bağlı olarak gelişmiş enjektörler yardımı ile ağrısız ve acısız bir işlem anne adayını beklemektedir. Babanın spermi anne adayının rahmine son derece gelişmiş enjektörlerin yardımı ile alınır ve döllenmenin gerçekleşmesi beklenir.

Aşılamanın uygulanma şartları nelerdir?

Aşılama yönteminin uygulanması için bazı kriter ve şartlar da bulunmaktadır. Erkekte sperm ve kadında da yumurta üretiminin mevcut olması gerekmektedir. Aksi halde döllenme olamayacağı için aşılama işlemi gerçekleşmez. Kısırlık tedavisi gören çiftlerin de tedavi sonuçları beklenir. Kısırlık tedavisinin yürütüldüğü aşamda da aşılama tedavisi yöntemi çiftlere uygulanmaz.

Aşılama öncesi hem anne hem de baba adayında gerekli testlerin yapılmış olması da çok önemlidir. Bu testlerden görülebilecek bir olumsuzluk aşılamanın yapıpıl yapılmamasını da etkilemektedir. Anne ve baba adayında herhangi bir sorun varsa ve aşılama yapılırsa tedavi sonuç vermeyecektir. Bu durum anne ve babayı psikolojik açıdan yorabilmektedir. Bu sebeplerden dolayı aşılama tedavinin kesin sonuç vermesi için, aşılama yapılmadan önceki tetkiklerin doktor tarafından yapılması gerekmektedir.

Aşılama yapılmadan önce çiftlerin dikkat etmesi gereken noktalar

Aşılama tedavisine geçilmeden önce çiftlerin dikkat etmesi gereken bazı kritik noktalar vardır. Erkeğin sperminin verimli olabilmesi açısından son 48 saat boyunca alkol, ve sperm sayısını olumsuz etkileyecek hiçbir ilacı içmemesi gerekmektedir. Tüm bu etkenler sperm miktarında ve kalitesinde azalmaya neden olmaktadır. Bazı durumlarda enfeksiyonlara sebebiyet de verebilmektedir. Tüm bu olumsuz etkenler aşılama tedavisinin başarısız olmasına neden olabilir.

Aşılama tedavisi görecek olan anne adayının da genital bölgeye aşılama öncesi 48 saatlik süreç boyunca hiçbir şekilde krem veya losyon türünde maddeleri uygulamamış olması gerekir. Aşılama esnasında rahime ulaşılma aşamasında krem ve losyon kalıntıları mikrobik ya da enfeksiyonel etkilere neden olabilirler. Bu durumda aşılama tedavisi için büyük risk teşkil etmektedir. Aşılama sürecin öncesinde ve sonrasında doktorun tavsiyelerine uyulması ve çiftlerin kafalarına takılan her soruyu tedaviyi sürdüren doktora sormaları gerekmektedir.

Aşılama işlemi süresi

Aşılama işlemi sadece birkaç dakika sürmektedir. Acısız, ağrısız ve son derece basit bir yöntemdir. Çiftlerin özellikle de anne adayının korkmasını gerektirecek hiçbir işlem bulunmamaktadır. Aşılama tedavisi bittikten 10 ile 20 dakika arasında anne adayı dinlenir. Geçen bu zaman diliminden sonra anne adayı hayatına normal bir şekilde devam edebilmektedir.

Aşılama işlemi nasıl yapılır?

Aşılama işlemi için muayene pozisyonu alan kadının vajinal bölgesine ilk önce enjektörün rahim içine sorunsuzca girmesini sağlayacak ekipmanlar yerleştirilir. Gelişmiş enjektör yardımı ile babadan alınana spermler birkaç saniye içinde kadının rahmine yerleştirilir. Böylelikle aşılama operasyonu da tamamlanmış olur.

Aşılama sonrası yaşanabilecek şikayet durumunda çiftler ne yapmalıdırlar?

Aşılama sonrası herhangi bir negatif durum ya da ağrı hisseden kadınlar durumu hemen tedaviyi yürüten hekime bildirmelidir. Aşılama sonrası meydana gelen şikayet ihtimali çok az da olsa, bazen yaşanabilmektedir. Bu gibi durumların daha da ciddi boyutlara gelmemesi açısından doktor tarafından anne adayının hemen muayene altına alınması gerekir.

Yazının devamı...

Kısırlık Tedavisine Ne Zaman Başlanmalı?

Çifler 1 senelik süreçte hiçbir korunma yöntemi kullanmadan düzenli olarak cinsel ilişkiye girmelerine rağmen istenilen gebelik sağlanamadıysa, meydana gelen bu duruma kısırlık denir. Ülkemizde çiftlerin yüzde 15’i kısırlık problemi ile baş etmektediler. Kısırlık her çiftte farklı sebeplerden dolayı baş göstermektedir. Bu neden çiftlerin tedavileri de birbirlerinden farklılık göstermektedirler. Kısırlık özel bir durum değildir ve çiftlerin tedavi görmeleri gerekmektedir. Unutulmaması gerekir ki kısırlık tedavisindeki başarı oranı başarısız olma oranından daha yüksektir.

