MODA
GÜZELLİK
AİLE
SAĞLIK

Güneşten zarar görmeyi engelleyen pratik maskeler

üneşin zararlı etkileri sonucu yıpranmış, kurumuş, parlaklığını kaybetmiş ciltlerin yeniden ışıl ışıl görünmesi için herkesin kolayca uygulayabileceği farklı cilt tipleri için çeşitli maskeler uygulayabilirsiniz.

Salatalık Maskesi - Kuru Ciltler: Bir çorba kaşığı yoğurt, aynı miktarda yulaf unu, bir tatlı kaşığı bal ve bir orta boy salatalık. Karıştırılarak kalın bir tabaka halinde güneşten hasar görmüş cilt üzerine sürülür ve 30 dakika bekletilir. Sabun veya temizleyici jel kullanmadan ılık suyla yıkayarak yüz temizlenir.

Bal Maskesi - Tüm ciltler: Organik olduğundan emin olduğunuz balı ince bir tabaka halinde cildinize sürün ve 5 dakika bekleyin. Önce ılık suyla sonra soğuk suyla yıkayınız.

Yoğurt Maskesi - Yağlı Ciltler: Maya ile karıştırılmış bir bardak yoğurt dairesel hareketlerle yüze uygulanır. 5 dakika beklenir ve ılık su ile yıkanır.

Muz Maskesi - Gençleştirici: Bir adet muz püre haline gelinceye kadar ezilir ve ince bir tabaka halinde yüze uygulanır. 10 dakika bekletilip, ılık su ile yıkanır. Yüzünüzün yumuşak ve pürüzsüz olduğunu göreceksiniz.

Avokado Maskesi - Tüm Ciltler: Püre haline getirdiğiniz yarım avokadoya bir çay kaşığı bal ilave ederek ince bir tabaka halinde yüzünüze uygulayın. 15 dakika maskenizin kurumasını beklerken gözünüze iki adet salatalık dilimi yerleştirebilirsiniz. Önce ılık sonra soğuk su ile yüzünüzü yıkayınız.

Yulaf Unu Maskesi - Yağlı Ciltler: 2 çorba kaşığı yulaf unu, bir çay kaşığı karbonat ve hamur kıvamına gelmesini sağlayacak kadar kaynatılıp soğutulmuş su ilave edilir. Yüze dairesel hareketlerle sürülür ve 10 dakika sonra ılık su ile yıkanır. Pürüzsüz bir cilde sahip olduğunuzu göreceksiniz.

Limon Suyu Maskesi - Tüm Ciltler: Bu maske yüzünüzdeki sizi rahatsız eden siyah noktaları azaltacaktır. Yarım limon suyunu bir yumurtanın beyazı ile karıştırın. Oluşan emülsiyonu ince bir tabaka halinde yüzünüze uygulayın. Kuruyunca sertleşecektir. Bir gece yüzünüzde kalmalı. Sabah ılık su ile yüzünüzü yıkayın ve gergin, pürüzsüz ve temiz bir cilde sahip olduğunuzu göreceksiniz.

Muz ve Yoğurt maskesi - Kuru Ciltler: Püre haline getirilmiş yarım muz, bir çay kaşığı bal ve yarım su bardağı yoğurt karıştırılarak ince bir tabaka halinde yüze uygulanır. 10 dakika sonraılık su ile yıkanır. Nemlenmiş ve yumuşak bir cildiniz var artık.

Yazının devamı...

Tatilden Sağlıklı dönmenin Sırrı...

Bütün bir kışı, yazı ve yapacağımız tatili düşleyerek geçirdik. Çok da haklıydık. Günlük yaşamın getirdiği olağan ağır şartlar hissetmesek de üzerimiz de olumsuz etki bırakıyor. Kısa ve uzun süreli de olsa bulunduğumuz ortamdan uzaklaşmak hepimize iyi gelecek. Tatilin keyfini çıkarmak, dinlenmek, özgürce hareket etmek bize doping olacak. Bu sürede keyfimizi kaçıracak sürprizlerden kendimizi korumalıyız. Kısaca tatilimiz hayal ettiğimiz gibi geçmeli. Bunun için neler yapmalıyız veya yapmaktan kaçınmalıyız?

Tatilinize tüm parfümlerinizi yanınızda götürmeye kalkmayın. Hem size uyan hem de taze ve genç bir yaz kokusu seçin. Eğer başarılı bir yaz kokusu seçerseniz sizi gündüz denizde, akşam barda dikkat çekici kılacaktır. Parfümün seçimi önce iyice araştırılmalı ve alkolsüz çiçek kokuları tercih edilmeli. Bu konuda önerimiz gibi eczanelerde bulabileceğiz hafif, etkileyici ve kalıcı parfümlerdir.

Güneş koruyucu kremi sadece plajda güneşlenirken değil, geri kalan zamanınızdaki gezintilerinizde de kullanmalısınız. UVA ve UVB ışınlarının her ikisinden de sizi koruyacak bir krem seçmeye özen gösterin.Hem UVA hem de UVB ışınlarını süzen ve araştırıcıların farklı maddeleri bir araya getirerek etkiyi arttırmasıyla oluşan güneş ürünleridir. Güneş koruyucu kremler daha sağlıklı ve güzel bir bronz görünüme ulaşmanızı sağlarken aynı zamanda cildinizin ipeksi bir yumuşaklıkta kalmasını sağlayacaktır.

Cilde nemlendirici sürmek (Advance B5,Peptide Mobilizer, Kollagenli nem maskeleri, Regenerum gel, regenerum oil vs) soyulmayı ve kuruluğu hafifletebilir. Antioksidan bir serum (Soothing serum, Vinosource serum, DNA RNA yenileyici kremler vs), güneş koruyucu ile birlikte güneşe çıkmadan önce kullanılırsa güneş hasarını önlemede yardımcı olur. Cildin içerisindeki proteinleri artırmak, bunun için de protein üreteçlerini uyarmak için cildin dışarıdan hyaluronik asit (Fillerina gece, gündüz ve gel, lavanta yağı, Aynısafa ve lavanta (1/1) yağı karışımı) içeren kozmetik ürünleri uygulamak en doğru yoldur. Cildin nem tutan proteinlerini artırmak için meyve asitleri, hegzapeptid içeren ürünler, A vitamini ve antioksidan C vitamini içeren ürünlerden faydalanmak mümkün. Protein yapısındaki ürün olarak snail gel veya krem hızla cildin nem kapasitesinin artırılmasını sağlar. Çocuklardaki hasarı gidermek için recovery kremler kullanılmalıdır.

Tatilinizde bu ürünlerin en mineral olanlarını tercih etmeniz gerektiğini ve makyajınızı doğal görünüm de tutmanız gerektiğini asla unutmamalısınız. Sıcak havada ağır makyaj ürünleri hem cilt sağlığınız hem de görünümünüz açısından felakete dönüşebilir. Mineral makyaj pudralar; So-Bronze 3, SPF 20 Pure Pressed Base, SPF 30 Powder - Me, Toleriane Teint mineral, fondötenler; SPF 30 Dermacover Mineral Foundation, SPF 35 Dermablend Foundation 16 saat etkili, BB Krem Glow Time. Mineral nemlendirici spreyler; balance hydration sprey, Eau Thermale, Eau de Rasin - üzüm suyu, thermal spring water, D2O Hydration, Prommist spreyler tercihiniz olmalı.

Eğer göz makyajı olmadan yapamayanlardansanız, doğal bir görünüm için tek bir ürün seçme hakkınız var, o da “maskara”. Tabii ki suya girdikten sonra panda gözü makyajına sahip olmamak için bitkisel, mineral ve suya dayanaklı olanlarını tercih edin.

Tuzlu su, havuz suyu, sıcaklık ve nem saçlarınızı yıpratır. Tatilden sağlıksız saçlarla dönmek istemiyorsanız çantanıza mutlaka bir saç serumu bulundurmalısınız. Argan yağı, mango yağı gibi yağlar ve saç koruma spreyi ile saçlarınızı güneşten koruyabilirsiniz.

Bebeğinizin her gün kullandığı vitamin ve demir damlaları gibi ilaçlar, ateş ölçmek için termometre, ateş düşürücü şurup veya fitil, böcek sokmalarına karşı jel, ağızdan alınan antihistaminik şurup, yara bandı, cilt yaralanmaları için antiseptik solusyonlar ya da pomadlar mutlaka yanınıza almanız gereken malzemeleri oluşturur. Bebek kremi, bebek yağı, şampuan, tarak, tırnak makası, havlu ve onu güneşten korumak için en az 50 SPF koruyucu faktörlü güneş kremini unutmayın. Bebeğinizi saat 11:00 ile 16:00 saatleri arasında direk güneşe çıkarmamalısınız ve çok kalabalık havuzlarda ve bulanık görünümlü deniz kenarında, bebeğinizi suya sokmamaya dikkat etmelisiniz.

6 aya kadar bebeğinizi direkt olarak güneşe maruz bırakmamalısınız. 6 aydan büyük bebeğinize, UVA ve UVB ışınlarına karşı koruma sağlayan Photoderm Kid SPF 50 sprey ve süt, Lipozomlu SPF 50 daylong kids, Anthelios dermo-pediatrics SPF 50 sprey, Capital Soleil Kids SPF 50 spreyleri tercih etmelisiniz. Güneş sonrası Omega 7, zeytinyağı ve ceviz yağı içeren organik biobaby ürünlerini kullanabilirsiniz. 20 dakika önce ve sonrasında her 3 saatte bir sürmelisiniz.Çocuklar için geliştirilmiş kola takılan bilezikler ile koruyucuya ihtiyaç duyduğu zamanı saptamak mümkün. Sarı renkten pembe renge kadar değişen bu bilezikler hem çocuğunuzun sağlığını koruyacak hem de sizin endişeniz kalmayacak.Bulutlu havalarda ve şemsiye altındayken de bebeğiniz için güneş kremlerini kullanmalısınız.

Bebeğiniz için ilaç çantanızda olması gerekenler:

· Ateş düşürücü şurup veya suppuzituar

· Böcek, sinek sokmalarına karşı, organik lavanta-biberiye karışımı yağı, lavanta çiçek suyu, Aloevera jel, Buzzy Bee naturel bug repellent.

· Antialerjik şurup

· Pişik kremi

· 50 faktörlü koruyucu nemlendirici

· Yaralanmalar için baticon, antibiyotikli pomat, gazlı bez, flaster

· Gaz ilacı

· Diş jeli

· SF burun damlası

Yazının devamı...

Güneşten zarar görmeyi engelleyen pratik maskeler

Güneşten zarar görmeyi engelleyen pratik maskeler

Güneşin zararlı etkileri sonucu yıpranmış, kurumuş, parlaklığını kaybetmiş ciltlerin yeniden ışıl ışıl görünmesi için herkesin kolayca uygulayabileceği farklı cilt tipleri için çeşitli maske tarifleri ile tatilde de cildinizi koruyabilirsiniz.