Kısırlık belirtileri ve kısırlık tedavisine başlangıç zamanı

Kısırlığın en büyük nedeni doğum kontrol yöntemi kullanmadan bir yıllık zaman diliminde istenilemeyen gebeliğe ulaşamamaktır. Yüksek ihtimalle çiftlerden birisinin yaşadığı kısırlık bu durumun önünde engeldir. Ancak kısırlığın anlaşılması için 1 sene beklenmeyedebilir. Çünkü yaş faktörünen dolayı bekleyen çiftlerin çocuk sahibi olma yaşları gecikebilir.

Kadının yumurtalıklarında oluşan bozukluklar (polikistik over sendromu ) ve rahimde meydana gelebilecek enfeksiyonlarda kısırlığa neden olabilir. Bu yüzden kadın rahminde ağrı, yanma veya aşırı kanam görürse hemen uzman bir doktora başvurmalıdır. Erkeğin sperm miktarında ve kalitesinde azalma yaşanıyorsa bu durumunda nedeni yüksek oranda erkeğin yaşadığı kısırlıktır. Zaman kaybedilmeden tedavi olunması gerekmektedir. Yumurtalıklarda meydana gelen çikolata kistleri ve endometriozis kistleri de kadın üreme organına zarar verebileceği için tedavi edilmesi gerekmektedir.

Tüm bu belirtiler kısırlığın bir nedenidir ve beklenilmeden tedavi edilmesi gerekmektedir. Özellikle de yaşı ilerlemiş çiftler kısırlık tedavilerine başlamak için 1 sene beklemeleri gerekmemektedir. İlerleyen yaşa bağlı olarak çocuk sahibi olmaları zorlaşabilecektir.

Kısırlık tedavisi

Test aşaması

Kısırlık şikayeti ile doktora başvuran çiftlere ilk önce kesin kısırlık tanılarının konulabilmesi için bazı testler yapılır. Bu testlerle birlikte kadın üreme organları ultrason yardımı ile incelenir. Yumurtalıklarda kist ya da enfeksiyonal oluşumların olup olmadığına bakılır. Erkekten alınan sperm örneği ile spermin miktarına, kalitesine ve yeterli sayıda olup olmaması da incelenir.

Kadınlarda kısırlık tedavisi ne zaman başlar ve nasıl yürütülür

Kısırlık tedavisini gören kişinin doktor ile olan iletişimi çok önemlidir. Tedaviyi yürütecek doktorun kişinin önceki tüm test raporlarını incelemesi gerekmektedir. Yine kısırlık tedavisine başlarken kadına yapılmış olan tüm testler detaylı bir şekilde incelenir. Tedavinin şekli de bu testlerdeki sonuca göre yürütülecektir. Tedaviyi görecek kadının, adet döneminde olması gerekmez. Kadınlardaki kısırlık tedavisi kısırlığın kesin teşhisi konulduktan sonra hemen başlar.

Yumurtlama tedavisi

Yapılan tüm testlere rağmen kadının kısırlığı anlaşılamaz ise kadına yumurta tedavisi uygulanır. Tedavinin amacı kadının her ay bir kez düzenli olarak yumurtlamasını sağlamaktır. Düzenli yumurtalamaya bağlı olarak kadının hamile kalma şansı da arttırılmaya çalışılmaktadır.

Tüp bebek tedavisi yöntemi

Kadının kısırlığının nedeni rahimde bulunan tüplerin tıkalı ya da hasarlı olması olablir. Böyle bir durumda kadın normal yollardan hamile kalma şansı çok çok azdır. Kadının her iki tüpününde hasarlı olması durumunda çocuk sahibi olması için tüp bebek tedavisine geçilir. Tüp bebek tedavisi ile çiftler yüzde 99 oranında istedikleri çocuğa kavuşabileceklerdir.

Erkeklerde kısırlık tedavisi

Erkek kısırlığı tedavisi kadın kısırlığına oranla daha başarılıdır. Tıbbın gelişmesi ve ilerleyen teknoloji sayesinde erkek kısırlığının tedavisi çok yüksek oranda başarılı olmaktadır. Erkek kısırlığının sebebi kesin olarak saptanması ile tedavi sürecide başlar. Kısırlığın nedeni hormon yetmezliği ise erkeğe hemen hormon tedavisi yapılır ve hormona bağlı oluşan kısırlık sorunu ortadan da kalkar. İktidarsızlık ve erken boşalma gibi sorunlardan istenilen çocuğa ulaşılamamasında bir etkendir.

Böyle durumda erkeğe ilaç tedavisine başlanılır ve çok büyük oranda bu sorun da ortadan kalkmış olur. Erkeğin sperm miktarında azalma ya da kalitesizlik varsa aşılama tedavisi gerçekleştirilir. Aşılama tedavisi hem kadına hem de erkeğe uygulanan bir yöntemdir. Erkekteki aşılama tedavisi normalin altında olan ve kalitesiz olan spermlerin normal ve kalitesi hale gelmesine yardımcı olur. Kadındaki aşılama tedavisi ise yumurtalama hücrelerinde yumurta oluşumuna katkı sağlanması ve kadının gebe kalma oranını arttırmak amacıyla uygulanır. Acısız ve ağrısız bir yöntemdir.

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.