Salatalık Maskesi - Kuru Ciltler: Bir çorba kaşığı yoğurt, aynı miktarda yulaf unu, bir tatlı kaşığı bal ve bir orta boy salatalık. Karıştırılarak kalın bir tabaka halinde güneşten hasar görmüş cilt üzerine sürülür ve 30 dakika bekletilir. Sabun veya temizleyici jel kullanmadan ılık suyla yıkayarak yüz temizlenir.

Bal Maskesi - Tüm ciltler: Organik olduğundan emin olduğunuz balı ince bir tabaka halinde cildinize sürün ve 5 dakika bekleyin. Önce ılık suyla sonra soğuk suyla yıkayınız.

Yoğurt Maskesi - Yağlı Ciltler: Maya ile karıştırılmış bir bardak yoğurt dairesel hareketlerle yüze uygulanır. 5 dakika beklenir ve ılık su ile yıkanır.

Muz Maskesi - Gençleştirici: Bir adet muz püre haline gelinceye kadar ezilir ve ince bir tabaka halinde yüze uygulanır. 10 dakika bekletilip, ılık su ile yıkanır. Yüzünüzün yumuşak ve pürüzsüz olduğunu göreceksiniz.

Avokado Maskesi - Tüm Ciltler: Püre haline getirdiğiniz yarım avokadoya bir çay kaşığı bal ilave ederek ince bir tabaka halinde yüzünüze uygulayın. 15 dakika maskenizin kurumasını beklerken gözünüze iki adet salatalık dilimi yerleştirebilirsiniz. Önce ılık sonra soğuk su ile yüzünüzü yıkayınız.

Yulaf Unu Maskesi - Yağlı Ciltler: 2 çorba kaşığı yulaf unu, bir çay kaşığı karbonat ve hamur kıvamına gelmesini sağlayacak kadar kaynatılıp soğutulmuş su ilave edilir. Yüze dairesel hareketlerle sürülür ve 10 dakika sonra ılık su ile yıkanır. Pürüzsüz bir cilde sahip olduğunuzu göreceksiniz.

Limon Suyu Maskesi - Tüm Ciltler: Bu maske yüzünüzdeki sizi rahatsız eden siyah noktaları azaltacaktır. Yarım limon suyunu bir yumurtanın beyazı ile karıştırın. Oluşan emülsiyonu ince bir tabaka halinde yüzünüze uygulayın. Kuruyunca sertleşecektir. Bir gece yüzünüzde kalmalı. Sabah ılık su ile yüzünüzü yıkayın ve gergin, pürüzsüz ve temiz bir cilde sahip olduğunuzu göreceksiniz.

Muz ve Yoğurt maskesi - Kuru Ciltler: Püre haline getirilmiş yarım muz, bir çay kaşığı bal ve yarım su bardağı yoğurt karıştırılarak ince bir tabaka halinde yüze uygulanır. 10 dakika sonraılık su ile yıkanır. Nemlenmiş ve yumuşak bir cildiniz var artık.

Yazının devamı...

RAMAZAN VE KİŞİSEL BAKIM

RAMAZAN VE KİŞİSEL BAKIM

Cildin yıpranmamsı ve yaşlanmaması doğaya aykırıdır ancak yılların izini cildinizde daha az ve daha geç görmek için var olanı korumalısınız. Yaz aylarında sıcak hava ve güneş ışınları gibi çevresel faktörlerin etkisi ile cildin daha fazla neme ihtiyacı vardır. Yaz aylarındaki güneş ışınlarının zararlı etkilerine maruz kalmış cildimiz Ramazan ayı ile birlikte yanlış beslenme ile daha da yıpranıp cansızlaşabilir. Güneş ışınları cildimizde kuruma, kalınlaşma ve matlaşmaya neden olur ve bu değişimler de cildimizin daha kolay yıpranmasına yol açar.

Oruç nedeniyle uzun süre susuz kalanların ciltlerinde kuruma meydana gelebilir. Ayrıca iftarda ve sahurda, ağır ve yağlı beslenmek, zaman darlığı sebebiyle vücut için gerekli gıdaları tam alamamak ve yetersiz uyku; cildi olumsuz yönde etkiler. Aslında, Ramazan ayında tutulan oruç ile temel bazı beslenme yanlışları yapılmadığında ve bakıma dikkat edildiğinde, cilde bir anlamda detoks uygulanmış olur. Su, canlı ve sağlıklı bir cilt için son derece önemlidir. Susuz kalındığı takdirde ciltte kuruluk, ince kırışıklık ve sarkmalar baş gösterebilir. Özellikle göz çevresi bu durumdan etkilenen bölgedir ve iftardan başlayarak sahura kadar düzenli aralıklarla günlük ihtiyacımız olan en az 1.5 lt su tüketmemiz gerekir.

Sulu meyve ve sebzetüketmeye özen gösterilmeli. Ancak cilt için gerekli nem oranını korumak ve suyu hücrelerde daha fazla tutabilmek için sadece su içmek yeterli olmaz. Hücrelerde meydana gelecek hasarı da önlemek gerekiyor. Yüksek teknoloji ile üretilmiş konusunda uzman kişilerin önerdiği nemlendiriciler kullanılmalıdır. Güçlü formüllü yoğun nemlendirici özellikte, cildin gün boyu nemli ve yumuşak kalmasını sağlayan ürünler kullanılmalıdır. Nemlendiricilerin etkisi sadece cildi nemlendirmek ve kurumaktan korumakla sınırlı değil, aynı zamanda güneş ışınlarına karşı koruyucu bir kalkan oluştururlar. Yeni nesil nemlendiriciler cildi nemlendirirken aynı zamanda, ölü hücre tabakasının alınmasına ve hücre yenilenmesini de sağlayan bileşikler içeriyorlar (Glikolik asit, AHA gibi). Bazı nemlendiriciler ise B, C, E vitamini ve betakaroten gibi cildin yaşlanma sürecini yavaşlatan vitaminler içerirler. Cilt; kirli hava, ultraviyole ışınlar gibi çevresel faktörlerin etkisiyle giderek mat ve cansız bir görünüm alır. Bu yüzden yağsız ve güneş ışığı filtreli bir nemlendirici krem kullanmayı alışkanlık haline getirmek gerekiyor. Doğru seçilmiş bir nemlendirici, su moleküllerinin cilt yüzeyinden cildin derinlerine kadar hareketi için uygun ortamı sağlar, üst deriyi mükemmel bir yumuşaklığa kavuşturur. Böylece cilt, daha parlak, pürüzsüz ve esnek bir görünüm alır. Göz çevresindeki deri de çok ince olması nedeniyle, yüzün diğer kısımlarına oranla kırışıklıklara daha elverişlidir. Bu nedenle göz çevresine ekstra özen gösterilmelidir. Lipozom tekniği ile hazırlanmış peptid içerikli ürünlerin kullanılması doğru olur.

Ramazanda cildimiz ve vücudumuz için dikkat etmemiz gereken önemli noktalar şöyle;

1. Beslenmemize dikkat etmeliyiz. B,C,E,A ve K vitaminleri cildimizin temel taşlarıdır. Vitamin açısından zengin besinleri tercih etmeliyiz.Bu vitaminleri içeren gıdalar genellikle bitkisel kaynaklıdır. Ayrıca biotin (yumurta beyazında), folik asit (ceviz, badem, yeşil yapraklı sebzeler, kurubaklagiller vs), demir (kırmızı et, kurubaklagiller) Omega 3 yağı (balık, ceviz, yeşil yapraklı sebzeler).

2. Omega-3 yağ asitlerinden EPA güneş ışınlarının neden olduğu cilt yaşlanmasını ve var olan yaşlanma izlerini azaltır. En zengin Omega-3 kaynakları ise uskumru, hamsi levrek ve somon…

3. Beslenmemizde antioksidan gücü yüksek meyvelerden yararlanmalıyız. Nar, kiraz, yabanmersini, erik, üzüm, elma, çilek gibi yüksek antioksidan içerikli, cilt dostu meyveler yemeliyiz. Her gün en az bir tane elma ara öğün olarak yenmeli ve cildimiz için çok yararlı olan kuversetin, üzümde resveratrol, erikte proantosiyanidin’den yararlanılmalıdır.

4. İftarda zor da olsa (Glikolik asit, AHA gibi) eker ve şekerli yiyecek ve içecekten uzak durulmalıdır. Şeker cildin dostu değil düşmanıdır.

5. Balkabağı günümüzde en çok önerilen ve medikal kozmetik ürünlerin formülasyonuna da giren iyi bir cilt dostudur. Havuç ile birlikte alındığında beta karotenin de varlığı ile iyi bir antiaging kokteyli oluşturulabilir.

6. C vitamini cildin dostu ve olmazsa olmazıdır. Turunçgiller zengin bir C vitamini kaynağı olduğu gibi kabuklarındaki d-limonene de antiaging etkili ve cilt kanserine karşı koruma özelliğine sahip bir etken maddedir.

7. Ceviz, badem ve fındık E vitamini, kalsiyum, Omega-3 yağ asitleri içerirler ve cilt dostu olarak bilinirler.

8. Yoğurt ilk bilinen biyoteknolojik bir üründür ve hem vücuda hem de cilde yararlıdır.

9. İftardan sonra en az 1.5 litre su içmeliyiz. Nem kaybını karşılar cildin erken yaşlanmasını engeller.

10.Keten tohumu Omega-6 açısından zengindir. Ramazan ayı süresince yoğurda ve salataya keten tohumu ilave etmeyi unutmayınız.

11.Yumurta bilinenin aksine çok yararlı bir besindir Protein, mineral ve vitamin kaynağıdır ve tok tutar.

12.Yeşil çay içeriğindeki polifenoller ve kateşinlerden dolayı antioksidan ve antiaging etkili bir içecektir. Ramazan da en az bir fincan yeşil çay içilmelidir.

13.Düzenli ve sağlıklı uyku uyumanın faydaları saymakla bitmez. Cildinizin ve vücudunuzun dengesi için Ramazan ayı boyunca sağlıklı uyku uyumaya ve buna vücudunuzu alıştırmaya çalışın.

Yazının devamı...

Besin Destekleri mi? İşlevsel Gıdalar mı?

Fonksiyonel besinlere artan ilginin nedenleri arasında; sağlık üzerindeki etkilerini gösteren bilimsel bulguların artması, yazılı ve görsel basında beslenme ve sağlık konusundaki haberlerin çoğalması, konuyla ilgili kitapların sayısının artması, internette konuya çok yer verilmesi ve bunlara kolayca ulaşılabilmesi bulunuyor. Bir diğer önemli neden ise özellikle gelişmiş toplumlardaki ortalama yaşam süresindeki belirgin artış ve bunun sonucunda “Toplumun yaşlanması”. Ortalama yaşam süresi Japonya ve Norveç gibi refah düzeyi yüksek toplumlarda 80’li yaşları aştı, Türkiye’de ise70 yaş civarında.Toplumda ortalama yaşam süresi arttıkça bu tip ürünlere olan talep deartıyor. Yapılan hesaplamalar sonucunda, 2050 yılında gelişmiş ülkelerde,nüfusun üçte birinin 50 yaş üzerinde olacağı öngörülüyor. Ancak önemli olan 50’li yaşlara ulaşmak, uzun yaşamak değil, sağlıklı bir yaşlanma dönemi yaşamak.

Doğal besinler (meyve ve sebzeler), organik ürünler ve bunlardan hazırlanan sağlık ürünlerinin yanı sıra beden ve fiziksel kapasiteyi artıran ürünler yer alıyor.Spor içecekleri, elektrolit içecekleri ve spor enerji barları gibi ürünler, katkılı yulaf gevreği ürünleri, folat katkılı portakal suyu, kolesterolü düşüren stanol katkılı margarinler gibi ürünler de bu grup içinde yer alıyor.1992’de sadece ABD’de 5.4 milyar dolar olan bu grup ürünlerin pazarı günümüzde ise 50 milyar dolar civarında bulunuyor.

Bitkilerde, fotosentez sonucu, bitkinin büyümesi, gelişimi, metabolizması veya savunması ile ilgili amino asitler, klorofil, nükleotitler, basit karbonhidratlar ve membran lipitleri gibi bileşikler primer metabolitler gibi birçok molekül meydana gelir. Sarımsak, enginar, ısırgan gibi gıdalar işlevsel besinler olarak tanımlanır. Ancak, son yıllarda bu besin bileşenlerini tablet, şurup gibi farmasötik formlar halinde kullanıma sunulan besin destekleri kavramı önemli bir ticari potansiyel yarattı.

Besin destekleri; farklı beslenme alışkanlıklarına bağlı olarak, özellikle bitkilerin bu besleyici ve sağlık için önemli bileşenlerinden yeterince yararlanamayan kişiler tarafından kolay kullanım yarattığı için tercih ediliyor. Besin olarak yararlanılan bitkilerin besleyici öğelerinin dışında sağlığın korunması ve tedavi amacıyla yararlanılmasını sağlayan ve tablet, şurup gibi farmasötik şekillerde pazarlananürünler ise nutrasötikler olarak adlandırılıyor.

Sağlığı koruyucu veya hastalık riskini azaltıcı etki gösteren gıdaolarak tanımlanıyor işlevsel gıdalar. (Roberfroid, 1999)

Lahana, brokoli, karnabahar, brüksel lahanası kanser riskini azaltır. Domates göğüs, sindirim sistemi, mesane, deri ve akciğer kanseri riskini azaltır.Sarımsak kanserden korur, mide tümörünün oluşumunu engeller.Keten tohumu kalp atakları ve kalp krizi riskini önler.

Fonksiyonel besinler; doğal olarak içerdikleri spesifik, fizyolojik aktif bileşenleri ile kardiovasküler, kanser, diabet, hipertansiyon gibi kronik hastalıklardan koruyarak tedavi edip, yaşam kalitesini yükselten besinler olarak tanımlanıyor. Fonksiyonel besin olarak nitelendirilen soya fasulyesi, keten tohumu, sarmısak, lahana, brokoli, karnabahar, brüksel lahanası, domates, meyan kökü gibi besinler, yüksek antikarsinojik aktiviteye sahipler. Turunçgiller ise içerdikleri C vitamini, folik asit, potasyum, pektin dışında aktif fitokimyasal öğeleri içeriyorlar. Fitokimyasal öğeler de, kanser ve kardiovasküler hastalık riskini azaltıyor.

Günlük gereksinim miktarlarını aşmayan vitamin ve mineral formülasyonları, protein ve amino asit ekstreleri, Omega-3, Omega 6 veya Omega 9 yağ asitleri, balık yağı formülasyonları besin desteği tanıma uyar.

“Bir besinde biyolojik olarak etkili olduğu kabul edilen bir bileşeni, besin olmayan bir taşıyıcı içerisinde, besinde bulunduğundan çok daha yüksek miktarlarda taşıyan ve profilaktik ya da tedaviyi desteklemek amacıyla kullanılan besin destekleri” (Zeisell, 1999). Besin/işlevsel besinlerde bulunan etkili bileşenleri kaynağında bulunduğundan çok daha yüksek miktarlarda taşıyan ve farmasötik dozaj şekilleri halinde pazarlanan ürünlerdir. Örneğin domatesin etkili bileşeni likopen, üzüm çekirdeğinin etkili bileşeni resveratrol, yeşil çayın etkili bileşeni olan EGCG (epigallokateşin gallat) veya soya fasulyesinden elde edilen izoflavonlar bu tanıma uyar.

Besin Desteği ve Nutrasötik olarak sınıflandırılan ürünlerin ortak özelliği “besin” olmalarının yanı sıra “doğal” olmaları. Doğal dendiğinde ise doğadan elde edilen ve besin olarak yararlanılan tüm “bitkisel, hayvansal, mineral ya da mikroorganizma”kaynaklı ürünler söz konusu oluyor.

Sonuç olarak; insanların kendi beslenme alışkanlıklarını gözönüne alarak belirli aralıklar ile besin destekleri kullanması, sağlığın korunması ve sağlıklı bir yaşlanma süreci için önemlidir. Ancak aşırı miktarlarda ve gereksiz yere kullanılmasının da zarar verebileceği göz önüne alınmalı. Bu bakımdan, internet sitelerinde ya da satıcı firmalar tarafından satışının artırılmasına yönelik reklamlara kapılmadan, güvenilir kurumlar tarafından yayınlanan kaynaklardaki kullanım önerileri izlenmelidir.

Yazının devamı...

Güneş cildiniz için tehlike haline gelmesin!

Özlemle beklediğimiz güneş, yüzümüzü güldürse de hiç istemediğimiz sorunlar yaşamamıza yol açabiliyor. Baharla birlikte bazı dermatolojik hastalıkların görülme sıklığı artıyor. Bu hastalıkların başında da alerjik deri hastalıkları geliyor. Özellikle ‘atopik bünyeli’ yani saman nezlesi, alerjik egzama ve astım gibi hastalıkların daha sık gözlendiği kişilerde, cilt sorunlarına daha sık rastlanıyor. Kış boyunca nemsiz kalarak kuruyan ve matlaşan cilt, güneşle temas edince çeşitli sorunlar yaşamaya başlıyor. Atopik bünyeli bireylerde bu sorunların etkisi daha yoğun ve uzun sürüyor. Güneşe maruz kalan bölgelerde deri döküntüleri, koyu lekeler, yanıklar ve uzun vadede kötü huylu tümörlerin oluşumuyla erken cilt yaşlanması görülebiliyor. Bu dönemde değişen ısı değerleri ve nem oranları da deride görülebilen bazı bulaşıcı hastalıkların sıklığını artırabiliyor. Bakteriyel, viral ve mantarlara bağlı cilt hastalıkları sıcakta daha çok görülebiliyor.

Yaza geçiş döneminde güneşe uzun süre maruz kalmadan öncebazı tedbirler alınması gerekiyor.Cildi nemlendirmek amacıyla cilt tipine uygun nemlendiriciler, yenilemek amacıyla da dermakozmetik ürünler kullanılması, dikkat edilmesi gerekenlerin başında geliyor. Dışarı çıkarken mutlaka cilt tipine uygun bir güneş koruyucu kullanmak gerekiyor. Bazı deri hastalıkları güneşe maruz kalmakla daha da şiddetlendiğinden; özellikle sivilce, akne, lupus eritematozus, seboreik egzama, uçuk sorunları olanların güneşle temastan kaçınmaları gerekiyor.Güneşin zararlı etkilerinden korunmak adına önerilen dermakozmetik ürünlerin en iyi sonucu vermesi için seçimlerin çok iyi yapılması gerekiyor.

Gündelik yaşamda güneşten korunmanın en iyi yollarından biri güneşten korunma ürünleri.Güneş koruyucu ürünler; ışınları yansıtarak, zararsız ışın demetlerine ve enerjiye dönüştürerek etkilerini gösterir. Güneş ürünlerinde istenen etki UVA ve UVB ışınlarını bloke etmesidir.Gündelik hayatta, kısa süreli güneşe maruz kalma durumunda (birçok yüz nemlendiricisinde bu oran mevcut) 15 faktörlü bir koruma ürünü yeterli olurken; uzun süreli güneşte kalma durumunda ise 30 ve üstü faktörleri tercih etmek gerekiyor. Güneş ürünü seçilirken, ürünün UVA-UVB, hatta UVA1 filtresi olması öneriliyor. Ayrıca, ürün seçiminde deri fototipi (DFT) de önem taşıyor. DFT’i I ve II olan bireylerde 30 faktör üstü ürünleri kullanmak daha doğrudur. Güneşe hassasiyet gerektiren durumlarda, genetik hastalıklarda (kseroderma pigmentosum vb.) ise 50+ faktörlü ürünler, koruyucu açık renkli giysiler, geniş terekli şapkalar, cam filmleri, güneş gözlükleri gerekli oluyor. Yağlı ciltlerde su bazlı, kuru ciltlerde ise yağ bazlı ürünler tercih edilmeli. Sadece yüzümü değil, ellerimizi de korumamız gerektiğini unutmamalıyız. Özellikle yaz aylarında kullanacağımız el kremlerinde en az 8 koruma faktörlü ürünleri tercih etmeliyiz. Ellerde oluşacak güneş hasarlarını gidermek çok zor ve sabır gerektiren bir tedavi sürecidir. Bu nedenle var olanı yani cildimizin, ellerimizin sağlığını korumak birinci görevimiz olmalı…

Kullandığımız kozmetiklerin içerdikleri kimyasallar nedeniyle kullanım sırasında çok hassas davranmamız gerekiyor. Kimyasalları deri yoluyla almak, onları yutmaktan daha risk taşıyor. Deri yoluyla direk vücuda giren ve hızla dolaşıma karışan kimyasallar, organlara hızla taşınıyor ve uzun süreli kullanıldıkları için dokularda depolanıyor. Bazı kozmetikler, bir kez maruz kalmayla herhangi bir hastalık tablosu oluşturmazken; zaman içinde kimyasalın gittikçe artış gösteren etkileri ortaya çıkabiliyor. Yazın özellikle kadınların sıkça kullandığı bronzlaştırıcı kremler 22 kimyasal içeriyor. Bunların kullanımı kurdeşen, tahriş, hormonal bozukluk gibi sonuçlar ortaya çıkarabiliyor. Bu nedenle ürünlerin içeriklerinin çok iyi anlaşılması ve buna göre seçimin yapılması gerekiyor. Bu noktada diğer bir önemli nokta ise; “kişiye özel dermakozmetik ürünlerin” kullanılması. Kişinin genetik özelliklerine, cilt yapısına, isteklerine göre kişiye özel hazırlanan, doğal içerikli ürünler daha iyi sonuç vererek, kimyasalların zararlı etkisini de en aza indiriyor. İlaçlar gibi kozmetik ürünlerin de kişiye özel ve organik üretilmesi daha etkili sonuçlar yaratacaktır.

Yazının devamı...

Türkler hassas ciltli mi yoksa cildini korumasını mı bilmiyor?

Tıbbi açıdan bilimsel olarak hassas cilt diye bir tanım henüz yapılmış değil. Yapılan bakımlara karşı daha duyarlı, normal ciltle kıyaslandığında tahrişlere daha meyilli bir cilt tipi olarak tanımlayabiliriz. Bu cilt tipinde bariyer fonksiyonu bozukluğu olduğu için sinir uçları savunmasızdır ve sinirsel tepkiler daha güçlüdür. Dolayısıyla yanma, sızlanma ve kaşınma gibi sinirsel faaliyetler sonucu ortaya çıkan görülmeyen sadece hissedilen subjektif belirtilerdir. Objektif belirtiler ise görünür ve değerlendirebilir. Kızarıklık, pullanma, sulanma hassas ciltlerin objektif belirtilerindendir. Genetiğe bağlı hassas cilt ise kızıl saçlı, açık tenli ve renkli gözlü kişilerde görülür. Epidermis ince olduğunda sinir uçları ve kan damarları yüzeye daha yakındır ve güneşe, sıcağa ve soğuğa karşı çok daha duyarlıdır. Cilt tabakaları ve koruyucu yağlar yeterli olmadığından bariyer fonksiyon bozuklukları daha kolay oluşur ve tahriş edici unsurlar cilde rahatlıkla nüfuz edebilir yangı ve kızarıklıklara neden olabilir.

Hassas ciltlerin en büyük sıkıntısı kızarıklık

Hassas ciltte kan damarları cilt yüzeyine genetik olarak daha yakındır. Sıcak hava, sıkıntılı bir durum bile yüzdeki kan damarlarının genişlemesine neden olur. İnce ciltlerde bu kanlanma gözle görülür. Bağışıklık sistemi hassas ciltlerde çabuk tetiklenir. Bir tahriş unsuruna karşı harekete geçtiğinde ilgili bölgeye kan hücum eder ve cilt anında kızarır ve bu kızarıklık yangı devam ettiği sürece geçmez. Yangı olmasa bile açık tenli insanların ciltleri kan damarları yüzeye daha yakın olduğu için pembemsi görülebilir. Bu tip ciltlerde pigmentler daha az olduğu için kızarıklık daha da belirgindir.

Bariyer Fonksiyonu Nasıl Güçlendirilir?

Bariyer fonksiyonunun güçlenmesi sadece kızarıklığı azaltmaz aynı zamanda yanma, sızlanma, kaşınma, pullanma gibi istenmeyen şikayetlerin azalmasına neden olur.

Bariyer fonksiyonunun daha güçlenmesi için;

· Az köpüren bir temizleme ürünü kullanılmalı. Köpüren temizleme ürünlerinde deterjan yapımında kullanılan kimyasallar vardır. Bunlar sebumu uzaklaştırmak amaçlı kullanılır. Hassas ciltler daha ince oldukları için sebum miktarı genellikle azdır ve köpürme cildin koruma lipitlerini yok eder.

· Temizleme sütlerini tercih edilmeli.

· Parfüm içermeyen dermokozmetik ürünler kullanılmalı.

· Cildin emilimini artıran maddelerden kaçınmalı. Asit içeren peelingler, propilen glikol ve alkoller kaçınılması gereken kimyasallardır. Kullanılan toniklerin hassas ciltler için üretilmiş ve test edilmiş olduğundan emin olunmalı.

· Keseleme ve mikrodermabrasyon gibi mekanik peeling türleri zorunlu olmadıkça uygulamamalı.

· Lipit destekler içeren, bariyer fonksiyonunu tamir edecek ve güçlendirecek maddeler içeren ürünler tercih edilmeli. Fosfolipitler, yağ asitleri, peptidler ve kolesterol bu maddeler arasında yer alır.

· Silikon içerikli ürünler tercih edilebilir. Cilt yüzeyinde yapay ve koruyucu oluşturacağı için cildi dış etkenlere karşı koruyacak ve bariyer fonksiyonunun kendisini doğal olarak yenilenmesine yardımcı olur.

· Güneş hassas ciltlerde koruma lipitlerinin azalmasına neden olur.

Hassas ciltlerde kızarıklık nasıl azaltılır?

· Bilinen tüm tahriş edici ve allerjik maddelerden uzak durulmalı. Parfüm, aromatik yağlar, isopropil veya SD alkol, mentol, nane özleri, turunç özleri, kurutucu kil maskeleri kan akışını hızlandıran kimyasallarda sakınmak gerekir.

· Cildi soyan veya kuru bırakan ürünler kullanılmamalı.

· Güneş ve sıcak havadan kaçınmalı. Ciltteki kan damarlarını genişlemesine neden olacağı için yangı yapabilir.

· Cildi serin tutmaya çalışmak gerekir.

· Her gün düzenli güneş koruyucu kullanılmalı. Çinko oksit hassas ciltlere uygun bir kimyasaldır.

· Parfüm içermeyen ve hassas ciltlere özel üretilmiş nemlendirici kullanılmalı.

· AHA’lı ürünleri kullanmadan önce uzman önerileri alınmalı.

Hassas ciltlere özgü kimyasallar

· Desitil glikozit cildi soymadan temizlediği için içeriğinde bu madde olan ürün tercih edilmeli.

· Lipit içerikli ürünler, bariyer fonksiyon bozukluklarını onarır. Lipit bileşenler güneş kremlerine, nemlendiricilere, serumlara, maskelere, göz çevresi kremlerine eklenebilir. Seramitler, fosfolipitler, kolesterol ve peptidler önemlidir. Bu maddeler doğal bariyer fonksiyonunu taklit eden bir karışım oluşturmak için kullanılır.

· Üzüm çekirdeği, yeşil çay gibi antioksidanlar serbest radikalleri uzaklaştırır ve kızarıklığın azalmasına yardımcı olur. Aynı zamanda erken yaşlanmayla mücadeleye destek olur.

· Antioksidanlar cildi pürüzsüzleştiren maddelerdir. Kızaklığı gidermek amaçlı stearil, azulen, bisabolol bitki özleri sayılabilir.

Hassas cilt soyma işlemi

Hassas cilt zamanında çok fazla soyulduğu içinde hassaslaşmıştır. Kızarıklık ve yangı olan cilde hiçbir zaman mekanik veya kimyasal peeling uygulanmamalıdır. Hassas bir cilde yumuşak granüllü (keskin ve sert taneler içermemelidir) ve nemlendirici özelliği ve yoğunluğu fazla bir ürünle özenli bir şekilde soyulabilir. Cilt kızarık ve yangılı değilse, AHA serumları veya kremleri ile kimyasal peeling yapılabilir. Bu ürünler % 10’dan fazla AHA içermemeli ve pH 3.5’dan fazla olmamalıdır.

Hassas ciltler ve önerilen cilt bakımı

· Cildi ıslatın ve dairesel hareketlerle hassas ciltlere uygunluğu test edilmiş bir temizleme sütünü cilde sürün.

· Nemli bir bez veya pamuk yardımıyla temizleme sütünü özenle silin.

· Parfüm içermeyen hassas ciltlere özel bir nemlendirici veya serum sürün.

· Yüzünüz 5-6 dakika bir buhar makinesinin ürettiği seri buhara tutun. Veya soğuk ve nemli bir kompresi yüzün üzerine yerleştirin.

· Yumuşak alkol ve parfüm içermeyen bir toniği pamuk yardımıyla yüzünüze sürün.

· Yeşil çay, meyan kökü özleri içeren jel bazlı maskeleri tercih edin.

· Maskeyi soğuk, nemli ve yumuşak bez veya pamukla silin. Maskeyi silerken yüze baskı yapmayın. Silmeden önce ıslak kompres uygulayarak maskenin yumuşayıp çözülmesini sağlayabilirsiniz.

· Hassas ciltlere özel koruyucu güneş ürününüzü sürmeyi ihmal etmeyin.

· Bakım sonrası en az 2 saat makyaj yapmayın.

Hassas cilde sahip kişiler, mutlaka konusunda yetkin doktor ve eczacılardan danışmanlık almalı. Raflardaki dermokozmetik ürünlerin konfeksiyon ürünler olduğu unutulmamalı. Genetik yapının farklı olması, çevresel faktörler, beslenme alışkanlıklarımızın farklılığı, yaşam felsefemizdeki farklılığımız kullanacağınız ürünlerin de farklı olması gerektiğinin göstergesidir.

Size özel ve genetik yapınıza uygun hazırlanmış ürünler kullanmanız gerektiğini unutmayın…

Yazının devamı...

Huzursuz Bacak Sendromu Hayat Boyu Sürer…

Çok sık görülmesine rağmen, hastalık olduğunun bilinmemesi nedeniyle tedavi edilmemesi yüzünden insanlar, ne yazık ki yaşam standartlarını düşüren bu hastalıkla hayatlarını sürdürmek durumunda kalıyor.

Huzursuz bacak sendromu özellikle istirahat döneminde gözlemlenen, bacaklarda uyuşma, yanma, iğnelenme, karıncalanma, ağrı ve şiddetli hareket ettirme isteği gibi yakınmalarla kendini gösteren bir nörolojik hastalık... Genellikle akşam saatlerinde ve her iki bacakta ortaya çıkar ve hareketle azalır. Bulguların akşam ve gece saatlerinde ortaya çıkması ise hastaların yaşam standardını düşürür ve ciddi uyku bozukluklarına neden olur. Ayrıca huzursuz bacak sendromu olan hastaların çoğunda, uyku sırasında bacaklarda ortaya çıkan istemsiz hareketler de görülür. Huzursuz bacak sendromu genellikle ileri yaşlarda ve çoğunlukla kadınlarda ortaya çıkan bir hastalık olmakla birlikte tüm yaşlarda görülebilir. Çok iyi bilinmediği ve tanısı konulmadığı için birçok hasta, huzursuz bacak sendromu ile yaşamını sürdürüyor. Ülkemizde yapılan çalışmalar, bu hastalığın ortalama görülme sıklığının % 3-8 olduğunu ortaya koyuyor ki buda oldukça büyük bir orandır.

“Huzursuz Bacak Sendromu” genetik mi?

Nedeni saptanamayan huzursuz bacak sendromu yaşayan hastaların büyük çoğunluğunda genetik geçiş olduğu düşünülüyor. Özellikle 40 yaş öncesi başlayan kişilerde genetik geçişin daha yüksek oranda olduğu görülüyor. Bugün en çok kabul edilen görüşe göre; huzursuz bacak sendromu beyinde dopamin isimli maddenin bazı özel bölgelerde azalması sonucu gelişiyor.

Huzursuz bacak sendromuna neden olabilecek durumlar

Ayrıca kafein, alkol ve sigaranın da huzursuz bacak sendromu bulgularını artıracağı unutulmamalı.

Huzursuz bacak sendromu için basit öneriler

İlk yapılması gereken, bazı basit önlemlerin alınması ile yatak ve yaşam odalarının düzenlenmesi.

· Akşam saatlerinde yatmadan önce alkol, sigara, kafein içeren içeceklerden (çikolata, kafein içeren çay ve kahve gibi) uzak durulmalı.

Huzursuz bacak sendromu genelde hayat boyu süren bir durumdur ve bununla yaşayabilmek için hastalar, hayatlarını kolaylaştırmaya yarayacak kendi yöntemlerinizi geliştirmeli. Onlara yardımcı olacak bazı ipuçları ise şöyle;

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.